29-02-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow GURBET GÜNDEMİ
GURBET GÜNDEMİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 15
KötüÇok iyi 
Yazar Yaşar Nuri - Selami Çekmegil   
14-03-2006
ImageTRT INT’de

     Sayın PROF. YAŞAR NURİ ÖZTÜRK İLE M. SELAMİ        ÇEKMEGİL ARASINDA

                    Eski ve Önemli BİR AKŞAM SOHBETİ(*)

                                                (GURBET GÜNDEMİ)

Y.Nuri Öztürk: Mutlu akşamlar diliyoruz efendim. Bu akşam bir güzel sohbet ümidiyle Ankara’dan çağırdığım bir konuğumla beraberiz. Konuğum bir çoğunuzun yazılarından da tanıyabileceği hukukçu, yazar Selami Çekmegil... hoş geldiniz, Selami bey...

S.Çekmegil  :Hoş bulduk efendim...

Y.Nuri Öztürk : iyisiniz?...

S.Çekmegil : Çok teşekkür ederim.

Y.Nuri Öztürk : Siz Ankara Barosu avukatlarındansınız?...

S.Çekmegil : evet efendim.

Y.Nuri Öztürk : yılların hukukçususunuz... Birçok gazetede dergide ben de yazılarınızı okuyorum. Ayrıca sizin, yanılmıyorsam, İngiliz Orwell’den bir çeviriniz var. Kültür Bakanlığı yayını... Sizin İngilizce hocalığınız da var, yanılmıyorsam.

S.Çekmegil : evet efendim...

Y.Nuri Öztürk : Yurt dışı gezilerinz var; son Finlandiya‘ydı. Onunla ilgili bir yazınızı da okudum. Belki sohbetimizde geleceğiz .Fakat sizin bir başka tarafınızda daha var... Siz İslam ilimleriyle çok eski beraberliği olan, dostluğu olan bir babanın da oğlusunuz; çok yazan bir babanın oğlusunuz. Bu tarafınızla da İslam dini’yle çok yakından bir gönül beraberliğiniz var; bir iman beraberliğiniz var. Yani birçok yazınızda ben sizin, İslam’ın, benim kullandığım deyimle sevdalısı olanlardan; öyle sureta değil, bir hayat meselesi, bir varoluş meselesi olarak bu dini seven insanlardan biri olarak görüyorum. Ve çok okuyan bir insansınız. Benim sizi konuk etmemim sebebi de budur.İlahiyatçı değilsiniz ama, İslam ilahiyatının en ciddi meseleleriyle de uğraştınız. Ve kültürünüz, backgroundunuz buna müsait. Ve mesela Türkçe mealler üzerine yazınızı okudum. Onlar arasında mukayeseler yapan, hatta eleştiriler yapan yazılarınız... Bu meselenin içindesiniz... şimdi ben size, hem araştırmacı olarak, hem de bizim dinimizin, İslam’ın bir Mü’mini olarak... Siz genelde dünyada din meselesini nasıl görüyorsunuz? Yani din hayatı ne durumdadır? Özellikle Berlin Duvarı’nın yıkılışından sonra ne oluyor, nereden nereye geliyoruz? Siz İngiliz kültürünü biliyorsunuz, edebiyatını biliyorsunuz. Mesela İngiliz Toynbee’yi okumuşsunuzdur. 1940’larda diyor ki, insanoğlunun eğer mutlu yarınları olacaksa bu, dinler bünyesinden çıkacaktır. O mirasa dikkatini çekiyor Batı’nın ‘stratejilerinizi buna göre yapın’ diyor. Tamam , o kehanet gerçekleşti de ; şimdi insanoğlu dinin içinden mutlu yarınları nasıl çıkaracak; yoksa yeniden o yıkılan duvarın öncesindeki zaman dönüp, o süreci yeniden başlatıp , bir başka materyalist anlayışa mı teslim olacak gibi tereddütler de var. Siz ne görüyorsunuz?

S.Çekmegil : Muhterem Hocam, evvela, din konusunda sizin yanınızda söz etmek biraz haddimi tecavüz olur...

Y.Nuri Öztürk :hayır,  hiç değil...

