|
EĞİTİM VE ÖĞRETİMİN
GÖREVİ DOĞRULTUSUNDA
SİSTEMİN YAPISI
Ercan ARSLANER(*)
GİRİŞ
AK parti HÜKÜMETİ’nin iktidara geldikten
sonra sosyal alanda neler yaptığını bir TV yayınında muhaliflerinin ağzından
bizzat dinledim. 5 kişilik bir grupta konuşmacılardan biri “Biz ne dedikse onu
(biz değil) onlar yaptı.” Başbakanımızın önderliğinde Ulaştırma, Sağlık, Dış
İşler alanlarında yapılanlar ise büyük bir ihtilal değerindedir. Bu arada
milletimize karşı olumsuz niyetler taşıyan eski egemenlerin de mahkemelerde
hesap vermesi hiçbir zaman hafızalardan silinmeyecek ve Tayip Erdoğan adıyla
birlikte anılacaktır. “VAN MİNÜTLERLE“ kocaman bir Arap dünyası dağlara taşlara
yeni doğan çocuklarına TAYYİP ERDOĞAN adını BOŞUNA
vermediler.
Bütün bunların yanında Eğitim bakanlığı içinde ne olduğunu ve
olmadığını okuyucuya bırakmak istiyorum. Üç bakan geldi geçti eğitim alanında
yaprak kımıldamadı. Şimdi ise sayın başbakanımız bu alanda işe başladı ve
hepimize ümit verdi. Ben de bir Edebiyat ve Almanca öğretmeni olarak Almanya’da
14 yıl öğretmenliğim ve 3 yıl ataşeliğim sebebiyle ilgi konudaki tecrübelerimi
açıklamak istiyorum:
1..EĞİTİM VE ÖĞRETİM, tarihimizin derinliklerine
etkisiyle hiçbir zaman bize yabancı olmamıştır. Öncelikle Kur’an’ı Kerimdeki
“OKU” emri itaat ettikçe derecemizi yüceltmiş, ondan uzaklaştıkça halkımızı her
yönden fakirleştirmiştir. Kuran-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler sadece varlığın
özünü anlatmaz ,”onun bölümleri arasındaki uyuma nasıl varılır?” onu da
pedagojik yolla açıklar. Bir iki
örnek: Bir çiftçi atına veya devesine iyi davranmadığı
için yeterli verimi alamamaktadır. Onu yanına alarak yüce peygambere gelir,
derdini anlatır. O ise hayvana biraz ot verir ve boynunu sıvazlar. Deve onun
ilgisiyle çok rahatlamıştır.”Bir daha da ona hiç kötü davranma
.”der. Bir şahıs peygamberimizin öğretmenlik gücünü anladığı
için Mesud veya Zeyd adındaki çocuğunu onun terbiyesine bırakır. Bir yıldan
sonra çocuğunu almaya gider. Yüce peygamber ise “Kendisine soralım. Belki
burada kalmak ister.”der. Çocuk ise gerçekten onun yanında kalmak
ister. Harun Reşit zamanında yapılan çalar saat
kendilerine hediye edilen BÜYÜK ŞARL ve çevresindekileri şaşırtmıştır. Fatih
Sultan Mehmet’tin yaptırdığı toplarla endüstriyel bir üründür. Denizaltı
gemisinin Sultan Abdulhamid zamanında bir İngiliz mühendise İstanbul’da üç sene
boyunca yaptırılmak istenmesi de fevkalade bir olaydır (Yakın Tarihimiz
dergisi-Kandemir)Ayrıca onun zamanında yapılan demiryolu faaliyetiyle
Mekke-Medine ‘nin Avrupa ve Anadolu’ya bağlanması büyük bir basiret ifade eder.
Günümüzdeki hızlı tren faaliyeti le Türkiye çağları devirmektedir.
