15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow ...TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ
...TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 0
KötüÇok iyi 
Yazar Ali KAÇAR-Genç BİRİKİM   
14-03-2012
Tarihi Süreç İçerisinde TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ

                                              Ali KAÇAR-Genç BİRİKİM
Suriye, 1920’de İtalya’nın San Remo kentinde yapılan konferansla Fransa mandaterliğine bırakılmış ve bu mandaterlik 1946 yılına kadar devam etmiştir. Suriye, bu tarihte bağımsızlığına kavuşmuş olsa da, Fransa bu ülkedeki egemenliğini ve mandaterlikten gelen ayrıcalıklarını eğiterek yetiştirdiği yerli işbirlikçiler kanalıyla uzun yıllar devam ettirmiştir. Bağımsızlıktan kısa bir süre sonra Suriye’de, darbeler birbirini izlemiştir; sadece 1949 yılında 3’er ay ara ile (Mayıs, Ağustos ve Aralık aylarında) 3 darbe gerçekleştirilmiştir.

Sonraki yıllarda darbeler devam etmiş (1954, 1961, 1962, 1963, 1966 ve 1970) hatta Baas Partisi’nin 8 Mart 1963’de yaptığı darbeden sonra bile bu partinin kendi içinde 1966 ve 1970’de iki ayrı darbe gerçekleştirilmiştir. 1966’da, Baas Partisi, kendi içinde yani Emin el-Hafız (Basçıdır, Sünnidir) ile Salah Cedid ve Hafız el-Esad (ikisi de Nusayri’dir) ikilisi arasında gerçekleşen ve Salah Cedid ile Hafız el-Esad’ın başarılı olduğu darbe, Suriye tarihine en kanlı darbe olarak geçmiştir. Daha sonra da Hafız el-Esad, Salah Cedid’e karşı darbe gerçekleştirmiş ve Salah Cedid’i idam etmemiş ama ölünceye kadar bir hücreye kapatmıştır. Salah Cedid, bu hücrede ölmüş ve ölünceye kadar da ailesinin ziyaretine bile izin verilmemiştir. Yönetime gelmesinden sonra Sovyetler Birliği'yle sıkı bir dostluk ilişkisi içine giren Esad, dağılmasına kadar Sovyetler'den sürekli destek görmüştür. Esad, izlediği politikada ABD ve Batı'nın çıkarlarını gözetmeyi de ihmal etmemiştir. Onun ABD'deki Yahudi teşkilatlarıyla gizli ilişkiler içinde olduğuna dair bir belge Sudan'da çıkan Kabas gazetesinin 1 Temmuz 1988 tarihli sayısında yayınlanmıştır.

Türkiye ile Suriye arasındaki ilk ve en önemli problem Hatay İli’nin hangi ülkenin sınırları içinde kalması konusunda çıkmıştır. Özellikle de bu problem, Hatay İli’nin 1939’da yapılan seçim neticesinde Türkiye’ye katılmasıyla daha da büyümüştür. Suriye, Hatay İli’nin Türkiye’ye bu şekilde katılmasını bir oldubitti olarak değerlendirmiş ve bir türlü hazmedememiştir. Dolayısıyla bu konu, Türkiye ile Suriye arasında 1990’lı yılların sonlarına kadar devam eden güven probleminin de temelini oluşturmuştur. Bu güven problemi nedeniyledir ki, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye ile Suriye hep zıt kutuplarda yer almıştır. Nitekim Türkiye emperyal Batı Bloğu’nun içinde yer alırken, Suriye ise diğer emperyal Sovyetler Birliği Bloğu içinde yer almıştır. Yine Türkiye, 1955’li yıllarda Bağdat Paktı ile bu emperyal bloğun içindeki yerini perçinlerken, Suriye ise Cemal Abdunnasır öncülüğünde Mısır’la alternatif bir ittifak oluşturmaya çalışmıştır.

Türkiye ile Suriye arasındaki bu çekişme Soğuk Savaş boyunca yoğunlaşarak devam etmiştir. Zaman zaman karşılıklı ziyaretler3 olmuşsa da, iki ülke arasındaki ilişkiler arzulanan seviyede gelişmemiştir. Suriye, baba Esad döneminde, Hatay İli’ni, Türkiye tarafından işgal edilmiş kendi topraklar olarak değerlendirmiş, okullarda ve devlet dairelerinde asılı duran bütün haritalarda da bu şekilde göstermiştir. 1939’dan beri Türkiye Suriye arasındaki mevcut olan bu probleme, 1980’den itibaren terör/güvenlik ile su problemi de ilave olmuştur. Türkiye Suriye arasındaki bu problemler 1998’e kadar devam etmiştir. 
 