S.Çekmegil : Bu gerçeği tespit ettikten sonra; Toynbee’den bahsettiniz. Toynbee’nin “nesiller arası diyalog” diye bir kitabı var. Oğluyla söyleşilerini yansıtıyor bu kitap. Oradan okuduğum bir fikri aktararak konuya girmek istiyorum. Birinci Cihan Savaşı sıralarında , tabii Çanakkale Harbi’nin seyrinde, galiba Toynbee, Türkiye’de gazeteci olarak görevlendiriliyor; Observer gazetesi hesabına. Bu Nesiller Arası Diyalog kitabında intibalarını anlatırken , Avrupa’nın , Batı’nın Türk’e bakışını yansıtan bir cümlesi var. Yani, Türkiye’deki temaslarından sonra hakikatin , gerçeğin Batı’da yansıtıldığı şeklide olmadığını, Türklerin çok haklı bir platformda , çok haklı bir davanın mücadelesini verdikleri kanaatine ulaşıyor ve oğluna ; bu kanaatini Avrupa’ya aktarmak için o konferanstan bu konferansa giderken edindiği bir intibaını anlatıyor. Diyor ki: “Onlara, Türk’ler’in de bir insan olduğunu, her ne kadar Müslümansa da bir takım haklar sahibi olabileceğini çok zor anlattım; daha doğrusu anlatmakta  çok zorluk çektim . “ Gerçekten din adına Arnold Toynbee’nin bu sözüne de yansıyan, insanlar arasındaki diyaloğu koparıcı, insanlar arasındaki birliği yıkıcı bir telakki tarzı var. Ancak benim kanaatim o ki, Toynbee’nin de tespitiyle bu daha çok bağnazlaşmış ve insan tabiatının dışına taşmış, kurumsallaşmış dini telakkilerin egemen olduğu toplumlarda sözkonusu. Kurumsallaşmak ve bağnazlaşmak, şu ifadenin yansıttığı üzere dinin esas hedefinin tersine bir sonuç ortaya getiriyor. Dinde bütün dünyayı ihata etmek, bütün insanlığı kucaklamak söz konusuyken , Toynbee’nin müşahedesinde yansıyan bu şekliyle insanlar arasında bölünme ve birbirine karşı durma sonucu ortaya çıkıyor. Bu, gerçeğin dışına çıkıştır.; dinin aslından bir başka boyuta ulaşmasıdır. Bir anlamda, dinin belki de toplumdan yitirilmesidir. Ben şahsen din denince, affınıza sığınarak söylüyorum. Hz.Adem’den Hz. Muhammed’e kadar İslam ismiyle isimlendirilen, en son Kur’an’la şekillenen dini anlıyorum. İslam bu biçimi içerisinde karakteristik bazı farkları dikkate almamızı gerektiriyor. Nedir bundaki karakteristik farklar ki, bizi bir başka dine veya bir başka ideolojiye saplanmaktan alıkoyuyor da bunu bir şeref olarak benimsemeye yöneltiyor. Ben bu farklar, yani biçimsel bir takım farklar olabilir; bunlar üzerinde değilim karakteristik, özellikle ayırıcı farklar nedir diye doğrusu düşündüm.

Y.Nuri Öztürk :yapısal farklar..

S.Çekmegil : Yapısal farklar nedir, diye düşündüm. Evvela kurumsallaşmanın yani, dinin tebliğlerine uygun olmadığını müşahede ettim. Bunu anti parantez söylüyorum.

Y.Nuri Öztürk :kurumsallaşma, pardon bu kurumsallaşmaktan acaba, yani bir din sınıfı oluşturmak ve dini onun tekeline vermek gibi bir şey mi anlamak gerekiyor.

S.Çekmegil : Tabi efendim; yani din adına, Allah adına yetki kullanacak müessese ihdas etmek veya kişiler yetkilendirmek diye tarif edebiliriz, kurumsallaşmayı.

Y.Nuri Öztürk : Tabi tevhid dininde bunun yeri yok.

S.Çekmegil : Öyle düşünüyorum.

Y.Nuri Öztürk : O zaman din bir meslek oluyor.

S.Çekmegil : Benim tespitlerim böyle, yani buna müsait değil; özellikle İslam açısından buna müsait değil. Ama sapmış herhangi bir din kendini böyle tanımlıyorsa, o tanımlamaya uygun bir kurumlaşmaya yönelebilir. Mesela, dinin otoritesi olarak Allah’tan başka bir merci tayin etmek istiyorsa, faraza bir kilise makamı ihdas edebilir. Veyahut Allah’la -bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu söyleyen Allah’la- aramıza girmek isteyen bir yapı oluşturmak istiyorsa, günahınızı çıkartmak için Allah’a yönelip tevbe etmek yerine sizi papaza gönderebilir. Bu anlamda kurumsallaşmanın dinin özünde, daha doğrusu İslam diye tarif ettiğimiz, peygamberlerin tebliğ ettiği dinin özünde olmadığı kanaatindeyim.

