25-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
ZORBALARIN DA YASASI VAR PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 25
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin Evci   
02-05-2006
Image 
Ulusal kimlik statüsü olarak ‘vatandaşlık’, bir yönüyle bireyin devlete yasal sorumluluğu anlamını içerir. Vatandaşlık, bireyin devletle haklar, sorumluluklar bağlamında niteliği yasalarla belirlenmiş ilişkisini çerçeveleyen bir statüdür. Vatandaşlık statüsünün toplumsal sözleşme ile tarafların gönüllü tercihleri ve katılımıyla sağlandığı kabul edilir. Yasalar bu anlamda en geniş uzlaşma, anlaşma alanını ifade eden sözleşme metinleridir.
Her kurum, her kişi yasal sınırlar içinde serbestliğin sınırlarını, nereye kadar gidileceğini, nerede duracaklarını bilir. Hukuk, bireyin ve devletin yasal sınırlarınaa özen gösterme pratiği ile toplumsal yaygınlık ve güç kazanır. Hukuk toplumu hiçbir gayri meşru zorlama olmaksızın kendiliğinden işleyişle kazanılan deneyim ve yaşama tecrübesiyle oluşur. Doğal olarak insanı, yaşamı merkeze alan anlayış içselleştirilmek durumundadır.
Hukukun içselleştirildiği toplumlarda keyfilikler sıradan olaylarmış gibi addedilemezler. Hassasiyet karşılıklı otokritiğe özen ve ihtimam gösterir. İhlal ve tecavüz kasıtlı, programlı değil, sıra dışı, anormal durumdur. Durumdan vazife çıkarmak ise asla söz konusu olmaz, olamaz. Ortak iradeyi bastırmanın adı vazife olamaz. Hele yasalara dayanarak yasaları tepeleme komedisi asla olamaz. Uzlaşma ve anlaşma kültürü kökleşmiş toplumlarda  o hassasiyetler; düşünsel, tarihsel, kültürel değerleri yaşamın dışına iten, insanı belli bir kalıba ve biçim almaya zorlamayı gerektiren hassasiyetler değildir. En ayrıntılı, en farklı tercih ve yaşam pratikleri devlet mekanizmasını doğrudan ya da dolaysız ilgilendiren hususlar olarak görülmez. Yaşamsal ilişkiler toplumsal uzlaşma ve anlaşma ile sağlandığı ölçüde sağlıklı ve verimli olacağından devlet, farklılıkların ifade etmesinde engelleyici olamaz, tarafgir tutumla müdahale  hakkını kendinde görmez, göremez.


Yasalar, insana ve yaşamın doğal akışına anormal müdahaleleri önlemek, daha doğrusu devlet erkinin güç ve yetki alanını vatandaşların hak ve özgürlüklerini korumayı esas alacak bir yaklaşımla sınırlayıcı, tanımlayıcı temel hukuk metinleridir. Çoğulcu ve katılımcı özelliği itibarı ile toplumsal sözleşme belgeleri olan yasalara herkes uymak durumundadır. Yasalara uyumun yoğunluğu, doğallıkla yasaların topluma uygunluğuyla doğru orantılıdır. Sosyal düzenin mümkün olabildiğince sorunsuz sürdürülebilmesinde bu uygunluk hayati öneme haizdir. İnsanların kendi rızalarıyla içselleştirmedikleri hukukun kaçınılmaz olarak kitlesel haksızlığın gerekçesi yapılacağı, giderek zulme dönüşeceği gün gibi açıktır. Orada ne hukuk kültürünü ne de kültür hukukunu oluşturabilir. Hukuk hakkın değil haksızlığın temeli üzerinde yükseltilirse ortaya kaos çıkar. Kaos hukuksuzluğu daha fazla azdıracağından yolsuz, düzensiz, belirsiz ortamın karışıklığı içinde; korkunun, gücün, zorun egemenliği tüm toplumu kuşatır. Korku ve yıldırmayla sağlanan koyu sessizlik içten içe müthiş öfke ve huzursuzluk köpürtür.  

Hukukun ancak dar bir zümrenin hak ve çıkarlarını gözetir tarzda var olması,  hukuk toplumu olmanın göstergesi için yeterli değildir. Hukukun herkes tarafından benimsenen meşru dayanaklarının olması gerekir. Biz insanlar çoğu zaman, çoğu yerde zulmün şatolarını hukukla inşa etmişizdir.  En üst ve ileri hukuk metinleri olarak anayasalar, nereden gelirse gelsin bu tür absürd zorlamaların vuku bulması halinde sosyal barışı sağlamak için vardır. Esas olan insandır. Burada devlet ‘hangi insan?’ sorusunu soramaz, sormamalıdır. Tercihlerinde, yaşama tarzında, inançlarında, kültürünü yaşamada, sosyal- siyasal faaliyetlerinde özgür insan! Bu etkinlikler insan gerçekliğinin tabii tezahürüdür. Devletin insan tabiatını ve özgür eğilimlerini değiştirme görevi olmaz, olmamalıdır. Aksi durumda devlet, toplumun huzurlu yaşamı için işleyen en üst siyasal sivil toplum örgütü olmaktan çıkar doğrudan doğruya devasa bir şiddet örgütüne dönüşür. O örgüt kendi ideolojisini veya doktrinini militarist bir tarzla size zorla dayatır. Onların istediği tipte ve anlayışta, onların kabul edeceği düşüncede olmazsanız; yaşamın dışına itilir, cezalandırılırsınız. Örgüt yönetiminin resmi onayından geçmemiş düşünceler, sözler, davranışlar içinde olamazsınız. İstediğiniz gibi giyinemez, istediğiniz insanlarla birlikte olamazsınız. Devlet, diktatör karakterli kimi insanların bir örgüt yapılanması içinde hiçbir meşru dayanakları olmadan hangi maksatla olursa olsun halka baskı ve işkence yapma, insanları yıldırma aracına dönüşemez. Dönüşürse bunun adı faşizm olur, komünizm olur. İnsanlık iki büyük savaş ve sonrasındaki soğuk savaş yıllarının o salgına dönüşen dehşetiyle şuur altında hâlâ dehşet saçan kâbusunu unutmadı. İnsanınızın iyiliğini esas aldığınızda hiçbir ideolojik keskinliği dokunulmaz tabulara dönüştüremezsiniz. Buna kimsenin, ama hiç kimsenin hakkı yoktur.  

