31-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow PIRLANTA EĞİTİM
PIRLANTA EĞİTİM PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 4
KötüÇok iyi 
Yazar Ercan ARSLANER   
12-05-2011
PIRLANTA (EĞİTİM)
                                                                                                                          
                                                              Ercan ARSLANER(*)
Sözcüklerin söylenişleriyle anlamları bazen birbirine oldukça uygun düşer. Bu farklılığı altın ve pırlanta oldukça açık gösterir. Şüphesiz burada maddi değer söz konusu değildir, Hatta elimizde sahip olduğumuz her iki değer arasındaki maddi farklılık birbiriyle kıyaslanmaz görüntüde olabilir. “Pırlanta” sözcüğü içindeki hece vurguları ile “altındaki” vurgular birbirinden oldukça farklıdır.
Maddi değer ise ağırlığa göre altından daha fazla olabilir.

İki sözcük her zaman maddi değerleri ölçmekte de genellikle miyar olarak kullanılmıştır. Pırlantada diğer bir özellik onun sanat değerine sahip olmasıdır. Bu, onun maddi değer yüksekliği anlamına gelmez.

Şimdiki açıklamalarımızla konuyu daha gerçekçi açıdan görebiliriz. Osmanlı 620 yıllık ömründen sonra İttihat ve Terakki ile parça parça olmuş, parti şeflerinden biri Almanya’ya sığınarak soluğu Berlin’de almıştır; diğer ikincisi ise kavak yellerine tutularak Orta Asya’daki Türkleri toplayıp bir devlet kurma isteğiyle enginlere açılmıştır.

Talat Paşa’nın Berlin’i seçmesi sebepsiz değildir. Çünkü Talat Paşa, özellikle Enver Paşa I. dünya savaşı ve öncesinde sürekli Almanların savaşı kazanacaklarına güvenmişlerdir. Sarıkamış-Allah’u Ekber dağlarındaki bozgunlarda da bu Alman tarafını tutmanın etkilerinin büyük olduğu söylenir. Alman generali Hindenburg Rus cephesini bölmek için Türk askerinin oraya sevkini istemişti.

Ne yazık ki Almanlar Berlin’in ortasındaki Talat Paşa’yı koruyamamışlardır ve o bir Ermeni komiteci eliyle öldürülmüştür.
Moskova üzerinden Orta Asya’ya gelen Enver Paşa çalışmaları sırasında bir ırmaktan geçerken orada ellerindeki süzgeçlerle altın toplayan soydaşlarımızı görmüşlerdir. Teşkil ettiği ordu ile de Ruslara karşı savaşmışsa da Kropatkin komutasındaki Rus ordusu tarafından öldürülerek yenilmiştir. Konuyu Türk kültüründe Cemal Kutay kitap halinde yayınlamıştır.

Irmaklarında altın toplanan bir Türkistan askeri eğitimde zayıf olmalıydı ki Rusları yenip zafere ulaşamamıştır. İnsanın değeri altından daha fazla olmalıydı ki savaşı eğitimli Rus ordusu kazanmıştır.

İnka ve Azteklerde tanrılarından damlayan ter olarak görülen altın ile kurdukları medeniyet İspanyollar tarafından parça parça edildi. Daima EĞİTİM kazanıyordu.  

İspanya ve Almanya’daki maden yetersizliği ortadadır. Bu iki ülke eğitimin her alandaki değerini iyi bildikleri için rotalarını ona göre çizmişlerdir.

Günümüze kadar yapılan deneylerin belki en enteresanı maddenin çarpışmasıyla ortaya çıkacak sonuçtur. Bu, bilindiği gibi teknolojinin en sonuncu ve orijinal deneyidir. Ülkemiz insanı orada yapılan deneylerle ne kadar ilişkidedir? Bu sebeplerle nerede olduğumuzu, nereye ulaşmak istediğimizi bilmek bizim görevimizdir. Son zamanlarda bir Türk yıldızı parlamıştı gökyüzünde. Onlar peşpeşe intihar ettikleri söylenen dört mühendisti.