Bu sözlerimiz eğitimin görevinin sadece endüstriyel alana ait
olduğunu zannettirmemeli. Çünkü Kristof Kolonf endüstri ürünü gemileriyle orta
Amerika’ya gittikten sonra zamanın endüstri harikası İnka ve Aztek
medeniyetlerini yerle bir etmişlerdir. Yine Moğollar Anadolu’daki Müslümanları
kan revan içinde bırakmışken Selçuklular veya Osmanlılar savaşlarda insan
öldürmekten daima uzak durmuşlardır. Aynı yüceliği Selahaddin Eyyübi’nin
İngiliz kralı Rişar’a davranışında da görmüşüzdür. Eğitimin görevi
insanların huzuruna hizmet etmektir. Metodik alanda Goethe’nin söylediği
“Devamlı, fakat yorulmadan çalış! sözleri de konumuza ışık tutar. En başta
yüce kitabımızın “OKU” emri etrafında çevrelenen her türlü emir ve yasaklarla
yönlenen insanlar en yüce uygarlıklara adaydırlar. Dolayısı ile eğitim insana
maddi manevi alanda gelecek her türlü erdemin kaynağıdır.
2.
AVRUPA – ALMANYA (tanıdığımız ülkeler)yanında kendi
uygarlığımızı ne ölçüde tanıdığımız maalesef meçhuldür. Hâlbuki tarih
kitaplarımızda otuz yıl savaşları, yüzyıl savaşları oldukça geniş yer
tutmaktadır. Oysa onlar yerine kalın kalın tarih kitapları yerine hayati
konuları içeren konu ve kitaplara yer verilemez miydi? Elbette bu konular
arasında yabancı dil konusu ön sıralarda yer alabilirdi. Ülkemizde 6 yıl
öğrencinin devam ettiği öğretmen okullarını biliriz. Bu okullarda hiçbir
şekilde yabancı dil yer almıyordu.
3. Bir Marşal
yardımından galiba kimsenin haberi yoktu. ABD kaynaklı bu yardım ülkemize ve
diğer Avrupa ülkelerine ne ölçüde yapılmıştır?”sorusunu cevaplandırmak da
yurtseverliğimizi artırabilirdi. Çünkü Almanya’da fırıncılık meslek okulu
birincilerine yapılan yardım 400 bin DM’dir. Bu, büyük bir ülke olan
Almanya gibi bir ülkede belki binlerce fırıncılık veya meslek okulu
olan bir ülkede sadece bir okul birincisine verilecek armağandı.Hâlbuki
Türkiye’de kesinlikle böyle bir miktardan söz edilemez.Şahsen 1960 yılında
Tokat Öğretmen Okulu birincisi olmuştum ve bana verilen armağan bir
Technos marka il bir foto albümü idi.Marşal yardımı alanlarında
öğretmenlerden öğrencilere yapılan bir açıklama da yoktu. İşin tuhafı savaşta
Almanya ve ABD birbirine düşmandır. Daha sonra Almanya’da ABD’nin yıktığı
yerleri onarmak için insan gücüne çok ihtiyaç olmuştur. Dolayısı ile bu ülkeyi
oldukça yakından tanımak fırsatını buldum. Bir öğretmen olarak endüstrilerini
belki yeterli ölçüde tanımadımsa da her dereceden okullarını yakından gördüm
ve tanıdım. Bu arada okul durumu kadar yol yapımları da dikkat çekicidir.
