15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow KİMSE CEHENNEME GİTMEK İSTEMEZ AMA&
KİMSE CEHENNEME GİTMEK İSTEMEZ AMA& PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar Hurşit PEKER   
28-10-2011
“Öyle izzetli bir ameldir ki doğruyu arama işi..
İşte Müslüman olanlar rüştü(Kemale isabet etmek için dosdoğru gitmeyi) aramış olanlardır.”
M.S.ÇEKMEGİL
“Öyle derinleşti, öyle dallanıp budaklaştı ki cehalet,
tahsil gerektiriyor. Ümidim ümmilikte.”
Fatih OKUMUŞ

KİMSE CEHENNEME GİTMEK İSTEMEZ AMA…

                                                                        Hurşit PEKER
BÖLÜM:II

“Öyle izzetli bir ameldir ki doğruyu arama işi..

Bir inancı sahiplenmek, ona inanıp bağlanmak insanın özünde vardır. Tarihin hiçbir devrinde Allah’a yaklaşma adına ibadetsiz insan olmamıştır. Dolayısı ile dinden, imandan habersizlik düşünülemez. Ne var ki, tek başına inanmak yetmez. İlimsiz imanın, amelin hayrı dokunmaz. Herkes imanında samimidir. Zaten imanında samimiyet olmazsa, ona katlanmasının mantığı olmaz, olamaz.

İnsanın Allah’a inanma eğilimi ile doğması fıtridir. Buhari kaynaklı bir hadiste “Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Sonra anne babasının etkisinde kalır” denmiştir. Ne var ki iman , tahkike dayanan bir bağlılıktır. Körü körüne değil de basiret üzere… Allah’ın kullarına bir lutfu ve ikramı da “Rabbimizin her şeye yaratılışını verip, sonra da yol yöntem göstermesidir” denmektedir(20/50-16/9) Ancak Allah’ın kulları kendi iradelerinde hürdürler. O’nun “doğru yol” olarak bildirdiğini seçebilecekleri gibi, başka yollar da tutabilirler. O zaman da Allah’ın gösterdiği yola yönelinmeden ve rızası gözetilmeden ilmi dayanaktan yoksun, zanlardan oluşan bir inanca ucundan kıyısından batıl bulaşacağından ibadet ve kulluk adına yapılan bir iyilik,söylenen bir sözde Allah’ın vaad ettiği güzelliklere ulaşılamaz.

Kur’an-ı Kerim(mealen); “Andolsun biz insanoğlunu şerefli ve yaratıklarımın bir çoğundan üstün kıldık. Ve onu en güzel biçimde yarattık.”(17/70-95/4) der. Bu özelliklerle donatılan insanın, kendisi gibi veya başka bir varlığa tapması, kulluk etmesi onu küçültür, aşağılar ve yaratılışı ile çelişkili kılar. Çünkü o izzetli, şerefli ve üstün yaratılmış, vahyin gösterdiği yolda yürümesi aynı zamanda onu taşıması istenmiştir. İşte insanın böyle görevlendirilmesi ve üstünlüğü “fıtratından; fıtratındaki şeref ise onu aramaya sevk eden aklından geliyor. Eğer bir canlı gerçekleri aramıyor, doğrulara talip olmuyorsa artık o insan fıtratını yaşayan bir varlık değildir.”(1) Demek ki, bilgi insanı, insan olma özellikleri yanında onu diğer varlıklardan da üstün kılan bir unsurdur.
İslam dünyasında vahiyle destekli ortak kanaat: tapınmak fıtri bir ihtiyaçtır. Her insan yaratılışı gereği tapınır. Allah’a tapmayan tapacağı bir ilahı tasavvurunda oluşturur . Hatta “içeriğine ilişkin bilinç farkını dikkate almazsanız, müslümanın imanıyla İslam münkirlerinin imanı arasında biçimsel bir fark ileri sürmeniz hayli zor olur”(2) Dolayısı ile münkirin ve benzerlerinin imanı vardır. Ancak Allah katında muteber değildir. Bu iman müntesibini özlenen “onur” makamına taşımaz.

