15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Anayasa Yapmamak Mümkün mü?
Anayasa Yapmamak Mümkün mü? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 9
KötüÇok iyi 
Yazar Raci DURCAN   
27-02-2012

Anayasa Yapmamak Mümkün mü?

                                        Raci DURCAN
  Anayasa değişiminin gündeme gelişinin üzerinden hayli zaman geçmesine rağmen bu kadar uzaması şaşırtıcıdır.

Arkadaşlarımdan ikisi, yeni anayasa ile yakından ilgililer. Uzmanlık alanı olarak Anayasayı seçmiş olan hukukçu Cüneyt Toraman, mükemmel bir anayasa metni ile toplum barışının sağlanacağını düşünüyor. Mazlumder başkanı Faruk Ünsal ise; adil ve özgürlükçü bir anayasa hazırlanmasının peşinde. Sonuçta yazılı bir metinden ibaret anayasadan bu kadar beklentiye girilmiş olmasını anlamaya çalışıyorum. Yazılı bir metin
etrafında toplanmış olmak böylesine mükemmel sonuçlar doğuracaksa, dinsel metinler niye bunu karşılayamıyor? Aynı dinin mensupları niçin birbirinin boğazına sarılıyorlar? Tarihteki kavimler, henüz anayasanın icat edilmediği dönemlerde ne yapıyorlardı acaba?
   
   Osmanlı İmparatorluğunu dağıtan nedenler in birincisi anayasa tartışmalarıdır. Fransa’da yetişen Osmanlı aydınları, anayasal bir düzen talebiyle padişahlık yönetimine muhalefet etmeye başlamışlardı.  Akabinde Tanzimat fermanı ilan edildi. Kanuni Esasi, ikinci meşrutiyet ve Hareket ordusunun İstanbul’a yürüyüşü derken ülke kaosa sürüklenip parçalandı. Günümüz ortamında anayasa hareketlerinin yol açtığı bu kargaşa unutulmuşa benziyor. Hürriyet- Adalet- Müsavat diye bağırarak Hareket ordusunu İstanbul’a yürütenler; arkalarında batılı çizmelerce ezilmiş bir coğrafya bıraktılar.

   Tarihi kökleri zorlanarak eski Yunan’a dayandırılan anayasal düşünce sisteminin beslendiği kaynak İngiliz aydınlarıdır. John Lock, Adam Smith gibi öncülerin yol açtığı fikri değişim önce Fransa’da etkili olmuştur. Fransız devriminin fikri babası konumunda gösterilen Rousseau İngiliz Düşünür David Hume’un arkadaşıydı. Fransa’da yaşayamaz hale geldiğinde İngiltere’ye yerleşerek koruma görmüştür. Fransa’da J.J. Rousseau ve onun gibi düşünenler krala karşı etkili olarak cumhuriyet yönetimini kurdular. O zamana kadar deniz aşırı ülkelerde İngiltere ile sömürge kapma mücadelesi veren Fransa; devrimden sonra bu politikasından vazgeçmiştir. Fransa’nın kabuğuna çekildiği dünyada İngiltere tek süper güç oldu. On yıl savaşları, otuz yıl savaşları, yüz yıl savaşları gibi tarihi İngiltere ile savaş tarihi olan Fransa, devrimin üzerinden geçen 200 yıl boyunca İngiltere’nin en sadık müttefiki konumunda kaldı. Yükselme döneminde Osmanlı’nın sadık müttefiki Fransa,  şimdi İngiltere’nin yanındaydı. 

   Yakın tarihin kırılma noktası Fransız devrimidir. Fransa’da yaşananlar neredeyse dünyanın her ülkesinde tekrarlanmıştır. Aydınlamanın beşiği, yenilenmenin merkezi kabul edilen Fransa sanki kendi fikirlerinden zarar görürken; İngiltere dünya hâkimiyetini perçinliyordu. Fransız devrimi ilkeleri dünyaya yayıldıkça, binlerce yıl devam eden imparatorluklar çözüldü; dağıldı. Fransa küçüldü, öyle ki; Dünya savaşlarında Alman çizmeleri altında ezildiler. Özgürlüğün beşiği kabul edilen ülke, kendi özgürlüğünü koruyacak konumda değildi. Özgürlük diye bağırarak iktidar olanlar, ülkelerini köylü diye burun kıvırdıkları Almanlara ezdirdiler.

   Fransız Devrimi olarak adlandırılıp İngiltere’nin dünya devi olmasıyla sonuçlanan hareketin en önemli özelliği, anayasal bir sistem oluşudur. Tarih boyunca dünyada ihtiyaç olmayan anayasa birden ulusların en önem verdiği kurum haline gelmiştir. 12 Eylül dönemini yaşayanlar bilir, birine yapılabilecek en önemli suçlama; anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüstür. Anayasal olmayan düzenler kimsenin umurunda değil demek ki!

