24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Sorun...Sınava Endeksli Eğitim Modelinden Kaynaklanıyor
Sorun...Sınava Endeksli Eğitim Modelinden Kaynaklanıyor PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar Prof. Dr. İbrahim Ortaş, Çukurova Üniversitesi,   
09-04-2011

YGS'de Sorun Sınav Şeklinden Çok Sınava Endeksli Eğitim Modelinden Kaynaklanıyor

                                       Prof. Dr. İbrahim Ortaş, Çukurova Üniversitesi,
Yetkililerin Açıklamalarının Sınava Girenleri Tatmin Etmediği Görülüyor
OSYM'de yapılan sınavın basına yansıyan kitapçığının cevap anahtarındaki matematik sorularının cevap anahtarının basit bir sıralama şifresi ile 40 sorudan 37 sorunun doğrulanması bir anda milyonlarca insanı şaşkına çevirmiştir. Her gün yeni yeni algoritmaların (şifre) var olduğunun belirlenmesi ve yetkililerin yaptıkları açıklamaların çelişki teşkil etmesi sorunu iyici karmaşıklaştırmıştır. ÖSYM yetkilileri konuya yalanlama getirseler de bu açıklamalar öğrencileri  
ve velileri tatmin etmemişe benziyor. Her ne kadar devlet yetkilileri "tatmin olduklarını" açıklasalar da, bizler de konuyu çetrefilli durumunu anlamaya çalışsak da, öğrencilerin tatmin olmadığı anlaşılıyor. Aldığımız yüzlerce e-posta 17-18 yaş arasındaki yüz binlerce öğrencinin bu yaşlarda haklarının yenildiği duygusuna kapılması çok üzüntü verici. Üniversite birinci sınıfındaki öğrencilerimin benim görüşümü sormasına karşı soru ile siz ne düşünüyorsunuz dediğimde gençlerin neredeyse tamamı kuşku taşıdıklarını belirttiler.

Aydınlatıcı bir açıklama yapılmadığı sürece bu kuşku ileride de devam edecektir.
Doğaldır ki insanlar ÖSYM'nin basına verdiği kitapçıkta gördükleri durumu dikkate almaktadırlar. ÖSYM başkanı birkaç kitap çıkarıp durumun denildiği gibi olmadığını basının önünde gösterebilseydi daha iyi olurdu.

Devlet Tarafsızlığına Olan Güven Zedelenebilir.
Son yıllarda sık sık devlet kurumlarının güvenilirliği değişik kurum ve şirketlerce test edilir. Bunlardan biri son zamanlara kadar ÖSYM idi diye düşünüyorum. Ne yazık ki benim de çok önemsediğim ÖSYM Kurumu, Polis Koleji sınavlarında soruların sızdırılması ve geçen yıl yapılan KPSS ve YGS-LYS sınavına kadar objektif kabul etmekteydim. Ancak yine ne yazık ki KPSS'de kopya olayının açıklığa kavuşturulamaması ve arkasında bu muğlâk sınav şifrelenmesi hepimizin kaygılarını artırmıştır. KPSS sonuçlarındaki kopya işlemini yapanlar ve bu sınavdan yarar görenler kimlerdir? Bu işlemin arkasında kimler vardı? Bu işin arkasında basit bir çıkar çetesi mi yoksa başka ideolojik güç mü var sorusu açıklığa kavuşmadığı için toplumda kuruma ve geleceğe olan güven zedelenmiştir.

Ancak son birkaç sınavda soruların dışarı sızdırıldığının ifade edilmesi gençliğin devlete olan güvenini zedelemiştir. Benim 85 yaşındaki amcam halen haberleri TRT'de dinlemesine devletin verdiği haber doğrudur inancı ile izlemektedir. Hepimizin ortak sorunlarının devlet organları tarafından tam bir tarafsızlık ve objektiflik içinde yürütmesi beklenmektedir. Devletin objektifliğinin veya bir gurubun leyine taraf olduğu duygusunun yayılması telafisi mümkün olmayan sosyal sorunlar yaratacaktır. Bu bağlamda yetkililerin kamu adına görevi bu güveni sağlamaktır. Bu güveni veremezsek ileride işin içinden çıkılmaz ve çok daha büyük sorunlar yaşarız.

