15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow NECİP FAZIL KISAKÜREK VE ERCÜMEND ÖZKAN
NECİP FAZIL KISAKÜREK VE ERCÜMEND ÖZKAN PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar Prof. Dr. Mikâil Bayram/İKTİBAS   
31-01-2012
NECİP FAZIL KISAKÜREK VE ERCÜMEND ÖZKAN
                                             Prof. Dr. Mikâil Bayram/İktibas-Ocak,2012
Üniversite talebesi olduğum yıllarda (1962-66) çeşitli İslâmî ve fikrî dernek ve kuruluşlara mensup cemaatler arasında bulunur ve faaliyetlerine katılırdım. Doğrusu bundan zevk de alıyordum. O dönemlerde bir kısım üniversiteli arkadaşlarla birlikte Nacip Fazıl Kısakürek’in kurduğu ve merkezi İstanbul’da bulunan “Büyük Doğu Fikir Kulübü”nün Ankara şubesini kurmuştuk. Kendimizi “Büyük Doğucu” olarak nitelendiriyor ve bu dernek içinde faaliyetlerde bulunuyorduk. İlk başkanımız Mustafa Yazgan Bey idi. Bu kulübün kuruluşunda ve Merhum Necip Fazıl ile diyalogun sürdürülmesinde Av. Selâmi Çekmegil Bey’in özel bir yeri vardı.
Mustafa Yazgan Bey’in tayini çıkıp Ankara’dan ayrılınca onun yerine ben başkan oldum. O tarihlerde Üstad Necip Fazıl Kısakürek “Büyük Doğu” dergisini çıkarıyordu. Büyük bir iştiyak ve heyecanla Büyük Doğu Dergisi’ni ve Üstad Necip Fazıl’ın sohbet ve konferanslarını takip ederdik. Üstad arada bir Ankara’ya gelirdi. O sıralarda daha bir coşkulu olurduk. Cebeci’de bir merkezimiz vardı. Bazen Üstad’ı oraya getirir ve sohbetlerini takip ederdik. Arkadaşlarımızı da oraya toplamaya çalışırdık.

Bir defasında Üstad Necip Fazıl, Cebeci’deki merkezimizi şereflendirmişlerdi. O gün tesadüfen Osman Yüksel Serdengeçti Abi de Ankara’da imiş. Arkadaşlar o gün onu da Büyük Doğu Fikir Kulübü’ne getirmişlerdi. Yanlış hatırlamıyorsam 1964 yılıydı. Dostlarımızdan ve gönüldaşlarımızdan oluşan 40-50 kişilik bir dinleyici vardı. Bir arkadaş “vahdet-i vücud” ne demektir diye üstada soru sordu. Üstad da bu soruya cevap verirken -hülasa olarak ifade edeyim- şöyle bir yorumda bulundu: Evliyaullah derece derece olduğu gibi her velinin de yükseldiği bir makamı bulunur. Allah’ın velileri bulundukları makamdan kâinata bakar, Eşya ve kâinatı, o vilâyet makamından nasıl görünüyorsa onu anlatırlar. Evliyaullah’ın ulularından olan Şeyhu’l-Ekber Muhyi’d-din İbnü’l-Arabi bulunduğu o yüksek vilâyet makamından eşya ve kâinata bakmış, Farsça tabir ile “Heme Ust” (Her şey odur) demiş. Yani her şey Allah’ın vücudundan ibarettir. Eşyanın (Varlığın) hakikati budur. Bu hakikatin dışında bir varlık vehmetmek batıldır. İşte bu anlayışa “vahdet-i vücud” denir. Üstad bu minval üzere vahdet-i vücudculuğu açıkladıktan sonra Mücedid-i elf-i sani dediği İmam-i Rabbani Şeyh Ahmed Serhendî’ye geçti. İmam-ı Rabbanî’nin geçmiş ve gelecek velilerin en ulusu olduğunu, velilik derecelerinin en zirvesinde bulunduğunu izah ettikten sonra, O yüce veli Allah’ın sevgili kulu Muhyi’d-din İbnü’l-Arabi’den daha yüksek bir makamdan eşyaya ve kâinata bakmış, o da bulunduğu makamdaki bilgi ve kavrayış ile “Heme ust” değil, gene Farsça bir sözle “Heme ez Ust” (her şey ondandır) demiştir. Yani İbnü’l-Arabi’nin dediği gibi varlık, Allah’dan ibaret değil, bilakis varlık o Zat-i Kibriya’dandır. Yani O’nun kudretinden vucut bulmuştur. Buna da “Vahdet-i şühud” denir.

