28-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow M. Said Çekmegil arrow İstanbul Destanı -
İstanbul Destanı - PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 0
KötüÇok iyi 
Yazar Bedri Rahmi Eyüboğlu   
17-04-2011

                             İstanbul Destanı - 

                                 Bedri Rahmi Eyüboğlu
İstanbul deyince aklıma martı gelir 
Yarısı gümüş, yarısı köpük 
Yarısı balık yarısı kuş 
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir 
Bir varmış, bir yokmuş 

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir 
Anadolu'da toprak damlı bir evde 
Gülcemal üstüne türküler söylenir 
Süt akar cümle musluklarından 
Direklerinde güller tomurcuklanır 
Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum 
Gülcemalle gider İstanbul'a 
Gülcemalle gelir 

İstanbul deyince aklıma 
Bir sepet kınalı yapıncak gelir 
Şehzadebaşı'nda akşam üstü 
Sepetin üstünde üç tane mum 
Bir kız yanaşır insafsızca dişi 
Boyuna posuna kurban olduğum 
Kalın dudaklarında yapıncağın balı 
Tepeden tırnağa arzu dolu 
Sam yeli söğüt dalı harmandalı 
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı 
Şehzadebaşı'nda akşam üstü 
Yine zevrak-i derunum 
Kırılıp kenara düştü 

İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir 
Dokuzuncu Senfoniyle kolkola 
Cezayir marşı gelir 
Dört başı mamur bir gelin odası 
Haraç mezat satılmakta 
Bir gelinle güvey eksik yatakta 
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut 
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta 
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler 
Paslı Acem kılıçları 
Amerikan kovboyları 
Eller yukarı 

Ne kadar da beyaz elbiseleri 
Amerikan deniz erleri 
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi 
Sütten duru buluttan beyaz 
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin 
Yakışmaz 
Ama harbederken onlara 
Bambaşka elbiseler giydirirler 
Kan rengi, barut rengi, duman rengi 
Kin tutar kir tutmaz 

İstanbul deyince aklıma 
Kocaman bir dalyan gelir 
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi 
Gerinir Beykoz'da 
Kimi Fenerbahçe'de yan gelir 
Dalyanda kırk tane Orkinos 
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir 

Orkinos dediğin balıkların şahı, 
Orkinos mavzerle gözünden vurulur 
Denizin içinde ağaçlar devrilir 
Kan çanağına döner dalyanın yüzü 
Camgöbeği yeşili bulanır 
Bir çırpıda kırk Orkinos 
Reisin sevinçten dili dolanır 
Bir martı gelir konar direğe 
Atılan Kolyosu havada yutar 
Bir başkasını beklemez gider 
Balıkçı gülümser tatlı tatlı 
Adı Marikadır bu martının der 
Her zaman böyle gelir böyle gider 

İstanbul deyince aklıma Adalar gelir 
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır 
Çalımından geçilmez altmışlık madamların 
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların 
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların 

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir 
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır 
Ama şu Kızkulesi'nin aklı olsa 
Galata kulesine varır 
Bir sürü çocukları olur 

İstanbul deyince aklıma 
Tophane'de küçücük bir sokak gelir 
Her Allah'ın günü kahvelerine 
Anadolu'dan bir sürü fakir fukara gelir 
Kimi dilenecek dilenmesine utanır 
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun 
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm 
Çöpçü olmuştur bugüne bugün 

Kiminin sırtında perişan bir küfe 
Kiminin sırtında nakışlı semer 
Şehrin cümbüşüne katılır gider 
Kalın yağlı bir kolana koşulur 
Piyano taşırlar omuz omuza 
Kendinden ağır yükün altında adamlar 
Balmumu gibi erir dururlar 
Sonra kanter içinde soluk alırlar 
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin 
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin 
Nazdan nazik çiniden bilezik eller 
Derken 
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses 
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin 
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner: 
Gamı şadiyi felek 
Böyle gelir böyle gider 

İstanbul deyince aklıma 
Stadyum gelir 
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi 
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı 
Bulutlar atılır top top pare pare 
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm 
Canım ağzıma gelir sevinçten hilâfsız 
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm 

İstanbul deyince aklıma 
Stadyum gelir 
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık 
Memleketimin insanlarına 
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına 
Ben de bağırırım birlikte 
Avazım çıktığı kadar 
Göğsümü gere gere 
Ver Lefter'e yaz deftere 
Stadyum gelir 

