15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow SELAMİ ÇEKMEGİL İLE -HAYAT VE GÜNDEME DAİR-
SELAMİ ÇEKMEGİL İLE -HAYAT VE GÜNDEME DAİR- PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 10
KötüÇok iyi 
Yazar Röportaj: Eyüp BEYHAN   
13-12-2011
YAZAR SELAMİ ÇEKMEGİL İLE BİR SÖYLEŞİ(*)

                                                          Röportaj: Eyüp BEYHAN
Merhum M.Sait Çekmegil, “münevver kimdir?” başlıklı bir yazısında, bir münevverde aranması lazım gelen hususları şöyle sıralar:
a)- İnsanlara has bir düşünceye sahip olan her kişi bu düşünebilme hasselerinin kendisine kendinden gelmediğini, ancak kendisini var eden ve var ettikleri arasında insana hususi bir değer vererek diğer yaratılmışlardan ayıran üstün bir varlıktan geldiğini düşünmesi ve diğer yaratıklara akıl, muhakeme vermek istese bile, buna değil tek bir insanın, 
bütün insanların dahi güçsüz kalacağının gerçekliğini idrak etmek, yani kendisine ait hududunu, yaratıcısının kudretini anlaması; b)- Sahip olunan bu düşüncenin, yani mefkurenin insana yüklediği mükellefiyetlerin neler olduğunun aranmasının şart olduğunu bilmesi; c)-  Bilgilerinin hududunu bilmesi; d)- Bilmediğini bilmesi... Kısaca: Kendini bilmesi, kendisine bilme meziyetlerini vereni bilmesi, kusur ve meziyetleriyle aczini ve neleri yapmaya muktedir olduğunu bilmesi…

Bu yazımızda yukardaki sayılan vasıflara ziyadesiyle sahip olduğu kanaatinde olduğum, çoban tefsiri ile müfessir, kitapları ve makaleleri ile yazar, çalışma hayatına baktığımızda bürokrat, mesleğine baktığımızda Avukatlığı ile çok zeki bir hukukçu olan Selami Çekmegil ile yaptığımız bir söyleyişi ve sohbeti siz değerli okuyucularımla paylaşacağım:

Selami Çekmegil, ülkemizin fikir ve ilim hayatında gerçek manada bir mütefekkir… Gerek ilmi çalışmaları ve fikri donanımı, gerekse milli köklere bağlı duruşu ile kıymetli bir mevkie sahip bir Anadolu mütefekkiri… Dededen ve babadan birikimli Selami Bey; tok sözlü, Müslüman özlü, yiğit yapılı, güven telkin eden, dürüst ve yardımsever bir kişilik, erdemli vasıflarıyla mücehhez, sır tutmayı bilen, sırrını ifşa etmeyen, nüktedan bir kişiliğe sahiptir. Hangi ortamda bulunursa bulunsun merkezi kendisine çevirmeyi bilen, yani merkez olan bir insan. İnancın ve imanın medeniyete dönen yüzü. İnanan bir idealist ve dava adamıdır.

Cihan-ara cihan içindedir arayı bilmezler/Şu mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler... Bu konuda anlatılan bir masal vardır ki pek meşhurdur: “Balıklar deryada sakin, usulet ve suhuletle yüzerken içlerinden birinin sorması ile şaşırıp kalmışlar. Su nedir? Soru oldukça basittir. Ama yıllar yılı içinde sürekli yüzüp yüzgeç attıkları suyun hakikatini hiç biri bilemez. Bunun üzere araya araya balıkların pirini bulur ve ona sorarlar; Ey pirim, üstadımız, bu su nedir, nicedir? diye sorunca balıkların piri hiç düşünmeden  “Ben sudan başka bir şey görmüyorum ki onu size anlatayım” diye muammalı, esrarengiz bir cevap vermiş. Günümüzde maalesef belirtmeliyim ki, toplumumuzun asıl aydınları, münevverleri, ilim ve fikir adamları geriye atılmış olacak ki, toplumuzun sorunları çözüm konusunda hamasi nutuktan ötesine gitmiyor. Bu bakımda fikir adamlarımız, aksiyon ve dava adamları bizim deryamızdır. Akıllı bir toplumlar ise deryada beslenirler.

