15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Terör ve Teröristle Mücadelede Türkiye Perspektifi
Terör ve Teröristle Mücadelede Türkiye Perspektifi PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 7
KötüÇok iyi 
Yazar Eyüp BEYHAN   
24-09-2011
Türkiye’nin Terörle İmtihanı: Terör ve Teröristle Etkin Mücadelede Türkiye Perspektifi

                                                           Eyüp BEYHAN
Terör ve terörizm konularında farklı yaklaşımlar sergilenmektedir. Bu nedenle, kavramları zihinlerde berraklaştırabilmek için yerli ve yabancı kaynaklarda yer alan tanımların birlikte incelenmesinde fayda vardır.

Kökünü Latince "terrere" sözcüğünden alan ve "korkudan sarsıntı geçirme" veya "korkudan dehşete düşmeye sebep olma" anlamlarına gelen terör kelimesine ilk defa Dictionnarire de I'Academie Française'nin 1789 yılında yayınlanan ekinde rastlanmaktadır. Nitekim 1789 Fransız İhtilalı sonrası dönemin tarihçiler tarafından "terör rejimi-rejime de la terreur" olarak anıldığı bilinmektedir.

Türkçedeki karşılığı "yıldırma, korkutma" olan terör kelimesi, Fransızların Petit Robert sözlüğünde "bir toplumda bir grubun halkın direnişini kırmak için meydana getirdiği ortak korku" anlamında yer alırken, Siyasi Terimler ve Örgütler sözlüğünde "kamu otoritesini veya toplum yapısını yıkmak için girişilen korku ve yılgınlık saçan şiddet hareketleri" olarak belirtilmektedir.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun1. Maddesinde Terör aşağıdaki şekliyle tanımlanmıştır.
(Değişik Başlık:18.07.2006/26232-5532/1 md.)
Madde 1- (Değişik Birinci Fıkra:19.07.2003/25173-4928/20 md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.

Terörizm kavramı, terör yöntemlerinin siyasi bir amaçla örgütlü, sistemli ve sürekli bir şekilde kullanılmasını benimseyen bir strateji olarak terör kavramından ayrılmaktadır. Terör terimi, dehşet ve korkuyu belirtirken terörizm, bu kavrama süreklilik ve siyasal içerik katmaktadır. Buradan hareketle terörizm, “Savaş ve diplomasi ile kazanılmayan sonuçları elde etmek, korkutmak ve itaat ettirmek için bir teoriye, felsefeye ve ideolojiye dayanılarak siyasi maksatlarla, iradi olarak terör ve şiddetin sistemli ve hesaplı bir şekilde kullanılmasıdır” şeklinde tanımlanabilir.
 
Ansiklopedik tanımlarda ise terörizm;
International Encylopedia of Social Sciences’de; "önceden belirlenmiş hedefleri elde etmek için şiddet kullanan, şiddete başvuran bir grubun veya partinin kullandığı metod",
Meydan Larousse’da; "ihtilalci grupların giriştiği şiddet eylemlerinin tümü, tedhişçilik, bir hükümet tarafından uygulanan şiddet rejimi",
Ana Britannica'da; "siyasal bir hedefe ulaşmak amacıyla devlete, halka ya da bireylere karşı sistemli şiddet eylemlerine başvurma" şeklinde tanımlandığı görülmektedir.
Ceza Hukukçusu Ordinaryus Prof. Dr. Sulhi DÖNMEZER ise "…şiddetin, sosyal, ulusal, ırki, dinsel, fesat çıkarıcı ve diğer maksatlarla ve sosyal sınıflar arasında çatışma ve savaşı tahrik etmek üzere planlı ve hukuk dışı olarak kullanılması…" şeklinde bir tanım vermiştir.

Herkesin bildiği gibi çağdaş demokrasilerin de en büyük sınavı hukuk devleti ve insan hakları içerisinde kalarak terörle mücadele etme sorunudur. Terörle mücadeleyi insan hakları çerçevesinde gerçekleştirmek çok kolay olmamaktadır.
Terör, dünyanın her tarafında çok yakıcı yıkıcı bir sorun olarak algılanmakta ancak hiçbir coğrafyada ülkemizde olduğu şekilde hissedilmemektedir. Özelikle son 25 yılda PKK terör örgütünün ülkemize ve halkımıza yaşatmış olduğu acılar ve genel anlamda terörün ülkemize ödettiği maliyet bu meselenin önemini çok açık şekilde ortaya koymaktadır. Özelikle son 26 yılda, ülkemiz on binlerce evladını terör olaylarında kaybetmiştir. Ayrıca, terör sorunu ülkemizin hem maddi hem de manevi kaynaklarını tüketmiş, ülkeler dengesinde bizim şu anda olmamız gereken noktadan çok daha gerilerde bırakmıştır. (Terörün sosyal psikolojisi: Prof. Dr. Zühtü Arslan Polis Akademisi Başkanı, Polis Akademisi yayınları)