Suriye ve PKK İlişkisi
       Türkiye ile Suriye arasında problem oluşturan en önemli konulardan birisi de, PKK’nın Suriye tarafından himaye edilmesi ve Türkiye’ye yönelik terör faaliyetlerinde desteklenmesidir. Bu problem, PKK’nın, Abdullah Öcalan’ın da içinde bulunduğu yönetim kadrosunun, 12 Eylül darbesinden kısa bir süre önce Türkiye’den ayrılarak4 Suriye’ye geçmesiyle başlamıştır. Suriye Gizli Servisi Muhaberatının, Abdullah Öcalan ile, dolayısıyla da PKK ile ilk teması ise Hafız Esad’ın kardeşi Cemil Esad aracılığıyla gerçekleşmiştir. Baas yönetimi bu teması, ilerleyen yıllarda daha da yoğunlaştırarak, hatta PKK’yı kontrolü altına alarak Türkiye ile arasında var olan problemler dolayısıyla Türkiye aleyhine kullanmaya başlamıştır. Aslında Baas yönetimi, PKK terörünü, sadece Türkiye’ye karşı kullanmamış, aynı zamanda kendi halkına karşı da kullanmıştır.

Böylece PKK, hem içeride (Türkiye’de), hem de dışarıda (başlangıçta sadece Suriye’de daha sonraları birçok ülke tarafından) kendisini himaye edecek illegal güçler bulmuştur. Zaten PKK, Suriye’ye geçinceye kadar Türkiye’de MİT, derin devlet ve kontrgerilla tarafından korunmakta idi, dışarıya çıkınca da kendisine uluslar arası bir yeni başka hami ve destekleyiciler bulmuştur. 12 Eylül darbesi dolayısıyla kendilerine darbe haberi verilmediği için içeride kalan solcu, Kürtçü ve sağcı örgütler, Mamak, Diyarbakır başta olmak üzere çeşitli cezaevlerinde işkencelerde geçirilerek yok edilirken, PKK aynı dönemde, uluslar arası istihbarat örgütleriyle ilişkiye geçmiş ve Türkiye Devleti’ne karşı koyacak kadar geliş(tiril)miş ve büyü(tül)müştür.

       PKK, Suriye’ye yerleştikten sonra daha rahat hareket etme imkânı bulmuş, Birinci ve İkinci Kongresini Suriye’de, Muhaberatın himayesinde yapmıştır. 20–25 Ağustos 1982 tarihlerinde Şam’da yapılan İkinci Kongrenin sonucunda yayınlanan sonuç bildirgesinin ilk iki maddesi, Suriye’nin desteğini gözler önüne sermiştir. Bu kongrede alınan kararların ilk iki maddesi şu şekildedir:
       1- PKK mensuplarının Suriye’de eğitilmesi, eğitimin kısmen Türk sınırına yakın yerlerde yapılması,
       2- Şam, Halep, Kamışlı, Afrin gibi Suriye şehirlerinde temsilcilikler açılması.

       Suriye, PKK’ya tanıdığı bu imkânların karşılığında, Muhaberat kanalıyla, PKK’nın kilit noktalardaki görevlere Suriyeli Kürt ve Ermenileri yerleştirmek suretiyle örgütün kontrolü tamamen eline almıştır.5 Abdullah Öcalan Haziran 1981’de Suriye’nin kontrolünde olan ve Suriye tarafından tamamen PKK’ya tahsis edilen Helve kampına yerleşmiştir. Bu kampa daha sonra Mahsun Korkmaz Akademisi ismi verilmiştir.6 Suriye'nin gözetiminde Lübnan Bekaa Vadisi'nde organizasyonunu gerçekleştiren PKK, Türkiye’deki ilk saldırısını 15 Ağustos 1984’de Eruh ve Şemdinli’ye yapmıştır. Bu saldırıdan sonra Türkiye’de terör olayları artarak devam etmiştir. Suriye, PKK’nın bu faaliyetlerini Abdullah Öcalan’ı Şam’da Muhaberat’ın gözetiminde barındırarak açıkça desteklemiştir. Nitekim 1989 yılında Hafız Esad’ın kardeşi Cemil Esad “bölgede bir Kürt Devleti kurulması ve bu devletin Güneydoğu Anadolu’yu kapsaması gerektiğini ifade ederek bu konuda Suriye yönetiminin PKK’ya açıkça verdiği desteği” dile getirmiştir.