   Anayasa öylesine önemli bir kurumdur ki; İngiltere onbinlerce asker ve milyonlarca sterlin karşılığında fethettiği ülkelerden çekilirken; yerli yöneticilere anayasal düzen şartı koşmuştur. Zorunlu eğitim dönemi boyunca aklıma takılan soru şuydu: Bir ülke nasıl başka bir ülkeyle varını yoğunu ortaya koyarak savaşır da sonra çekilir gider? İngiltere, Osmanlıyı yıkana kadar adeta yeri yerinden oynatmış, beş yıl İstanbul’u işgal altında tutmuş ve sonra bir şey olmamış gibi çekip gitmişti. Bu durum tarihteki benzerlerinden bazı noktalarda ayrışıyordu. Osmanlı ve tarihin büyük tanıdığı devletlerin çoğu, zapt ettikleri ülkelere kendilerine yakın fakat halkın içinden bir vali tayin edip çekiliyorlardı. Zamanla bu sistem sıkıntı doğurmaya başladı. Rakip devletler hemen devreye girip valiyle anlaşma yolu bulabiliyor, ya da muhalif birini destekleyerek yönetimi saptırıyorlardı. Böylece bir ülkeyi defalarca yeniden fethetmek ihtiyacı doğuyordu. Anayasal sistemler bu süreci sonlandırdı. Anayasal sistemde ülkenin sahibi halktır. Herkes ülke yönetiminde söz sahibidir. Peki, halk sözlerini nerede söyler? Medyada. Anayasal sistemde yönetim müdahaleye açıktır. İdareci olarak bir hareketiniz anayasaya aykırı bulunabilir, ezici çoğunlukla iktidara gelmiş olsanız dahi bir anayasa profesörü sizi suçlayıp mahkûm edebilir, partinizi kapatabilir.

   Anayasal hareketlerinin fikir babası aydınlar İngiliz olmasına rağmen, anayasal devrimlerin sadece İngiltere’de rağbet görmemesi ilginçtir. Fransız Cumhuriyet devrimcilerinin fikri aydınlığı İngiltere’ye ulaşamamış gibi görünüyor.

    Anayasa yapmak iktidar gücünün bir nevi kendi kendini bağlamasıdır. İktidar eğer gerçekten iktidarsa niçin bir taahhüt altına girsin? Ya da zaten doğal kanunlara uyma zorunluluğu yok mu? Birisi ben yer çekimi kanuna uymayı taahhüt ediyorum’ diye açıklama yapsa saçma olmaz mı? Aynı şey sosyal kanunlar için geçerli değil mi? Bilime tabi olmak, ona uymayı taahhüt etmek yetmiyor mu? Bilimin gerçek algılaması zamanla değişir diyen sizin mektepleriniz değil mi?

    Herkesin mükemmel bir anayasanın mükemmel bir geleceği getireceğini düşündüğü şu günlerde acele etmeye gerek olmadığı kanaatindeyim. Anayasanız elbette yapılacak. Değerli katılımızdan yaralanılacak, fikirleriniz anayasa yapanları aydınlatacak. Anayasa metninde kendi katkılarınızı gördükçe onu daha çok sevecek ve sahipleneceksiniz.

    Anayasa yapmamaya kimin gücü yeter!

Yorum
Bu yazı mutlaka dikkatli okunmalı
Yazar peyami açık 2012-02-29 02:56:56
Evvela Türkçe harika kullanılmış. Anlatım net, yormuyor, düşündürürken sizi sonuca götürüyor. Nükte de var. 
 
İkincisi tarih kültürü veriyor. 
 
Üçüncüsü ne kadar kalıplar içinde düşündürtülen bir toplum olduğumuzu hatırlatıyor.  
 
Dördüncüsü yazar bu yazısı ile artık en üst lig oyuncusu olmayı hak ediyor.
Faydalı bir yazı daha
Yazar peyami açık 2012-02-29 03:22:42
Bu konuyla ilgili aşağıda linkini verdiğim Osman Can'ın 29.2.2012 tarihli yazısı ile Raci Bey'in yukarıdaki yazısı inşallah ülkemizde insanlarımızı sarsar ve fikir esaretinden kurtulmasına vesile olur: 
 
http://www.stargazete.com/yazar/osman-can/yuzuk-yok-edilmeli-haber-429549.htm
Yazar Fahri açık 2012-03-04 01:03:21
Osmanlıyı yıkan nedenlerin başında anayasa tartışmaları mı gelmektedir.? 
Yoksa, çözülmeye başlayan Osmanlı toplumunu bir anayasanın ve vatandaşlık hukukunun birleştireceği varsayımı mı bu tartışmaları doğurmuştur.? Aynen bugünlerde olduğu gibi, anayasa sihirli tutkal, sihirli çözüm.. 

Söz senet olmaktan çıkmışsa, yazmak mecburidir. Adına ister yasa, ister anayasa diyelim, ilan olunan bir yazılı akitle taraflar kendilerini bağlamış olurlar. Bu bağlayıcılık, tarafların birbirine karşı olabileceği gibi, dış dünyaya karşı da olabilir, teminatlar içerebilir. 
Soru: Yazılı beyana dahi uyulmuyorsa, yaptırım nasıl sağlanacaktır.? 
Mahkemeler ve kolluk.. 
Anayasa Mahkemeleri ve ordu.. 
BM-Uluslar arası Mahkemeler vb.. 

Maalesef, ahlak çöktükçe ve değerler aşındıkça, yüzler kızarmıyorsa yasalarla bu boşluk doldurulmaya çalışılıyor. Her yasanın boşluğu da, yeni yasa yada düzenlemelerle.. 
Düşününüz, ayıplı mal ve hizmet üretmek diye bir suç ve cezai karşılığı var..! 