Yine bu konuda kabine üyesi Bakan Faruk Çelik terörün ülkemize olan maliyeti ve bu konuda hükümetin iradesini şu ifadelerle net ortaya koyuyor: ''Teröre giden para 400 milyar doları buldu. Yazık değil mi? Bu güzel milletin imkânlarının yanlış yolda kullanılması doğru bir hadise midir? Nasıl vatanperverlik, milleti sevmektir. Nasıl Kürt'ü, Türk'ü, Arap'ı sevmektir. Bu nasıl insanı sevmektir. Kaynaklar ne yazık ki yıllardır 30 yıldır, bir hiç uğruna heba olup gidiyor. Ramazan ayını bile dikkate almadan, bayramı, Kadir Gecesi'ni, arifeyi dikkate almadan yaşanan bu hadiseleri, bütün Türkiye'nin düşünmesi gerekiyor. Nedir, ne yapılmak isteniyor. Ne isteniyorsa Allah aşkına söylensin, yolsa yol, su ise su, barajsa baraj, sorun çözmekse sorun çözmek... Onun için bu beladan mutlak surette kurtulmamız gerekiyor. Bunun en iyi ilacı demokratikleşme mi? Evet, Hükümet olarak onun yanındayız. Haklar mı, yeni anayasa mı? Onun yanındayız. Sivilleşme mi? Sivilleşmeden yanayız. Milletin iradesinin baş tacı edilmesi mi? Evet ondan yanayız. Bu derece bir iradeyi ortaya koyan bir iktidar, devlet anlayışı, adeta eski anlayışları çöpe atıp, gerçekten insan onurunu dikkate alan, onların dertleriyle dertlenen bir iktidar olarak hizmetlerimizi sürdürüyoruz.'' (http://www.akparti.org.tr/site/haberler/teror-belasindan-mutlaka-kurtulmaliyiz/12342)

Reformlar,
“1990'lar, sivil aklın devre dışı bırakıldığı, hukukun es geçildiği bir mücadele dönemi oldu. Bu dönemin Türkiye'ye maliyeti nereden bakarsanız bakın oldukça ağırdır. Ancak, 2000'li yıllarla birlikte, karar alıcılar ve toplum yüz yüze olduğu sorunun "nedenleri" üzerinde durmaya başladı.” (Usak Bilim Kurulu Başkanı ve terör uzmanı Prof. Dr. İhsan Bal 22.08.2011 Yeni şafak)
Siyasal iktidar (AK Parti) alışıla gelmiş baskıcı totaliter rejimin ürünü olan politikalar yerine insan merkezli politikaları temel alıp insanların mağduriyetlerini anlayan ve onlarla empati kuran bir yaklaşım sergiledi ve bu mağduriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik sosyal, ekonomik ve siyasi projeler uygulamaya başladı. Hükümet öncelikle terör/anarşi yaratan ve yaratabilecek sorunları ortada kaldıracak çalışmalar yaptı. Aynı zamanda sorunun temelini oluşturan hak ve özgürlüklerin temini, mahrumiyetlerin giderilmesi gibi alanlarda ciddi adımlar atıldı ve mesafe alındı.