Alman teknolojisi metalden altın yapmayı da başararak eğitimlerinin yüksek derecesini de gösterebilmiştir.
Fakat biz hangi doğru metotlarla doğru sonuçlara ulaşırız? Bir zamanların altı yıllık Öğretmen Okullarının en üst yöneticileri bu okullara yabancı dil dersi koymamışlardır. Ortaokuldan sonraki lise dengi okullar ise üç yıl Ortaokulda okudukları yabancı dilden mahrum bırakılmıştır.

Şimdi söyleyeceklerimle küçük dilimizi yutmayalım. Günümüz Liselerinde üç yabancı dil birden okutulmaktadır.(Bu haber komşum olan bir lise talebesine aittir.)Yine bizim altın ve pırlanta ile değeri ölçülmez çocuklarımız küle savrulmuştur.
***
Sayın Adnan Menderes ve Sayın Erbakan başbakanlıkları sırasında eğitim alanında kendileri de fazla bir şey yapmadılar ama maddi (endüstriyel) ve manevi (din eğitimi) alanında yaptıkları oldukça dikkat çekmeliydi. Kıymetli Erbakan’ın teknoloji ile ilişkisi Almanya’da en köklü şekilde başlamış olsa gerektir. Bir defasında seçimlerde başarı gösteren liderlerle bir TV kanalı röportajlar yaptı. Sayın Erbakan’la konuşma sırasında aksak yürüyen bir Alman geldi ve Erbakan’ı bir DAHİ olarak tarif etti. Onun Leopar tankı çalışmalarına bu şahıs tanık olmuştur. Sayın Erbakan’ın bir konuşmasında işin en zor tarafının “Vites kutusu” olduğunu kendilerinden duymuştum.

Onun yaptığı iki araçtan biri çok sessiz çalışan bir su motoru, öteki ise motorlu kayıktı. Her ikisi de benzerleri arasında belki en yüksek değere sahipti. Ölümünden iki ay önce yaptığı TV konuşmasında Türkiye’de yaptığı veya yapacağı fabrikaların yerleri gösteriliyordu. Bu durumda Türkiye endüstri girdabından kurtulmuş olurdu.

Zaten havuz mucizesi ile o daha önceki iktidarların ne kadar yanlış yaptığını da ortaya koyuyordu. Öyle anlaşılıyordu ki Erbakan Hocanın isminin baş tarafına “Prof.” Unvanı boşuna konmamıştır tıpkı Ali Fuat Başgil’de olduğu gibi. Ya öteki Prof.lar alanlarında hangi işi yaptılar? Türkiye’de ne kadar makine profesörü var ve ne yapmışlardır? Bu geri kalmışlıktan yalnız proflar değil halkımızda tepeden tırnağa sorumludur ve onları sorgulamak daima halkın görevi idi.

Pırlanta ve altının insan gayretinden geldiği apaçıktır. 1974’te Almanya’ya gittiğim zaman çarşılarda kuyumcu dükkânı görmediğim gibi hanımlarının boynunda ve bileklerinde ziynet eşyası da görmedim. Bizdeki takılar bir yandan sigorta yerine kullanılırken, alman hanımlar çalıştıkları için sigortaya sahiptiler. (Burada konumuz hanımların çalışıp çalışmaması değildir.)
Onlarda bu işler çalışarak yapılırken bizde unvanla değil Sayın Erbakan’ın eserleri gibi ancak doğru eğitimle ortaya çıkabilirdi. Alman ve İslam örnekleri altının ancak gelişmemiş toplumlarda değer ifade ettiğini gösteriyor. İslami toplumlarda görülen çok ayrıntılı özellikler onun iki dünyaya uzanan yüksek özelliklerini belirler. Şimdiki Alman veya benzeri toplumlar altının değerini çalışmalarıyla düşürseler de altına İslam toplumu gözüyle bakamamışlardır.

Yıllar önce aşağıda mealen anlattığım olay da dünya nimetlerine önem vermemezliği anlatır. Fakat onun hadis olarak rivayetini doğru şekliyle dip notta belirteceğim.