Mutlak iktidar veya iktidar güç kaybettikçe, başka güç odakları iktidardan pay isterler. Ve-veya iktidarın gücünü sınırlamak.. 
İktidarı kimseyle paylaşmayacak kadar güçlü-yeterli iseniz, anayasaya veya vb. ne ihtiyacınız olmaz. 

İngiltere’nin yazılı bir anayasası olmasa da, en az onun kadar güçlü, ikame eden teamül ve gelenekleri var. 
Raci bey, bu kez biraz subjektif yaklaşmış sanırım. 
Buyrun bir de burdan yakın
Yazar semazen açık 2012-03-04 09:57:48
Yağmur ATSIZ  
 
 
Büyümek, irileşmek, azmanlaşmak...4 Mart 2012 Pazar Kolonizasyon (Müstemlekecilik) târihiyle ilgilenenler bileceklerdir, Fransız Müstemleke İmparatorluğu “administration directe” (doğrudan yönetim) metoduyla işlerdi. Yâni Fransızlar girdikleri yere derhâl Fransız yöneticiler getirip yerli halka pek de nefes alma imkânı bırakmazlardı. 
 
İngiliz Müstemleke İmparatorluğu’nun usûlü ise “indirect rule” (dolaylı yönetim) idi. Britanyalılar (İngilizler) ele geçirdikleri ülkelerin nüfuzlu unsurlarıyla işbirliği yolları arayarak onları yönetim makamlarına getirir ve kendileri mümkin mertebe arka planda kalırlardı. Böylece o bölgelerin halkı, sâdece sanki yönetim kendi elindeymiş zehâbıyla yaşamaz, hakıykaten de bir dereceye kadar yönetimi elinde tutmaya devâm ederdi.  
 
Bu sistemin samîmiyetsizliği, o ülkelerdeki yöneticilerin sâdece o ülkelerde yönetici durumunda kalmaları ve merkezî yönetimdeki etkilerinin pratikman sıfıra yakın oluşuydu.  
 
Bizim Osmanlı yönetim tarzımız geniş ölçüde bu Britanya tarzına benzer. Daha doğrusu, bizimki onlarınkinden yüzlerce yıl daha kıdemli olduğuna nazaran, “indirect rule” metodu, kaynağında Türk-Osmanlı modelinden esinlenmişdir denilebilir.  
 
Ancak arada fevkalâde önemli bir fark vardır ki da şudur:  
 
Osmanlıda, fütûhat netîcesi imparatorluğa katılan ülkelerin seçkinleri, merkezî yönetim bağlamında da “oyun”un içine alınıyorlardı. Sâdece sadrâzamlara bakacak olsanız sayılarının, en az üçde iki nisbetinde kavmen Türk olmayanlardan teşekkül etdiğini görürsünüz.  
 
Başka bir deyişle Türklerin bu bağlamda herhangi bir takıntıları, problemleri yokdu. En sonuna kadar da olmamışdır. Meselâ o fecî 1915 Olayları cereyân ederken İmparatorluk’un Hâriciye Nâzırlarından biri, Naradukyan Efendi, bir Ermeniydi.  
 
Ama Büyük Britanya târihinde Hindli, yâhut ne bileyim Siyah Afrikalı tek bir başbakan, o bir yana bakan gösteremezsiniz.  
 
Teşekkür.
Yazar girisim açık 2012-03-05 13:37:47
Yorumlar için teşekkürler. Bu konunun tartışılması gerekiyordu. 
19 ve 20. yüzyılın, İngiliz yüzyılı olmasını sağlayan şey Anayasanın icadıdır. Teknolojik icatlar sürekli konuşulurken anayasanın icadı asla gündeme gelmemektedir. Her bir teknolojik icadın altında mücidin ismi varken, Anayasa gibi önemli bir kurumun mucidi ortalıkta görünmemektedir. Sanki bütün dünya bir araya gelip böyle bir karar ortaya çıkmış havası vermektedirler. Anayasa icat edilmemiş olsaydı İngiltere’nin dünya hâkimiyeti bu kadar kolay olmazdı. Dünya değişecekse eğer bu da İngiltere’nin bir anayasa ile yönetilmesinden sonra olabilir. Dünyada böyle bir güç varsa eğer, onlara da anayasa yaptırabilir. Biraz da onlar uğraşsın neyin anayasaya aykırı olup neyin olmadığına. Belki anayasa prof. larından biri çıkıp, krallığın anayasaya aykırı olduğuna hükmeder de parti kapatır gibi kapatır.  
Anayasanın icadından beri anayasal düzen kuran hiçbir ülke büyüyüp gelişememiştir. Aksine daha da parçalanıp, küçülmüşlerdir. Başta Fransa gelmektedir. Tarihi düşmanlar İngiltere ile Fransa şimdi Manş denizinin altından geçen karayolu ile birbirine bağlıdır. Ben bunu öğrendiğimde oldukça şaşırmıştım. 
Fransa’da gelişen Fransız devrimine; İngiliz devrimi adı konulmalıdır. Tabii öyle dendiğinde oyun ortaya çıkacaktır. Farnsız devrimciler İngiltere tarafından beslenmiştir. Fransa’nın işi bittiğinde, Fransa özgürlükler ülkesi olmuş ve tüm dünyanın devrimcilerine yataklık yapmıştır. İtalyan, Alman, Rus, Osmanlı aydınlarının çoğunun bir ayağı Fransa’dadır. Günümüzde İngiltere’nin işleri; askeri kolu durumundaki Amerika, kültürel merkezi Fransa, teknolojik üssü Almanya üzerinden yürütmektedir. İngiltere oturduğu yerden bir yeryüzü ilahı gibi nerede ne olacağına karar vermektedir. İlahın melekleri bunlardır da şeytanları ise; Ortadoğuda İran ve İsrail, pasifikte kuzey kore’dir. Meleklerin halledemediği işlerini de şeytanlar yürütüyor. 
İngiltere’nin ne kadar kurnaz olduğu ve ne yaman siyaset izlediğini bilmeyen yoktur. Benim çocukluğumda istiklal savaşının gazilerinin anılarında bu söylem vardı. İranlı bir çalışanımız, dedesinden naklen şöyle söylerdi: Okyanusta iki balık kavga etse bunda İngiltere’nin dahli vardır. Halk arasında bilinen bu söylem, beyinsiz Türk sol hareketi yüzünden unutuldu. Kahrolsun Amerika diye o kadar çok bağırdılar ki, kulaklarımız bununla doldu, beynimiz uyuştu. Türk sol düşüncesinin İngiliz emperyalizmine en büyük hediyesidir bu! 
Yazar Fahri açık 2012-03-06 01:30:37
Küçükken okulda bize yaptırdıkları bir deney vardı, fasulye ile. 
Uzun yıllar sonra bu deneyi oğlumla tekrarlamak ise ayrı bir keyifti. Hatta biz biraz geliştirmiştik.  
Dört ayrı kapta, birine su koymadan, diğerine güneş göstermeden, öbüründe pamuk olmadan sonucu görmeyi istedik. 
O deneyi oğlumla tekrarlar iken, bende SOMUT KOŞULLARIN, UYGUN ŞARTLARIN ve daha eskilerin çokça kullandığı VASATIN MÜSAİT OLMASI nın ne demek olduğunu daha iyi anlamış oldum. Vasat yada maddi zemin veya sosyal şartlar.. 