İnsan fıtratı gereği her hal ve koşullarda inanmak , inancını yaşamak çabasında olan canlılar dünyasındaki tek varlıktır. İnancı adına her şeyini hatta yeri geldiğinde canını dahi feda etmekten çekinmeyen müstesna varlık… Nasıl oluyorda her zorluğa katlanarak, nice emekler çabalar sarf ederek, rızasına/hoşnutluğuna ermek için Rabbini gereği gibi tanımıyor, O’na gereği gibi kulluk edemiyor. Üstelik yolunun /yönteminin doğru olduğunu iddia ede ede.. S. Kutup böyleleri için: “Bu kimseler yaptığından hoşlanır. Yaptığını kendisi için bir kazanç sayar. Yapmış olduğu şeyin kendisinin zararına olduğunu hissetseydi, hırsla yapmaya kalkışmaz ve kendisini ona vermezdi. Bu hareketi beğenmese ve onu kendisi için zararlı kabul etse onu işlemeye (yapmaya) zorlansa da onun gölgesinden dahi kaçması ve yaptığı hareketten dolayı Allah’tan af dilemesi, yolunu değiştirmesi gerekirdi “(3) Ne var ki, insan yaratıcıya karşı bir şekilde inanç taşımakla beraber, Allah’ı, göndermiş olduğu mesajı gereği gibi bilmemek , takdir edememek insanları sonu hüsranla biten olaylara sürükleyebiliyor…

M. Altunkaya “Hz. Ali’yi arkadan hançerleyen İbn Mülcem’in kimi zaman sabaha kadar zikir çeken bir Harici olduğunu duyduğumda çok şaşırmıştım”(26) derken; N. Fazıl “Alınları yara bere içinde kalacak kadar ibadetlerine düşkün ve bir Hristiyanın tek hurmasına bile el uzatmaz derecede prensiplerine bağlı, Hz. Ali’ye kafir demedikleri için şehit ettikleri müslümana karşılık bedeli ödenmeyen ve sahibinin rızası alınmayan tek bir hurmayı yediği için kendi yakınına da kıyacak derecede kudurmuş bir Harici ruhu… (27) Bilgiden, ilimden yoksun bir din iman anlayışı neler neler yaptırabiliyor… “Üstelik birde Allah adına”. Gerçek bir müslümanı sığır gibi boğazlayanlar da, bir Yahudiye el uzatmayı haram sayarlar..”
İnsan doğduğunda dindardır. Ölünceye kadar din /iman sığınağıdır. “İnsanların dünyevi ihtiyaçları kadar manevi ihtiyaçları da vardır. İnsan var olduğu sürece dini ihtiyaçları var olacaktır.”(28) Kişinin inancının batıla kayması; arama , bilme isteğinin körleşmesinin neticesidir. Kişi araştırmazsa bilemez. Bilmeyince de fil hikayesinde olduğu gibi ayrı ayrı uzuvlarından fili tanımaya çalışan körlerin durumuna düşer. Dolayısıyla hiçbir zaman “ iyi niyet isyanı ibadet, günahı da sevap yapmaz”(29) İnsanın yaratılış amacı; Allah’a kulluk/ibadet etmek(51/56) içindir. Ne var ki insan yine yaratılışı gereği yanılmaz, hata etmez, günah işlemez bir varlıkta değildir. Hata eden, günaha düşenin kurtuluşu, işin farkına vardığı anda yüzünü Rabbine döndürmesidir.

“Şirke ve küfre sapmak, mutlaka kötü niyetten ileri gelmez. Aksine , kötü niyetle hareket edip Allah’ı inkar ederek veya söylediklerini kabul etmeyerek küfretmek, yahut ona şu veya bu şekilde kasten ortak koşmak suretiyle bile bile cehennem ateşine bir insanın kendisini atmayı göze alması mümkün değildir. Öyleyse şu veya bu şekilde Allah’a ortak koşmak, kötü niyetten değil, iyilik işlemek ve ona yakınlık amacıyla işlenmektedir. Hiçbir kötülüğün veya Allah’a ortak koşanın cehennem ateşinde yanmak için işlendiği söylenemez. Bütün bu kötülükler ya Allah’ın gereği gibi anlaşılamamsı veya cehaletin ağır basmasından… O’nu (Allah’ı) bırakıpta putlardan dostler edinenler : onlara, bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz”(39/3) derlerken sözlerinde Allah bilir ne kadar samimi ve iyi niyetli idiler!”(30)

Hülasa “tarihin her devrinde problem, Allah’ın varlığı veya yokluğu değil, fiillerinde, sıfatlarında ,yetkilerinde ve otoritesinde O’na ortak problemidir. Onun için şirk ve müşrik her devirde ve toplumda şu veya bu şekilde bulunabiliyor. Şirk koşanlar hiçbir zaman bile bile cehenneme gitmek için şirk koşmazlar.”
İnsan iyiye de kötüye de meyyal olarak yaratılmıştır. Bu hasletleri yok etmeye gücü yetmez. Allah yarttığı ve her türlü nimetlerle donattığı kullarının iyiye, güzele, doğruya yönelmesini ve kendisine kulluk etmesini istiyor. İnsan yapısı gerği Rabbine kulluk, itaat etmezse kulluk edeceği bir varlık bulur.