Kamuda yeni düzenleme,
Günümüzde, bilginin ön plana çıktığı, temsili demokrasi yerine katılımcı demokrasi anlayışının güçlendiği ve dünyanın büyük etkileşim içine girdiği küresel bir süreç yaşanmaktadır. Bu süreçte yaşanan sosyo-ekonomik değişimler ile bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler, kamu yönetiminin merkezi ve yerel düzeydeki işleyiş ve örgütlenmesinin sürekli olarak yenilenmesini gerektirmektedir.
Bu gelişmeler çerçevesinde, siyasal, toplumsal ve ekonomik ihtiyaçlara cevap verecek bir kamu yönetimi oluşturmak amacıyla, kamunun yeniden yapılandırılması, diğer bir ifadeyle Kamu Reformu’na ilişkin yasal ve idari çalışmalara başlanması önem arz etmekteydi.
Türkiye’de siyasal iktidarın 2002 yılında el değiştirmesiyle birlikte, yani AK Parti’nin iktidara gelmesi ile reformların başladığını söyleyebiliriz. Bu çalışmalarda, hizmetin kapsamı ve yürütülüş biçimine ilişkin yeni anlayışları dikkate almak suretiyle, etkinlik, verimlilik ve açıklık gibi ilkelerin yönetim yapısına kazandırılması hedeflenmiştir.
Kamu reformu tanımına kısaca değinecek olursak; kamunun yeniden yapılandırılması, devlet aygıtının önceden belirlenmiş ekonomik-politik hedefler doğrultusunda, konum ve işlevleri bakımından yeniden tanımlanarak örgütlenmesi anlamına gelmektedir. Burada, yapılmış ve planlanan reformlardan bahis etmemiz sizler de takdir edersiniz ki, mümkün değildir. Sadece bir başlık üzerinde duracağız.
Kamunun yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmaların temelini teşkil eden iç güvenlik yönetiminin, kurum ve kurallarıyla etkinleştirilmesi, insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü ön plana alan demokratik bir yapıya kavuşturulması gerekmektedir.
Terör olaylarına daha çok ülkemizin doğu ve güneydoğusunda rastlanmaktadır. Terörün hiçbir haklı gerekçesi olmamakla birlikte, nedenini birazcık irdelediğimizde gerek devletin gerekse siyasal yönetimlerin ihmali söz konusudur. Bölge ve bölge insanın temel sorunlarına, yapısına uygun çözümler getirilmemiş, öteki muamelesi yapılmış olup, kaderine terk edilmiştir. İnsanların dertleriyle yeterince ilgilenilmemiştir. Devlet “baba” şefkatini maalesef gösterememiştir. İdeolojik tutumlar ve dış mihrakların, Türkiye üzerindeki emelleri de terör/anarşi besleyen unsurlardan biridir. Bu konuda, AK Parti bölge insanıyla empati kurmayı başarabildi. Hiçbir köyü okulsuz, okulu öğretmensiz, sağlık ocağını ve devlet hastanesini doktorsuz, ambulansız bırakmadı. İçme suyu olmayan, yolu yapılmayan köy, belde ve ilçeler kalmadı. Duble yollarla şehirlerarası ulaşımı güçlendirdi vb… Daha da önemlisi temel hak ve özgürlükler kapsamında yapıldı. 2002'den bugüne kadar konuya ilişkin tam 42 yasal düzenleme yapıldı. TRT Şeş'in yayına başlaması, Kürtçenin belli alanlarda serbest kılınması, üniversitelerde Kürt diline ilişkin bölümlerin açılması, bugüne kadar çeşitli nedenlerle isimleri değiştirilen Kürt yerleşim birimlerinin eski isimlerine kavuşması, Kürtçe isimlerin verilmesi, olağanüstü hal uygulamasının kalkması, EMASYA Protokolünün kaldırılması, DGM’lerin hukuk sisteminden çıkarılması, 18 yaş altındaki çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanması, cezaevlerinde Kürtçe konuşulabilmesi, özel tv ve radyoların farklı dil ve lehçelerde 24 saat yayın yapabilmesi, yol kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının kaldırılması, bağımsız bir ayrımcılıkla mücadele komisyonu kurulması, Ahmet’i Haninin yasaklanmış kitabının Kültür Bakanlığı tarafından basılması vb…
Ve hükümet bunların karşılığını, seçimlerde bölgeden birinci parti olarak çıkmak suretiyle almış oldu. Ak Parti diğer partilere göre gerek yerel seçimlerde gerekse milletvekili seçimlerde bölgenin en çok tercih edilen partisi oldu. bu sonuçları doğru ve dikkatli okumamız gerekiyor. Bu açıdan "demokratik açılım" 2000'lerin başından itibaren ivme kazanan bu sürecin adlandırılmasıdır. Demokratik açılım süreci ile bir taraftan Kürt halkı kazanılmaya çalışıldı; diğer tarafta ise gerek devlet gerek siyasal irade daha özgür ve güvenli, yaşanılabilir bir ülke tesis etmek için cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş reformlar gerçekleştirdi.
Ak Parti hükümeti bu süreçte popülist bir tutum sergilemediği gibi, aksine samimi ve çözüm odaklı bir yaklaşım göstermektedir. Günü birlik politikalarla geçiştirme yerine, kalıcı ve köklü bir çözüme odaklandı. Kin ve nefreti artırıcı değil kardeşlik hukukumuzu güçlendirecek politikalar geliştirildi. Ayrımcı ve rijit bir dil yerine, birleştirici, birlik ve beraberlik dili kullandı. Burada Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın Ağrı’daki bir meydan konuşması bu konudaki samimiyetin ifadesi olsa gerek. Şöyle ki; ''Kardeşliğimiz Ağrı Dağı'ndan çok daha büyük. Bizim kardeşliğimiz, Köse Dağı'ndan, Süphan Dağı'ndan daha yüce. Biz hepimiz Nuh Tufanı'nın ardından, şu Ağrı Dağı'ndaki gemiden dünyaya dağıldık. Hepimiz Adem'in, Nuh'un çocuklarıyız. Diller farklı olsa da dualarımız bir. Bizim kıblemiz bir, ayetlerimiz bir, ezanımız bir, inancımız birse vatanımız, bayrağımız, toprağımız da bir. Bizim cumamız bir. Biz ezelden kardeşiz. Allah'ın izniyle ebediyete kadar kardeş kalacağız.” (10.06.20011 Ağrı konuşma)
Yönetim, halkın refahı, güvenliği, temel hak ve özgürlükleri için gerekli yasal ve reform çalışmalarını ivedi bir şekilde bir bir gerçekleştiriyor. Bu sürecin sonuna kadar gidileceğini de bizzat Başbakan R. Tayyip Erdoğan sık sık dile getiriyor.