O günden bu yana, felsefeyle uğraşırken havalarda -fazla- gezmemişsem, ‘bir ayağını sürekli toprağa –vasata- basmayı unutma’ diyerek kendimi çikdiklememdendir. İktisada yönelmemde bundan.. 

Oğlumla ve öğrencilerden edindiğim derslerden, bence en önemlisi şudur: En doğru ve net cevap isteyen, kısa kesin açık soruları küçük çocuklar sorar. Yada şöyle diyelim, çocukça sorular çok kıymetli, bilgece, isabetli sorulardır. 
Bizim bilgimizde, onların sorularını, onların anlayabileceği basitlikte -tatmin edecek düzeyde demiyorum dikkat lütfen- cevaplayabilme kapasitemizle ölçülür. 
Dolaylı, karmaşık, geçiştirici cevaplara ise, kıvırtmak yada siyaset diyoruz. Bazende, adam o kadar derin ki, söylediğinden hiçbir şey anlamadım. Onun mertebesi oo.. Erenlere karışmış..!! 
 
En karmaşık problemleri çözmeye, sadeleştirilerek başlanır. İşte o sadelik, çocukça soru veya çocukça cevaptır. 

Fasulye örneğindeki gibi, her deneyi fiziki gerçekleştirmemiz mümkün olmuyor. Sosyal olaylar ve hususlarda, en azından zihnimizde bir deney gerçekleştirebiliriz. Bilgi dağarcığımızı, hayal gücümüzle birleştirerek, zihnimizde canlandırmaya-yürütmeye çalışabiliriz. Bunu yaparken, tarihten faydalanabilmekse, ballı kaymak tatlısı.. 

Bir köşe tutmak ve hayran kitlesi edinmek, maalesef başımızı biraz döndürüyor. Her güncel konuya bir cevabımız olma zorunluluğu getiriyor. Çoğu kezde, bizim olmayan öğrenilmiş cevaplar..  
Fahri bey haklı
Yazar akifbayram açık 2012-03-07 00:44:17
Fahri Bey kesinlikle haklı. Dünyada gelişen siyasi olayları İngiltere ile açıklamak ayağı yerden kesik, hayali bir bakış açısıdır. Yazar gelişmeleri açıklamak istiyorsa illümünati cemiyeti, Tapınak şövalyeleri, masonluk ve Yahudiliğin gücü; hatta vatikan ile açıklayabilirdi. Gerçi onların ne ordu gücü, ne silahlı kuvvetleri , füze rampaları ve hava kuvvetleri var ama olsun. Öylesine güçlü kuruluşlar dünyadaki her şeyi satın alabilir ve yapabilirler diye düşünmeliydi. 
İsraili İngiltere kurmuş olabilir. İran devrim lideri Fransa da kalmış ve oradan işlerini yürütmüş olabilir. Bunların hiçbiri İllümünati cemiyeti, ya da masonların gücünü reddetmemizi gerektirmez. Iran’ın nükleer santrallerini Fransanın kurup Rusyanın yardım ediyor olması İranın Amerikan düşmanı olmadığı anlamına gelmez. 
Yazar keşke biraz ayağı yere basar, hayali olmayan bir kurgu yapsaydı! Daha inandırıcı olurdu. 
Yazar Fahri açık 2012-03-08 01:55:59
Raci Beye değer vermesem ve bu konudaki yaklaşımını, genel çizgisinin dışında bulmasam, bir metodolojiden çok uzak, mesnetsiz, pektabii sonuçsuz kalacak bu tartışmaya hiç girmezdim. 
Ortada onlarca gözle görülür, elle tutulur farklı güçler, devletler ve bunların güvenlik-menfaat politikaları stratejileri dururken, davoslarda, bilderberglerde, IMF ve DB Yıllık Toplantılarında, G7+1 ve G20 lerde toplanılıp kararlar alınıp, bunlar bir bir hayata geçirilirken, her şey açık açık bildirilerle, beyanlarla, kitap ve makalalerle ilan edilirken, dünyanın en büyük 500 şirketi, en zengin 50 milyarderi dergilerde yayınlanırken, gizemciliğin bunca ‘aklıbaşında insanda’ itibar görmesi epeyce tuhaf.! 
 