Yeni Bir Umudun Mutlaka Yaratılması Gerekir
Bizlerin öğrencilerimize çalışmayı, çalışkanlığı ve hak ederek bir yere gelme söylemlerimizin havada kalacağı anlaşılıyor. Bu bağlamda bu sınavda bir haksızlık yapıldı mı yapılmadı mı bir yana gençlerin bu duyguya kapılması sınavdan çok daha önemli bir konu.

Ülkemizde ayrışımın hızla yaygınlaştığı ve kimsenin kimseyi dinlemediği bir ortamda ülkenin gençliğinin gelecekteki kaderlerini belirleyen bir sınava şaibenin düşmesi çok büyük talihsizlik yaratmıştır. Bu aşamadan sonra başta sınava giren öğrenci ve yakınlarını ikna etmek kolay olmayacaktır.

 ÖSYM'ye olan güven önemli ölçüde zedelenmiştir. Kuşkuculuğu ve güven ilişkisi zayıf olan toplumda kafalar iyice karışık. Türkiye gibi güven ilişkisinin son derece düşük olduğu (%6-8 çıvarında olduğu biliniyor) ülkemizde konunun muğlâk kalması nedeniyle gençliğin geleceğe sağlıklı bakması beklenemez. Çoğumuzun son yıllarda gençlikte gördüğümüz kısa sürede köşeyi dönme, hızla yükselme ve az çalışarak çok harcama tutkularının yangınlaştığı bir dönemde kişinin geleceğini belirleyecek olan bu sınavdan bir başkasının çalışmadan kendisinin önüne geçtiğini düşünmesi kişiyi iyice bencilleştirecek ve haksız kazanca teşvik edecektir. Bu durumda bugün gördüğümüzden daha kötü bir süreç yaşayabiliriz.

Bundan en çok zarar gören hayatlarını okul ile dershane arasında geçiren, bir yandan zihni ve kültürel olarak zenginleşemeyen, diğer taraftan neredeyse ruh sağlığı bozulmuş gençliğin bütün hayalleri ve beklentileri zedelenmiştir.

Maalesef sorun ülkemiz çok politize olduğu için oluşan güvensizlik psikolojisi artık kolay kolay ortadan kalkamayacak niteliktedir. Ancak umutları tüketmeden yeni modellerin önerilmesi kaçınılmaz olmuştur. Siyasetin yapması gereken en önemli görevi bu güveni yeniden yaratmak olmalıdır

Farklı Kitapçıklar ve Farklı Şıklandırma Eşitsizlik Yaratır, Şüpheler Artar
ÖSYM yetkililerinin yaptığı açıklamada her aday için ayrı bir kitapçık hazırlandığı belirtiliyor. Tabii sorular aynı fakat soruların yerleri farklı olabilir. Cevap anahtarları da herhalde tesadüfen olamaz ancak bilgisayar üzerinde algoritma ile kombinasyonlar yaratılmış olabilir.

Ayrıca bu şifrelenme ilişkisi nasıl fark edildi. Bir ihbara göre mi yoksa ortalıkta dolaşan dedikodular sonucu mu Artvinli öğrenciler ve Avukat konuyu açıklığa kavuşturdu. Bu konunun da dikkate alınarak toplumun aydınlatılması gerekir.

Sorular Konu Bütünlüğü İçinde Sorulmalı Ve Eşitlik İlkesi Sağlanmalıdır.
Ayrıca farklı kitaplar ve şıklandırma da eğitim tekniği açısından uygun değildir. Bir öğrenciye kolay bir soruyla, diğerine zor soruyla; bir öğrenciye doğrusal akan şıklarla diğerine karışık şıklı gelmesi uygun olmadığı gibi adil de dağîldir.

Eski ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan YGS'de şifreli kopya iddialarıyla ilgili CNN TÜRK'e verdiği mülakatta, "Sorular ünite bazında zorluk derecesine göre sıralanır, şıklar da rastgele değiştirilemez, büyüyen sırada olmalı. Bizim dönemimizde 10 tane kitapçığı bile bu kurallara uyarak zor oluştururduk" ifadesini kullandılar. Eğitim uzmanları konuyu mutlaka hatırlatmış olmaları gerekirdi.