Mücadele yöntemi;
Devlette uzun süre hizmette bulunan Merhum Turgut Özal’ın yakın çalışma arkadaşı, eski bakanlarımızdan Hasan Celal Güzel beyin terörle mücadele yöntemi konusunda önemli tespitleri bulunmaktadır. Terörle mücadelede yirmi yedi yıldan beri aynı hatalar tekrarlanıyor. Şöyle ki: 1. Terörle mücadelenin demokratik hak ve hürriyetlerle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Devlete baş kaldıran ve güvenlik güçlerini şehit eden herkes teröristtir ve mutlaka etkisiz hâle getirilmeleri gerekir. Ancak, bir yandan da kendi insanlarınıza kucak açıp her türlü ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılarsınız. Bu ikisini birtakım yabancılaşmış aydınlara anlatmamız mümkün olmuyor.
2. Terörle mücadelede herhangi bir mahâlde sabit kalarak orayı savunmak ve hareketsiz beklemekle netice alınamaz. Bugüne kadar yapılan budur. Hâlbuki tam aksine terörle mücadelede kullanılan güçlerin tamamen aktive olması ve teröristler imha edilinceye kadar, operasyonlarına devam etmeleri gerekir. Diğer bir deyişle, teröristin saldırması beklenmez, onun saldırmasına mâni olmak için operasyon gerçekleştirilir.
3. Çeyrek asırdır söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Askere yeni alınan ve birkaç aylık eğitimden sonra terörle mücadeleye gönderilen askerlerin başarılı olması mümkün değildir. Kendi elimizle yirmi yaşlarındaki yavrularımızı, kınalı kuzular gibi bugüne kadar ölüme gönderdik. Ne yazık ki bu uygulama hâlen devam etmektedir. Hâlbuki defaatle ifade ettiğimiz gibi, terörle mücadele uzmanlık işidir. Çok iyi yetiştirilmiş komandoların, özel harekât polislerinin ve MİT elemanlarının bu operasyonlarda kullanılması gerekir.
4. Son olarak, en önemli hatamız terörle mücadelede 'tek elden koordinasyon' sağlayamayışımızdır. Başbakan Erdoğan'ın terörle mücadelede ne kadar ciddî, azimli ve cesur olduğunu biliyoruz. Ancak, komisyona havale edilen her çok başlı iş gibi terörle mücadelede de esas zaaf tek elden yönetimin gerçekleştirilemeyişidir.
a) Bir defa terörle mücadele işinin valilere bırakılması fevkalade yanlıştır. Terör, bölgesel çapta bir eylem içinde olmasına rağmen, Mülkî İdare Amirine bağlı güvenlik güçleri hâliyle kendi mıntıkalarında kalacaklardır. Diğer taraftan, valilerin bu işte uzmanlaşmasını da bekleyemeyiz. Vali, Özel Harekât Polisleri ve komandolar dışındaki güvenlik güçleri ise kendi vilayetindeki klasik asayişi halletmenin sorumlusu olarak kalmalıdır.
b) Aynı şekilde, asker ile polis arasında da koordinasyon bozukluğu vardır. Bunun için, terörle mücadeleye tahsis edilen Özel Harekât Polislerinin ve Bordo Bereli Komandoların kaynaştırılması, oluşturulacak müşterek timlerin Mülkî İdare, Emniyet ve TSK dışında merkezden yönetilmesi gerekmektedir. Kısaca, terörle mücadele timlerinin uydu ve insansız hava uçakları ile tek elden (MİT'ten) yönetilmesi bir zarurettir.
Aksi halde, her kafadan bir ses çıkarsa terörle mücadelede kısa sürede başarılı olunamaz. Hâlbuki tek elden yönetimle üç ayda terörün kökünü kazımak mümkündür.(8.09.2011 sabah)
Hakkâri’deki terör saldırıları sonucunda 6 askerimizin şehit olması 15 askerimizin yaralanmasının akabinde Başbakan Tayyip Erdoğan terörle mücadele ve çözüm konusunda; şu ifadeleri kullanmıştır: “Bu malum mücadele noktasında tabii ki hep birlikte vereceğimiz dayanışma ve bu dayanışmamızın sürekliliği çok çok önemli. Akşamdan sabaha eğer bir çözüm diyorsanız, böyle bir sihirli değnek yok. Fakat kararlılıkla bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Ve tabii yılmadan, usanmadan sürdüreceğiz. Ve bu konuda en ufak bir geri adım atmak yok. Özellikle kimlerin üzerine ne tür görevler düştüğü malumdur. Olay -her zaman söylüyoruz- bir güvenlik meselesi değildir. Sadece bir güvenlik olayı olarak bakarsak yanılırız. Yıllar yılı böyle bakıldı, neticesi ortada. Ama bu olayın sosyolojik, psikolojik, ekonomik, diplomatik, birçok boyutu var. Ve bütün bu alanlarda bu dayanışmamızı sürdürmemiz lazım.