Hani, yıldırımı anlayamayan ‘ilkel insanın’ aklında bir yıldırım tanrısı yaratması gibi bir şey.. 
 
İngiltere, illumunati yada masonlar illa bir ‘şer güç’ isteniyorsa, bu yukarıdakilerin muhtevasında bulunmalı veya hisler yukarıdakilere içerilip, somutlanmalı. İspatlanamayacak öznel hisler, tahminler dost meclislerinde şüphe olarak dile getirilebilir ama yazıya geçirilip cümle aleme gerçeklik gibi sunmak, bu sayfaların düzeyiyle uyuşmuyor, yazarına yakışmıyor. 

Yazar, ‘’Anayasanın icadından beri anayasal düzen kuran hiçbir ülke büyüyüp gelişememiştir’’ derken, anayasası doğrudan galiplerce yazdırılan Almanya’yı, Japonya’yı ve hatta dünün sömürgesi Hindistan’ı nereye koyuyor.? Ya Amerika’yı.?  

Dışa bağımlılık, kanserli hücre veya virüs gibidir. Bir kez bünyeye girmesine izin verirseniz, yani vasat bulursa, çoğalır, uyur tekrar uyanır, zayıflatır, kemirir, çürütür, zehirler ve nihayet.. Çözüm lanet etmek, sövmek değil. Virüse karşı savunma sistemleriyle beraber, bağışıklık sistemini güçlü tutmakta, muhakkak.  
 
Yazarın keşfettiğine göre, bütün anayasa-lar başlıbaşına birer virüs, kanserli hücre..? 
Olabilir mi.?  
Yine, adına anayasa demesek bile, bir kanunlar manzumesi olmadan siyasi-sosyal-iktisadi hayatı tanzim etmek nasıl mümkün olacak, cevaplamak gerek.? 
Papanın veya halifenin ‘tanrı kelamı’ fetvalarıyla mı.? Sultanın fermanıyla mı.? 

