15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow KONUŞMALARIN GETİRDİĞİ
KONUŞMALARIN GETİRDİĞİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar Ercan ARSLANER   
06-01-2012
KONUŞMALARIN GETİRDİĞİ

                                             Ercan ARSLANER
Günlerin Getirdiği, Günlerin Götürdüğü eserleri iki tanınmış yazarın kaleminden çıkmıştır. Bunlardan biri Nurullah Ataç, diğeri Suut Kemal Yetkin’di. Ben de şahsen onları yıllar önce okumuştum. Şimdi kendime onları hangi amaçla okuduğumu soruyorum. Belki okumuş olmak için, belki merakımı biraz olsun gidermek için okudum. Oysa okumadan önce elde bir plan olmalı ve analizci bir bakışla okumak çok daha iyi olurdu. Mesela tür yönünden özelliklerin ortaya çıkarılması bunlardan biri olabilirdi. Bu tür çevresinde birleşilen kanı, denemede belli bir karara
varılmamasıydı. İyi bir okuyucu ise bu türde birleşilen ve birleşilmeyen yönleri tespit edebilmeliydi. Makale yazan bir şahıs ise ortaya attığı fikri tanımlama yönünde gayret sarf edecektir.

O yıllarda okuduğum önemli eserlerden biri de Dante Alighieri’nin yazdığı İlahi Komedi (Divina Komedi) idi. Bu şahıs İtalyan Rönensans’ının ın öncülerindendi. Almanca’ya başlayışım sebebiyle eserin adı üzerinde ancak yıllar sonra düşünebildim. Bu şahıs ilahi olan ne varsa unları komik buluyordu. Esre denemenin farklı bir boyutu idi. Olaylar tarihi gözden incelenmiyordu orada, yazar tarihi olayları kendi bakışıyla komikleştirmeye çalışıyordu.

Adı geçen yazarlar olaylara materyalist açıdan bakmıştı. Belki farklı bir yönden bakışa izinli de olmayabilirlerdi. Aslında özgür bir yazar ruhçu bir yönden de olaylara bakarak karşılaştırıcı bir sonuç da sağlayabilirdi. Bu durumda okur daha sağlıklı bir sonuca varabilirdi. Yazar bu karşılaştırmaları yapmaya mezun değilse işin çilesi orada başlardı. “Ulus”  gazetesi yazarı Hüseyin Cahit Yalçın hayatının bir devresinde özgürce yazmasına engel olunduğu için yazmaktan vazgeçer veya yazmamaya mecbur edilir.1908 Hareket Ordusu zamanlarından gelen yazar ancak Demokrat Partisi zamanlarında yazmaya başlar. Ben de gazete okumaya başladığım zaman önce Hüseyin Cahit Yalçın’la karşılaştım. Onun özgür düşünmek isteyen biri olduğunu yıllar sonra öğrendim. O deneme değil, makale yazan biriydi. Necip Fazıl, Said Çekmegil, Nurettin Topçu v.b. kaygan zeminlerde gitmek yerine olaylara İslami açıdan bakmışlardı.

Bir zamanların “Hareket dergisinde Nurettin Topçu Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinden dönüşünde ordunun güneş doğarken Üsküdar sırtlarından İstanbul’a girmeyişini şöyle açıklar. O saatte görünüş askere kibir verebilirdi, kendisini güneşle karşılaştırabilirdi diye ordunun yürüyüşünü durdurur ve ortalık iyice aydınlandıktan sonra yürüyüşe izin verir.
İşte Nurettin Topçu ordunun yürütülmemesini bu sebeplere bağlar.

Materyalist bir yazar daha farklı sebeplerle durumu açıklayabilirdi. Özellikle Said Çekmegil merhum ise İslami açıdan bakıyordu olaylara.

“Hani nerde tespihim/ Dağılmış tane tane/ Taneleri derleyin/ hak ipine bağlayın/ Tevhit gelsin meydane.” mısralarındaki görünüm onun üslup özelliğiyle bakış tarzını da ortaya koyar.

“Batı batı diye batmışız” mısraı ancak büyük bir açılımla okurlarını aydınlığa kavuştururdu.(1)

Werner Siemens ve Georg Halske 1647 yılında telgraf kurumunu kurdu. Emil Lathenau 1883’de AEG’yi kuruyor. 1851’de Schering Kimya Endüstrisini kuruyor ve 1873’de AKFA (Aktiengeselschaft für Anilinfabrikation) kuruluyor.