Burada siyasiler olarak Parlamento içi, Parlamento dışı, medya olarak, bu ülkedeki akademisyenler olarak, STK'lar olarak hep birlikte bir dayanışmanın içerisinde eğer terör örgütünü, teröristleri vatandaşlarımızdan ayırabilir, onlarla arasına o perdeyi gerebilir, koyabilirsek, inanıyorum ki işimiz çok daha kolay olacaktır. Ve burada sağduyu sahibi milletimin her bir ferdi üzerine düşen görevi yapacaktır, ben buna inanıyorum.”. (20.07.2010 Grup toplantısı konuşması)
Ankara’nın yeni terör stratejisi; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “bıçak kemiğe dayandı” diyerek özetlediği durum, terörle mücadelede yeni bir konseptin oluşacağını ve birkaç hafta içinde önemli bir sürecin yaşanacağını gösteriyor.
Terörde sorumlu başbakan yardımcısı Beşir Atalay “hukuk dairesi içinde mücadelenin devam edeceğini” belirtirken, içişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise; "Sizi temin ediyoruz ki bu büyük milletin, bu kutsal vatanın huzurunu bozmak isteyen, büyüklüğüne göz dikmek isteyen, küçüklerle, acizlerle, ucubelerle adı konmamış bu güruhla bu milletin, bu devletin mücadelesi hukuk çerçevesinde ama yaptıklarının karşılığını oluşturacak şekilde bugün de, yarın da devam etmektedir ve edecektir. Yarının mücadelesi bugünün mücadelesinden yapısal ve yöntem olarak daha farklı ve daha şiddetli olacaktır." dedi.
Terörle mücadelede, hükümetin politika ve stratejileri konusunda Başbakan Erdoğan’ın baş danışmanı ve Ankara Milletvekili Doç Dr. Yalçın Akdoğan’la yapılmış bir söyleyişi de bütün tereddütleri giderecek türden.
Arazide hızlı operasyon;
“Terör örgütü son dönemde olayları tırmandırdı. Şehir merkezlerinde noktasal hedefler alıyor, kaçırma olayları yapıyor. Ramazana rağmen eylemlerine devam ediyor. Böyle olunca terör ile mücadelede daha farklı yöntemlerle işin üzerine gitmek gerekiyor. Bundan sonra terör ile mücadelede daha etkin bir dönem göreceğiz. Daha ciddi tedbirler, arazide daha ciddi operasyonlar, daha sonuç alıcı önlemler söz konusu olacak. Yeni bir strateji ve yeni bir güvenlik konsepti ile terörle mücadele yeni yapılanmayla sürdürülecek.”
Entegre birlikler;
“Daha ciddi, sonuç alıcı operasyonlardan kasıt nedir” sorusuna şöyle yanıt veriyor Akdoğan: “Burada arazide daha etkin mücadele verebilmek için nasıl bir düzenleme gerekiyorsa bunların hepsini yapmak gerekiyor. Asker-polis birlikte operasyon, jandarma-polis veya jandarma-polis-kara kuvvetleri birlikte daha entegre bir sistemle nasıl mücadele edilebilir. Valilerin pozisyonları, yetkileri ne olabilir, bunların düzenlenmesi önemli. Bazı durumlar mücadelede sıkıntılara neden oluyordu. Diyelim ki bir operasyon yapacaksınız; talimatı almak için bir sürü prosedür var. Bütün o aşamaların geçilmesi süreci zorlaştırıyor ve ondan sonra operasyon geç kalabiliyor. Valilerin daha çok devrede olması bu anlamda önemli.”
90’lar gibi olmayacak;
“Bazıları, ‘terörle mücadele’ deyince bir sanıya kapılıyor. ‘90’lı yıllara mı dönülecek’ diye. Şu anki dönemi o dönemle karşılaştırmak doğru değil. Hak, hukuk içinde bir mücadeleden söz ediyoruz. Demokratikleşme devam edecek ama daha etkin bir mücadele verilecek ve bu halka karşı değil, PKK’ya karşı verilecek. Daha önceki dönemde halk bundan çok mağdur oldu. Hukuksuzluklara sapıldı.
Halk otoritenin kurulmasını istiyor;
Bazı kesimlerde ‘silahlı mücadele vermek çözüm süreçlerini sabote eder’ gibi bir yaklaşım var. Tam tersi. Teröre karşı etkin bir mücadele vermezseniz çözüm süreçleri sabote oluyor. Terör örgütü orada psikolojik üstünlüğü ele geçirmeye çalışıyor. Batman’daydım. Halk çok şikâyetçi, zorla haraç, vergi toplanıyor. Bölge halkı, devletin güven ve otoriteyi tesis etmesini, kendisini korumasını istiyor. Demokrasi içinde hükümetin bu işe el atması kaçınılmaz bir durum. Çözüm süreçlerinin selameti için de, bölgede güvenliğin tesis edilmesi, kanunların korunması için de böyle.”