Y.Nuri Öztürk : Yani bu tespit Allah’ın yanında başkalarının da kişi veya kurum olarak imza yetkisini tanımak demektir.

S.Çekmegil : Evet; aşağı yukarı öyle...

Y.Nuri Öztürk :Bunun adı nedir, tevhid dininde ; Kur’an‘ın dinide bunun adı şirktir. Bunu da verelim, izleyicilerimiz bilsin. Yani ben şirki anlatırken yedek ilahlar dini diyorum; yedek ilahlar sistemi. Şirk dinsizlik değil, biliyorsunuz. Yalnız hakiki mabudun, Allah’ın yanına yedek ilahlar koyuyor; şirkin çıkmazı burada. Şirk Allah’ı inkar etmiyor. Ateizm filan değil. Allah’ı kabul de ediyor. Ama burada imza yetkisi olan birileri daha olsun... Bu kurum olur, kişi olur; falan adla olur, filan adla olur, hiç önemli değil. Yani bunu anlıyorum ben, herhalde sizin de maksadınız bu...

S.Çekmegil : Tabii...

Y.Nuri Öztürk :Lütfen devam edin , lütfen...

S.Çekmegil : buradan, bu söylediğiniz, İslam’ın çok önemli bir... diğer düşünce sistemlerinden ve ideolojilerden farkını ortaya getiriyor.

Y.Nuri Öztürk : En hayati fark...

S.Çekmegil : ki bu hayati fark, Hz. Adem’den itibaren, sonsuza dek, İslam ismini taşıyacaksa süregelecek olan bir farktır. O da, tevhid ilkesi, tevhid akidesi dediğimiz, sizin biraz evvel ifade ettiğiniz şirk karşıtı yaklaşım tarzı. Burada İslam’ın insana verdiği değer ortaya çıkıyor. Allah’ı birlemekle İslam, bir anlamda, insanları bir başka ilah tanımamaya yönlendirmekle, kendi aralarındaki eşitliği ve insanın yaratıklar arasındaki muhterem vasfını korumayı da ilke edinmiş oluyor.

Y.Nuri Öztürk : Yani insanın kaderini bir başka insanın eline teslim etmiyor.

S.Çekmegil : Teslim etmiyor.

Y.Nuri Öztürk : Allah’la kendisinin elinde insanın kaderi; senin kaderin Allah’la senin elinde, Benim ki Allah’la benim elimde. Tabii benimki senin elinde değil, seninki benim elimde değil. Eğer böyle oluyorsa din yok; din adına insana kahır var...

S.Çekmegil : Tabii... İşte burada insan haysiyetinin yüceliği ortaya geliyor. Yani bir insanın başka bir insan önünde eğilmeye memur olmaması, hatta bir insanın başka bir varlık önünde küçülmesinin, aslında kendine hakaret, kendine ihanet olarak, bir anlamda sapma olduğu ortaya çıkıyor. İslamiyet diğer ideolojilere nazaran bunu telkin etmekle, insan haysiyetinin değerini belirlediği için, insana en layık bir vasıf, bir düşünce, bir sistem olarak; bir telkin olarak karşımıza çıkıyor. Bunu vahiyle ifade etmek, yani tebliğ, veya...

Y.Nuri Öztürk :veya vahye teslimiyet diye...

S.Çekmegil : Tevhid ilkesiyle tarif etmek güzel oluyor.