Mehmet Akif Ersoy Alman endüstrisi ile 1914’lerde karşılaşmış olmalıydı. O meşhur  “Onların işleri bizim dinimiz gibi, bizim işimiz de onların dini gibi.” Sözünü bu endüstriyel gelişimleri gördükten sonra söylemiş olmalıydı. Bu çok güzel, anlamlı, açıklamaya değer söz niçin Avrupa hayranlarının dikkatini çekmemiş? En güzel yazılarla her türden okulların duvarlarına yazılmamış? Aslına bakılırsa Türk halkı onların endüstrilerini hem benimser hem icra edebilirdi. Burada fazlalık olarak din kavramından söz edilmiş. Oysa söz makamında olanlar işlerine gelirse işe dini karıştırabiliyorlar. Burada akla lahana turşusu ile perhiz geliyor ne yazık ki!”

2011 Martında umreye gitmek kısmet olmuştu. En çok başlarına kapattıkları örtü ile tanınan Pakistanlılara “Muhammed İkbal” deyince “Allame Muhammed İkbal’i mi ”soruyorsun derlerdi her defasında. İşte bu İkbal “Batıda on dört yıl kaldım ama onlardan kendime hiçbir yaramazlık bulaştırmadım.”(2) diyerek batıya karşı tepkisini açıklardı. Ebedi şarkın büyük insanlarındandı. Ne kadar güzel kitaplar hatta şiirler yazmıştı. İslam dünyasının meskenetten kurtulmasıydı bütün derdi. Türk ders kitaplarındaki okuma parçaları ve şiirlerle onunkileri karşılaştırırsak kendimize ne kadar yabancı kaldığımız ortaya çıkar.)

Olaylara İslami açıdan bakışını yineleyen diğer fikir adamlarımızı iyi tanımak gerekiyor. Mehmet Akif, Mehmet Kaplan, Yahya Kemal Beyatlı bunların başta gelenlerindendi. Sermed Sami Uysal Yahya Kemal’i anlatırken onun Nurullah Ataç’taki sathiliği beyan ettiğini de söyler. Günümüzde özellikle Mehmet Kaplan ne kadar tanımıştır? Bunu incelemek gerekir. Şu hatırası çok önemlidir “Kaplan Hoca” Mihalıççık doğumludur. Günü gelmiş babası askere gidecektir. Evde bir annesi bir de kendisi vardır. Çocuk yaştadır ama omzuna yüklenen sorumluluğun farkındadır. Oldukça endişeli ve huzursuzdur. Belki bu huzursuzlukla biraz uyumuştur. Sabaha karşı evin kapısından “Tık tık” diye bir ses gelmektedir. Mehmet biraz endişeyle sabah aydınlığında perde aralığından dışarı bakar. Giriş kapısı yanında bir şahıs elinde bir keserle çalışmaktadır. Komşuları olan bu şahıs evin kırık kapısını tamir etmektedir. Mehmet “Oh” diyerek iyi komşunun ne kadar önemli olduğunu anlamıştır. (Batı ise komşuluğu rafa kaldırmıştır artık hatta akrabalığı bile…)

Bir Almanın evinde altı yıl kaldım 50-60 yaşlarındaki oğlu ailesi ile yalnız yıl başında onlara gelirdi. Fakat durum bizim ülkemizde de onlarınkine benzer hale eğilim yönündedir.

 Ne demişti Allah’ın peygamberi: “Bir ara Allah Tealanın komşunun komşuya mirasçı kılacağından korktum (mealen yazıyoruz) Almanlardan bahsederken bazı gerçekleri de bilmekte fayda var. Türkiye’den henüz getiremediğim ailem için iki buçuk ay ev aramıştım. Artık ümit kestiğim anda okuldan 25 km uzaktaki bir köyde bahsini ettiğim bu öğretmene telefon ederek ev bulamadığımı söyledim. O da bana kendi durduğu köyde bir ev bulduğunu söyledi. Ne kadar şükrettiğimi Allah bilir.