Sivil irade daha etkili olacak ;
“Hükümetler bugüne kadar hep terörle mücadeleyi tribünden izledi, durum değişiyor” yorumlarını da şöyle değerlendirdi: “AK Parti hükümeti sürekli sürecin içinde oldu ama sivil iradenin daha fazla sürecin yönetiminde söz sahibi olması, olup bitenlere müdahale etmesi önemli. Yani süreçler daha hızlı işlemeli, olup bitenlerin sevk ve idaresinde hükümet daha fazla söz sahibi olmalı. Yeni yapılanmada sivil irade daha etkili olacak. Bir de neticeye dönük daha ciddi tedbirler alınacak. Yeni bir strateji uygulanacak.”
Siyaset hakkı ikinci haktır ;
Demokratik açılımın akıbeti ne olacak? Akdoğan’ın yanıtı şöyle: “Daha güvenlikçi bir yaklaşıma geçilmiyor. Reformlardan da demokratik açılımdan da taviz yok. Örgüt bölgede baskı ve terör üzerinden kendisine siyasi alan açmaya çalışıyor. Buna devletin müsamaha göstermesi mümkün değil. Terör örgütü sürekli eylemler, infazlar yapacak, devlet buna sessiz mi kalacak? BDP bir kere hak ve hukuktan bahsediyorsa önce çıkıp yaşam hakkını savunacak. Orada insanların kafasına kurşun sıkılıyor. Yaşam hakkı olmadıktan sonra siyaset hakkı; bunlar ikinci-üçüncü haklardır. Hak, hukuk konusunda samimiyseler önce herkesin yaşam hakkını savunsunlar. Biz, PKK’nın bölgeyi terörize etmesine, bu halkı esir almasına müsamaha edemeyiz.” (Ankara’nın yeni terör stratejisi-serpil Çevikcan Milliyet 17 ağustos 2011)
PKK ne yapıyor, mücadele nasıl sürüyor?
Bu noktada, PKK’nın son dönemdeki taktiği, buna karşı yürütülen mücadelenin parametreleri, kullanılan enstrümanlar ve işin diplomasi boyutuna ilişkin tabloya da bakmak lazım. İstihbarat çevrelerinin bu konudaki saptamaları ve verdiği bilgiler şöyle:
*Terör örgütünün içeride yaklaşık bin 500, dışarıda 2500 militanı bulunuyor.
*Örgüt, şartlı refleksle hareket ediyor. Devlet ne yaparsa, örgüt ne yapar biliniyor.
*Örgüt, eylem yapamazsa dağdakileri tutamıyor.
 *Eylemlerinde asker, polis gibi güvenlik görevlilerini hedef alıyor. Bu kapsamda saldırılması kolay “yumuşak hedefleri” seçmeye çalışıyor.
*Daha çok ses getiren, sivillere yönelik saldırıları öncelikle yapmıyor.
*Propaganda konusuna rahat dönemlerinden birini yaşıyor. Televizyon kanallarını iyi kullanıyor.
*Güvenlik birimleri, örgütü, karasal tespit ve uydudan gözetleme yollarıyla izleyebiliyor. *Devlet, karasal tespitte en ileri teknikleri kullanıyor ve sonuç alıyor. Uydudan gözetlemede Türkiye’nin yerli kapasitesi yok. Bu konuda ABD’den destek alınıyor.
* Örgüt, dağınık grupların belli merkezde toplanmasının ardından eylemleri gerçekleştiriyor. Bunun son örneklerinden biri Gedik tepe saldırısı. Örgüt mensuplarının, istihbarat elemanlarını şaşırtmaya yönelik telsiz konuşmaları bunu doğruluyor. Örgüt, son dönemde ciddi zayiat verdi. Bunda detaylı istihbaratın rolü büyük. Son Kandil-Hakurk bombalamasında da, istihbarat teşkilatının koordinat yönlendirmesiyle çok ciddi sonuçlar alındı.
*Terör örgütünün yuvalandığı komşu ülkelerle temaslarda, tabiri caizse “vidalar iyice sıkıştırıldı.”
*Kuzey Irak yönetimine yapılan, “etkin mücadele etmezseniz maliyetini siz de ödersiniz” baskısı sonuç veriyor.
* Örgüt, İran’da eylemsizlik kararı verdiğinde, Türkiye’de silah kullanıyor, Türkiye’de eylemi bırakırsa İran’da vuruyor. Bu kapsamda İran’la işbirliği en ileri düzeyde. Doğrudan Tahran yönetimine bağlı Devrim Muhafızları sınırda PEJAK’a bomba yağdırıyor.
*Suriye, PKK’nın “çözülmesini” hızlandıracak adımları atıyor. Son gözaltılar bunun örneği. ( http://www.polis-haber.com/11063-Terorle-Mucadelede-Istihbarat-Ayari.html)
Bilimsel olarak, terörü yok etmek
Retrospektif sosyolojik istatistiksel çalışmalarda bazı önemli kriterler belirlenmiş. Şöyle ki,
A)-Yapılması gerekenler