Eğer bir öğrenci zor soru ile başlıyorsa ilk karşılaşacağı psikolojik zorluk ile kolay soru ile başlayan öğrencinin sınava coşkulu başlaması arasında da farklılık yaratmış olacaktır.

Sorun Hayatın Sınava Endekslenmesi
1974 yılından beri ilk defa kişiye yönelik sınav kitapçık anlayışı önemli ancak manipülasyona açık olması nedeniyle kaygıların artmasına neden olmuştur. Ayrıca kişiye özel kitapçıkların ortamda dolaşan söylentiler nedeniyle şüpheleri azaltmaz, aksine artırır. İstatistiksel ve olasılık hesaplaması ile kaç soru kitapçığı oluşturuldu. Bu kitapçıklardan kişiye özel olanlardan acaba belirli kişilere şifreli olanlar mı dağıtıldı gibi kuşkuların araştırılması zor ve uzmanlık isteyen bir süreç.

Son otuz yıldır neredeyse tümden sınava endeksli bir yaşam biçimi oluştu. Her ailede neredeyse bir travma yaşanmaktadır. Kendi başına milyar doları aşan bir dershane sektörü, özel okullar özel dersler yanında içi boşaltılmış bir eğitim kurumu oluşmuş. Bunun sonucunda gençliğin bilgi bikrimi ve kültürel alt yapısı sağlanmamış ve tamamen sınavlara yönelik bir test tekniği tüm öğrenim sürecine yaygınlaşmış bulunuyor.

Ne yapılmalıdır?
Bu konuda üniversitelerin üreteceği modellerin dikkate alınması gerekir. Bu konuda üniversitelerin bu konuları çalışan uzmanlarından oluşan bağımsız bir ekip zaman kaybetmeden sistemi baştan sona irdelemeli. Eksikleri ve bu sınavda sorun olup olmadığını ve varsa sorumluları belirlemeli. Geleceğe yönelik güven verilmelidir.

2011 YGS Sınavı Yok Sayılabilir
Sınav Konu yargıya intikal etmiştir. Ancak yargı şu veya bu şekilde bir cevap verecektir. Bu aşamayı beklemeden oluşan kaygıyı giderecek şekilde ya sınav yok sayılmalı yada bu sınavın nihai sonuca etkisinin minimize edecek, belki okul başarısı dikkate alınacak bir başka yola başvurulabilir. Bu konuda uzamanlar daha sağlıklı fikirler üretebileceklerdir.

Sınav Başarısından Çok Öğrencilerin Genel Başarısı Sorun
Test teknikli ve üniversite sınavını kazanmaya yönelik eğitim maalesef öğrencilerimizin kendilerini yetiştirmediği görülüyor. Çoğu öğrenciye çok basit bir soru ile genel kültürünü sorguladığınızda gençlerin yetersiz değil olaylardan ve olgulardan bihaber olduğunu göreceksiniz. Bence öğrencilerin bu durumu daha da önemlidir.
Mevcut Hali İle Öğrencilerin Çoğunluğu Üniversiteyi Okuyacak Düzeyde Lise Donanımı İle Üniversiteye Gelemiyor. Sistem Yeniden Sorgulanmalıdır
Bu sınavlarda kopya veya şifrelenme ile haksız bir şekilde üniversitelerin birimlerini kazansalar bile bu öğrencilerin nasıl okuyacakları ciddi soru işaretidir. Biraz da konuya bu açıdan bakmak gerekir. Bu kişiler üniversiteyi bitirse bile bu ülkeye ne tür faydası olacaktır.