       Suriye ile Türkiye arasındaki problemleri konuşmak üzere 19 Ocak 1993’te Suriye Başbakanı Mahmut El Zubi’nin resmi davetlisi olarak Suriye’nin başkenti Şam’a giden dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad ile su ve terör konularını görüşmüştür.7 Ancak bütün görüşmelere ve ikazlara rağmen, Suriye’nin PKK’yı desteklemesi 1998 yılına kadar devam etmiştir. Suriye’nin PKK’ya desteği, Orgeneral Atilla Ateş’in 17 Eylül 1998 günkü Reyhanlı/Antakya’daki konuşmasına kadar devam etmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanı orgeneral Atilla ATEŞ konuşmasında; Suriye’nin kendi topraklarından kaynaklanan ve Türkiye’nin güvenlik ve istikrarına tehdit eden terörist faaliyetleri desteklemeye artık bir son vermesini, aksi halde Türkiye’nin Suriye’deki PKK unsurlarını vuracağını, Suriye’nin bunu engellemeye kalkışması halinde ise savaş ilan edeceğini belirtmiş ve bu açıklama iki ülke ilişkilerini gerginleştirmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanı Ateş’in bu açıklamasının ardından; Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından, 2 Ekim 1998 tarihinde; “Suriye’ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kere daha dünyaya ilan ediyorum” açıklaması yapılmış, 9 Ekim 1998 tarihinde ise; İran, Kuveyt ve Bahreyn (Büyükelçilik düzeyinde) devlet başkanlarının kendisine gönderdikleri mesajda “diyalog yolu kapanmasın, sağduyu ile hareket edin” şeklindeki mesajlarını “Mağdur durumda olan Türkiye’dir. 30 bin Türk hayatını kaybetmiştir. Suriye bu cinayetlere destek veriyor” diyerek muhataplarını Suriye’ye sevk etmiştir.8 Bu arada Diyarbakır, Mardin’de bir takım askeri hazırlıklar ve tatbikatlar yapılmaya başlanmış ve Suriye’ye yönelik komutanlar tarafından sert uyarılar yapılmıştır.

       7 Ekim 1998 tarihinde; Türkiye, Mısır Devlet Başkanı Mübarek aracılığı ile “Apo’yu bize teslim et. Blöf yapmıyoruz. Çok ciddiyiz” şeklindeki mesajları içeren dosyayı Suriye?ye iletmiş, Başbakan Mesut Yılmaz dosyanın Mübarek’e verilmesinin ardından; “Suriye diplomatik çözüm isterse talebimizi yerine getirir. Artık adım atacak onlardır” beyanında bulunmuştur. Bu arada Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek iki ülkenin bir araya gelerek görüşme önerisinde bulunmuştur.

       Mısır Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi ve Mısır Dışişleri Bakanı Amr Musa tarafından Suriye adına getirilen mesajların ışığında, terörizmle mücadele işbirliğini görüşmek üzere, Türk ve Suriye Heyetleri 19–20 Ekim 1998 tarihlerinde Adana’da bir araya gelmişlerdir. Yapılan görüşmeler neticesinde, Türkiye adına Büyükelçi Uğur ZİYAL, Suriye adına güvenlik Başkanı Tümgeneral Adnan Bedr Al Hassan tarafından 20 Ekim 1998 tarihinde “Adana Mutabakatı” imzalanmıştır. Anılan mutabakat uyarınca, aşağıdaki hususlar Suriye tarafından teyit edilmiştir.

        “Öcalan şu andan itibaren Suriye’de değildir ve kesinlikle Suriye’ye girmesine izin verilmeyecek, PKK kampları şu andan itibaren faaliyette değildir ve kesinlikle faaliyete geçmelerine izin verilmeyecektir, birçok PKK’lı tutuklanmış ve adalete sevk edilmiştir. Listeleri mevcuttur ve Suriye bu listeleri Türk tarafına vermiştir.” Suriye heyeti belirtilen hususları teyit etmiştir. Ayrıca aşağıdaki konularda da anlaşmaya varılmıştır:
       1- Suriye, topraklarından kaynaklanan ve Türkiye’nin güvenlik ve istikrarı bozmaya yönelik hiçbir faaliyete karşılıklılık ilkesi çerçevesinde izin vermeyecektir. Suriye, topraklar üzerinde, özellikle PKK’nın silah, lojistik, malzeme ve parasal destek teminine ve propaganda yapmasına müsaade etmeyecektir.
       2- Suriye, PKK’nın terörist bir örgüt olduğunu kabul etmiştir. Ülkesinde, diğer terör örgütlerinin, PKK’nın ve tüm yan kuruluşların faaliyetlerini yasaklamıştır.
       3- Suriye ülkesinde PKK’nın eğitim ve barınma amaçlı kamp ve diğer tesisler oluşturmasına ve ticari faaliyetlerine izin vermeyecektir.
       4- Suriye, PKK mensuplarının üçüncü bir ülkeye geçişleri için ülkesini kullanmasına müsaade etmeyecektir.
       5- PKK terör örgütünün elebaşısının Suriye topraklarına girmemesi için bütün tedbirleri alacak, sınır kapılarını bu yolda talimatlandıracaktır.9

       Adana Mutabakatının imzalanmasını müteakip mutabakatta yer alan konulara ilişkin detayların tespit edilmesi maksadıyla, heyetler arası birçok görüşme gerçekleşmiştir. Bunlar sırasıyla;
       28 Ekim 1998 tarihinde Şam’da,
       03 Kasım 1998 tarihinde Malatya’da,
       23-24 Şubat 1999 tarihlerinde Şam’da,
       27-28 Haziran 1999 tarihlerinde Gaziantep’te,
       29 Kasım-01 Aralık 1999 tarihlerinde Şam’da,
       06 Haziran 2000 tarihinde İstanbul?da gerçekleştirilmiştir.