Kuzeyden güneye, doğudan batıya şehirlerarasında oto yollar vardır. Bu yollar
üzerinde yağmurlardan sonra hiçbir su birikintisine rastlanmaz. Ayrıca hızlı
trenlerde yolcular için büyük rahatlık sağlar. Şimdi eğitim
sorununa gelebiliriz: Onların mevcut sistemlerinden şikâyet edene
rastlamadım. Eğitim (A) anaokulu ile başlar. (B) Daha sonra ilkokula
gidilir. (C) Dördüncü sınıfla bitirilen ilkokuldan sonra (D)
Haupschule’ye gidilir. Fakat dördüncü sınıftan sonra (E) liseye gidebilecek
öğrenciler seçilerek ayrılırlar. Konuyla ilgili bir hatıram
şudur: Söz konusu okulun Gronyanschli adında müdiresi
vardı. Onun odasına ne zaman gittimse hiç kimsenin bu odaya girmediği
sanılırdı. Bunun bir anlamı müdirenin çalışma durumunu öğrenmekti. Çünkü o,
öğrenciler arasından kendi odasına girmeye vakit bulamıyordu. Oldukça da yaşı
ileri görülen müdire ile Almanların okul müdürlerini ancak belli yaşa gelince
atadıkları anlaşılıyordu. Bunu adalete uygun yapmaya dikkat ettikleri
görülüyordu. Sayın müdire okuluna velileri davet etmişti. Veliler toplandıktan
sonra müdire şunları söyledi: “Liseye öğretmenler kurulu tarafından üç öğrenci
seçilmiştir.” Bunlardan ikisi Alman biri de Türk’tür ve Eğiti Ataşesinin
kızıdır. Türk öğrenci bu okulda ikinci yılını okuyordu. Diğer
bir Türk veli kendi çocuğunun da liseye gönderilmesini istedi. Müdire
Gronyanschli şöyle devam etti: “Siz istiyorsunuz ama biz değil. Öğrenci (sizin)
çocuğunuz lisede okuyacak durumda değil. Onun okuyamayıp geri gelişi ise
kendisi için çok zararlıdır.” Veliler niçin lise ister? Çünkü
liseye gidenler üniversiteye doğrudan gidecektir. Öğrencinin
LİSEDEN mezuniyeti adeta üniversiteden mezuniyet gibidir.
Okulun KESİNTİSİZ olmasının sırrı
buradadır. Liseye gidemeyenler 5. sınıftan
sonra 10 .sınıfa kadar okuyanlar meslek okuluna geçerler.Bu okulların adı
sadece meslek okuludur ama meslek lisesi değildir.. . Meslek okullarının
geleceğinde ise çıraklık, kalfalık, ustalık vardır.
Üniversite mezunları mastırlarını yapmış olarak diplomalarını alırlar.
Çalışmak istemeyenler arzu ederlerse doktoralarını bitirebilirler.
Almanlarda ustalığın anlamını şu örnekle daha iyi
anlayabiliriz. Kırıkkale fabrikalarında çalışan bir işçiden dinlediğime göre
fabrikaya bir alman usta getirilmiştir. Bu eylemin amacı orada iki devre
yapılan üretimi işini üç devreye çıkarmaktır. Türk ustanın ifadesine göre bu
amaca Alman usta ile ulaşılmıştır. Alman eğitiminin
temelinde 1960-1962 yıllarında İstanbul Eğitim Enstitüsünde öğrenci iken
Rifat Özgönenç hocamın anlattıkları vardı. Son Osmanlı eğitim nazırlarından
Emrullah Efendiye göre eğitim sistemi bir piramit görünümünde olmalıdır.
Piramitin üst veya sivri tarafına zekâ ve çalışkanlıklarıyla başarılı
öğrencileri çıkacaklardır. Bunların %40’ı üniversiteye gitme şansına
sahiptir. Bu oran %60 nispetiyle meslek okullarına gider. Her iki yüzdeden
üniversiteye gidecekler Dortmund’daki merkezce ayarlanır, diğerleri ise
(%60 olanlar) il merkezlerince yerleştirilirler. Bir
öğrencimin mesleğe giriş öyküsü şöyledir: Resim ve boyama derslerinde
yetenekli Haluk Yeşil adındaki Ispartalı öğrencim karnesiyle iş dairesindeki
memur beye gider. Memur bey karneye bakar ve “Senin resim derslerin güzel.