Y.Nuri Öztürk :Efendim teşekkür ediyorum. Tam bu noktada, hemen, sanıyorum herkesin aklına bu gelecek... Peki, o zaman , o halde, insanlık mutlu yarınlara ve mutlu ufuklara kanat açmak için, gitmek için bir yere müracaat etmek zorunda: Kur’an-ı Kerim... Bu geliyor gündeme. Peki niye müracaat etmiyor insanlık Kur’an’ı Kerim’e?.. Yani kırkbin tane yaranın, berenin içinde inliyor, bu kadar deneyimleri var ve Kur’an‘da orada adeta gök kubbeye bir yansıtıcı koymuş, insanlığa bağırıyor Niçin insanlık bunun karşısında Akif’in ifadesiyle sağır?.. Ne oluyor; yani kim ne yapıyor, nedir?.. Yani ben Kur’an’ı Kerim’i üç yaşından beri okuyorum, dokuz yaşından beri ezbere okuyorum. Siz, 40 yıla yakın bu işin içindesiniz; ben 45 yıldır bunun içindeyim. Dedemden, babamdan öyle gördüm. Okuyorum Kur’an’ı Kerim’i, başımı avuçlarımın içine alıyorum; yarabbi bunu nasıl görmüyorlar? Dünyayı görüyoruz; doğusuyla batısıyla, yaraların, irinlerin, kanamaların arkasında ne var? Niye insanlık gelmiyor buraya nedir, nereye takılıyor?..

S.Çekmegil : Efendim ben şahsen bunu iki grupta tahlil eğilimindeyim. Bunlardan bir tanesi, insanlardan bir kesimin, bir takım sömürü araçlarına ulaşabilmek için ve sömürü manivelalarını (kaldıraçlarını) kullanmak için, kendilerini tanrılaştırmak ve insanları kendi önlerinde eğmek, onları istismar etmek eğilimindedirler. Ve bu sebeple bu mekanizmanın işletilebilmesi için insanın, insanla eşitliğini ve insanın köleleşme haysiyeti içerisinde olamayacağını, yani köleleşme özelliğinin dışında olması, köleleşemeyeceği fikrini işleyen İslam’dan uzak kalmasını arzulamalarıdır. Çünkü bu olduğu sürece, yani kölelik müessesine yol açmadığınız sürece insanın insanı sömürmesi mümkün olmayacaktır. Bunların saptırıcı tavrını, …gözardı etmemek lazım. Çünkü, insana verilen bir güç de var. İnsan bu gücünü kullanabilir ve bu yolda da kullanabilir. İşte önemli olan, insanın bu saptırıcı temayüle tabi olmaması ve kendi haysiyetini kurtarmasıdır. Burada, kendini kurtararak insanın doğruya yönelmesi söz konusudur. Burada da ikinci bir engel çıkıyor. Maalesef dinin, İslam’ın en çok tenkit ettiği bir cehalet hadisesi var ki, cehalet insanlara bazen dışındaki saptırıcılardan çok daha fazla kendi bünyesinden gelen bir saptırıcı olarak etki yapıyor. Mehmet Akif ‘in şu anda bir mısraını hatırladım. Diyor ki: “ Ey derdi cehalet ... Bir hale getirdin ki, ne din kaldı ne namus..”. Ey der-i cehalet  diyor...

Y.Nuri Öztürk :Cehalet derdi, belası ; bazı yerlerde de bela diyor.

S.Çekmegil : bela diyor, evet; seni yok etmeli evvel, diyor. Mana olarak hatırımda; maalesef mısrayı tam hatırlayamadım ama bunu çok güzel işliyor. Şu halde bilmezlik insanın yan etkilere daha fazla maruz kalmasını kolaylaştırıcı bir olay oluyor. Bu cehaletin ortaya getirdiği diğer bir sonuç da dinin aslını yitirerek, dinin özünü yitirerek, din olarak takdim edilen bir takım saçma sapan fikirlerin ve hatta hurafelerin ardına düşmemizi ortaya getiriyor.

Y.Nuri Öztürk :Yani bunlar insanlıkla İslam arasında bir engel mi oluşturuyor.

S.Çekmegil : Tabii...

Y.Nuri Öztürk :Şimdi ben Berlin Duvarı yıkıldı diyorum hep, biliyorsunuz; bütün konferanslarımda bun hep söylüyorum. Ama Kur’an’la bizim aramızda duvarlar duruyor.