1. Hükümet tek başına iktidar olmalıdır
2. Hükümetin mücadeleyi meşru kılan en az iki nedeni olmalıdır
3. Hükümetin en az bir demokratik gerekçesi bulunmalıdır
4. Güvenlik güçleri ve hükümet terörist grubun maddi desteklerinin en az üçünü ortadan kaldırmalıdır
5. Güvenlik kuvvetleri en az iki stratejik iletişim kanalına sahip olmalıdır
6. İstihbarat unsurları çok iyi olmalıdır
7. Güvenlik güçleri tartışmasız hava desteğine sahip olmalı ve kullanmalıdır
8. Mücadelenin etkinliği terör aktivitelerini anektodal seyrekliğe düşürerek ileri derecede sınırlayacak güç ve nitelikte olmalıdır
9. Ancak diğer taraftan güvenlik güçleri aşırı tali hasar vermekten kaçınmalıdır
10. Güvenlik güçleri bölge halkı ile çok iyi ilişkiler kurmalıdır
11. Güvenlik güçleri bölge halkının büyük çoğunluğunun tasvip ve desteğini kazanmalıdır
12. Güvenlik güçleri, kat’i kontrolleri altında güvenli alanlar oluşturmalı sonra bu alanları genişletmelidir
13. Güvenlik güçlerinin kat’i kontrolü altındaki bölgelerde konut reformu yapılmalı, alt yapı iyileştirmesine gidilmeli ve kısa dönemli yatırımlar gerçekleştirilmelidir
14. Güvenlik güçlerinin kontrolü altındaki güvenli bölgelerde temel hizmetler dahi verilmelidir
15. Güvenlik güçlerinin kontrolü altındaki güvenli bölgelerdeki halk kendini gerçekten güvende hissetmelidir
B)-Yapılmaması gerekenler var
1. Güvenlik güçlerinin toplu cezalandırma yapması, baskı uygulaması
2. Güvenlik gücünün dış bir işgalci güç olması
3. Güvenlik gücü uygulamalarının terörist grubun yeni şikayetler oluşturmasına fırsat vermesi
4. Hükümete muhalefet eden terörist grup destekçisi milis politikacıların varlığı
5. Nüfus dengelenmesi amacı ile sivillerin yeniden yerleşime tabi tutulması
6. Bölge halkına güvenlik güçlerinin verdiği tali hasarın teröristlerin verdiği zarardan fazla olması
7. Güvenlik güçlerinin bölge halkı gözündeki algısının terörist gruptan daha kötü olması
8. Düşmanın değişen strateji, operasyon ve taktiklerine güvenlik güçlerinin zamanında adapte olup karşılık verememesi
9. Güvenlik güçlerinin bölge halkı üzerindeki baskı ve korkutucu etkisinin terörist gruptan daha fazla olması
10. Teröristlerin daha profesyonel ve motivasyonlu olmaları nedeni ile güvenlik güçlerine üstünlük sağlaması
11. Olayın süregitmesinden güvenlik güçlerinin ek maddi menfaat sağlaması
12. Mücadelede güvenlik güçleri ve hükümetin amaç ve adanmışlık derecelerinin farklı olması...
Yapılması gerekip de yapılanlardan yapılmaması gerektiği halde yapılanları çıkardığımızda sonuç sıfırdan büyükse teröre karşı mücadelede istisnasız başarılı olunduğu tespit edilmiş.
Bilim işin bununla da bitmediğini gösteriyor. Uygulamada da püf noktalar var...
Başarıya ulaşmak için birbirine sinerjik çok sayıda operasyonun eşzamanlı planlanıp yürütülmesi gerekiyor. Uygulama tek tek değil, paket halinde ise başarılı oluyor.
Eşzamanlı çok sayıdaki operasyonu yürütmede uzman bir ekip oluşturulması gerekiyor. En üst düzeyde siyasi destek verilmesi ve bunun uluslararası bazda ciddi ifadesi gerekiyor.
Olumlu ve olumsuz uygulamaların çetelesinin tutularak bilançoyu devamlı artı dengede tutacak değişikliklerin dinamik olarak uygulamaya konması gerekiyor.
Özetle bilim diyor ki, başlıklar halinde verdiğim bu stratejik reçete eşzamanlı paket halinde uygulanırsa sihirli kurşun haline dönüşür, PKK terörünü de bitirir.
KAYNAKLAR
1. Staniland P. Defeating Transnational Insurgencies: The Best Offense Is a Good Fence. Washington, Quarterly, 29(1):21-40, 2006.
2. Sepp KI. “Best Practices in Counterinsurgency,” Military Review, 8-12, 2005.
3. Petraeus, DH. Learning Counterinsurgency: Observations from Soldiering in Iraq. Military Review, 2-12, 2006.
4. Paul C, Colin P, Grill C, Grill B. Victory Has a thousand Fathers: Detailed Counter-insurgency Case Studies. MG-964/1-OSD, RAND Corporation, Santa Monica-California, USA, 2010.