İstersen oto boyacısı olabilirsin” der. O da bunu kabul eder uzun yıllar bu
meslekte çalıştıktan sonra inşaatçılığa başlar. Onu 2000 yılında tekrar
gördüğümde 5. evi kendisine yaptıracağını söylemişti bana. Tekrar durumunu
sorduğumda boyacılığa döndüğünü
öğrenmiştim. 4.ENDÜSTRİYEL KONUM..1974 yılında
bakanlık sınavlarını kazanarak Almanya’ya öğretmen olarak gönderildiğim
zaman özellikle endüstri ve tarım dayanışması dikkatimi çekmişti. Onlarda
tereyağı dağlarından bahsetmişlerdi. Bu dağlar Rusya’dan gelen doğalgazla
değiştiriliyordu. Mısır ve patates onlarda şeker pancarı ve samanla
karıştırılarak hayvan yemi olarak kullanılıyordu. Bu yemlerin yapılışında
makineler kollanılıyordu. Aksi halde yapılmaları zordu. Bizde ise o yıllarda
belki halen ilk çağ araçları kullanılıyordu. 1960-1962 yılları
arasında okuduğum İstanbul Eğitim Enstitüsünde rahmetli Ahmet Kabaklı’dan
duyduğum şu sözler oldukça önemliydi:”Bir ülk3ede 4 şeker fabrikası,4 bez
fabrikası ile ekonomi olmaz.”O zamanlar Tercüman gazetesi yazarıydı. Şimdiki
durumumuzla karşılaştırırsak aradaki fark bize çok aydınlatıcı bilgiler
verecektir. Bir ülkenin ekonomisinde herhalde dinamitin önemli yeri
olmalıydı. Çünkü dinamitsiz yol yapılamazdı. Fürt ve Nürnberg şehirlerinin
yeraltlarında belki binlerce Türk işçisi bu iş kolunda çalışmaktadır.
5. EĞİTİMİN TEMEL YAPISI: Yukardan
itibaren yazdıklarımızda ortak bir yön göreceğiz. Hatta bu ortak yön bütün
dünya eğitimlerinde vardır. İşin problem yönü SEÇME işinin ne kadar başarılı
yapıldığı veya yapılacağıdır. Türk eğitiminde de Alman eğitimindeki örneklerden
yararlanılması denenebilir. Kaldı ki onlar halen kendi eğitimlerinde bu
deneysel yolları halen uygulamaktadırlar. Kuzey Almanya’daki liselerden
birinde öğrencilere not verilmez. Öğretmenler öğrenci hakkındaki gözlemlerini
karneye not yerine yazarlar. Eğitim konusunda örnek olacak şu
eğitim olaylarını dinlemek ve değerlendirmek faydalı
olacaktır. Bir polis memuru öğretmen olduğumu anlayınca
şunları söyledi: –Hocam benim oğlum derste konuşmak istiyor. Fakat diğer
bazı öğrenciler onu engelliyorlarmış. İşin kötü yanı bu duruma öğretmenler de
engel olamıyor(muş).
DİN DERSLERİ Günümüz Afrika
ülkelerinin dikkat çeken bir yönü özellikle Avrupa egemenliğinde kalanların
yabancı dil öğrenimleridir. Bu insanlar 5 yabancı dile kadar bilmektedirler.
Bizde ise bir yabancı dil yanında Arapçanın öğrenilmesi oldukça önemlidir.
Arapça öğrenimiyle Türk çocuğu he r alanda karlı olacaktır. Çünkü Arap
ülkeleriyle aramızda din birliği yanında onların iş gücüne
ihtiyaçlarıdır. Günümüz ilahiyat fakültelerinde Arapça öğretimi
az ve yetersizdir. Oysa Arapçanın en güçlü ve pratik öğrenimi Türkiye’nin her
alanda lehine olacaktır. Uludağ yaz mevsiminde grup grup Arap turistlerini
ağırlamaktadır. Ayrıca Arap turistleri yaz mevsiminde Karadeniz yaylalarından
çok hoşlanabilirler. Günümüz İmam-Hatip okulları özellikle
Arapçadan yana belki sanılanın ötesinde geri kalmışlardır, tıpkı liselerdeki
yabancı dil derslerinde olduğu gibi. İstanbuldaki bir lisede edebiyat
öğretmeniydim. Sınıfın kalabalık oluşu nedeniyle öğrencilerin yazılarını yazılı
sınavlarda görebiliyordum. Bir kız öğrencinin yazdığı sınav kâğıdındaki yazının
hangi dile ait olduğu anlaşılmıyordu. Onun yazısına belki Arapça da
diyebilirdiniz. Şimdi halen daha önceleri olduğu gibi sanırım
İmam-Hatip’e de gitmeyen bir öğrenci İlahiyat Fakültesine gider. Gider ve
oradan Arapça öğrenmek bir yana İslamiyeti bile öğrenmeden mezun olabilir. Bir
öğrenci yüksek tahsilinde İlahiyata gidecekse lise dersleri yanında ağırlıklı
Arapça öğrenmeleri, hatta İlahiyata girmeden önce Arapça sınava girmeleri ve
başarı göstermeleri lüzumlu olmalıdır. Fakat günümüz İlahiyat Fakültelerinde
İslam, Kuran, Arapça dersleri dışında her ders vardır. Bu
arada İlahiyat okuyan öğrenciler İngilizce dersleriyle de kendilerini takviye
edebilirler.