Olayın meali şöyledir: “İran şahlarından birisi İslam dininin hızla yayılışı karşısında bizzat onlardan bir komutanla doğrudan karşılaşmak ister. Davet edilen asker saraydan içeriye şahın huzuruna gelir. Belinde taşıdığı kılıcı her tarafı kaplayan nadide halıya hızla saplar. Kıymeti belki paralarla ölçülmeyecek halının yıpranmasına askerler müdahale etmek isteyince şah “hayır, ona hiç dokunmayın o bizim misafirimizdir.” der. Herhalde Müslüman asker “Bizim için Allah’ın emirleri yanında halıların hiçbir değeri olamaz!” demek istiyordu. Zaten Hz. Peygamberde en basit bir hayatı yaşamamış mıydı? Öğrendiğimize göre ölümünden sonra geriye bir su kabı bırakmıştı. İran halısını Mısır piramitlerini, Çin setlerini ne kadar insan, hangi eziyetlerle yapmak için uğraşmıştır? (1) Fakat Allah’ın Peygamberinin evinde kesilen bir koyun için “onun etini ne yaptınız?” diye sorunca “bir kol bize kaldı, diğer taraflarını dağıttık” cevabı ile karşılaşır. Ve evdekilere “Hayır, bize sizin verdikleriniz kalmış aslında.” diyerek İslam dininde sadakanın taşıdığı önemi anlatırlar. Hadisin orijinali alttadır. (2)

Tüm bu açıklamalardan sonra pırlanta gerçeğini daha doğru anlamış olabiliriz. Altın gerçeğini hiç anlamayanlara anlatmak için fazla düşünmeye gerek olmayabilir. Günümüzün Tunus’taki bin belası, Mısır’ın Neo Firavunu, Libya’daki diğer bir altın hastası (bugünkü TV’ler 6.5 tondan haber verdiler.) şimdi ise İslam dininin sosyal alanda medarı iftiharı zekattan hiç haberdar olmamış. Çünkü 6.5 ton altının kırkta biri muhtaçlara dağıtılsaydı bundan bütün dünya haberdar olurdu. (3)

Yüce Peygamber (sav) evinde kesilen koyunu dağıtırken yeniçağ hükümdarları taş gibi kalpleriyle ne tarihe, ne sosyolojiye bir defa dönüp bakmamışlar.

Hz. Peygamber, kızı Hz. Fatıma’nın elinde bir altın zincir görünce “Elinde ateşten bir halka tutuyorsun.” derler. O da bunu hemen satarak fakirlere tasadduk eder. (4)

Doğru eğitimin iki kanadından biri dini kuralların, öteki endüstriyel alanın anlaşılmasıdır; tıpkı bir kuşun iki kanadıyla ancak uçabileceği gibi. Sonuçta söyleyebiliriz ki eğitimin gölgesindeki doğru anlayışla pırlanta, altın ve endüstri toplumda layık olduğu yeri bulur.

2. Hz Aişe validemiz şöyle anlatıyor: bir koyun kesilmişti. Efendimiz sordu: “Ne kadarı dağıtıldı, geriye ne kaldı?” Hz. Aişe: “Sadece bir kürek kemiği kaldı” cevabını aldı. Kürek kemiği dışında hepsi dağıtılmıştı. Bunun üzerine yüce Resul şöyle buyurdu: “Desene ya Aişe. Bir kürek kemiği hariç, hepsi duruyor!” (Tirmizi, “Sıfatü’l-Kıyame 35)

Çok değerli bakanlardan biri belki ilk defa eğitimin omuriliğine temasla onun nasıl pırlanta olabileceğine değindiler. Kendileri eğitimle uğraşmamışlar ama bir fabrikatör olarak eğitimle iş hayatının bağlantısını en son yaptıkları TV konuşmasında konuyu çok güzel açıkladılar. Zaten eğitim iş hayatında kullanılmıyorsa neye yarardı.