Bu bağlamda Orta ve Lise öğretimi sınav endeksli yapıdan kurtarılıp, geleceğin yetişkin bireyleri endeksine kaydırılmalıdır. En azından liseyi bitiren bir gencin ülkesini tanıması, dünyayı tanıması, temel fizik, kimya, biyoloji yasaları yanında sanattan edebiyata kadar genel kültüre sahip olması için eğitim yeniden yapılandırılmalıdır. Amaç iyi eğitilmiş ve donanımlı bir insan yetiştirme olmalıdır. Her şeyin sınava endekslendiği bir yapıda hele olay siyasalaştığı kuşkusu da kondurulmuşsa güvensizlik daha da artacaktır. Bu son karmaşık yapı ile ortaya çıkan basit şifreleme geleceğe yönelik endişe ile kişilerin kendilerini eğitmek için çalışmak yerine sınavı kazanmak için her yolun mubah olduğu bir yapıya dönüşecektir ki bu durum ülkemiz için tehlikeli bir gelecek oluşturacaktır. Umarım gençliğimiz yinede çalışarak özgüvenle geleceğe bakar.

Üniversite İş Kapısı Olarak Görülüyor
Bu sınavın ülkemizde uzun zamandır çok önemsendiğinin ve bununda Yükseköğretimdeki arz ve talep arasındaki dengesizlikten kaynaklandığını belirtilmiştir. İşsizliğin resmi olarak %12-13 gayrı resmi olarak % 20'ye kadar yükseldiği bir dönemde herkes geleceğini iyi bir eğitim ve ekmek kapısında aramaktadır. Çok az sayıda kişi üniversite ortamının iş kapısı değil bilim ve felsefi tartışma ortamı olarak görmektedir.

Tamamen sınav kazanmaya endekslenmiş bir eğitim sisteminde gençler bir adım öne geçmek isteyebilir. Bu anlayış devam ettikçe bu tür girişimler de olacaktır. Hele bir de işin içine daha geniş boyutlu suç çeteleri ve kalpazanlar girerek geniş bir kesimi öne geçirirse o zaman da sorun toplumsal huzursuzluğa kadar yayılır.

Sınavdan Çok Eğitim Sistemi Sorgulanmalıdır
Bugün ÖSYM tarafından yapılan YGS güvenle yapılsa da Türkiye eğitimin sorunları bitmeyecektir. Asıl problem bizim eğitim sistemimiz insanı eğitmemektedir. Ülkemiz ne yazık ki geleceğin insanını eğitmediği için ileride ciddi sorunlar yaşayacağı kaçınılmazdır.

Eğitim uzmanlarının batıda örneklerini gördüğümüz okulöncesinden başlayarak kişilerin yeteneklerini göre aşağıdan yukarıya doğru eğitilmek yanında yeteneklerine göre branşlaşmasının sağlanmasıdır. Şu ana kadar herkesi aynı potada tutmaya çalışmamızın bir işe yaramadığı artık gün gibi aşikâr.

Okulöncesi, ilk ve ortaöğretimi mutlaka ciddi ve fonksiyonel olmalı ve kişilerin yeteneklerine göre şekillenmeli ve eğitim kalitesi sınav kaygısının önünde olmalıdır. İyi bir lise eğitimi ile yükseköğretime üniversiteyi okuyacak bilgi ve yetenekteki öğrenci gönderilmedir.

Yetenek sınavları daha çok önemsenmeli, yetenekliler arasından da başarılı emek vermişler seçilmelidir. Asıl sınav bu eksende yapılmalıdır.

Yapılması gerekenler nedir dendiği zaman,
1.Eğitim öğretim birliği yeniden sağlanmalı. Zorunlu eğitim 11 yıla çıkarılmalı, orta eğitmeden sona Liseye gidecek öğrenciler için orta öğretim başarı notuna bağlı belirli bir baraja uygun lise eğitimi alacak öğrenciler belirlenmelidir. Liseye gidecek öğrenciler toplam öğrencilerin % 30'undan fazla olmamalı ve Liseye giden öğrenciler Üniversite eğitimine temel olacak şekilde eğitimden geçmelidir. Diğer öğrenciler meslek liselerine yönlendirilmelidir.

2.Dershaneler kaldırılmalıdır. Dünyanın hiçbir ülkesinde olamadığı kadar neredeyse normal okullardan çok dershanenin olduğu ülkemizde öğrencilerin her alanda yetersiz ve etkin olmayan bir eğitim ile öğrencilerin zamanı ve beyinsel zenginleşmesi elinden alınmaktadır.