Hassaten kuşak ve akranlarıma derim ki, bu deryalar tükenmeden doyasıya istifade etmeliyiz. İşte düşünür ve yazar Selami Çekmegil bunlardan birisidir. Başkent Ankara’da mütevazı yaşamını sürdüren yazarımızla hayata dair, bürokrasi ve ülkemizin önemli gündem maddesi olan hukuk reformu ve anayasa değişikliği üzerine sohbet ettik. Şimdi sözü fazla uzatmadan sizleri bu söyleyişim ile baş başa bırakıyorum:

“Bir şeyler yazabilsem Selami Çekmegil'e/Acz içinde kalırım gayretlerim nafile... Malatya ilimizin soylu asil çocuğu/Said beyin oğludur Sanih'in de torunu” (İsmail Hakkı BAŞER). “Sizden önce tanıdım Selami Çekmegil’i/ Mümin kardeşlerine hem dosttur hem sevgili/ Ben size tanıtayım azıcık boydan kısa/ Düşman bile severdi onu yakın tanısa. (Metin Önal Mengüşoğlu)  “Kadim dostuma” ve “kadim dostuma nazire” diye kriterde yayınlanan iki tane şiirle Selami Çekmegil’in portresi anlatılıyor. Buna ekleyecek bir şeyiniz olur mu?
         S.Çekmegil: Böyle dört-beş şiir daha var. Bu şiirler, layık olduğumu sanmadığım iltifatlar yoluyla bana teşvikler içeriyor. Layık olursam şükredeceğim ama böyle bir teşvike layık görüldüğüm için şimdi de seviniyor, şükrediyorum…

Geçmişinizi okuduğumuzda oldukça zor günlerden geçtiğinizi müşahede ediyoruz. Hiç şüphesiz ki Anne-Baba ve eşimizin varlığı insanı daha güçlü kılıyor. Şimdi ise önce annenizi ve babanızı kaybettiniz, daha sonra muhterem refikanızı kaybettiniz. Hayat ise devam ediyor. Gıptayla bahis etmeliyim ki pozitif enerjiniz takdire şayandır. Günleriniz nasıl geçiyor. Hayata dair birkaç kelam buyurur musunuz?
        S.Çekmegil: Aslında hayatın önümüze getirdiği sorular şeklen farklı ama hep aynı kıvamda. Allah, kapasitesini aşan sorularla sınamaz insanları. Tüm olaylar –ihanet etmeksizin şükrünü deruhte edeceğimiz bir Cennet kılavuzudur.. yeter ki verilene ihanet etmeyelim; nankörlük etmeyelim... Verilen asıl nimet öncelikle akıldır. Ona ihanet edip devre dışı bırakmayan insan sınavı başarmış olur. “Allah, aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır.” Onu ve ona verilen doneleri değerlendirenler mutmain olur. Allah bizi buna muvaffak etsin diye de dua edebiliriz inşallah. Bunun ötesindeki görünürlerimiz aldatıcı da olabilir. Ama her verilene şükür için: verilenleri değerlendirmek gerekir. İşte bu bakımdan kendimden mutmain değilim. Sizin takdirleriniz teşvikim olur. Hayat bazen düz asfalt, bazen ivicaşlı ve engebeli, bazen aşılması gereken yokuşlarla dolu ve bazen de jet hızıyla kat edeceğimiz bir Cennet yolculuğudur.  Allah o yoldaki istikametimizle ödüllendirir hepimizi inşallah. Allah vadinden dönmez…