S.Çekmegil : Evet efendim

Y.Nuri Öztürk : Hatta bazen putlar duruyor, diyorum.. Kendi nefsimiz başta olmak üzere. O da bir puttur. Bunları atmamız lazım. Bunlar yıkılmazsa, biz Allah’ın rahmetinden istifade etmekten sürekli uzak kalacağız. Yani geçen gün Japonya’dan gelmiş bir konuğum aynı şeyi söyledi. “Ben öyle inanıyorum ki dedi – ben cahil bir adamım, işadamıyım, ama dinimi çok seviyorum- ben öyle inanıyorum ki, İslam’ın insanlığa ulaşmasında en büyük engel bizim İslam bilmezliğimizdir; bizzat biz engelliyoruz, bunu.” dedi. Bu belki biraz abartılı, biraz belki acımasız; fakat biliyorsunuz, asrın başında yüzyılımızın en büyük İslam düşünürü Muhammet İkbal bu tespiti getirmiştir. İslam’ın bir ölümsüz değerler sistemi olduğunu Müslüman olmayanlara anlatacaksak, onlara ilk söyleyeceğimiz şey, bizim İslam’ı temsil etmediğimiz olacaktır. Çok acı, ama bir gerçek. yani İslam’ı sahneden uzak tutmak isteyen, İslam’a inanmamış güçler bir.. dediniz siz...

S.Çekmegil : evet efendim...

Y.Nuri Öztürk :O zaten onu yapacaktır; ama  iki: bizim İslam adına ortaya getirdiğimiz gayri İslami tavır... Ben bunu anlıyorum.

S.Çekmegil : Tabi efendim...

Y.Nuri Öztürk :Peki bu tavır, tabii cehaletten… İslam’ın en büyük düşmanı cehalettir, zaten o belli. Putperestliği de cehalet diye vasıflandırıyor Kun’an’ı Kerim ... Ama cehaletin biraz daha ötesinde , yani, bizim, İslam’ın nefsimizden önde gitmesine karşı bir tahammülsüzlüğümüz mü söz konusu oluyor? Yani cehalet olabilir ama, eğer ihlas varsa , Kur’an’ın ihlas dediği: dinde samimiyet ve gerektiğinde feragat ve fedakarlık varsa herhalde büyük ölçüde aşılır bu… İkincisi: acaba biz, İslam diye samimiyetle benimsediğimiz birçok şeyin içinde gayri İslami unsurları mı sineye çekiyoruz?

S.Çekmegil : Tabii bu noktada şunu söylemek istiyorum. Bence yöntem, yani kanaatımca yöntem, sonuçlardan ve biçimden önde gelir. Benim İslam’da tefrik (ayırt) ettiğim bir önemli fark da: yöntem olarak daima, İslam’ın doğruyu hedef almış olması... Yani İslami yöntem içerisinde hareket eden bir insan için doğru belirdiği anda yanlışı terk etmek çok önemli bir meziyet olarak empoze ediliyor. Eğer siz, doğruyu göre göre, doğruyu tespit ettikten sonra, hala yanlışta ısrar ediyorsanız, siz bir anlamda hakikat örtücüsü olabilirsiniz. Yani küfür diye tarif edilen şey, bir anlamda hakikate arka dönmek, sırt çevirmektir.

Y.Nuri Öztürk : Zaten Küfr’ün Arap dilinde kelime manası , gerçeği örtmek demektir.

S.Çekmegil : evet...

Y.Nuri Öztürk :Örtmek demektir; hatta Arapça’da kafir kelimesini ziraatçi manasında Kur’an kullanıyor. Küffar diye Fetih Suresinde, ziraatçiler manasında kullanmıştır.

S.Çekmegil : Enteresan..

Y.Nuri Öztürk :tabii, tabii, Çünkü, çiftçi de tohumu örtüyor .. sonra tohum filizleniyor . O örtmekten dolayı, Kur’an da kullanıyor bunu: ziraatçiler manasında, küffar kelimesini... Ama din terminolojisinde, biliyorsunuz İlahi hakikati örtmek ve ona karşı çıkmak anlamında kullanılıyor. E...  pekala, ben biraz daha özele çekebilir miyim ? Biz bu imanın çocukları olarak ne yapacağız, neredeyiz, nerede ayağımız sürçmüş, nereden başlamamız lazım.? Neyi olması gerekenin dışına çıkardık ve biz nerede olmamız gerekirken nereye kaydık da böyle olduk?