Daha önce de önerdiğim gibi dershaneler okula dönüştürmelidir. Öğretmenler için de başarılı olanlar meslek yüksek okullarına okutman olarak alınmalı, diğerleri Milli Eğitime aktarılmalıdır. Ancak bugünkü maaş yerine öğretmenlerin yaşam standartlarına ve toplum içindeki saygınlığına uygun bir maaş verilmelidir.

Böylece dershane öğretmenlerinin gönül rahatlığı ile tekrar eğitim kurumlarına geçmesi sağlanır.

3.Üniversiteye giriş bir iki seanslı sınava endekslenmemelidir. Okul başarısı ve yılsonu olgunlaşma sınavı şeklinde yapılacak genel bir sınav sonucuna göre üniversitelerin öğrenci alması sağlanmalıdır.  Batıda olduğu gibi öğrencinin bilimsel proje ve sosyal başarıları belirli oranda sisteme ilave edilebilir.

Sonuç olarak ülkemizin milli bir sorunu olan geleceğin sağlıklı yetişmiş ve her yönü ile donanımlı geleceği olan insan yetiştirme konusu halen sorunlu. Sorunun siyaset üstü yaklaşımla çözülememesi beraberinde bugün yaşanan pratik sonuçları doğurmuştur. Son 60 yılda siyaset bu kadar eğitim dokusu ile oynamasaydı sanırım bugün bu konular daha az konuşulurdu.

Her şeyden önce de insanına güvenen ve güven toplumları oluşturabilmemiz gerekiyor. Bu görev ise sadece ÖSYM'yi değil, tüm yönetimi ve toplumu yakından ilgilendiriyor. Örneğin ÖSYM Başkanının ataması bile sonuçta böyle bir güvenin oluşup oluşmaması açısından önemli bulunuyor. Bugünkü görünüm büyük masraf ve emeklerle gerçekleştirilmiş bir sınavın büyük bir güvensizliğe dönüşmüş olmasıdır ki, elde sıfır değil eksi kalmıştır. Milyonlarca öğrenci ve ailelerin yaşadığı bu durum uzun sürede geçmeyecektir. Alınganlık göstermeden üniversitelerin konu ile ilgili uzmanlarından oluşan bir grup konuyu incelemeli ve gerekirse bu sınav yok sayılmalı ve geleceğe yönelik güven ve umut yaratılmalıdır.

Umutsuzluğun ve güvensizliğin yaratacağı sonuç hepimize telafisi mümkün olmayan zararlar verecektir.

                                                                             8 Nisan 2011, Adana

Yorum
Ali Nesin Diyor ki Bu Konuda:
Yazar admin açık 2011-04-11 16:03:20
Üniversiteye giriş üniversitelere bırakılmalı 
 
YÖK ve Milli Eğitim Bakanlığı kendilerini lağvetsin, eğitim sistemi bugünkünden çok daha iyi çalışır, emin olun! Ama eğer başımızdakilerin YÖK’ü ve MEB’i lağvetmeye gönlü razı olmuyorsa, o zaman üniversiteleri özgür bıraksınlar, üniversiteler istedikleri gibi öğrenci alabilsinler...  
 
Siz olsaydınız bu soruları nasıl hazırlardınız? 
 
Ben olsa mıydım? Allah korusun ve yazdıysa bozsun! Hiç öyle bir iş yapmak istemem. Benim yapacak başka işlerim var ve zaten bu sistemin bir parçası olmak, bu sisteme hizmet etmek istemem. 
 
Neden? Bu sistemin nesi var? 
 
Çocuklara ve gençlere aman vermeyen bir sistem. Çocukların hafta sonları yok, akşamları yok, yaz tatilleri yok... Gece gündüz sınava hazırlanıyorlar. Ya okul, ya dershane, ya ödev... Hiçbir eğitim sisteminin çocukları böyle bir işkenceden geçirmeye hakkı yoktur. Sağlıklı bir gençlik yetişmez bu yönemle. Gençlerin gezmeye, dolaşmaya, eğlenmeye, hobilerine zaman ayırmaya, dalga geçmeye hakları ve ihtiyaçları vardır. Biz büyüklerin de çocukların ve gençlerin maruz kaldığı çalışma temposunda yaşadığımızı düşünsenize... Baş kaldırırız, sisteme lanet okuruz, ayaklanırız... Olmaz böyle bir şey. Bu yanlış bir an önce sona ermeli. 
 