Türk devleti uzun yıllardır Batı’nın izinde olduğunu söylerdi. Fakat bu iş yıllardır niçin eğitime uygulanamadı? Bu soruya ilgililerin cevap vermesi gerekir. Sayın Çağlayan’ın eğitim görüşlerine önce 1994 yılında hazırladığım kitapçıkla cevap verdim. O zamanlar Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir genel müdürlüğün adı APK idi. Bu genel müdürlük Alman eğitimi hakkında açıklayıcı bilgi istediler ve ben de Alman makamlarından doğrudan aldığım bilgilerle bu görevi ifa etmiştim.

MEB’nın şimdiki müsteşarı bir bayandır. Bundan önceki ise Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu bir baydı. Onun zamanında bir avukatın ricasıyla Alman Eğitim yapısı hakkında bildiklerimi tekrar yazdım. Şemalarıyla 11 sayfa tutan bu yazıdan hiçbir uygulama yapılmadı.

Sayın Çağlayan, fabrikasında çalıştırmak amacıyla 100 adet alüminyum işçisine ihtiyaç duymuşsa da onları bulamamıştır. Çünkü bizdeki sistemde (daha doğrusu sistemsizlikte)herkes yüksek tahsil amacına yöneldiği için bir kalifiye eleman olamamaktadır. Kısacası Türk eğitimi pırlantalıktan oldukça uzaktır.

Bu uzaklığın çok önemli sebeplerinden biri yüksek tahsilin & 40 ve % 60’la sınırlanmamasıdır. Bu gidişle öğrenci dershane yorgunu olarak bir fakülteye girmek için çabalayacak işe yarar bir alanda okuyamazsa tekrar kendisine ve ailesine problemler hazırlayacaktır.

Pırlanta olması gereken eğitim bu gidişle maalesef mangır bile olamamakfadır. AK parti Başbakanlık, Sağlık, Ulaştırma alanlarında yaptığını eğitimde başarabilirse ülkemiz geleceğe daha güvenle bakacaktır.
******
1.Taberi Tarih’inde Hicrî 14. Yılı olaylarını anlatırken [Özet] (c.3, s.520):
Kadisiye Savaşı öncesinde Müslümanların elçisi Rib‘î b. Âmir, İran ordusunun Komutanı Rüstem’in huzuruna girerken İran’ın zenginlik ve şaşaasının gösterişi için karargâha döşenmiş olan altın işlemeli ve kuş tüyünden yapılmış yastık ve minderlere mızrağının keskin ucunu saplaya saplaya onları delik-deşik ederek huzura varır. 

Rüstem’in bir sorusuna karşı da Müslüman elçi şu tarihî sözleri söyler:
Allah bizi bu topraklara gönderdi ki dileyeni kendi iradesiyle;
ü   Kullara kul olmaktan (kurtarıp) Allah’ın kulluğuna yüceltelim;
ü   Dünya sıkıntısından (kurtarıp) bolluğuna kavuşturalım;
ü   Batıl dinlerin zulmünden (kurtarıp) İslâm’ın adaleti içerisine alalım.
****
4. Fatıma’nın altın gerdanlığı rivayeti özetle şöyle:
Resûlullâh (s), huzuruna gelen bir kadının parmağında altından iri bir yüzük görür ve bunu “Parmağına Allah’ın ateşten bir yüzük takması hoşuna gider mi?” diye kınar.

Sonra Hz. Peygamber kızı Fâtıma’nın boynunda da altın bir gerdanlık görür. Hz. Fâtıma bu gerdanlığı kocası Ali’nin (r) kendisine hediye ettiğini söyler. Hz. Peygamber’in canı sıkılır ve kızına “İnsanların, ‘Peygamber’in kızının boynunda da ateşten bir kolye var’ demeleri hoşuna gider mi?” diyerek oturmadan oradan ayrılır. Hz. Fatıma gerdanlığı pazara göndererek sattırır; parasıyla bir köle azâd eder.

Bunun üzerine Resûlullah (s) “Fâtıma’yı ateşten kurtaran Allah’a hamdolsun” diyerek memnuniyetini izhar eder.
(Bu hadisi Nesâî Sünen’inde, Ahmad b. Hanbel Müsned’inde rivayet etmiştir).

(*) T. C.  Alm.E.Eğitim Ataşesi.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 18-05-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60542468 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net