Bir diğer olay ise ev sahibi bir Almanın bir Türk gencine karşı harika davranışıdır. Ev sahibi Alman evini kiraya vermek için gazeteye ilan verir. 10-12 Alman arasında bir de Türk genci vardır. Talih Türk gencine gülmüştür. Daha sonra bu genç bir defasında üç ay süreyle ev sahibine kira ödeyememiştir. Bu Alman ev sahibi Türk’e tek kelime söylememiştir. Bazı Almanların vahşetini ise burada anmaya gerek görmüyorum.

Tren, otobüs yolculuklarında insanlar bazen bildiğimiz gibi unutulmaz sohbetlerle birbirlerinden ayrılırlar.

Bir hastane koridorunda yan yana oturduğum şahıs üniversitede tarım profesörü imişler. Tarım alanında yapılan hükümet çalışmalarını beğenmemişler. Şahsen eğitim alanında yapılan işleri beğenmediğimi, hatta nasıl olması gerektiğini yazdığımı söyledim. O da yazdığını ve ilgililere yazısını vereceğini söyledi. Yazımın içeriğinde Alman eğitim yapısı vardı. Onlar özellikle liseye gidecek öğrencileri öğretmenlerin seçimleriyle belirliyorlardı. Liseye gitmenin önemli yönü üniversiteye hazırlık yeri olmasıydı..Bunun diğer anlamı üniversiteye gidemeyecek öğrenci liseye alınmamalıydı.Çünkü lisede okuyamayacak öğrenci geldiği okula geri gönderilirse kendisi için çok zararlı sonuçlar ortaya çıkardı. Bu açıklamalar 17 yıllık Almanya deneyimlerime dayanıyordu. Aslına bakılırsa Alman sistemindeki bu yapı Osmanlı eğitim düzeninden geliyordu. Eğitim nazırı Emrullah Efendi bu doğru sistemin kurucusu idi. Bu tarz eğitimin amacında öğrenciye meslek okulu veya üniversite yokuyla meslek kazandırmak vardı. Alman eğitiminde 700 meslek bulunması onlardaki sistem sebebiyle idi.

Ak Parti zamanında en başta Sayın Başbakanımız büyük bir icraat gösterdiler.* Dış ve İç politikadaki büyük başarılar Türkiye’yi dünyanın en önemli ülkelerinden bir yaptı. yaptı. Eskiden adı anılmayan Ulaştırma, Sağlık, Dışişleri Bakanlarımız doğru sistem ve çalışmanın ne olduğunu gösterdiler. *Van Mimit’le Ortadoğu ve ABD’lilerin, hatta Avrupalıların zihninde o, büyük sürprizler yaptı. Ankara İstanbul’la, İstanbul İzmir’le, Ankara Sivas’la YHT üzerinden birleşince şairin “Türkiye büyüyüp Turan olacak.” Sözleri zihinlerde yansımasını tekrarlayacaktır.

Diş yaptırmak için gittiğim fakültede Filistinli bir öğrenciye rastlamıştım ve o Tayip Erdoğan Bey için “o benim ağabeyimdir” demişlerdi. Meğer Sayın Başbakanımız bildiğimizden daha geniş alanlarda yaşayan insanların gönüllerini fethetmiş.
Turan’da kavmiyet ağırlığı görülmemelidir; çünkü iman ile nurlanmayan ülkelerin büyümesi fazla anlam ifade etmez.
Sayın Prof. Konuşmayla devam ediyordu. Ona göre problemlerin çözümünde en iyi yol “VİCDAN” imiş. Vicdanın doğruyu bulmak gibi bir fonksiyonu var ise Kur’an’ın gelmesine gerek olmamalıydı.

Mehmet Akif’de bunu bir şiirinde:
“Ne irfandır veren ahlaka yücelik, ne vicdandır fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farzedelsin havfı yezdan’ın
 Ne irfanın kalır tesiri katiyen ne vicdanın”(5)

(M. Akif Ersoy- SAFAHA – inkılâp AKA yeni matbaa- İstanbul 1966- sh. 307)

Yüreklerden Allah korkusu çekilince onun yerini dolduracak bir şey kalmamaktadır. Vicdan sözündeki muğlâk anlatım tümüyle açıktır. Tüm faziletlerin temeli Allah korkusuna dayanır. Zaten yüce kitabımız yalnız Allah’a dayanmayı emreder. Allah korkusundan ayıramayacağımız “Vicdan v.b.” değil, “İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür- İmansız olan paslı yürek sinede yüktür. Ages Sh. 21.mısralarında geçen iman varsa insanda o bütün işleri Allah korkusuyla düzeltir.