Yaratıklar farklı karakterdedirler; su akar, ateş yakar, yılan sokar, kurt-köpek parçalar vs… İnsanlarda hak yada batıl inançlar taşırlar. Ölüme, ahiretteki hesaba inanır, cenneti (ebedi mutluluğu) arzu eder. Bu istek ve arzuya ermede ağırlıklı olarak, bilgi ve eğitim etkilidir. Halkı Müslüman olan toplumlarda doğanlar genellikle İslamı seçerlerken, Hristiyan, Yahudi veya başka inançta olan toplumların çocukları mensup oldukları toplumun dinini-inancını benimserler. Dolayısı ile kişinin yetiştiği ortam ve aldığı eğitim önemlidir.

Özelikle teknolojik gelişmelerle sınırların kalktığı, bir tuşla bilgiye ulaşma imkanı olan dünyamızda hala bidatlara, hurafelere, Allah’tan başka varlıklara bağlanmak; onlardan yardım bekleyip vesileler aramak müthiş bir basiretsizlik değil de nedir?

Allah kullarna aklı, kendisine faydali ve zararlı olanları bilsin, araştırsın, karşılaştığı musibetleri, zorlukları yensin diye vermiştir. Kişi bilmediği, anlamadığı şeyleri( her ne olursa) ne yaşayabilir, ne de yaşatabilir. Velevki yaşamış olsun, sonu istenmeyen üzücü olaylara sebep olur. “ Zaten vahyin amacı insana aklını doğru kullanmayı öğretmektir”(31). Yoksa “Allah aklını güzel kullanmayanları pisliğe mahkum eder”(10/100)
İnanmak fıtratın tezahürüdür. İnsanın kulluk ve tapınma ihtiyacı, fıtratına yerleştirilmiş olan duygulardan ileri gelmektedir ki; “Gerçek müminler; Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, ayetleri okunduğu zaman imanları artar, sadece Rabbine bağlanırlar.” denmektedirler.

Üstün vasıflarla yaratılmış, yeryüzüne halife olarak göderilmiş insan, hayatını fıtratı üzere sürdürüp doğrudan Allah’a ve elçilerine teslim olursa adı; Müslümandır. İşte “ Müslüman olanlar rüştü(kemale isabet etmek için dosdoğru yolda gitmeyi) aramış olanlardır(32) Ve “ Onlar söylenen sözü dinlerlerde en güzeline uyarlar” İşte Salih iman budur. Salih iman bir mertebedir. Ona ancak yüksek bir arzu ve araştırmakla erişilir. Ne var ki, her insanın yönü, yöntemi, tavrı , zikri, hamdı farklı birbirine uymaz. Ancak, ortak yönleri bir ve tek: Allah’ın kullarına vaad ettiği mutluluk yurdu; cennet… Ona erişmek için de şair ne güzel söylemiş: İnsanlar kadar ses var/ Her seste belli bir ısrar/Sizde çok ses hoş değil/ Vahye talip olanlar(33)
(DEVAM EDECEK İnş...)

                                                                                                     2011/HURŞİT PEKER
KAYNAKLAR:

23-M.Said ÇEKMEGİL. İ.Y. İSLAM, syf:14, 1974 Sahih Yay.

24-Selami ÇEKMEGİL, Kendimizi Tartışmak, Timaş Yay, syf:18,1996

25-Seyyid Kutup, Fizilal, Hikmet Yay,1972,c.1, syf:181

26- Özgün İrade, Yıl:^,sayı:30/74

27-N.F.Kısakürek,B.Y.Sapık Kolları,B.B.Yay.,2011,syf:67

28-S.Alpay,Zaman Gazetesi,13.01.2011

29-Abdulcelil Candan, K.Hayat derg, 16/32

30-İ.Sarmış,Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak, 2007,1/37

31-M.İslamoğlu, Hayat Kitabı Kuran,Düşün Yay,c.1.,syf 392-3

32- M.S.Çekmegil,a.g.e.,syf:91

33-M.S.Çekmegil

Yorum
Yazının 1. Bölümü
Yazar admin açık 2011-10-28 06:39:27
KİMSE CEHENNEME GİTMEK İSTEMEZ AMA… 
BÖLÜM I. 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=2017&Itemid=52

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 28-10-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66502192 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net