Peki yerine ne konmalı, doğrusu ne? 
 
Ben eğitbilimci değilim. Doğru sistemi bulmak benim görevim değil. Ama var olan sistemin yanlış olduğunu anlamak için eğitbilimci olmaya gerek yok. YÖK ve MEB kendilerini lağvetsinler, hiçbir sistem olmasın, eğitim sistemi bugünkünden çok daha iyi çalışır, emin olun! Ama eğer başımızdakilerin, YÖK’ü ve MEB’i lağvetmeye gönülleri razı olmuyorsa, o zaman üniversiteleri özgür bıraksınlar, üniversiteler bazı kıstaslara uymak koşuluyla istedikleri gibi öğrenci alabilsinler... Kimi sınavla alır, kimi mülakatla, kimi dosyayla, kimi lise not ortalamasıyla, kimi kendi lisesinden doğrudan alır, kimi ise hepsinin karışımı bir sistemle... Aslında devletin düzenlediği YGS, ÖSS gibi sınavlar üniversiteye giriş sınavları değiller, bunlar özünde lise bitirme sınavlarıdır, ne de olsa lisede okutulan sorulardan geliyor sorular. Liseyi bitirmek başka, üniversiteye girmek başka. ÖSS türü sınavlar lise bitirme sınavına dönüştürülmelidir. Üniversiteye giriş ise üniversitelere bırakılmalıdır. Üniversiteler aralarında birleşip kendi özel sınavlarını da yapabilirler. Böylece sorumluluk da devletin üstünden kalkar. 
 
O zaman haksızlıklar olmaz mı? 
 
Olabilir tabii, muhtemelen de olur. Sanki bu sistemde haksızlık olmuyor mu? Trafik kazası olur diye arabalar yasaklanmıyor herhalde. Her şey mümkündür. Hiçbir sistem mükemmel değildir. Özellikle özgürlükten yararlananlar çıkacaktır. Ama bu özgür sistemin o kadar yararı olacaktır ki, yararları zararlarına fark atacaktır. 
 
Özgürlükten yararlananlar çıkacaktır derken ne demek istiyorsunuz?  
 
Eğer kimsenin yasadışı bir şey yapmasını istemiyorsanız, herkesin başına bir polis dikersiniz - tabii o polislerin de başına bir polis dikmek gerekir - her yeri kameralarla donatırsınız, hatta hatta bazı dönemlerde olduğu gibi sokağa çıkmayı yasaklarsınız. Özgürlük, özellikle eğitim seviyesi düşük ülkelerde bazı sorunlara yol açabilir. Mesela önerdiğim yöntemle bir üniversite parası olanları ya da siyasi nüfuzu olanların çocuklarını kayırmaya kalkışabilir. Bunu da önlemenin, denetlemenin yolları vardır. Sorunlar her zaman olur, önemli olan sorunlarla başa çıkabilmektir. Türkiye hiçbir zaman özgürlüğü tadamadı. Özgürlüğün tadını alsa bir daha vazgeçemez. 
 
İsveç, Norveç gibi özgür addettiğimiz ülkelerde sistem nasıl? 
 