Yüreklerden Allah korkusu çekilince onun yerini dolduracak bir şey kalmamaktadır. Vicdan sözündeki muğlâk anlatım tümüyle açıktır. Tüm faziletlerin temeli Allah korkusuna dayanır. Zaten yüce kitabımız yalnız Allah’a dayanmayı emreder. Allah korkusundan ayıramayacağımız “Vicdan v.b.” değil, “İmandır o cevher ki, ilahi ne büyüktür- İmansız olan paslı yürek sinede yüktür. Ages Sh. 21.mısralarında geçen iman varsa insanda o bütün işleri Allah korkusuyla düzeltir.

Vicdanla öğünecek insan hangi objektifliğe sahip olacaktır? Ayrıca yüce kitabımızda objektif olanla olmayan birbirinden ayrılır. Objektif olmayanın bir adı da müteşabihtir. İşte bu müteşabih olan kavramlar ikinci anlama sahiptiler. Bunların anlamını bilgide ileri olanlar çözebilir. Onlar kelimenin anlamını (fakih olanlar) metne bağlı olarak her yönüyle bilirler. Zaten anlam çözümünde kelimenin kendi anlamı yanında bağlılık(bağlam) içindeki anlamın bilinmesi büyük önem taşır.

Bu bakımdan İslam dininde hiçbir zaman keyfilik söz konusu olmaz. İnsanlar vicdan sözüyle bulamayacakları çözümleri kelimelerin anlamlarını Kur’an diliyle bulurlar ve aralarındaki ihtilafları da böylece çözüme bağlarlar.

Doğrudan vicdanın kaynağına yönelenler acaba onu nerede bulacaklardır? Hâlbuki Kur’an’ın kaynağı tektir. İnsanları hiç ihtilafa düşürmez.

Müteşabih olanı bilginlerin anlayabilmesinin iki önemli sonucundan biri insanın bilmeye teşvik edilmesi ile ikincisi dil konusunun her alandaki önemini bilmektir. Vicdana özel anlam atfedenler kendi özel düşünceleri ile Kur’an düşüncesini karşılaştırarak Kur’an bilgilerini genişlettikleri gibi özel düşüncelerindeki anlamsızlığı daha yakından görebilirler.

Günlerin getirdiği, götürdüğü materyalizmin çemberinde kalmışsa, gerçeğe yaklaşmaları zor olacaktır.

Materyalizmin ne olduğu anlaşıldıkça ne kadar eksik olduğu da anlaşılacaktır. Gerçeği kırmaya çalışanlar ise acizliklerini de göreceklerdir. 

Vicdan İslam’ın olduğu yerde ancak onun içeriğinde yer alırsa bir anlam ihtiva eder. Vicdan Victor Hugo’ya atfedilen “İradene hâkim, vicdanına esir ol” vecizesinde ancak İslam’la kuşatılırsa anlam ihtiva eder.”İrade ve imanı birleştirmek insanı yüceltir.”.

(1) İslami konulu bir eser Türkiye’de henüz Anayasa çalışmaları yapılmadan dört büyük kanunun İslam ilkelerinden uzakta Avrupai esaslarla çıkarılmıştı. Bunların dışında pek çok farklılıklar eski tarzdan ayrı bir yolda ortaya konmuştu. Hele “İslam” adından uzaklaşmak temel bir ilke olarak görülüyordu. Avrupalılaşmak ise yalnız moda haline gelmemiş, büyük bir heves olarak kendini gösteriyordu. Fakat Türkiye bu işin galiba yalnız lafında idi.

(2)İkbal’in bu sözünü Ali Hikmet Ertaylan’ın ondan çevirdiği eserlerden birinin önsözünde okumuş olmalıyım.

Yorum
Teşekkür...
Yazar dilhan açık 2012-01-10 15:59:42
Çoktandır siteye girmiyordum, Bu yazı ilgimi çekti. kültür yüklü bir yazı... kriter ülkeye kültür taşıyor; keşki Kültür Bakanlığı da bir işlev üstlense hani. tebrik ve teşekkürler... 
Alara Dilhan

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 09-01-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66501247 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net