                                                                                                 Eyüp BEYHAN

Yorum
Yazar fahri açık 2011-09-25 06:32:34
Beyefendi, sağolunuz, uzun uzun anlatmış, alıntılar yapmışsınız ama ben hala ayrımı anlayamadım.  
Meramım, bence böyle zorlama bir ayrıma niçin gerek duyulduğu ve ne işe yarayacağıdır.?  
Beş on yıl önce bu türlü bir ayrım –terör/izm ve terörist- yapılmazken, niçin şimdilerde yapılıyor ve buradan hareketle, her ikisiyle mücadelenin farklı olması gerektiği sonucuna ulaşılıyor. 
Bildiğim, terörizm diye bilinen bir fikri, siyasi, ideolojik akımın olmadığıdır ve terör estirene, terör eylemi yapana, terörist denir.  
Terör nedir sorusu yazıda ayrıntılı açıklanmış ama kanımca en önemli husus eksik bırakılmıştır. ‘Askeri olmayan hedeflerin’ yani sivillerin, doğrudan halkın hedef alınması. Silahlı eylemi, silahlı mücadeleyi, siyasi amaç için şiddete başvurmayı, ayaklanmayı, terörden ayıran en önemli husus, düşman ayrımı gütmeden, hedef seçmeden, suçlu suçsuz gözetmeden, bilhassa halkın hedef alınmasıdır. Kuşkusuz, ister örgütsel olsun, ister devlet eliyle olsun, bu türden sistematik veya süreğen eylemler, hiçbir şekilde hukuki-meşru veya makul bulunamaz. 
Savaşın, kan davası gütmenin ve hatta mafyanın bir rajonu yani hukuku vardır ama terör eyleminde bir kural, ilke, örf adet yoktur. 
Kim, masum insanların, çocukların kasıtla öldürülmesini, katledilmesini, ‘davanın haklılığı adına mümkün’ görebilir, izah edebilir.? Amaca giden yolda, her şey mübah olabilir mi.? 
Eşlerimiz, çocuklarımız şehirlerde bombalarla parçalanırken, dağdakileri nasıl haklı bulabilir, neyin müzakeresini yapabiliriz.? 
Peki onlar, ellerindeki bu masumların kanıyla nasıl barıştan, insan haklarından, insanca hakça bir düzenden söz edebiliyorlar.? 
Maalesef, pek çok şey gibi, teke tek erkekçe kavganın, mertçe mücadelenin yerini, bu alçakca yöntem almıştır. Bu yöntemi ve örgütleri de, soğuk savaşın gereği olarak, büyük devletlerin karanlık güçleri tesis ve ikmal etmiştir. Beraberinde, pek çok, sol- milliyetçi-bağımsızlıkçı, İslami hareketlere sızıp ‘terörize’ ederek, siyasi hedeflerini zehirlemiş, amaçlarından koparmış, taşeronlaştırmıştır. 
 
Hülasa, terörle ve teröristle mücadele aynı şeydir. Kimse, teröre zemin hazırlayan sebepler vs diyerek, haklılık payesi vermeye kalkmamalıdır. Dağa çıkışların zeminini anlamaya çalışırken, teröre prim verme hatasına düşülmemelidir.  
 
Sanırım, buna sebep Kürtlerin sorunları ile, 'Kürt Sorunu' nun ayırt edilemeyişidir, 
Ha birde başka moda var. ‘Terörle yaşamaya alışmalıyız!’ Affediniz, tecavüze alışın der gibi..! 
Saygıyla.
Yazar Fahri açık 2011-09-28 06:49:43
Karışıklığın sebebi, son yıllarda kanunlarımızda yapılan değişiklikler imiş. Eskiden farklı farklı maddelerde tanımlanan bu türden suçlar, Terörle Mücadele Kanunu başlığı altında tek çatı altında toplanmış. 
Adı anılan örgütte bu kapsam içinde değerlendirildiğinden, haliyle böyle bir sebep-sonuç ilişkisi aramasında, bu terimlerle çalışmak -teröre sebep olan, terörizmin kaynakları gibi..- gerekiyormuş.! 

Doğrudur. 
Ama yeterli olmasa gerek. Her şeyi atomlarına kadar ayırarak kategorize etmeyi pek seven batılılar da, işgallerine karşı her türlü direnişi, toptan terör diye damgalamayı tercih ediyor, nedense.! Hukuk diliyle, Filistinlinin yaptığı terör, İsrailinkiyse Başbakanımızın haklı tespitinin aksine devlet terörü değil, Orantısız Güç Kullanımı, öyle mi.?.  
Bizim basınımız dahi, Iraklı- Filistinli direnişçilerin bütün eylemlerini terör saldırısı olarak veriyor.  
Uluslararası alanda, daha henüz ortak bir terör tanımlaması yapılamaz iken, seninki terörist-benimki özgürlük savaşcısı veya aktivist oluyorsa, bu karışıklık daha devam edecek demektir.  
 
*  
Mesele karışıklığın sürmesi değil, mevzubahis PKK olunca mantığın kasten tersine işletilmesidir. 
Devletin bir takım yanlış uygulamalarından, Diyarbakır cezaevinden, pislik yedirmelerden vb bahisle, Ankara’nın göbeğinde bomba patlatmayı meşru kılmaya çalışmaktır. 
 
Bir askeri konvoya saldırmak başka şeydir, ister Kudüs ister İstanbul da olsun, bir otobüs durağında bomba patlatmak başka bir şey. İkincisi, her kim ne maksatla düzenlerse düzenlesin, tartışmasız kesinkes alçakca namussuzca terör eylemidir.  
 
Unutulan, erdemdir fazilettir. Maalesef güçlünün hukuku her alanda, fikir dünyamızda da hüküm sürmektedir. 
Zaferin zorla silahla değil, nihayetinde ancak haklı olmakla, hakkın manen teslim edilmesiyle, önce vicdanlarda kazanılabileceğidir.  
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 24-09-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66503571 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net