1977’de Fransa’ya üniversite okumak için gittiğimde hiçbir üniversiteye kayıtlı değildim. Elimi kolumu sallaya sallaya bir üniversiteye gittim ve kaydolmak istediğimi söyledim. Lise notlarım, denklik belgelerim, pasaportum filan her şey vardı. Oturma iznim bile henüz yoktu galiba. Üniversitede yer de vardı. Hemen kayıt oldum! O ülkelerde sistemin şimdi nasıl olduğunu tam olarak bilmiyorum ama üniversiteye gitmek isteyen öğrenci sayısı bu kadar çok olmadığı için sanırım benim söz ettiğim yöntemle üniversiteye giriş yapılıyor. Fransa’da şimdi artık üniversiteler öncelikli olarak kendi şehirlerinde oturan öğrencileri kabul ediyorlar. Türkiye’nin sorunu üniversite okumak isteyen gençlerin sayısının çokluğu. Bu gençlerin birçoğu aslında meslek liselerine ve meslek okullarına kaydırılmalı. Ne Türkiye’nin bu kadar çok üniversite mezununa ihtiyacı var ne de üniversite okuyacak bu kadar çok genç... Birçok üniversitenin birçok bölümü aslında sadece bir meslek okulu. Üniversite adı altında meslek okulu açılıyor. Bunu eleştirmek için söylemiyorum, o üniversiteler de bir zaman sonra palazlanır ve gerçek bir üniversite kimliğine bürünür. Ama yapılması gereken öncelikle meslek okullarını daha cazip hale getirmek, ki üniversite okumak isteyen öğrenci sayısı azalsın. Ne kadar demokratik olur bilmiyorum ama, eğer mevcut düzenin içinde kalınmak isteniyorsa, bir başka seçenek şöyle olabilir: ODTÜ, Boğaziçi, İstanbul Üniversitesi gibi kendini kanıtlamış bazı üniversiteler için ayrı bir sınav yapılabilir. Ya da ülkenin üniversiteleri coğrafyaya göre sınıflara ayrılabilir ve her sınıf için ayrı bir sınav yapılabilir. Mevcut düzenin en büyük kusuru had safhada merkezi olması. Her şeyin en iyisine, en güzeline, en doğrusuna tek elden Ankara karar veriyor. Ama “Small is beautiful” demişler... 
 
Siz yine Taraf’ta yayınlanan demecinizde, “Eğer ÖSYM’nin başına matematikten, algoritmadan ve şifrelemeden anlamayan birini getirirseniz olacağı işte budur! Fırsat yakalamışken, TÜBİTAK’ın başına da bilimden anlayan birinin getirilmesi gerektiğini söyleyeyim” diyorsunuz. Sorun sadece ÖSYM’nin başında matematikten anlamayan birinin olması mı? Sizce bu neden kaynaklanıyor? Kadrolaşmadan mı? 
 
Evet, öyle tahmin ediyorum. Kadrolaşma sadece bu hükümetin değil, tüm hükümetlerin yaptığı bir şey. Galiba Türkiye’de iktidar olmanın doğal sonucu, bazı güç dengelerini korumak amacıyla ya da bazı güç odaklarına teşekkür mahiyetinde iktidardan pay vermek. Bunun başka bir açıklamasını bulamıyorum. Bu da yeterince demokratikleşmediğimizin bir göstergesi. Tabii bu hükümet 9 yıldan beri başta olduğu için, kadrolaşma daha çok yapılmıştır ve daha fazla göze çarpıyor. Mesela Ali Demir hangi nitelikleriyle ÖSYM’nin başına getirildi? Ya da Nüket Yetiş neden TÜBİTAK’ın başkanı? Bu kişilerin değerli olmadıklarını söylemek istemiyorum. Mutlaka değerlidirler, ne de olsa belli bir aşamaya gelmişler. Belli aşamaya gelen her kişinin de mutlaka diğerlerine göre bir üstünlüğü, kendisini özel kılan bir niteliği, bir değeri vardır. Ama her değer yerinde değerlidir. Benim alanım matematik, ben bu alanda değerliyim, eğer bir değerim varsa, ama beni TÜBİTAK ya da Futbol Federasyonu Başkanı yaparsanız beş para etmem. Kadrolaşmanın kendisi zaten kötü bir şey de, kadrolaşmanın ötesinde bir de niteliği uymayan kişilerin bazı konumlara getirilmesi çok daha kötü. Türkiye’nin aleyhine oluyor bu. Ne yazık ki yazıp çizilerek çözülecek bir sorun da değil. İktidara gelme sürecinde benim bilmediğim temel bazı değişiklikler olmalı. 
 
http://haber.gazetevatan.com/turkiyenin-sorunu-kutuplasma-ygsnin-sorunu-kadrolasma/370332/1/Manset

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 09-04-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60219191 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net