15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow DÖVİZİN DALGASI HALKI YUTUYOR!
DÖVİZİN DALGASI HALKI YUTUYOR! PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar Raci DURCAN   
30-10-2011
 DÖVİZİN DALGASI HALKI YUTUYOR! 

                                                              Raci DURCAN
    Bugünlerde Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın keyfi çok yerinde olmalı. Neden mi?

    Eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz Bey,  eski Sanayi Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan’ın hükümet üzerinde baskı oluşturarak; düşük dolar kurunu yükseltme çabasından rahatsızlığını geçmişte ifade etmişti. Durmuş Bey’in görevi devrinin üzerinden çok geçmeden, Zafer Çağlayan amacına ulaşmış oldu.

  Şimdiki Dış Ticaretten sorumlu Ekonomi Bakanı Zafer çağlayan’ın geçmişinde sanayicilik vardır. Bu makama ASO başkanlığından gelmiştir. Döviz kurlarındaki düşüklüğün ihracatı engellediği konusunda, içinden geldiği çevreden çok sayıda şikâyet almış olmalı. İhracat hemen tüm ülkelerin en önemsediği konuların başında geliyor. Dolar kurunda küçük bir oynama ile ihracat rakamlarının artacağını düşünmek sıradan matematiksel bir işlem olarak görülür. Yeni merkez bankası başkanı, makamında yeni olduğundan; eğer varsa bile bu gerekçeye itiraz edememiş olmalı… Yıllar önce halkın yüksek fiyattan alıp, zarar etmemek için yastık altında beklettiği döviz, böylece eski yüksek değerine ulaşmış oldu. 

   Dalgalı kur iddialarıyla döviz fiyatlarına devletin müdahale etmediği ifadelerini hep duyarız. Fakat her nedense Merkez Banksı, dövizin bir noktaya kadar olan oransal artışından sonra müdahale etme gereği duydu. Kuru sanki bir rakamda tutmak istemektedir. Nasıl piyasa ihtiyaçlarının belirlediği dalgalı kur oluyor ve nasıl devlet müdahale etmemiş oluyor, anlaşılır gibi değil! Serbest piyasadaki sıradan bir oyuncunun malı değer yitirince müdahale etmeyen devlet, döviz olunca müdahale ediyor. Hangi rakamda, nerede müdahale etmesi gerektiğine nasıl karar veriyor? Bu işlemeler sonucunda yüklü miktarda paranın el değiştirdiğinden kimsenin şüphesi yoktur. Mesela benin tanıdığım bir sanayicinin son 3 aydaki değişimden kaybı 25.000TL oldu. Yine başka bir sanayici Kosgeb vasıtasıyla aldığı döviz kredisini geri ödemesine çok az zaman kala, yerinden uzun zamandır oynamayan döviz birden yukarıya harekete geçti. 20 günlük süre içinde doğan yükselişten zararı yirmi bin lira oldu. Bir kayıp varsa kazanan da vardır. Sanayici kaybetti, bankalar ve onların asıl sahibi devlet kazandı. Adı konulmadan vatandaş vergilendirilmiş oldu. İsmi adaletten gelen bir partinin iktidarında, Ergenekoncuların taktiği ile halkın vergilendirilmesi ne kadar adaletlidir?

    Sanayi çevrelerini dolaştığınızda, dövizdeki yükselmenin ihracatçıya da bir faydası olmadığı yakınmasını duyarsınız. Çünkü dünyanın globalleştiğinden bahisle, bir ürünü mamul hale getirirken ithalat da yapmak zorundasınızdır. Bu oranın %85 olduğunu Cumhurbaşkanımız dile getirmiştir. Başkaca hiçbir tedbir almadan sadece döviz kurlarıyla oynayarak ihracatı artırma çabası ülkemize zarardır; kötülüktür. Bunu basit bir ilkokul matematiğiyle ortaya koymak mümkündür. Türkiye’nin dış borcunun 300 milyar dolar olduğu söyleniyor. Doları 1.50TL yerine 1.90TL den çarparak, aradaki fark kadar daha fazla kazanmak; daha fazla çalışmak zorunda olduğumuzu görürsünüz. İthalatımız her zaman ihracattan önde olduğuna göre, basit bir tüccar ne yapar? Aldığını daha ucuza almaya bakar. Ama Ekonomi’den sorumlu Bakanlığımız böyle düşünmüyor olmalı. Dövizdeki yükselme ile aldığımız şeyin değeri artıyor, sattığımızın da artıyor ancak biz alımı çok yaptığımızdan zararımız büyümüş oluyor.

