29-02-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow KADININ YOKOLUŞ SERÜVENİ (*)
KADININ YOKOLUŞ SERÜVENİ (*) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 18
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin EVCİ   
14-03-2006
KADININ YOKOLUŞ SERÜVENİ

ImageNecmettin EVCİ

Günleri kutlanarak kadınlar da avutuldu ve onların problemi de bir kez
daha  çözüldü. Çözüldü dediysek sorun; bir iki feminist gösteri, birkaç
salon  toplantısı, talepler, temenniler, buket buket hediye çiçekler,
çelenk  koymalar, ne yapıp edilip çağdaşlıkla ilişkilendirilen söylevler,
ilerleme  nutukları, kokteyller, bir iki ödül derken evet sorun bir
sonraki kutlamaya  kadar ertelendi. Herkesin kendine göre yonttuğu
günlerimiz çoktur bizim.  Kadınlar günü de işte o yontulmalar içinde çeşit
çeşit sesleri, sloganları  depreştirerek sırasını savıp, bir sonraki
gelişe kadar gidecek. Ne yazık ki  hayat, bu geliş gidişler sarkacında bir
oyun düzenini aşamamaktadır.

Kadın ve kadın haklarına yoğunlaşarak hafızamı kurcaladığımda ne yazık ki
sadra şifa olacak ciddi açılımlar yapıldığını hatırlamakta zorlanıyorum.
Kadını evinden, ailesinden koparıp, onu kendine özgü fıtratından
uzaklaştırmayı çağdaşlık, özgürlük, eşitlik gibi içi aldatmalarla
doldurulmuş kavramlarla kışkırtan  kontrolden çıkmış birinci feminist
dalga,  geride telafisi imkânsız tahribatlar bırakarak yerini ikinci
dalgaya  bıraktı. Tasarlandığı ölçüde toplumda karşılığını bulamayan bu
dalga, zayıf  düşürülmüş kimi kadınlarımızı baştan çıkarmayı başarmadı
değil. Evlerinden  fırlayıp gün boyu sokaklar arşınlamayı özgür yaşamın
icabı sayanlar,  yaldızlı hayallerine kavuşamadan nelerini yitirdiklerini
geç de olsa  anladılar. Anladılar ama yürekleri anne şefkatinden yana
yoksul düşmüştü.  Kuruyan şefkatin yerinde hicran çoğaltan çoraklıklar
uzamaktaydı.  Çocuklarından ayrı veya anne olmamak için direnen kadınlar
coşkusu  yitirilmiş yaşamların acı yalnızlığını yaşar oldular. Üretime
ayarlı modern  yaşam çocuklara annesizliği, annelere çocuksuzluğu armağan
etti. Kreşler,  Çocuk Esirgeme Kurumları. Huzur Evleri, Kadın Barınakları
modern vicdanın  alttan alta intikam kaynatan canlı, sosyal sefalet
anıtlarıdır.

Hummalı coşkusuyla sanayi devrimi başladığında ucuz ve yoğun iş gücüne
gerek  duyulmuştu. İmalat hem seri hem ucuz olmalıydı. O sıralar İngiltere
ve  Fransa başta olmak üzere Feodal yapıdan Sanayi kapitalizmine geçen
Avrupa  kentlerinin sokaklarını dolduran milyonlarca dilenci fabrikaların
karın  tokluğuna çalışan kol gücünü oluşturdular. Günde 14-16 saat
durmaksızın  çalışıyorlardı. Yetmedi; iş gücü açığı kapatılamadı. Bunun
üzerine ev  hanımları, genç kızlar, hatta çocuklar iş gücüne katıldı.
Hızlı bir değişim  yaşansa da az çok değerleri, belli yaşama biçimleri
olan insanlar bu yeni  durumu tuhaf karşıladılar ilkin. Kadının çalışma
hayatına girmesi doğal  olarak aile merkezli bir yaşamdan uzaklaşması ile
ne tür sosyal, ruhsal  çalkantıların, bozulmaların başlayacağı
kestirilemiyor değildi. Köklü,  kapsamlı değişim yaşamın oturduğu
temelleri derinden sarsmaya başlamıştı.  Batı, her şeyini katarak
yükselttiği yeni uygarlığını, önce ucuzlattığı  sonra da büsbütün yıkıp
yok ettiği ruhun, aklın, aşkın, sevginin üzerine  inşa etti. Bu süreçte
kadın, romanlara konu olacak trajedisini yaşayacaktı.  Uzatmayalım; önce
evlere iş vermekle kadını üretim sürecine katan girişim  ‘kadının ekonomik
ve sosyal özgürlüğünü kazanması’ feminist söylemiyle  toplumu kuşattı.
Özgürlüğünü kazanacak kadınlar, sabahın köründe uykularına  doyamayan
çocuklarını kreşe atar atmaz yüreklerindeki şefkati  bastırarak,  hasret
acısını dindirerek koşuyorlardı fabrikalara. Fabrika onları yutmak  için
ağzını açmış bekleyen obur canavar!.. Akşama kadar karın tokluğuna kol
çevir, manivelaları zamanında indir, çarkları döndür, dişlileri ayarla,
hızla boşalan bantlara iş yetiştir telaşesi ve kan ter içinde gün biter.
Önemli olan, üretim değerlerinin ve ritminin bozulmamasıdır; kalbinizin,
ruhunuzun ritmi bozulabilir. Önemli olan çalışma düzeninin aksamamasıdır;
huzurunuz, aşkınız, inancınız, aile ilişkileriniz aksayabilir. Özgür yaşam
 bizden fedakarlık beklemektedir. Mesai ile birlikte gün biter ama kendisi
de  bitmiştir. Yıllar boyu süren bu didinme içinde aşkı, sevgisi, şefkati
de  bitmiştir. Şimdi o güzellikler ömürde bir defa olsun doyasıya
yaşayamayacağı  kadar ulaşılmazdır. Yaşam yorgunu bir kadındır o. Belki
gerçekte olsa  üretimi aksatacak yasak rüyalarında, ruhunun uzak köşesinde
hâlâ var olan  mutluluğa dokunmaktadır. Yeni hayatın soluk aldırmayan
temposu gönlünce rüya  görmeye de izin vermez çokluk. Sıcak düşleri kurulu
saatin zırıltısıyla  bıçak gibi kesilir. Yarım kalmış duygular ve
uykularla fırlar çıkarsın.  Haydi, var kılmak için nelerimizi verdiğimiz
yeni kutsalımızın bizi özgür  kılan düzenini kutsamaya. O yorgunlukla, o
tükenişle şimdi modernizmin  kendisine bahşettiği ve ne hikmetse rahatını
kaçırmaksızın elde edemeyeceği  özgürlüğünü kutlayabilir. Sersefil ama
özgürce süren bir hayattan sonra  dinlenmek mi? Ona mezarda çok vakit
bulacaktır.