 “Bilge terzi Sait Çekmegil” –dönemin- Malatya’nın en büyük terzi atölyesine sahip.. siz de ailenin tek erkek çocuğuydunuz. Babanızın mesleğini devam ettirmek yerine Ankara’yı ve bürokrasiyi tercih ettiniz.          
        S. Çekmegil:
Ayrıca hayat bir oyun ve oyuncaktan ibarettir de; bir bilebilsek. Ben -iç dürtülerimle- babamın sunduğunun dışında bir oyuncak seçtim. Daha riskli ama getirisi fazla olur sandığım bir oyuncak… Ama bu güne kadar bu beklentimin doğru çıktığından tam emin değilim. Yalnız belki de bu tarzım bana –şükründen aciz kaldığım- yakın evlat çevremi ve de sizin gibi saygıdeğer bir muhitin iltifatlarını nasip etti. Önemli olan Allahın verdiği bu nimetlere mukabele edebilmek, konumunun hakkını vermek; yani şükredebilmek…

Çekmegil’in terzi Atölyesi için Necip Fazıl Kısakürek, ‘Malatya münevverlerinin akademisi’ diye yazmıştır, Büyük Doğu’da. Siz bu akademinin talebesi oldunuz mu?  Biraz bahis eder misiniz?
        S. Çekmegil: Evet babamın işyeri bir hayat akademisi idi. Terzilik, onun güzel sanatlar zevki idi... Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Bülent Ecevit gibi üst kalite düşünürler ve fikir adamları onun ziyaretçileri ve katkı verenleri idi. Çocukluğumdan on sekiz yaşıma kadar bana da hep o bahçede su verildi diyebilirim. Orada aldığım gıda ile yeşerme ortamı buldum diyebilirim. Yeşerdim mi tam bilmiyorum ama o bahçenin dışına da taşabildim. Özellikle kendi muhitimde sonradan oluşan başka bahçelerde de yer buldum. Sn. Dr. Bilgiç’lerin de ihtimamlarına konu olmuş Ankara “B.D. Fikir kulübü”, Üniversiteliler Fikir ve Aksiyon Birliği (ÜFAB) ve yayınları gibi…

Efendim büyüklerimiz hep konuşurlar: eskide eğitim koşulları çok zordu. Oysa şimdiki nesil çok şanslı. Öğrenciliğiniz nasıl geçti? Bugünle mukayese edecek olursak.
        S.Çekmegil:
Bu günkü çevremdeki öğrencilere bakıyorum da sanki onlar bana nazaran daha avantajlı veya daha kolayda gibi gözüküyorlar. Güçlüklerin şekli değişti belki de; kıvamı değil… Dün aşırı aktivitenin riskleri, bugün sıkıcı ataletin monotonluğu
 
            Liseyi bitirdim; iki yıl ara verdim. Evlendim; bir çocuğum oldu: 1960 yılı 27 Mayıs İhtilali sade bizim değil -lehinde olduklarının dışındaki- herkes gibi babamın işini de altüst etti. Bu yıllarda Malatya Şeker Fabrikasında Pancar muhasebesinde ve Tekel Başmüdürlüğünde geçici kampanya işçisi olarak işe aldılar çalıştım. 1961’de Üniversite öğrenimi için Ankara Hukuk’u kazandımsa da fiilen bir yıl sonra öğrenciliğe başladım ve 1962 yılında Ankara’ya eşim ve ilk çocuğumla taşındım. İlk defa uygulamaya konulan Talebe kredisine başvurdum; verdiler. Kefillerim Sayın Bülent Çaycı ve amcam Mesut Çekmegil’e medyunu şükranım.
 
Malatya’nın en koyu CHP’lisi “Deli Nusret” lakaplı Nusret Zapçı Ankara’ya gelmişti; sokakta karşılaşınca bir saat içinde bana ilkokul öğretmen vekilliği yolumu açtı... Aldığım 250 TL. talebe kredisinin yarı fiyatına Ankara İskitler’de üç oda bir hol ev kiraladım.  Yılbaşlarında iki-üç ay toptan takvim dağıtımı ticareti yaparak ihtiyaçlarımı fazlası ile karşıladım. Kendi oluşturduğum entelektüel bir ortamda rahat ve neşeli bir talebelik hayatım oldu.  VE, ve -Roma Hukuku hariç- 8, 9, 10 skorluk derecelerle mezun oldum...