Birkaç tartışmada, ‘İslam şeriatının’ iddianın aksine, bir yazılı hukuk getirmesiyle keyfi hüküm kesmeğe son verdiğini, bu yönüyle de hukukta devrim niteliğinde olduğunu ileri sürmüş ve hep şiddetli tepkiler almıştım. 
Yazar, yazılı hukuka karşı mı.? 
Yazar girisim açık 2012-03-09 15:05:26
Fahri bey! 
Yazdıklarımın kabul edilmesi zor şeyler olduğunun farkındayım. Nasıl izah edeceğimi de bilmiyorum.  
Öncelikle şunun kabulü gerekiyor: Tarih dediğimiz şey kendi halinde akıp giden bir ırmak değildir. Birileri ona yol veriyor, yön veriyor. Bunu kabul ettiğimizde; kim yön veriyor diye düşünmeye başlarız. Yön veren 1 tane de olabilir, birden fazla da… Birden fazla olduğu kabul gören düşüncedir. Fakat 19 ve 20. yüzyılda dünya neredeyse tek devlet olmuş durumdadır. Tarihe yön veren güçler azalmıştır. Birinci Dünya savaşına girilirken 5 tane büyük devlet vardı. Savaştan sonra ise yüzlerce küçük devlet... Savaşın kesin galibi İngiltere’dir bunu akıldan çıkarmamak gerek. 
Almanya, Japonya, Hindistan büyük devletler. Ancak siyasi arenada hiçbirinin sözünün geçmediğini görüyoruz. Ekonomik olarak büyükler. Askeri olarak bir şey yapmaya, bir söze direnmeye güçleri yetmez. Almanya’nın ordusu yok ve korumasını Amerikan askerleri (Nato) sağlıyor. Fransa askeri olarak bir hiçtir. Ne kadar abuk bir siyasi yapısı olduğunu son Parlamento kararında anlamış bulunuyoruz. Ermeni soykırım yasasını kastediyorum. Böyle karar çıkaran bir parlamento başka konularda mantıklı kararlar alıyor mudur sizce? Almanya sadece üretim yapıyor. Amerikan halkı tüketmeyi kesince, almanlar iş diye ağlamaya başlıyorlar. Bu güç müdür? Almanya’nın gücü Amerikalıların tüketim kapasitesiyle doğrudan ilgilidir. Dünyada bir ekonomik kriz dalgalanmaya başladığında Alman ekonomisi tepetakla oluyor. Zaten Avrupa topluluğunu doyurmaktan başka bir şeye takatleri kalmıyor. Japonya üretim yapıyor diye güçlü kabul ediliyor. Fakat Kuzey kore 2 tane füze yollayacak diye ödü kopuyor. Bu ülkelerin hiçbirinin askeri varlığı yoktur. Askeri olmayan bir ülkenin ekonomisi de ihracata dayalıysa gücü olabilir mi? İhracat demek dengeli olmak, egemen güçlerle barış içinde olmayı kabul etmek demektir. Ülkede 2 tane bomba patladığında turistin esamisini göremezsiniz. Esnaf ağlamaya başlar ve mevcut hükümet zorda kalır.  
Amerika askeri olarak süper güçte bir ülkedir. Fakat dünyadan habersiz amerikan halkı ne hikmetse, kendini hiç ilgilendirmeyen savaşların içindedir. 2 dünya savaşında Rusları, Fransızları kurtarmakla meşguldü. Daha sonra Vietnam’ı, Kore’yi ve şimdi de Irak, Libya, Suriye gibi ülkeleri kurtarıyor. Burnunda halka olan koca bir dev gibi İngiltere’nin çekip götürdüğü yere gidiyor.  
İngiltere dışındaki bütün iktidarlar anayasa ile taahhüt altındadırlar. Mesela bu küçük devletçiklerde darbe yapmak suç sayılmaz. Eğer gücünüz varsa darbe yapabilirisiniz. Asıl suç anayasa yapmamaktır. Anayasa yapmamak için direniyorsanız, ülkeyi tamamen sahiplenmek istediğinize hüküm verilir. Bu suçtur, kabul edilemez. Birleşmiş milletler üzerinize gelir, nefes alamazsınız. Çünkü ülkelerin asıl sahibi halklardır. Yani hiç kimsedir. Halka (umuma) ait olan şeylerin ne türden şeyler olduğunu çevrenizden gözlemleyebilirisiniz. 
Söylediklerimle yazılı hukuka karşı çıkmıyorum. Tabii ki kırmızı ışıkta geçmenin cezası şu kadardır diye belirtmek gerekir.  
Ben dünyadan 50 sene gün almış birisiyim. Bugüne kadar bir işimi yaparken bu konuda anayasa ne diyor diye bakmaya gerek duymadım. Etrafımda da bakanı görmedim. Ama Kuran ne diyor, İncil ne diyor diye herkes bakıyor. Fizik, matematik, geometri ve tabiat ne diyor diye de merak ediliyor. Halkın hiçbir işine yaramadığı belli olan bu yasalarla insanlığın meşgul edilmesi doğru mu? Ya da tabii yasalar zaten açık değil mi? Bunları illa yazmak istemek anlamlı mı? Bilim adamları uğraşıp bulduklarını bir düşünce olarak zaten belirtiyor. Neden yasalaştırıp herkesi bağlamaya çalışıyorlar. Doğal yasalar sonuçta bir yorum değil midir? En büyük güç olan yerçekiminin ne olduğunu bilemiyoruz. Sürekli araştırıyor, düşünüyor ve yeniden yorumluyoruz. Şimdi bize doğru görünen bir bilgi bir süre sonra yağımızı bağlayan bir yanlış olarak kalıyor. İnsanlık ilerlerken böyle bağlardan azat olmak daha doğru değil mi? 
Raci D. 
Yazar Fahri açık 2012-03-11 04:38:58
Benimki kadar sivri dilli olmayan, uzun cevabınız için teşekkürle başlamalıyım. 

Bağışlayınız, yaklaşımınız, dünyada herkes iyiniyetli olsa, hiçbir sorun kalmaz kabilinden. Sizin yaşınızda, donanımlı ve işadamı vasfı da bulunan bir aydın için fazla hafif olmuyor mu.? Belki birazda, devlet denilen mekanizmayı, bürokrasiyi, devlet aklı veya milli şuuru, iktisadi temeli önemsemeye, bilmeye gerek vardır. Ki, siz biliyor olmanıza rağmen, niye dikkate almazsınız, onu anlamaya çalışıyorum. 
Çok iyi idarecilerimiz olsun ve onlar vatan millet aşkıyla istedikleri yasal düzenlemelerle-kurallarla, bir anayasayla vb sınırlanmadan, değişen şartlara uygun-akılla-bilimle esnek yönetse ne iyi olur demek mi istiyorsunuz.? Bunu mu öneriyorsunuz.? 
*  
İngiliz diplomasisi malumdur. Yine verdiğiniz, ‘’Okyanusta iki balık kavga etse, bunda İngiltere’nin dahli vardır’’ deyişi, kulağa küpe olacak cinstendir. 
Ama sadece uyanık olmak için. Bunların hiçbiri İngiltere’nin bütün dünyaya hükmettiğini ispata yetmez.  
Amerika’nın burnundaki halka İngiltere’nin elinde iddianızın dayanağı nedir mesela.?  

G7 lere +1 eklenmişti, Rusya. Şimdilerde ise G20 tesis edildi ve öne çıktı. Sizce niye.? 
Dünyaya sadece askeri üstünlükle, siyasi diplomatik kurnazlıkla, mali ve ticari hegemonya ile hükmetmek mümkün olmuyor galiba. 