İNGİLİZCE Bu dilin tüm
dünyadaki önemi açıkça bilinir. Almanların büyük çoğunluğu İng bilse de kasten
konuşmamaktadırlar. Ayrıca liselerde okuyanların çoğunun büyük yabancı dil
amacı Onu iler seviyede okumak, yazmak, konuşmaktır. Mesela
Mekke ve Medine’ye hac ve umre için gidenlerin daima duydukları İng. Konuşup
konuşmadığıdır. Bütün bunların dışında ABD’de yayınlanan
SPECTRUM gibi bilimsel dergiler hem İng. hem Almanca
yayınlanmaktadır.
ÖĞRETMENLER.
Ülkemizde öğretmen veya eğitim fakültelerin açılışı oldukça yenidir.Fakat
eğitim bilimlerinin gelişmişliği oldukça tartışmalıdır Alman okullarında
rehber öğretmenlik yok Türkiye’de ise çok sayıda rehber öğretmen bulunuyor.Ne
ölçüde yararlı oldukları bilinmiyor..Halbuki bu öğretmenlerin sınıf veya ders
öğretmenliği belki da ha faydalı olabilir:İlgi konuda faydalı
bilgiler: a) Bir Alman polisinin ifadesine göre onlarda
öğretmenler polislerden daha fazla maaş almaktadır. b) Lise
sınıflarında en fazla 30 öğrenci bulunur. Öğretmenlerin ders saati 28
civarındadır. c) En enteresan tarafı ise öğretmene ders
hazırlığı için her gün için 3 saatlik fazladan ücret
ödenmesidir. d) İstanbul’daki liselerden birinde bir sınfta 70
öğrenci bulunurken diğer bir lisenin bir sınıfında 8-9 öğrenci bulunuyordu.
Hâlbuki sınıflarda öğrenci eşitliği çok önemliydi. e)
Bütün bunlar nasıl sağlanırdı? Öncelikle lise kalitesinin yükselmesi
gerekiyordu. Her hal-ü karda öğrenci sayısı 30 olmalı ve üniversiteye bu okul
öğrencileri gitmeliydi. Ülkemizde üni.
Mezunları iş bulamazken belediye kurslarında meslek eğitim kurslarına
gidenlerin hemen hepsi iş bulmaktadırlar.
DERS
KİTAPLARI Sayın Erbakan’a gelinceye kadar ülkemizdeki öğretmenler
veya (var idiyse) pedagoglar “Yat yat uyu!” cümlesindeki çelişkiyi
görmediler. Belki yarım asırlık zamanlardan sonra onun dikkat çekişiyle
halkımız uykusundan gözlerini ovuşturarak kalktı. 1995
yılında Almanya’da bel fıtığına yakalandım. Orada çocuklarımın ders kitabına
baktığım zaman bu hastalığa karşı önerilerle karşılaştım. Bu itibarla ders
kitaplarının hazırlanışında konu ve metotlar için onların kitaplarından
yararlanmayı tavsiye ediyorum. Ülkemiz Eğitim Reformu liseler
ıslah edilmedikçe anlam ifade etmeyecektir. Yök başkanı Erdoğan Teziç ise bu
görevi 4 yıl yaptıktan sonra ayrılırken “Yüksek öğretimi ıslah edin.”demişti.