   Belki de yetkililer bu noktayı zaten biliyorlardır da; döviz kurlarıyla oynayarak halka yükledikleri sıkıntının adını değiştiriyorlardır. Halkın malını, uluslar arası şebekelerin de yaptığı gibi, emtia fiyatlarıyla oynayarak kendi elinde toplamak adil değildir. Adalet olmayan yerde zulüm vardır. Bir ülke fısk (günah) ile yönetilebilir, ayakta kalabilir ancak zulüm ile asla!

   Bakan Çağlayan Merkez Bankasını etkilemeyi sürdürsün, doları 5 lira yapsınlar. O zaman görün siz ihracat rakamlarındaki yükselişi! Rakamlardaki her yükselişte dış ticaretten sorumlu bakanlık büyük başarı kazanmış olacak, takdir kazanacaktır. Bu durumda vatandaşın borcu artar ancak bu kimin umurundadır! Vatandaşın mükellefiyeti borç ödemek değil midir?

   Dövizdeki hızlı yükseliş bayram haftasına girdiğimizde birden hız kesti. Senede 2 defa gelen bu bayramlardan önce piyasalarda altın ve döviz kurlarında gerileme olması manidardır. Bayrama giren halkın harcama yapacağı ve elinde birikmiş olan emtiayı elinden çıkaracağını hesaplamış olmalılar. Bu bayram süresinde de her bayram olduğu gibi döviz-altın fiyatları düşecek, halkın tekrar almaya başladığı zaman yükselecektir. Bunun adı serbest piyasa ve dalgalı kur olamaz.  Ne olması gerektiğini siz söyleyiniz.

Raci DURCAN

Yorum
Yaşayarak öğreniyoruz, galiba.!
Yazar Fahri açık 2011-10-31 05:56:27
Doğrusu açıklanan OVPı anlayamadım. Kendi içinde tutarlı görünmüyor. Yüksek faiz, yüksek kur, zam-vergi.!  

2007-8 de bu kapsamlı bir uygulama öngörmüştüm, hükümet beni yanılttı. Cari açık ve ekonomiyi soğutmak mazeretiyle, piyasayı öldürmediler. Daha ileri gittiler, IMF ile ilişkileri gözlemci seviyesine indirdiler, Rusya ve Çin gibi ülkelerle ‘yerel para ile ticaret’ anlaşmaları imzaladılar vb.. 
 
Şimdi niye geri çark ettiler, bilemiyorum.!  
Doların değer artışı, para çıkışının bir sonucu mu.? Çünkü, çıkan para miktarı ile, merkezin sattığı miktar birebir aynı..ama buralarda tutulmak istendiği de ortada. 

Yüksek kur, evet ithalatı pahalılaştırıyor ama kısıtlamıyor. Yani, 10 yıldır bu engelleyici enstrüman değil. Yapısal. İhracatcının da çok kısa süreliğine işine yarıyor. Bir enfazla iki çeyrek. İzleyenler bilir. 

Bildiğiniz üzere, epeydir borç yapısında iç borçlar dış borcu ve özel sektörün borcu kamu borcunu 'sollamıştır.' 
Ve aslında, iç borc dediğimizin önemli oranıda, özel sektör ve bankaların dışarıdan döviz getirip devlete TL verdiği borçtur. Kur artışı, faiz ve kar marjını aşarsa, hepsi dökülür.. belki buralarda aramak gerek.! Bir ihtimalde, Arap ülkelerinin karışmasıyla, yabancı para girişinde yaşanabilecek daralma olabilir.. Çare değil. 

'Cari Açık Alarm Veriyor mu.?' yazımı tekrarlamak istemiyorum. O dönem öneride bulunan bir allame hocanın önerisi bugüne belki ışık tutar: 
“Haziran ayı rakamları belli olduğunda.. yazmıştım. Temmuz rakamları beklentimi boşa çıkardı… soğumakta olan bir ekonominin göstergesi değil. Eksik olan ithalatın dizginlenememiş olması.. yüzde 11’in üzerindeki reel faiz iç talebi dizginleyemiyorsa…bu işte yanlışlık var demektir… cari açığın nerede duracağı belli değil..faiz politikasını destekleyecek ek bir politikaya ihtiyaç var. Amaç iç talebin dizginlenmesi olduğuna göre,..bu ancak vergi politikası olabilir.”  
atalarımız demiş ki:
Yazar kubha açık 2011-11-01 02:21:40
"yemeyenin parasını yerler" atasözünü hatırlamalıyız. bu operasyonları bu çerçevede değerlendirebiliriz. batıdaki tüm para piyasaları "yemeyenin parasını yeme" felsefesine dayalıdır.
Yazar Fahri açık 2011-11-26 03:11:13
Kapitalizm insanlığı da, dünyamızı da mahvediyor. 
Tek kişiyi taşıyan binlerce araba trafikte. “Ne yapacaksın, ihtiyaç” deniyor. 
Sizin araba almanız, büyük tekellerin “ihtiyaç”ı. 
Eşim ve ben araba kullanmıyoruz; hiç de sıkıntı çekmiyoruz. Tam tersine, trafik gerginliğini direksiyon başında yaşamıyoruz. 
Kullanılabilecek durumda olan birçok ürün, “modası geçtiği” veya “havası kalmadığı” gibi gerekçelerle atılıyor. 
Halbuki gezegenimizin kaynakları sınırlı. Bu kaynakları, insanlığın geleceğini de dikkate alarak, çok özenli bir biçimde kullanmak zorundayız. 
Halbuki kapitalizm, krizlerden kurtulabilmek ve kârını artırabilmek için sürekli olarak tüketimi teşvik ediyor. 
Tüketimin bir bölümü gerçekten temel ihtiyaçların karşılanmasına yönelik. Giderek artan bölüm ise gereksiz, gösterişe yönelik. 
Benim kuşağım, cumhuriyetin ilk kuşağının çocukları. 
Cumhuriyet, gerek anlayışı gereği, gerek mahrumiyetlerin kaçınılmaz sonucu olarak, mevcut kaynakların en iyi biçimde kullanılması terbiyesini verdi. 
 