Herhalde o zamanki koşullar bugünkünden kolaydı sanıyorum. Mezuniyetten sonra da DTCF Alman Filolojisi gece bölümüne öğrenci oldum. Orada boykotlara karşı çıkıp kırmaya yeltenince solcular beni düşman ilan edip; bir gece yarısı Site talebe yurdundan alıp kaçırdılar; Bi dolmuş militanla Dikmen'e doğru giderken ne yapacaklardı bilemiyorum ama yolda peşimize bir polis aracı takılınca korktular, Emniyete götürdüler ve emniyet kapısında kaçanlardan kalan üç kişiyle, gizli beyanname dağıttığım iddiasıyla hakkımda şikayetçi oldular güya…  Kurtuldum; gece saat ikide sayın genel müdür beyin arabasıyla evime bıraktılar. Ama ben onlardan şikayetçi olmadım; çarka pek güvenmedim; biraz da olayların dışında kalayım diye…

Öğrencilik veya gençlik yıllarınızda kalan ve bizimle paylaşacağınız birkaç anınız olur mu?
        S.Çekmegil:
Var, tabii hem de çok… Birini yukarıda anlattım. Diğerleriyle beraber İki hocamı hürmet ve saygıyla anıyor; rahmet diliyorum: Prof Dr. Haluk TANDOĞAN; Prof. Dr. Şakir BERKİ… Bunlar sayesinde Roma Hukuku hariç bütün derslerimden 8-9-10 çektim… Onların şahsıma verdiği önem ve teşvikler sayesinde…

Efendim uzun süre bürokraside görev yaptınız. Hatıralarınızı “tilki tuzağı” diye kitaplaştırdınız. Dönemizde serbest avukatlık revaçta olan bir meslek. Serbest çalışma yerine devlete hizmet etmeyi tercih ettiniz. Bu tercihin özel bir sebebi var mıdır?
        S.Çekmegil:
Özel bir sebep yok; hadise öyle gelişti. Okulu bitirdim: beş altı ay sonra askerlik vardı. Büro açsam ne yapacağım; ortada kalacak. Çoluk çocuk (iki) ortada kalacak… Sosyal aktivitemin bereketi ile sanırım K. Kelleci'nin hatırlatması üzerine Sayın Ulaştırma Bakanı Dr. Sadettin BİLGİÇ beyefendi, teveccühü ile Ulaştırma Bakanlığında hukuk müşavirliği imkanı verdi. Girdim; Hukuk Müşaviri oldum… Üç ay kadar sonra oranın yerleşik bürokratlarının (sayın Ziya Kuyaş beyi saygıyla anıyorum) teşvikleriyle görgüm ve bilgim artsın diye iki yıllığına İngiltere’ye uçtum. Dönüşte mecburi hizmet, askerlik, özel kura falan..  Saygıyla yad ettiğim sayın “Nahit Paşa”mın teveccühü; yine saygıyla andığım Sayın Başbakan Bülent ECEVİT’in özel iltifatı ile Başbakanlık kadrolarında hukuk müşaviri olarak tescilli bürokrat oldum. Daha bir sürü “rastlantı” dedikleri  “hikmet”… Kısmi detay, daha sonra kimlerin ve hangi mekanizmaların ne için bu teveccühleri gasp ettiklerini anlattığım, sözünü çok ettiğiniz “Tilki Tuzağı” hatırat kitabımda var…
Yani sorunuzun cevabı:  kader –sınav sorusu- diye adlandırdığımız akıntı içinde kendi hüneri ve çabası olmayan tercih ve teveccühler serisi diye özetlenebilir…

Sanırım bürokrasi üzerine söylenecek sözünüz olur. Webere göre bürokrasi, iş bölümü, otorite, hiyerarşisi, yazılı kurallar, yazışmaların ve faaliyetlerin dosyalanması, gayri şahsilik, disipline olmuş bir yapı ve resmi pozisyonlardan oluşan bir örgüt biçimidir. Türkiye’de bürokrasi geleneği nereye dayanıyor; bürokrasi yapılanmamıza bakacak olursak.
        S.Çekmegil:
   Bu konuda herkes bir şey söylüyor da yaşayanlar ne diyor, ona bakmak lazım. Bürokrasi çarkında bulunduğum halde bürokrat olamadığıma göre bu konuda sözüne itibar edilmeyecek en belirgin kimse benim. Bizdeki bürokrasi (uzantılarıyla birlikte): “Tilki Tuzağı”…