       Bütün bu yürütülen görüşmeler sonucunda;
       - Suriye?deki PKK Terör Örgütüne ait kamplar kapatılmış,
       - PKK Terör Örgütüne ait telsiz istasyonları susturulmuş,
       - PKK Terör Örgütünün Suriye?deki yürüyüş ve benzeri etkinliklerine izin verilmemesi sağlanmış,
       - Suriye basınında zaman zaman Türkiye aleyhinde yapılan yayınlar kesilmiş,
       - Adana Mutabakatı gereği alınan tedbirlerle sınır geçme olayları eskiye oranla yok denecek kadar azalmış,
       - Terör örgütüne yardım ve yataklık eden ve onun propagandasını yapan bazı kişiler hakkında yasal işlem yapılması temin edilmiştir.84
       - Ayrıca, iyi niyet göstergesi olarak 23 Eylül 1999 tarihinde Asi Nehri kıyısında 5 teröristin ölü olarak gele geçirilmesi ve bunlardan ele geçirilen silah ve malzemelerin Türkiye?ye teslimi olumlu bir gelişme olarak mütalaa edilmiştir.10
      
       BEŞŞAR ESAD DÖNEMİNDE TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ!..    
       Bu görüşme ve anlaşmaların neticesinde Suriye-Türkiye ilişkileri artık önemli bir düzelme sürecine girmiştir. Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad'ın 12 Haziran 2000’de ölümü üzerine, cenaze törenine Türkiye, en üst düzeyde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in katılımıyla temsil edilmiştir. Bu durum, kuşkusuz, Türkiye'nin Suriye ile normalleşme sürecine verdiği önemin de bir göstergesi olmuştur. Suriye de bu ilgiyi karşılıksız bırakmamış ve yeni Devlet Başkanı, ölen Suriye eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın oğlu Beşşar Esad da, aynı yılın Kasım ayında Başbakan Abdülhalim Haddam'ı bir dizi görüşmeler yapmak üzere Ankara’ya göndermiştir.

       Ahmet Necdet sezer ile Abdülhalim Haddam’ın ziyaretlerinden sonra askeri ziyaretler birbirini izlemiştir. Suriye askeri delegasyonu, ilki 2001 başlarında, ikincisi de Haziran 2001 tarihinde olmak üzere Türkiye’ye resmi ziyaret düzenleyerek, bölgede stratejik bir değişimin ilk adımını atmıştır. Sezer’in ziyaretinden sonra diplomatik ziyaretler de yoğunlaşmıştır. Bu ziyaretler, özellikle de ABD’nin Irak’ı işgal ettiği 2003 yılında çok yoğunlaşmıştır. İlk olarak dönemin Türkiye Başbakanı Abdullah Gül, yaklaşan Irak savaşını engelleme girişimleri çerçevesinde 4 Ocak 2003’de Suriye’yi ziyaret etmiştir. Gül, Demirel'in 1993’teki ziyaretinden sonra Suriye'ye giden ilk Türk Başbakanı olmuştur. Bu ziyarete karşılık, aynı ay içinde Suriye Dışişleri Bakanı Faruk el-Şara, Ankara’yı ziyaret etmiştir. Sonrasında, Irak’taki rejiminin ABD müdahalesi sonucu yıkılmasından sonra 29 Nisan’da Abdullah Gül, bu kez Dışişleri Bakanı olarak Şam’a gitmiş, Irak krizi ve bölgesel güvenlik kaygıları ile ilgili görüşmeler yapmıştır. 29 Temmuz’da, Ankara, 17 yıl aradan sonra başbakan düzeyinde Suriye’den ilk ziyareti gerçekleştiren Muhammed Mustafa Miro'yu ağırlamıştır. Miro, iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğinin gelişmesine ve dostluğuna önem verirken, ülkesinin Adana Mutabakatı hükümlerine uyarak PKK militanlarının Kuzey Irak'tan Suriye'ye sızmalarına ve Suriye'de Türkiye karşıtı hiçbir etkinliğe izin verilmeyeceğini vurgulamıştır. Bununla birlikte iki ülke başbakanı da Irak savaşı konusundaki güvenlik endişelerini dile getirmiştir.11 (06.03.2012)(*)
__________
(*) Dipnotlar ... sayılı Genç birikim dergisindedir - admin

 

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 24-03-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66501809 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net