Birileri toplumu kendi tasarılarına uygun olarak ‘adam etme’ sadizmini zorba uygulamalarla siyasete ekleyince ortaya bastırılmış, kıstırılmış duygular sahibi insanlarıyla kocaman hasta bir toplum çıkıyor. Bu uygulamalar baştan başa bir ülkeyi tımarhaneye, yarı açık ceza evine, bir toplama kampına dönüştürür, dönüştürmüştür. Bir şiddet örgütünün yaptığını ya da ancak bir şiddet örgütüne yakıştırılacak yasak uygulamaları devlet yapınca, üstelik kitlesel boyutta yapınca yasal olmaz. Bir uygulamanın yasal ya da yasaya uygun olması meşru olması anlamına da gelmez. Zorba yönetimlerin de yasası vardır. Lenin’in, Stalin’in, Franko’nun, Hitlerin, Şaron’un, Saddam’ın da yasaları vardı. Ama o yasalar bir bakıma gasp ettikleri yönetimle ezdikleri halkların isteklerine ne kadar uygundu? Yani diktatörlerin de yasaları olur; onların yasaları kitlesel şiddetlerine konjonktürel kılıf hazırlamak, görünürde bir dayanak bulmak içindir. Bu baskı ortamlarında yasalar yasaklarla özdeşir. Toplumu bunaltan, düşü, düşünceyi, aşkı, üretimi, kısacası tüm hayatı boğan yasaklar yasaların teminatı altındadır!.. Bu yasalar halkın ya da ülkenin tarihsel, kültürel, geleneksel gerçeklerine ters düştükleri için meşru değillerdir. Her şey bir yana yaşamın canlı akışına, işleyişine uygun değillerdir. Hangi ideolojik saik ve sebeple yapılırsa yapılsın bu tarz baskıcı ve kazuistik yasalar topluma deli gömleği giydirmekten, insanları zincirlemekten farksızdır. Denilir ki, iyi ama ‘efendim bu yasalar üstün proleteryanın burjuvaya karşı çıkarlarını korumak için…ya da üstün insan olarak yüce ulusumuzun egemen ve mutlu yarınları için.. veya laik, çağdaş, ileri bir toplum olarak muasır medeniyetler seviyesine çıkmamız için..’ Şunun içindir, bunun içindir ama etiyle, kanıyla; hayaliyle, gerçeğiyle; korkularıyla, ümitleriyle işte cap canlı karşınızda duran insan için değildir. Hep aynı otokratik mantık. Hep aynı mantıksızlık… Bütün o içinler onların olsun.  

Aynı retorik devam ediyor. Amerikalıların bir kısmının başkanı olan Bush’da Irak’a demokrasi ve özgürlük getirmek için aynı yalanları sıralıyor. Şimdi Iraklı kardeşlerimiz özgürlük ve demokrasiyi, mutlu, çağdaş dünyayı, eşi görülmemiş katliamlarla anar ve anlar oldular. Bugün işgali en korkunç boyutlarıyla yaşayan Iraklıların gözünde  demokrasi, özgürlük, çağdaşlık en aşağılık ve onur kırıcı işkenceler; genç, yaşlı, kadın, erkek, kız, çocuk demeden ölüm, kan, tecavüz, talan, çığlık, gözyaşı demektir. Özgürlük en masum canları paramparça eden bomba olup patlamaktadır. Demokrasi göz yaşlarından kan olup akmaktadır. Ve yine demokrasi hesabı sorulacak bir yalan, özgürlük gidişi çok feci olacak bir geliş demektir. Devlet aygıtı olarak işlerlik kazanan sistem insanların ortalama isteklerini karşılar, kabul edilebilir çıkarlarını gözetirler. Bilinmesi gereken ilk ve en basit ilke yasaların umumun maslahatını korumak olduğu gerçeğidir. 

Özetle yasalar insana, insani değerlere saygılı olmalıdır.

Ancak işgalcilere yakışacak anlaşılmaz bir mantıkla, insanımıza hayatı zehir etmek gibi şedit, karanlık bir amaç güdülmüyorsa, yine insanımızın hayrına olmayacak bir program yürütülmüyorsa; öz güvenimiz, olgunluğumuz varsa yasalarımızın yasaklar manzumesi olmaktan çıkarılması, kendi dinamikleriyle akıp giden gelişmeleri engelleyici değil düzenleyici hale getirilmesi zorunludur. Yasalar bir toplumun olgunluk seviyesinin bariz göstergesidir. Geri toplumların ileri, ileri toplumların geri yasaları olmaz. Siz istenen olgunluk seviyesine, yani birbirinizin hak, hukuk ve özgürlüğüne saygı duyma bilincine ulaşmışsanız yasalara bile gerek kalmayabilir. Türk toplumu tarihi, kültürel birikimiyle yeteri kadar, hatta fazlasıyla olgundur. Yeter ki kendimizi gerçekleştirmemizi engellemeyelim, kendi kendimizi bağlamayalım.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 02-05-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 48 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
60268168 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net