Türkiye bürokratik bir devlet midir?
       S.Çekmegil:
Hem de nasıl; bürokrasi emrinde bir demokrasi.. Sanırım iyi bir tanım olabilir…

Türkiye’de Sivil bir devlet mücadelesi hep var olmuştur. Bu mücadele başarıya ulaşır mı?
        S.Çekmegil:
Sivilden kastınız örgütsüz bilinçsiz halksa hiç sanmıyorum; örgütleşen bilinçsiz halkın yeni bir sınıf oluşturarak –aldığı örnek kendinden öncekiler olduğu ve ayrıca bir de ideal hedeflere liyakati olmadığı için-  daha kalitesizce oturmaları ve geçmişlerini unutmaları ihtimali de cabası… 

Yaklaşık 10 yıldır iktidardan olmasına rağmen Sayın başbakanın serzenişi var bürokrasiye. Şöyle ki; “Bürokratik oligarşinin neler yaptığını, ne tür ıstıraplar yaşattığını çok iyi bilen birisiyim. Henüz dört dörtlük bunu aşabildik mi? Hayır. Daha yapılması gereken çok şeyler var. Ama aşıyoruz ve aşacağız.” Sanırım Sayın başbakan Erdoğan’ı en iyi anlayanlardasınız. Aşılır mı sizce?
        S.Çekmegil:
Ben kardeşim Tayyip Erdoğan’ı çok iyi anlıyorum da;  O, sayın Başbakan, beni hiç anlamıyor… Anlaması zordur da; önünü keserler... Bunda, yanına aldığı eski  geliştirdiklerim de -gayretle- rol üstlenirler…

Türkiye’de 2000’li yıllara kadar “siyasal ve sivil irade iktidar olur ama muktedir olmaz” gibi görüşler var. Bu görüş geçmişte kaldı diyebilir miyiz?
        S.Çekmegil:
Biraz tökezledi, biraz zayıfladı ama tamamen değil…

Efendim  müsaadeniz olursa, şimdi hukukçu kimliğinizle sohbetimize devam edelim. Türkiyede bir yargı reformuna ihtiyaç var. Mutlaka olması gerektiğini hatta geç kalındığı bile söyleniliyor hukukçular tarafından. “Hukuk devlet” yapımızı ve “yargı sistemimiz”in işleyişi üzerindeki görüşleriniz…?
        S.Çekmegil:
Türkiye, hiç değilse İngiltere gibi olamaz mı? İngiltere demokrasinin beşiği; Dünya’yı yönetiyor adeta… İngiltere’de Anayasa yok, AYM yok; Danıştay, askeri-sivil yargı ayrımı da yok, belki… Tek otorite, tek yasama, tek (ve bilimsel) yargı… Kendisi böyle iken adeta bütün müstemlekeleri ile beraber, Fransa’, Almanya’, ABD’  -pampiş Prof.lar eliyle -hani neredeyse on – yirmi – otuz – yılda bir,  “Yeni bir Anayasa”, yeni bir yargı reformu v.s., v.s., gibi sun’i problemlerle cebelleşiyor… İngiltere de -1839’da Osmanlıyı  devre dışı bıraktığından beri- habire kırk elli yılda bir, bizim Balkan Savaşlarına benzer şekilde, 1. 2. Cihan savaşları gibi savaşlarla bu kabil Avrupa, Afrika v.s. devletlerinin habire yeni düzenlerini dizayna çok kez yardım ediyor; yani bu yolda onlara yardım ediyor… Bu gün bile, Almanların başkasından değil ama bazı kendi komplekslerinden ödü patlıyor…
            Yani bana kalırsa Türkiye reform konusunda geri kalmış diğer Afrika, ABD ve Avrupa ülkelerini değil; yöntem geliştirme açısından -illa ön fikir arıyorsa- İngiltere’yi şöyle bir dikkate almalı diye düşünüyorum…

