24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow HACCI EKBER
HACCI EKBER PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Metin Önal Mengüşoğlu   
01-12-2011
HACCI EKBER

                               Metin Önal Mengüşoğlu
Kurban bayramı Cuma gününe denk geldiğinde, Müslümanlar o sene Arafat, Muzdelife, Mina’da bulunma ve Kâbe’yi tavaftan ibaret olan hac ziyaretini böyle isimlendiriyorlar. Çünkü Cuma günü onların örfünde haftalık, Hac ise gücü yetenlerin ömürde bir defa yerine getirdiği senelik toplanma zamanıdır. Müslüman beldelerinde her Cuma ahali bölgenin en büyük Cuma mescidine koşuşturur ve kendisine siyasi sorumluluk verdikleri yöneticilerini beklerler. En yoksul, en itilmiş, en çaresiz mümin, eğer bir haceti varsa mescide erkenden ulaşıp, doğrudan en büyük mülki amirle muhatap
olma imkânına kavuşur. Cuma namazının birinci şartı olarak hürriyeti gören Müslüman fakihler, bu toplanmanın siyasi cihetini daima göz önünde bulundurmayı önemsemişlerdir. Cuma namazının nasıl haftalık sosyal siyasal mahiyeti bölgesel olarak öne çıkıyorsa, Hac’cın da senede bir gerçekleştirilen ve bütün Müslüman dünyayı kucaklayan siyasi boyutu her özelliğinin önündedir.

Arefeye birkaç gün kala Mekke şehrine doğru muazzam bir insan akışı başlar. Dört gün süren bayramı müteakip, bu akış en az on beş gün daha devam eder. Hemen her namaz vaktinin öncesi ve sonrasında o muhteşem kalabalık sizi karşılar. Kâbe’ye açılan cümle kapılarına varan yollar ve meydanlardan merkeze doğru insanlar, vadisine asırlardan beri alışmış bir ırmak gibi akıp giderler. Yol boyunca yerlere serilmiş, vakti bekleyen mümin kardeşlerinizin ellerine, ayaklarına basmamak için, omuzları arasından özenle geçerken sarf edilen gayret, hatta çekilen zahmet, anında sanki rahmete dönüşür. Bu nasıl bir haldir; ne tür bir toplanmadır? Kim, hangi kuvvet bunca insanı ve hangi sebeple buraya toplamış olabilir? Ne tür bir beklenti içerisindedirler bu insanlar? Nasıl bu kadar rahat, huzurlu, kaygısız ve gönüllü görünmektedirler? “Emret, geldik işte!” dillerindeki ilk nida budur. Davetine icabet ettikleri Rablerine canı gönülden iltica etmişlerdir. Ardından bir ağızdan “Allah en büyük” sözü dökülür. Bütün övgüleri, ululamaları, yüceltmeleri, efendilikleri, büyüklükleri Allah’a has kılar, O’ndan başkası karşısında eğilmeyeceklerini, küçülmeyeceklerini, acziyet göstermeyeceklerini haykırırlar. Allah’a ait olanın dışında hiçbir hacet kapısına dönüp yalvarmayacaklarını, her dileklerini yalnız Allah’a açacaklarını, dünyevi ve uhrevi bütün yardım ve destekleri O’ndan beklediklerini dünyaya duyururlar bir ağızdan.

Başka insanlar, ötekiler, ya kendileri cinsinden birisini Ulu Önder veya Ulu Hakan olarak sıfatlandırıp önlerinde saygı duruşu yapıyor, ya güce ya da bir görüntüye tapınıyordu. Oysa Kâbe’ye, şu kara taştan mamul sade Ev’in etrafına doluşanlar ise, evvela üzerlerine bulaşmış dünyalık süslerden arınıyor, kavminden, varlığından, renginden, hatta cinsiyetinden bile adeta soyunmuş olarak burada bulunduğunun bilincini taşıyordu. Milyonlarca insan bütün özelliklerini bir kereliğine unutarak, bir tek sıfatla Arafat’ta, Muzdelife’de, Mina’da duruyor, o kara taşın etrafında dönüyordu. Durup dönerken de çağırdıkları tek kudret, Allah’tı. Çünkü bugün burada bulunan milyonların yegâne sıfatı Abdullah’tı. Analarından çıplak doğmuşlardı. Esasen doğarken sıfatsızdılar. Yahut bir doğanın öteki doğan karşısında ayrıcalıklı bir sıfatı yoktu. Ancak her doğana cinsiyetine uygun bir isim takılıyor, bir aileye, bir kavme, bir iklime, bir yurda mensubiyeti ve aidiyeti yönünde kimlikleniyor, sıfatlandırılıyordu. İşte bu kaçınılmaz sıfatlandırılmaların göreceliğini, geçiciliğini haykırmak, insanlar arasında bir ayrıcalık yaratmaması gerektiğini ilan etmekti Hac’cın hikmeti.