Bana sorarsanız, sizin savınızın tam aksinize, bugün dünyadaki ‘egemen güçler’ ne anayasa istiyor, ne yasa, ne milli bağımsız devlet yapıları.. Hatta ne uluslararası hukuk, ne Birleşmiş Milletler istemiyor.  
Zaten takmıyorlar da. Irak işgali, BM hilafına gerçekleşmedi mi.? Bu BM nin sonudur demiştim o zaman. 
Şimdi moda ‘uluslararası koalisyon’ yada ‘uluslararası camia.’ Meşruiyet için, ne olduğunu anlayamadığımız, bir kaideye oturmayan, bu sihirli söylemlerin arkasına saklanılıyor. Hatta bu meşruiyete bile gerek duyulmuyor, güçlünün hukuku, gücü yettiğince hüküm sürüyor. 
Böyle ise, tamda onların istediğini savunmuş olmuyor musunuz.? 
 
Yazar Fahri açık 2012-03-11 05:09:19
Niçin anayasayı ve olmalı mıyı tartışıyoruz.? 
Nezaketi elden bırakmayayım demiştim ama asıl sorun-temel anayasa değil.. Tersine son nokta anayasa.! Niçin kuvvetler ayrılığını tartışıyoruz mesala.? 
Güçler çatışmasının yaşandığı ve çözümlenemediği her ARA DÖNEMDE meşruiyet başka yerlerde aranır. Mesela halkta, uluslararası camiada.. Vicdanlarda vs. vs. 
Birileri anayasaya karşı halka dayanır.. Bir diğeri bütün halkın iradesine-seçimine karşı, bir etnik veya inanç grubuna.. 
Uluslararası uzlaşma-anayasa diyebileceğimiz BM ne karşı, camiaya veya insan haklarına.. kasıtla uluslararası koalisyon denilen, çok uluslu emperyal askeri güce.. 
Yeni bir denge ve düzen sağlanana kadar maalesef bu çatışma ve tartışmalar devam edecektir. Yerel ve genel düzlemde..  
Yazar girisim açık 2012-03-14 17:00:54
 
Fahri bey şöyle söylenebilir. 
 
Bir devlet ne kadar büyükse o kadar görünmezdir. Devlet öyle olmalı ki, her yerde olmalı fakat kimseye görünmemeli. Herkesin ayağına takılan devlet, devlet değildir; acuzedir. Bunu kabul ettiğimizde, Dünyayı yöneteni bulmanın o kadar kolay olmadığını anlarız. Misal yerçekimi her yerdedir. Her hal ve şartta hükmünü uygular fakat sadece tarif edilir; gözle görünmez. Göründüğü an tılsımı biter, sıradanlaşır. 
Tarihi geriye döndürmek zor… Anayasa icat edilmiş oldu. Bundan sonra önerimiz ancak şöyle olabilir; Anayasa yaptırılan değil; yaptıran devlet olmalıyız. Özgürleştirilen değil; özgürleştiren olmalıyız. Okullarını hergün özgürlük-bağımsızlık marşı ile eğitime başlatan değil; başlattıran devlet olmalıyız. Eğitim adı altında Fransız devrimi ilkeleri adlı yeni dini öğrenen değil; kendi dinimizi öğreten bir ulus olmalıyız. Kurtuluş bundadır. 
Raci D. 
Yazar Fahri açık 2012-03-16 02:42:32
Raci Beycim, 
Yazdıklarınızı kabul etmek değil de anlamak zor, beni aşıyor. 
Bu fırsat, biraz çatayım size.. 
Görünmez devletleri, görünmeden dünyayı -hayalet galiba- yöneten güçleri görme yeteneğiniz olduğuna göre, sizinle teatiden ve tartışmadan imtina etmeliyim.  
Bu görünmeyen buzdağlarının mutlaka su üzerinde bir parçası olması gerekmiyor mu.? 
Madem dünyaya hükmediyorlar, herhalde bunu sihirle yapmıyorlar.? Çok büyük organizasyonlara ihtiyaçları olmalı.. Çilenin ucunu gösterseniz de, bizde gerisini çekebilsek, elverdiğince.! Yada, siz arkadan bir mum yaksanız da, ben cahil için gölgesi perdeye düşse.! 
‘Görünmez güçler, anayasalar marifetiyle nasıl dünyaya hükmediyor’ sorusunun cevabı, ‘onlar görünmez ellerle yapıyor, o denli işte siz anlayamazsınız’ olmamalı.! 

‘’dinimizi öğreten ulus olmalıyız..’’ önerinize açıklık getiriniz lütfen. 
Din, dinimiz öğrenilir, öğretilemez. 
Çocuklarımıza dahi ‘öğretmeye’ hakkımız yoktur bence. Örnek oluruz, özendiririz, sorularını cevaplarız, gösteririz, öğütleriz. Daha fazlası değil. 
Buradan hareketle, ben ‘din okulu yerine konulan’ İHL ni de anlayamam mesela. 
Meslek Lisesi olarak da anlayamam. 
Dindar olmak, dinini daha iyi öğrenmek için, illa İHL de okumak niçin gerekli görülür.?  
Niçin çocuklarımızı-ebeveynlerini, meslek olarak elektronik veya sağlık ile, din-ilahiyat arasında bir seçme yapmak zorunda bıraktığımızı anlayan varsa lütfen anlatsın.  
Çocuklarımızın hem ‘dindar’ hem elektronikçi veya laborant veya tornacı veya doktor olması mümkün değil mi.? 

Daha öncede sormuştum, PROFESYONEL DİNDAR olur mu.? Kastım, tabiî ki ücret karşılığı uzmanlık, gelir amacıyla meslek edinmiş.. 
 