Hukukçu olarak hukukumuzda gördüğünüz en önemli sorun nedir?
        S.Çekmegil:
Hukuksuzluk…Bir namlı hukukçu Tacitus galiba diyor ki: bir ülkede çok fazla kanun varsa, hukuk anarşisinden söz edilir diyor. Siyasi hukukçu Talat Asalın ifadesiyle: bizde mülga kanunular kütüphane oluşturacak çaptadır... Problem Çoğulcu iradi yapılanma tarzımızda… Toplumsal hayatımızı farklı ilke ve otoritelerin –nerede duracağı belli olmayan ve biribirleriyle çelişme konumunda olan- tanımsız kriterlerin tasallutundan kurtaramamada sanıyorum

Nasıl olacak yargı reformu, HSYK'nın ve AYM'nin yapısının değişmesi yetmedi mi?
       S.Çekmegil:
Yukarı ki kapsamda verdiğim cevaplar, temel hareket noktamdır… "büyük hukukçu'' Yekta Güngör, hasta yatağında bile, bir gazetede yazdığı yazılarla ''hukuk rehberliği'' yapmaya devam ediyor... "Kılavuzumuz" Yekta Güngör Özden ve bu "hukuk"un "en iyi rehberi" sanırım onun “Hukuk Rehberi”… Ne diyeyim!..

Türkiye’nin 12 Haziran sonrasında önemli gündem maddelerinden birisi de yeni anayasa. Siz ne düşünüyorsunuz yeni anayasa konusunda?
       S.Çekmegil:
İngiltere’yi düşünüyorum; dolaylı yoldan…

 Türkiye’deki anayasacılık geleneği neye dayanıyor?
        S.Çekmegil:
600 yıllık Osmanlı’yı 60 yılda yıkıma götüren 1839 Tanzimat Fermanına; Atatürk’ün Anayasasını yürürlükten kaldıran 1960 ihtilaline …

Yeni anayasa ihtiyacından yıllardır söz ediyor. Neden kimse bu işe soyunmadı?
        S.Çekmegil:
Taliplerinin sun’iliğe razı olması sebebiyle mi desem aksini mi söylesem bilmiyorum… Yalnız 1960tan beri neredeyse her on senede bir yeni anayasa yaptığımızı da unutmayın bence…
Yeni dönemde yapabilecek miyiz bu anayasayı?
       S.Çekmegil:
Hiç kimse tabiat yasalarını bertaraf edemez… Tabii yasaları yürürlükten kaldıramaz… Onlar, er geç hükümlerini icra ederler: ihya ederek veya imha ederek…
                                                                                                         Eyüp BEYHAN
                                                                                                 

(*)  
Bu röportaj iki yerde yayınlandı: (E.Beyhan)
 1-
  
http://eyupbeyhan.blogcu.com/yazar-selami-cekmegil-ile-hayat-ve-gundeme-dair-bir-soyleyisi/11553954     
2-   
http://www.anadolubulten.com/
 

Yorum
Ah hatıralar
Yazar selahaddin açık 2011-12-14 11:27:08
Kıymetli dayımın hatıralarla yad edilmesine içerliyorum.Yapabilecek daha çok işinizin ve eserlerinizin olacağı kanaatindeyim.Yekta güngörün ancak kargalara kılavuzlık yaptığınıda unutmuyoruz.