Ayrıca özgür kadın güzel olmalıdır. Çünkü o sosyal bir varlıktır. Sosyal
ve  kültürel yönü yeni yaşam tarzını buna koşut olarak yeni kadın tipini
benimsemesiyle olacaktır. O bu haliyle güzel değildir. Oysa bütün gözler
onun üzerindedir. Bu aşamadan sonra artık sadece eşine ve çocuklarına da
ait  değildir. Toplumsallaşmanın gerektirdiği görünüm, kişilik ve
donanımda  olmalıdır. Genel kabullere uyumsuzluk kendine ilgiyi azaltır.
Bu noktada  kadınsı cazibe çok önemlidir. Kadınlık bilinci öncelikle
varlığının  cazibesini fark etmekle mümkündür. Moda yeni yaşamın
beğenileriyle oluşan  tarzdır. Uyumsuz olmamak için beğenileri önemsemek,
öncelikleri beğenilere  göre belirlemek gerekir. İşte özgür, haklarının
bilincinde, güzel ve bakımlı  kadın çıktı ortaya.  Derken kadın, sadece
yeni kapitalist sınıfın para  kazanmak uğruna hiçbir insani değer
tanımayan hırsı için ezilmekle kalmamış,  ayrıca kapitalizmin Pazar
alanına dönüşmüştür.

Bu gün gelinen noktada modern yaklaşım sadece kadın için değil insan için
hiçbir ontolojik izah yapamamaktadır. Kadın olsun erkek olsun insan,
manasız  bir yaşam içinde boş hayallerle avunmaktadır. İnsan anlam
derinliğini,  asaletini yitirmiştir, yitirmek üzeredir. İlk evrede
aldatılarak sömürülen  kadın ruhunun güzelliğinden soyulmuş, ikinci evrede
çırçıplak tensel varlığı  piyasaya pazarlanarak doğrudan aldatıcı bir
figüre dönüştürülmüştür. Şimdi o  değer olarak hiçleştirilmiş varlığıyla
şehevi zevklerin tatmin aracı  yapılmıştır. Kapitalizm iliklerine kadar
sömürüye ve pazarlamaya elverişli  hale getirdiği kadını özgürlük
yalanlarıyla aldatmayı sürdürebilmektedir.

Kadına son tahlilde cinsel bir obje olmanın ötesinde anlam yükleyemeyenler
 ona tarihinde en aşağılık muameleyi reva görmüşlerdir. Kadının maddi-
manevi  tüm varlığı sömürü, istismar, yağma, talan ve kazanç alanına
dönüştürülerek  hiçleştirilmiş, aşağılanmıştır. Kadının (ve payına düştüğü
kadarıyla  erkeğin) onuru ayaklar altına alınmıştır. Eğer ‘kadının Adı
Yok’sa bu  sebeple ve bu gelişmeler sebebiyle yoktur.

Televizyon ve gazetelerde kadınlar günü etkinlikleri gösterilerinde
taşınan  pankartlar bastırılmış bir ruhun açığa çıkması gibiydi. O
pankartlardan  bazılarında ‘Evlilik izini uzatılsın’, ‘Çocuklarımızı
emzirmek istiyoruz’,  ‘Çocuklarımızla daha çok birlikte olmak istiyoruz’
gibi sloganlar vardı. Galiba gün görmemiş kadınların vicdanı ayağa
kalkıyor.
Kadınlar bir anne olarak, eş olarak, sevgili olarak yere düşerlerse orada
uygarlık yere düşer. Çünkü kadın yaşamın ana öğesi, kurucu ve koruyucu
unsurdur. Kadını oyuncak haline getirerek aşağılayanlar, gerçek anlamda
aşağılık olanlardır.
(*)-Bu yazı 10 Mart  2006 tarihli Yeni Şafak’da ‘Düşünce Gündemi’
sayfasından alınmıştır.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-03-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
109150581 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net