Bizler bu terbiyeyle büyüdük. 
 
Dişinizi mi fırçalayacaksınız. Gerektiğinden fazla macun sıkmayın. 
Yemek mi yiyorsunuz. Tabağınıza yiyeceğiniz kadarını alın. Tabakta yemek, artık ekmek bırakmayın. 
“Bıraktığın lokma seni gece rüyanda korkutur.” 
Evinize aldığınız eşyayı özenle kullanın. 
arkası boş kağıtları kullanırdı. Kendisine gelen zarfları ters çevirip kullandığını anlatmıştı. 
çocukluğumuzda kurşun kalem kısaldığında, kalemin sonuna kadar kullanılmasını sağlayacak 
Kısalan kalem onun içine yerleştirilip yazılırdı. 
“Eskiden yokluk varmış; şimdi ne güzel herşey var” diyemezsiniz. 
 
Bu anlayış, kapitalizmin kâr mantığının beyinlere işletilmiş ifadesidir. 
 
Kapitalizm insanı maymuna çevirdi 
 
Günümüzün teknolojisiyle birçok ürün, çok daha dayanıklı olacak, çok daha uzun süre kullanılabilecek biçimde üretilebilir. 
Üretilmiyor. 
Eğer ürünler böyle üretilirse, kapitalist malını satamaz; krize girer. 
Günümüzde birçok ürün, moda değişiklikleri sonucunda, kullanım ömrü tükenmeden çöpe atılıyor. 
Eğer böyle yapılmazsa, kapitalizm krize girer. 
Günümüzde insanlar birbirlerini giydikleriyle, sahip oldukları arabayla, kullandıkları cep telefonuyla değerlendiriyor. 
Eskiden, giyimi kuşamıyla, malı mülküyle gösteriş yaparak itibar kazanmaya çalışan kınanırdı; “sonradan görme” diye aşağılanırdı. 
Kapitalizm insanları maymuna çevirdi. Onlarla oynuyor. Onlarla dalga geçiyor. 
Bu arada müthiş bir tüketim ve tüketilen ürünle “hava atma,” kişilik kazanmaya çabalama çılgınlığı sürüyor. 
 
Halbuki Anadolu’nun güzel bir geleneği vardı. Eskiden eve birşey alındığında, bez torbada götürülürdü; komşulardan onu alamayan varsa özenmesin diye. Zenginle yoksul aynı mahallede otururdu. Dayanışma, dostluk vardı. 
Kapitalizm, yarattığı o müthiş tüketme ihtiyacıyla hem insanlarımızı insanlıktan çıkarıyor, hem de gezegenimizin mahvolmasına yol açıyor. 
 
Kapitalizmden kurtulamazsak dünyayı mahvedecek 
 
Yeşiller de gezegenimize sahip çıktığını söylüyor. Ancak kapitalizme ve emperyalizme hiç değinmiyorlar. 
Kapitalizme karşı çıkılmadan gezegenimiz kurtarılabilir mi? 
Eskiden bir kişinin yolsuzluğu veya hırsızlığı duyulduğunda, o kişi toplumdan dışlanırdı. 
 
Kapitalizm insanları öylesine çürüttü ki, eline imkan geçip çalmayana “salak” gözüyle bakılıyor. 
 
Kapitalizm insanlığa düşmandır. Biz kapitalizmden kurtulamazsak, kapitalizm insanı ve dünyayı mahvedecektir. 
 
Yıldırım Koç- 22 Kasım 2011

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 04-11-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66502157 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net