S.Çekmegil : Burada ben, şunu söylemek isterim. Madem ki, İslam’ı karakterize eden hadise, yöntem olarak doğruyu hedef edinmek ve doğruyu gördüğü anda kabullenmek; yanlışı terk etmektir.. o halde, iyi bir Müslüman olmak için bu yönteme yönelmek mecburiyetindeyiz. Bunu yapmadığımız zaman, kendimize İslam adını takarsak, faraza, yanlış olduğunu tespit ettiğimiz bir takım kanaatlerimizi  yanlışlığını bile bile terk edip doğru olan noktaya varmazsak, biz kendimiz olmayız. O ismimizin dışına çıkmış oluruz. Yani biz, kendimizi Müslüman diye bu yanlış yöntemimize rağmen tarif edersek, bir anlamda İslam hakkında başkalarına da yanlış mesaj vermiş oluruz. Aslında kendimizi aldatıyoruz, demektir bu durumda... Ve Allah’ın cezasına da müstehak oluruz. Fert olarak mutlaka ahirette: hiçbir iyiliğin de, kötülüğün de kaybolmayacağı bir hesap göreceğiz. Ama, toplumlar için böyle bir hesap yok; toplumlar ahirette topluluk olarak hesaba çekilecek değiller… Ama iyilikler ve kötülükler...

Y.Nuri Öztürk :hesap bireysel tabii...

S.Çekmegil : Karşılık göreceğine göre, toplumların da maruz kalacakları bir karşılık var...

Y.Nuri Öztürk : O, burada

S.Çekmegil : Doğruları hedef  almayan, yanlışlara saplanıp kalan toplumlar da karşılığını mutlaka bu dünyada göreceklerdir. Nitekim, bugün, içerisinde bulunduğumuz dünyada, yanlış ilkeler üzerinde, yanlış yöntemler üzerinde yürüyen ve bunları prensip edinen bütün toplumlar, aşağı yukarı karşılığını çok acı şekilde ödüyorlar. Ama doğruya yönelen, doğruyu hedef alan, insan haysiyetine, şahsiyetine hürmet eden her camianın (o doğrunun götüreceği) hedeflediği sonuçlara ulaştığını...

Y.Nuri Öztürk :Görüyoruz…

S.Çekmegil : Tartışmak çok kolay. Yani...

Y.Nuri Öztürk :Selami Bey, süremiz doldu ve sohbetimiz devam edecek, haftaya. Şimdi şurada isterseniz bırakalım ve izleyicilerimiz de biraz kafa yorsunlar; haftaya kadar. Şimdi böyle de bu biraz halkı kitle olarak, mesela bizim insanımızı hırpalamak olabiliyor... Şimdi halkın doğru bildiği halde, doğrunun tersine gitmesini ben kabul edemiyorum. Çünkü insanoğlunun fıtratı karanlığa teslim olmaya isyan eder. O halde yanlışa biz talim ediyorsak; hakikati göstermek durumunda olanlar görevlerini yapmıyorlar veya gereğince yapmıyorlar... Haftaya bu görevi yapma şuurunu , yani sorumluluğunu tartışacağız. Siz de bunu not edin.

S.Çekmegil : Kısa bir cümle söylememe müsaade eder misiniz?

Y.Nuri Öztürk :Bir cümle; bir cümle olsun..

S.Çekmegil : Bir cümle, Efendim. Halklar karşısında en suçlu aydın kitle, tahmin ediyorum bizim ülkemizdeki kitledir, bizdeki aydınlardır(!)…

Y.Nuri Öztürk :Bunu tartışacağız, tartışacağız... Ben bir ayeti kerimeyle her zamanki gibi konuşmamızı kapatmak istiyorum. Allah’ın sözü bizim sözlerimizin üstüne otursun... O, bize de mutluluk verir... Bakara Suresi 11. Ayet : “ Yahudi, yahut Hıristiyan olandan başkası cennete asla giremeyecek dediler. Bu onların hayalleri, kuruntularıdır. De ki onlara: Eğer doğru sözlü iseniz, hadi getirin delilinizi. İş onların sandığı gibi değil... Kim güzel davranışlar sergileyerek yüzünü Allah’a teslim ederse, Rabbi katında ödülü vardır, onun . Korku yoktur böyleleri için . Tasalanmayacaktır onlar...”

      Hepinize mutlu akşamlar diliyorum, efendim... 

(*) Bu sohbet, Yazarın 1996 yılında TİMAŞ yayınları arasında yayınlanan KENDİMİZİ  TARTIŞMAK isimli kitabından alıntılanmıştır… Programın ismi: Gurbet Gündemi… program üç hafta sürmüştür; üç cd7dir. İki cd daha mevcuttur…

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-11-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
109152676 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net