28-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow DEMOKRASİ İSE ...
DEMOKRASİ İSE ... PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 26
KötüÇok iyi 
Yazar M.Selami Çekmegil   
24-07-2005

ImageCumhurbaşkanlığı seçimi -sanki ülkenin meşgul olunacak tabii bir sorunu yokmuş gibi- yine erken alevlendirildi; hem de halktan bir imajın (başörtüsünün) o makama gelmesi çok büyük bir tehlike imiş gibi bir görüntü içinde... Oysa ki, -bilinçte ve bilinçaltında- bu tip konular hep  halk iradesinin ülkeye egemen olup olamaması ile irtibatlı olarak zihinleri meşgul etmiş, demokrasi konusu ile birleştirilmiştir. Padişahlığın ilgasının sebebi de böyle idi: Millet  egemenliği, halk iradesi... Nitekim eski cumhurbaşkanlarından Sayın Demirel, halktan biri olarak  kendisinin “çobanlıktan Cumhurbaşkanlığına” gelebilmesini “Cumhuriyetin Fazileti” olarak izah etmişti de değerli “Arşiv”cimiz “Abdullah Birisi” bunun üzerine, 14.06.2005 tarihli Arşivinde, bir bakkal çocuğu olan Tatcher’in İngiltere başbakanı olabilmesini “Kraliyetin fazileti”ne, Osmanlıdaki subyan mekteplerinden yetişen birçoğunun veziri azam veya paşa olabilmesini “Padişahlığın fazileti”ne mi yoralım demişti  bu beyanı telmihen... Öyleyse konuyu  demokrasi zaviyesinden  tahlil etmemiz gerekiyor:

Tüm dünyada demokrasi uğruna yapılan mücadeleler kabaca üç sonuca ulaşmıştır:     1. Bütün önceki müesseseler yıkılarak halk adına mücadeleyi sürdüren mihrakların egemenliğini oluşturacak yeni müesseseler kuran bir devrim (örneğin Fransız İnkılabı), 2. Öncekilerle biçimsel bir uzlaşma sonucu halk adına mücadeleyi sürdüren mihrakların eskilerin egemenliğine ortak olması veya onları kendi egemenliklerine ortak kılması (mesela İngiltere demokrasisi) ve 3. Egemenlerin mücadeleyi sürdüren halkı ezerek kendi sultalarını sürdürmesi. (Özbekistan ve Cezayir deneyimlerinde olduğu gibi)...

Bizdeki demokrasi mücadelesi de bu modellerin içinde fakat nüanslı çizgiler taşıyan bir seyir takip etmektedir. 1839’dan sonra padişahın egemenliğine karşı sürdürülen demokrasi mücadelesi 1920 yılında ulusal egemenliğe dönüşerek (Tanzimat bürokrasisinin ana özellikleri dışında) eski telakki ve kurumları yıkıp yerine mücadeleyi sürdürenlerin beğenebileceği müesseseleri kurmuş, fikir platformunda ise İttihad-ı Terakki’nin tercümeler yoluyla Türkiye’ye ithal ettiği Avrupai modellerin tedricen yerleşmesi gayretlerine imkan vermiştir.  Bunu yaparken eski egemen sultana karşı ulusal egemenlik formülüne müsamaha eden mihraklar daha sonra, 1950’li yıllardaki belirsiz(!) halk çıkışlarına karşı, geçmişteki deneyimlerden de yararlanarak, güvencelerini sağlayacak tedbirleri de almışlar ve milli egemenliğin arzuladıkları doğrultuda tezahür etmesini, tabii hakları olarak, sağlamak  istemişlerdir.

İşte 1960 Anayasasının getirdiği şekillenmelerde  millet adına karar veren ve kuvvetler ayrılığı tarzında  icraat yapan yetkili merci ve organların teşekkül ve tezahür şart ve şekillerinin farklı usullere bağlanması; demokrasimizde sıkça uygulanan kontenjan, veto, belli konularda farklı nitelikte çoğunluk oranlarıyla yasaların ve Meclis kararlarının Anayasaya uygunluk denetimine tabi kılınması;  belirli konuların millet meclisinde değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği kuralı ve özerk kurumlar gibi düzenlemeler bu amaca da yarayabilecek önemli tedbirler niteliğindedir.

Devlet başkanının halk tarafından belirlenmesini hoş görmeyen bir kısım  telakkinin, bu makamın millet adına başka merci ve mekanizmalarla belirlenmesini istemesi de, bu merci ve mekanizmaları kendi tercihlerine yöneltme noktasından daha kolay manüple  edilebilir ya da milli menfaat anlayışlarına daha kolay yönlendirilebilir görmesindendir. Onlara göre, henüz eğitilmemiş gördükleri halk yığınları bazı milli menfaat mülahazalarını idrak etme zorluğu çektiğinden, bunu onlar adına karar verme yetkisini haiz dar gruplara anlatma kolaylığından istifade etmek gerekir.

Nitekim bir toplantıda, demokrasiyi aşırı öven halkçı Aziz Nesin’in: “yıllarını verip eğitim gören ve Anayasa Mahkemesi üyeliğine yükselmiş bir aydınla Hakkari’nin dağında hayvan otlatan Çoban Memet Ağa‘nın oyunu eşdeğerde görmeye razı olmanın demokrasiyi yozlaştıracağı” beyanı dikkatimi çekmişti. Sayın Nesin’e bu kadar savunduğu demokrasiye karşı 12 Eylül’de darbe yapanları tenkit etmesiyle bu darbeyi  ceketini ilikleyerek tebrik edenlerin Çoban Memet Ağa olmayıp oyunu daha değerli kılmayı arzuladığı Anayasa Mahkemesi Başkanı olduğunu görmezlikten gelmesinin bir çelişki olduğunu hatırlatınca bu çelişkisini izah edemeyişini çok iyi hatırlıyorum.

Ne var ki artık halkımız eğitilmiş ve milli menfaatlerini takdir edecek noktaya getirilmiştir. Hiç değilse her gün 24 saat beynini yıkayan televizyon kanalları ve ansiklopedi dahi veren gazeteleri ile eğitilmekte ve kısa sürede yönlendirilebilmektedir. Bu nedenle demokratik mihrakların halkın sürpriz sonuçlar vereceği endişelerine kanımca mahal kalmamıştır. Halkın ulusal yararlar konusunda yönlendirilmesinin de pek büyük zorluklara konu olduğunu sanmıyorum.

Ben şahsen devlet başkanının da halk tarafından seçilmesinin, parlamento seçimine nazaran, egemen telakkiler açısından, çok büyük riskler taşıdığı kanaatinde değilim. Nitekim Cumhurbaşkanı Sayın Özal’ın -uzun geleneksel çizgi dışına çıkılarak- biraz farklı bir kesimden seçilmiş olması, vahim(!) bir sonuçtan korkmamak gerektiğini doğrulamıştı. Ülkemiz tek kanal siyah beyaz televizyondan çok sayıda çok renkli ekranlara onun zamanında kavuştuğu gibi en frapan bayan sanatçılarımız da en çok onun zamanında  rağbet görmeye ve köşkte ağırlanmaya başlamıştı... 

Ben şahsen bize demokrasiyi layık gören yöneticilerimizin cumhurbaşkanının da halk oyuyla seçilmesine müsamaha etmelerinde büyük bir sakınca olmadığı sanısındayım.

                                15.07.2005 tarihli Kırmızı Çizgi Dergisiniden Alıntıdır.)

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73646730 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net