Üstad bu yorumun ardından iki büyük veli olarak nitelendirdiği Muyi’d-din İbnü’l-Arabi ile İmam-ı Rabbanî arasındaki farkı açıklamaya çalıştı. Bu cümleden olarak onların “Heme Ust” ve “Heme ez Ust” sözlerindeki mana farkını açıklarken tam üstadın karşısında oturan bir genç gayet sakin ve ciddi bir tavırla Üstad’a hitaben: “Bu anlattıkların İbnü’l-Arabî ile İmam-i Rabbani’nin safsatalarıdır. Bunun dinle, İslam ile ne alakası var. Bunları din diye ve yüksek bir dini hakikatmiş gibi bu gençlere anlatıyorsun” diyerek itirazda bulundu.

Üstad Necip Fazıl’ın sohbetlerinde bulunanlar iyi bilirler. O konuştuğu zaman mecliste çıt çıkmaz herkes can kulağıyla dinlerdi. Hele onun konuştuklarına itiraz asla düşünülmezdi. Fakat bu genç gayet rahat bir tavırla alışılmadık bir biçimde üstada itiraz yöneltti. Üstad çok sinirlendi, celâllendi ve bu gence çıkışarak, “Sen kim oluyorsun beni tenkid ediyorsun. Bir defa bir insanı tenkid edebilmek için en az onun kadar veya ondan daha bilgili olmak gerekir. Herkes biliyor ki, burada benden daha bilgili kimse yoktur. Sen nasıl haddi aşarak beni tenkide cüret ediyorsun” dedi.

O genç üstadın bu sözlerine karşı susmadı ve hemen mukabelede bulundu ve şöyle dedi: “Böyle bir kaide yoktur. Herkes doğru olduğuna inandığı fikrini her yerde ve herkese karşı söyleme hakkına sahiptir. Hudeybiye Muahedesi sırasında Hz. Ömer Efendimiz, Hudeybiye Muahedesi’ne imza attı diye hem de çıkışarak Hz Peygamber Efendimizi tenkid etmedi mi? Hz. Ömer, Resul-i Ekrem’den daha mı üstün veya bilgiliydi. Göçebe Müslüman bir A’rabî dahi Halifelerin huzuruna çıkıyor ve fikrini savunabiliyordu” mealinde konuşmasını sürdürdü.

Bu gencin Üstad Necip Fazıl’a karşı bu tavrı ve çıkışından biz büyük doğucular infial halinde idik. Onun bu konuşması üzerine münakaşanın uzayacağını düşünen Osman Yüksel Serdengeçti Ağabey, Üstad Necip Fazıl’ın Kolunu tuttu, bir şeyler söyledi ve bu oturumun sonlanmasını sağladı. Toplantı bu şekilde sona erince o genç yan taraftan sıvışıp gitti. Fakat o gün orada bulunanlardan hiç kimse o genci tanımıyordu. Doğrusu ben de ilk defa onu aramızda görmüştüm. Herkes biri birine soruyordu bu adam kimdir diye. Orada bulunan Nuri Pakdil Bey onu tanıyormuş, soruşturan arkadaşlara bu gencin Ercümend Özkan olduğunu söyledi. Bu zat kimdir, necidir diye sorulunca da Kırşehirli olup, Hukuk Fakültesinde öğrenci olduğunu anlattı Nuri Pakdil. Eminim ki o gece Ercümend Özkan orada bulunan dinleyicilerin zihninde silinmez bir iz bıraktı.
İktibas Dergisi, Ocak 2012, sayı 397

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 09-02-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66502265 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net