Yazar admin açık 2011-12-16 10:15:05
Bu roportajı Malatya Karar gazetesi de tam sayfa yayınlamıştır. kriter, Sitemize kurulduğundan beri Malatya'dan ilk defa bir selam aldığı için teşekkür eder... 
kriter 
http://www.malatyakarar.com/haber/Selami-Cekmegil-ile-bir-soylesi-2558
Konu Ile İlgili Bir Yazı...
Yazar Sanih açık 2011-12-17 14:08:26
Roportajda bahsi geçen Sayın Dr. Bilgiç'in Bir Değerlendirmesini sunuyorum:  
İlk anayasa sadece 23 maddeden ibaretti 
http://www.turkiyegazetesi.com/haberdetay.aspx?haberid=517659
Av. Şuayip Gazi Diyor ki:
Yazar Selami Çekmegil açık 2011-12-18 13:01:45
Değerli meslektaşım Av Şuayip gazi Ulusoy'dan: bu roportajla ilgili olarak Cevabi nitelikte bir mail aldım. Teşekkürlerimle aşağıya dercediyoum:  
 
Selami Çekmegille yapılan roportajı okudum birçok ifadelerinde haklı olduğunu biliyorum.Bugün Yapılacak anayasanın çok madeli olmasıo iyideğildir. Ancak Anayasa yapılması çok zor bir iştir. Kalıcı anayasa yapabilmek için particilik zihniyetinden uzak olunmalıdır. Adı demokrasi olan ve seçimle iktidarın değişikliğini demokrasi olarak kabül edenler aldandıklarını görmelidirler.  
1- Senatonun kurulması çok önemlidir. Çünkü Senato seçimlerinde parti adaylığı yerine halkın dorudan seçmesi getirilmeli ve halk bölgesinde durust üstün vasıf ve ahlaka sahip kişileri bilir. Böylece kalite artar.  
2- Seçım kanunu ve partiler kanunu mutlaka değişmelidir. Genelbaşkanın milletvekilleri ve adaylar üzerinde ki agır baskısı kalkar şahsiyetli kişilikli kimselerin meclise girmesi kolaylaşır.  
bu genel başkan ve birkaç kişinin baskısını kaldırır, meclisin ve seçilenlerin iyi olmasını saglar.  
3- Anayasa yapımını mevcut meclis yerine bütün halkın temsilini taşıyan sivil toplum ve kurumların seçeceği, Kurucu meclis in yapması doğru olur. kısa devrede yapılan  
anayasa kısa zamanda eskir.  
4- anayasa devleti koruma yerine ferdi korunmayı önplanda tutmalıdır.  
anayasa kısa öz az maddeyi içermelidir.  
Üzerinde mutabakat kurulan taslak enaz bir yıl halkın ve ilim ve idareci zümrelerin tartışması alınmalı ve son şekli verilmelidir.  
anayasa kanun hakimiyeti yerine evrensel hukuk kurallarına yönelik olmalıdır. 
Av. Şuayip Gazi ULUSOY
ANAYASA, İSTİKLAL MARŞI OLSUN
Yazar necaticavdar açık 2011-12-19 09:30:38
Değerli büyüğüm mütefesir, düşünce ve aksiyon adamı Selami Ağbi'nin hayata dair düşündüklerini öğrenmekten memnun oldum. 
Röportajı yaparak bize bu imkanı verdiği için Eyup beye teşekür ederim. 
 
"Anayasa" konusunda Selami ağbi çok doğru bir tespit yapmış. 
İngiltere' de Anayasa yok da neden işgal ettiği yada sömürgelerinde illa "anayasa" dayatması yapılıyor? 
 
Biz elimizdeki değerleri bitarafa itip başka değerlerle "hizaya" getirildiğimiz günden buyana toplum huzuru için arayışlar içindeyiz. Bulduk deyip başkalarının yadırdığı yada onlara uyma adına uyguladığımız receteler, derdimizin dermanı olmuyor/olamıyor.. 
O halde bir sürü laf salatası maddeler aramaya gerek yok. 
 
Anayasa , İSTİKLAL MARŞI olsun..  
Millet ona göre hiza alsın 
Üstelik tek "milli meclis"in firesiz kararı, milletin "tam" ittifakı kabul gören değerler manzumesi toplumun rehberi olabilir..
Roportaj Anadolu Bülteni'nde...
Yazar admin açık 2012-01-10 15:13:04
Bu söyleşi en son Anadolu bülteninde de yayınlanmıştır. teşekkürle sunuyoruz: 
 
http://www.anadolubulten.com/kose.asp?yazar=55&id=481

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 02-11-2015 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66504802 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net