Aslında lise kalitesinin yükseltilmesini sağlayacaktır. Daha doğrusu
öğrencilerin %60 meslek eğitimine ayrılması bütün bir eğitim alanını
etkileyecektir.
DERSANELER Dershane
macerasına Almanya’dan başlamak istiyorum. Büyük oğlum lise benzeri
Realschule’de okuyordu. Bir ders sebebiyle dershaneye kaydoldu. Okul açılınca
ben de yanında gitmiştim. Dershaneden bahsedince “Onu götürmekle iyi etmediniz.
Dedi müdür muavini. Bu dershaneye gitmeden önce kendi
öğretmenine ona ders vermesini önermiştim. O ise “Bizde öğretmen kendi
öğrencisine ek ders vermez.” dedi. Bizdeki öğretmenler bu cevaptan epeyce ders
almalı değil midir? Bizdeki kıymetli veliler işin artsını, eksisini bilseler
de denize düşenler gibi çırpınıp durmaktadırlar.
ALMANYA’DA
ÖĞRETMEN YETİŞTİREN PROFESÖRLER Bu konuya elimdeki
bir Pedagoji Ansiklopedisi ile başlamak istiyorum.5 ciltlik bu pedagoji
kitabında her cilt 1090 –ar sayfadan ibarettir. Mesela bu konularda yüzlerce
kitap yazıldığı görülür. Ayrıca bizdeki sayın profesörler de onlardaki
çalışmaları az çok izlemeli ve kitaplar yazmalıydılar. Şimdi artık
politikacıları da bunaltan bu konularda mebuslar değil, bilim adamları
konuşmalıydılar. Diğer yandan sorumluluğun mecliste oluşu da çalışmaların yavaş
gitmesine sebep olmaktadır.
SONUÇ Türk
eğitiminin bir çıkmazda olduğu çoktan anlaşılmıştır. Yalnız öğretmenler değil,
onların üstleri de çok uzun zamandan beri en başta adaletten ayrılmıştır.
Bunları söylemek oldukça acıdır ama orta öğretim öğrencileri ve öğretmenleri
birlikte sigara içerse, öğretmenin öğrenciye not vermesinde adalet beklemek
zor olacaktır. Meslek okullarına ve liselere öğrenciler ayrılırken durum
Almanya’daki gibi olmayabilir.Çünkü orada öğretmenin davranış ve kanaatine
velilerin büyük saygısı vardır.Bizde ise bu seçimde farklı uygulamalar
yapılabilir.Asıl kritik nokta liseyi başaramayacak öğrencilerin geldiği okula
geri gitmesidir.Bunun için seçimlerin yukarda anlattığım Alman
örneğine göre Yapılmasıdır. Ayrıca onlarda liseden geri gelenler ortada
kalmazlar ya geldiği okula veya Realschule ‘ye giderler.Kısacası onlarda
hiçbir öğrenci açıkta kalmaz. Eskiden köy enstitülerinde
baba evine gönderilen öğrencileri durumlarını çok yakından biliyorum. Daha
doğrusu o gençler köy enstitülerinden atılınca kaynar kazana atılır gibi
olurlardı. Yalnız bazen durum tersine işlerdi. Okullarından ayrılan bazı
öğrenciler hükümetin açtığı zanaat kurslarına giderek marangozluk, demircilik
öğrendiler. Onların maddi durumu köy enstitüsünü bitirenlerinkinden çok daha
iyi oldu ve öğretmenler maaş yolu beklerken bu zanaatkârlar zengin
oldu. Sınıfları kademelendirme 4+4+4 olsa da olmasa da önemli
olan yukardan beri anlatmaya çalıştığım SEÇME işinin genel anlamda %60 +%40’a
uygun yapılabilmesidir.
Ercan Arslaner,
Tel:0505 394 98 71
|
EĞİTİM VE ÖĞRETİM Yazar sabır açık 2012-03-28 13:30:59 Ercan ASLANER hocamız bizlere yurt dışındaki uygulamaları bizzat tecrübeleri ile yoğurarak yazmış.Teşekkürler... |
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. Powered by AkoComment 2.0! |