İstanbul deyince aklıma 
Binlerce insanın aynı anda 
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin 
Heybetini düşünürüm 
Birbirine eklenir kafamda 
Binler yüzbinler milyonlar 
Sonra bir mısra havalanır ürkek 
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar 

İstanbul deyince aklıma 
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam 
Şimdi Orhan Veli gelir 
Deminden beri dilimin ucundasın Orhan Veli 
Deminden beri senin tadın senin tuzun 
Senin şiirin senin yüzün 
Yaralı bir güvercin misali 
Başımın üstünde dolanır durur 
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine 
Neresine mi arayan bulur 
Erbabı bilir 
Deli eder insanı bu şehir deli 
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli 

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir 
Burgaz adasında kıyıda 
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne 
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür 
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler 
Bütün İstanbul'u dolaşırlar elele başbaşa 
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta 
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli 
Ziba mahallesinde gece yarısı 
Sabaha Galata'dan geçer yolları 
Maytaba alacakları tutar kahvede 
Zararsız bir deliyi 
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun 
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin 
Sonra oturup sessizce ağlarlar 

İstanbul deyince aklıma 
Sait Faik gelir 
Taşında toprağında suyunda 
Fakirin fukaranın yanıbaşında 
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir 
Kıldan ince kılıçtan keskin 
Hep iyiden güzelden yana 
Hep kimsesizlerin 

İstanbul deyince aklıma 
Sait'in son yılları gelir 
Hey Allah'ım en güzel çağında Sait'e 
Dört beş yıl ömrün kaldı denir 
Sait Sait olur da nasıl dayanır 
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine 
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür 
Bir zehir yeşilidir açılır 
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın 
Bir yeşil ki kasıp kavurur 
Küçük mavi çocuk 
İhtiyar balıkçı 
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili 
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri 
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Sait'in şiiri 

İstanbul deyince aklıma 
Sabiyem gelir 
Sabiyem boynundan büyük bir demetle 
Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir 
Bahar nereden gelirse velhasıl 
Sabiyem oradan gelir 
Ne delidir ne divane 
Aslını ararsan çingenedir 
Tepeden tırnağa güneştir 
Topraktır 
Anadır 
Analar içinde bir tanedir 
Biri sırtında biri memesinde biri karnında 
Karnı her daim burnundadır 

Canını mendil gibi takar dişine 
Yürekten birşeyler katar işine 
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar 
Alçakgönüllüdür Sabiyem 
Hem masa satar, hem göbek atar 
Ver bir çeyrek güzelim der 
Neyse halin o çıksın falin 
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz 
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri 
Görürüm üryamda bir sarı yılan 
Cenabet uğraşır durur benimlen 
Uyanır bakarım benim bebeler 
Yatağın ucuna kaymış 
Ayağımın parmaklarını emer 

İstanbul deyince aklıma 
Bir basma fabrikası gelir 
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun 
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta 
Kanter içinde mahzun 
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun 
Fabrikada pencereler tavana yakın 
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin 
Dışarda ağaçlar dizi dizi 
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar 
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi 
Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor 
Dışarda dışarda dışarda 
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor 

Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm 
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin 
Kötü kötü düşünüyor 
İpeğin akışına doyum olmaz 
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz 
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz 
Bir top Amerikandan neler çıkmaz 
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır 
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi 
Gülsüm'ün gözleri kamaşır 
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm 
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür 
Gülsüm'lerin sürüsüne bereket 
Yerine bir Gülsüm'cük bulunur elbet 
Gider Gülsüm gelir Gülsüm 
Azrail ettiğin bulsun 

İstanbul deyince aklıma 
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir 
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil 
Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan 
Yaz demez kış demez mutlaka gelir 
Kirli yelkeninde yeni bir yama 
Demirinin pası gelir dilime 
Nabzımda duyarım motorunun hızını 
Canımın içine sokasım gelir 
İri kalçaları pullu denizkızını 

İstanbul deyince aklıma 
Takalar gelir 
Alçakgönüllü kalender 
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer 

İstanbul deyince aklıma 
Koca Sinan gelir 
On parmağı on ulu çınar gibi 
Her yandan yükselir 
Sonra gecekondular gelir ardısıra 
İsli paslı yetim 
Ey benim dev memesinde cüceler emziren acayip Memleketim 
                                                      Bedri Rahmi Eyüboğlu 

Not:
Bu güzel Şiiri sitemize ileten Cemil ÜNLÜTÜRK hocamıza yürekten teşekkürler...  kriter

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 17-04-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73645920 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net