Bütün insanlar Allah’tan gelmişti ve dönüşleri yine O’na, O’nun gösterdiği şekilde gerçekleşecekti. O’nun karşısında herkes ancak aciz bir kuldan ibaretti. Öyleyse kulluk eylemi yalnızca O’na karşı yapılmalıydı. Ve bu işi O nasıl istemişse öyle hayata geçirmeliydi. İşte Hac bu maksadın senede bir, gücü yeten bütün Müminler üzerine düşen, ömürlerinde bir defa da olsa toplanıp uygulayacakları bir tekbir, tevhid, tesbih, tenzih vecibesidir. Ayrıca Hac, bütün insanlık ailesine milyonlarca ağızdan tekrarlanan bir hatırlatmadır. Hepiniz Allah’tan geldiğiniz gibi, tarih boyunca bütün insanlığa yol gösteren, rehberlik eden Allah elçilerinin tamamı aynı hakikati söylemişlerdi: “Allah’tan başka ilah yoktur.” Öyleyse aranızda gücü, varlığı, soyu sopunu öne sürerek tanrılık, kurtarıcılık, ululuk, yücelik, büyüklük taslayanlar neticede tıpkı sizler gibi birer ölümlü mahlûkturlar. Ellerinizle yazdığınız kitaplar, yaptığınız resimler, heykeller, oylarınızla seçtiğiniz liderler, onların koydukları yasalar ve yasaklara kutsallık atfetmek neyin nesidir? İstediğiniz anda birkaç oy fazla vererek, biraz gayret harcayarak onları pekâlâ değiştirebilirsiniz. Ellerinizle, dillerinizle hülasa küçük fiskelerle bile her zaman değiştirebilecek olduğunuz kişi, kurum ve yasalarda kutsallık görme aptallığı yakışıyor mu insana?

Yegâne hüküm ve hikmet sahibi, bütün mülkün sahibi, yaratan, yaşatan, öldüren, sonra yeniden diriltecek olan Allah’ın çağrısından başka bütün çağrıları reddedenlerin senede bir toplanma zamanı olan Hac, siyaseten de mümin insanların ötekiler karşısındaki izzet ve onurunu temsil etmekteydi. Allah ile birlikte başkasına da sığınan, dua eden, medet kapısı tanıyan müşrikler yanında müminlerin kıymeti elbet büyüktü. Allah’a karşı, O’nun insanoğluna verdiği keramet ve nimetlere karşı nankörlük edip, nimet ve kabiliyetleri ihsan edeni görmezden gelen, O’nun çağrı ve uyarılarına kulak tıkayan inkârcılar, Allah’ı bırakarak, dönüp dolaşıp kendileri gibi birisini ilahlaştırarak onun önünde kıyama kalkışıyorlar. Müminler ise o kara taşın etrafında Allah’ı hatırlamanın hemen arkasından yalnız Allah’a secde ederken “Ey hakikati örtenler! Ben sizin kulluk ettiğinize kulluk etmem; siz de benim kulluk ettiğime kulluk etmezsiniz. Öyleyse sizin yolunuz size, benimki bana” derler. Ve hemen ardından ikinci rekâtı ede ederken de söyledikleri şu muhteşem cümlelerdir: “ De ki O Allah tek’tir. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Bütün muhtaçlar, dilerlerse onun hacet kapısından ihtiyaçlarını giderebilirler (hazinesi onca geniş ve sonsuzdur). Doğmamıştır O ve doğurulmamıştır. Ve (görüp durduğunuz) hiçbir şey ona denk tutulamaz!”

Hac’cın en büyük siyasi mesajı koruyucu, kollayıcı, kurtarıcı, hüküm koyucu, yönetici, mülk sahibi olarak Allah’tan başka kudretin bulunmadığını, bütün dünyaya, bütün insan çeşitlerinin lisanıyla ilan etmektir. Bu imanın ise bizden önceki bütün insanlık için geçerli bulunduğunu göstermek maksadıyla Mekke’de, Son Allah Elçisi’nden çok önceki bir elçinin kurduğu mekânda, Hz. İbrahim makamında yapılması, hadisenin evrensel boyutunu göstermesi bakımından anlamlıdır. Âlemlerin Efendisi, Kâinatın Efendisi, göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan, güvenip, dayanılacak, insanları şaşırtmayan, onlara tuzak kurmayan, daima adalet ve merhametin uygulayıcısı Allah’tır. Onun gönderdiği ilkeler zulüm ve nifak tehlikesi karşısında insanlığa şifa dağıtacak reçeteler sunmaktadır. Şifayı, şefaati Allah’tan başka yerde arayanlara da Hac’da toplanan müminler ayrı bir ders vermektedirler. Bu şuurla yapılan bütün Hac’lar Hacc-ı Ekberdir.
                                                                                    Metin Önal Mengüşoğlu

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 05-01-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554619 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net