Yazar girisim açık 2012-03-18 10:55:10
Fahri Bey 
Görünmez güçlerin mucidi ben değilim. Dünyayı Yahudiler idare ediyor diyen ben değilim. 11 Eylül saldırısını Mossad’ın üzerine atan, sokaklarda Kahrolsun Amerika diye bağırıp dünyayı amerikanın idare ettiğini ima eden ben değilim. Tapınak şövalyeleri ilgili hikâyeleri ben anlatmadım. Benim söylediğim şey sadece Dünya savaşlarının galibinin İngiltere olduğunu, yeryüzünde tek krallık İngiltere’nin kaldığını söylemektir. İngiltere’nin dünyada girmediği iğne deliği kadar yer kalmadığını söyledim. Ne tuhaftır ki; girdiği ve çekildiği her yerde geriye ANAYASA bırakmıştır. Bir ülkenin başka toprakların anayasa ile yönetilmesini niçin bu kadar önemsediğini anlamaya çalıştım. 
Hayalinde Fransız devrimini kuran, devrimci bir kuşaktan geliyoruz. O dönemde yaşayıp ta dünyayı cennete dönüştürecek bir devrim hayali kurmayan var mı? Fakat o yapının altından gladyo, gizli servisler v.s çıktı. Devlet gücüne sahip olmadan bir halk hareketi yapılamayacağını öğrenmiş olduk. Dünyayı binlerce yıldır yönetme tecrübesine sahip askeri kurmay zeka, halkın her türlü davranışını kontrol edip istediği sonuca yönlendirebiliyor. 
İmam Hatip liseleri konusunda sizinle aynı fikirdeyim. Bu okulların kapatılması gerekir. Din ile bilim Müslümanlıkta ayrı şeyler değildir. Eğer bilim öğreneceksek zaten din öğreniyoruz demektir. Ancak bir meslek olarak ilahiyatçılık inkar edilemez. O da bir meslektir ve meslek gözüyle bakılmalıdır. Bizde ne yazık ki, bilim adamı denilince ilahiyat mesleği sahipleri geliyor akla. 
Profosyonel dindarlıktan ne kastettiğinizi anlayamadım. Para ile dindarlık? Dindarlık; vicdan ve samimiyet işidir. Bir insan para aldığı için bazı şeyleri yapıyorsa (ibadet vs.) samimi değildir. Hem para alıyor, hem de samimi olabilir (cami hocaları, ilahiyat eğitmenleri v.s gibi). Fakat samimi Müslüman iyi bir profosyoneldir. Yaptığı iş karlı bir alışveriştir. Allah’a kul olarak hem dünyada iyiliği, hem ahirette güzelliği satın almaktadır. Yani iş olsun diye yapmamaktadır Müslümanlığı. İyinin ve doğrunun yanında olduğunda, dünyanın en büyük gücünün de (Allah) yanında olduğunun bilincindedir. Bu bilinç onu, korkusuz ve daima kazançta olan bir yaşamla ödüllendirir. 
Raci D.
Bu da benim düşüncem...
Yazar Selami Çekmegil açık 2012-03-20 00:22:04
Değerli dostlar... 
 
Kanaatim: Hukuk bir ilimdir; ve tabiatın bünyesinde mündemiçtir... Yazılı olarak Hukuk ilmi,  
 
tıpkı fizik, kimya, matematik gibi bu alandaki ilmi, tedkik, tahlil, tartışma ve keşfe yönelik çaba  
 
ve tespitlerin adıdır diye düşünüyorum.  
 
Yasama siyasi bir konudur, zaruridir ve kanımca hukuk ilmine aykırı olmadığı sürece de  
 
bilimsel nitelikte olabilir ve ilim gibi zaruridir. Keyfi yasama -çok kez- cahilidir ve köhneleştirir,  
 
hatta zulme de yönelebilir.  
 
İngiltere'de ve İngiltere gibi ülkelerde -Tıpkı Osmanlıda olduğu gibi- Hukuk, yargının  
 
bilimsel karar ve içtihatlarıyla gelişir ve köklüdür. Sair kanun devletlerinde ise hukuk  
 
tüzeleşmiştir ve çok kere keyfi siyasetin gerekleri doğrultusunda geçici niteliklidir; devamlı  
 
ve istikrarsızca değişir. Böylesi ülkelerde her yeni siyasi gurubun istemi doğrultusunda  
 
-Aşağı yukarı on yılda bir gibi- kısa sürelerde devamlı Anayasa değişiklikleri yapılır; bilimsel  
 
(ilmi) hukuk gereklerine önem verilmez... 
 
Bunlar benim çalakalem sergilediğim düşüncelerimdir; tartışılabilir. Ama tartışmanın değeri  
 
ilmi, akli, ve de hayat gerçeklerine ve modellerine uygun olduğu ölçüde anlam kazanır diye  
 
düşünüyorum... 
 
Düşünen, tartışan ve gelişen beyinlere saygıyla... 
yazar yazılı hukuka karşı mı
Yazar Fahri açık 2012-04-23 01:03:24
hukuk 'tabiatın bünyesinde mündemiçtir..' 
ne güzel deyiş, ne derin tespit.! 
bazen doğa intikam alıyor işte diyoruz, bazen deniz geri alıyor verdiğini.. 
çoğu zaman ilahi adalet diyoruz. 
kimi zaman evdeki hesapla, çarşı.. 
selam,saygı ve sevgiler aziz dost. 
bütün güzellikler,iyilikler, baht sizinle olsun.  

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 29-02-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66502477 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net