30-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow SİYASET BİRAZ DA HADDİNİ BİLMEKTİR
SİYASET BİRAZ DA HADDİNİ BİLMEKTİR PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 9
KötüÇok iyi 
Yazar Hurşit Peker   
14-02-2011
-SİYASET BİRAZ DA HADDİNİ BİLMEMEKTİR-
                                                           Hurşit PEKER                                                
Bir dostumuz satılmak üzere bahçemize elli kadar kurbanlık koyun indirdi. Kaçmamaları için bahçenin kenarlarında gereken tedbirleri aldı. Birkaç çuval arpa, saman ve yem tekneleri düzeneğini kurdu. Sulanmaları için küçük havuzlar hazırladı. Bir de bakıcı ayarlayarak “bunlara gece gündüz bak. Şu şekilde yemle ve sula. Müşteri gelirse satarsın” diyerek ayrıldı. Bayram arefesidir. Müşteriler gelir, bakar, alır vs..

Gelenlerden birisi “ Kardeşim bu hayvanlar aç. Karınları bellerine geçmiş. Bir başkası “ çuval çuval saman var, arpa var. Ver, hayvanlar yesin. Şurası, iki gün sonra hepsi bıçağa gidecek” der. Bakıcı bu fikirlere ikna olur. “ Koyun onun, yem onun… Bana ne zararı vardır.” Diyerek yem teknelerine bol miktarda yemlerini döker.. Yemi gören hayvanlar teknelerine çöker; yerler, sularını da içerek yatarlar. Yani istirahata çekilirler. Birkaç saat geçmeden hayvanlar rahatsızlanarak, tepinmeye, çırpınmaya başlarlar. Bakıcı telaşlanır. İlgili yerlere sorar, soruşturur… Hayvanları kurtarmanın mümkünü olmadığını anlar, ileri derecede rahatsızlananları  tez elden kestirir. Bir kısmını bakıma alır. Bakıma alınanların akıbeti henüz bilinmez ama; kesilenlerin etleri de işe yaramaz, kullanılamaz ve yenmez…

Hayvanların bu duruma düşmelerindeki amil; yemde aşırıya kaçmak, sınırı aşmak ve haddi zorlamaktır. Bir şiirimizde:
“Çırpınır balına düşmüş bir arı
Ümide kapılır, gelecek için
Bazen “göz kırpmadan zehir içilir”
Kanat açar bir kuşa çaresizlikten”
demiştik.

Kurbanlık koyunlar da, şiirdeki balına düşmüş arı da, artık ölümle pençeleşmektedirler. Ölmezler ki, ölsünler de tek kurtulsunlar. Manzara böyle…

Koyunun kasaba boynunu uzatması , arının çaresizlikten kuşa kucak açması.. Neticede haddi aşmaktır. Yaratıklar haddini bilmezlerse dönüşü olmayan akibetlerle karşılaşabiliyorlar. Bazen bilgisizlikler de  “cehalet” gibi insanı had bilmezliklere sürükleyebiliyor…

Ali Bulaç 31.10.2009 tarihli Zaman Gazetesindeki köşesinde: “Sekizinci yüzyıldan on sekizinci yüzyıla kadar, dünyanın en beşeri havzası İslam dünyasıydı. Müslümanlar büyük medeniyetler kurdu: Emevi, Abbasi, Osmanlı. Bu bölgelerin tamamı İslam’dan önce saray baskıları, derebeylerin esareti, yaygın yoksulluk ve cehalet içinde yüzüyordu. Hicri 99’ da Halife Ömer b. Abdulaziz bir sene içinde halkın refah seviyesini yükseltti. Zenginler zekat vermek üzere Şam’dan Afrika’ya gitmek zorunda kaldılar. Bunu nasıl başardınız diyenlere “ Rabbimizle ilişkilerimizi düzelttik.” der.”
 
Demek ki, yaratılmışlar olarak Allah’ın koyduğu sınırlar içerisinde hareket edildiği müddetçe, hariçten yardım almaya gerek kalmadan, çok güzel şeyler olduğunu bu alıntıdan öğreniyoruz.

“Tarih tekerrürden ibarettir” derler. İnsan ve toplum hayatında Sünnetullah’ın yeri önemlidir. “Allah’ın istediği şekilde hayatını sürmeyenler, asla rahat ve huzura erişemezler”(12/23) Öteden beri gelen Allah’ın sünneti budur.

İnsanlar ya “hakka bağlı şekilde hukuka sadık kalarak, Ömer b. Abdulaziz gibi mutluluklar yolunda büyük başarılar elde ederek; övgüyle, rahmetle anılacak; ya da haddini bilmez diktatör ve uşakları gibi nefretle anılcak, yaptıklarının bedelini ağır bir şekilde ödeyecekler. Zalim diktatörler hadlerini bilip, başlarına gelecek akibeti kestirebilselerdi, hiçbir unvan ve kariyere sahip olamayan, her şeyden mahrum, herhangi bir siyasete, eyleme katılmayan basit bir vatandaş olmayı temenni etmezler miydi? Söylendiğine göre, Fransız Danton giyotine gideceğini anlayınca pişmanlık duyarak “ Gideceğim yerde ihtilaller varsa, artık biz karışmayız” der. Ama iş işten geçmiştir. O gün  giyotin büyük bir kurbanın başını kesecektir.(Meşhurların Son Anları, Burhan Bozgeyik, 3. baskı, 283, Turdov, 1994)

İlahi mesajdan uzaklaşmış, uzaklaştırılmış toplumlar; uzun yıllar diktatörlerin  baskısı altında cahilleştirilerek , kendi özlerine dönme yerine, yabancılaşma sürecine dahil olmaya devam etmektedirler.Cehaletten etkilenmeyenler ise toplumlara yön verme kudretinde olmadığından, “şer güçler” toplumları istediği kalıba sokabiliyorlar. Geçtiğimiz yıllarda Amerikalılar Irak halkına özgürlük ve demokrasi getirecekleri vaadiyle Saddam’ın ipini beraber çektiler. Kerim Balcı ABD Savunma Bakanı Rumsfeld’in “Biz güçlüyüz. Güçlü olduğumuz için de sizler için neyin doğru olduğunu biliyoruz. Sadece Saddam’ı ve sakladığı  füzeleri değil, Irak halkı için en doğru olanını yapacağız” sözlerini 24. 03. 2003’te Zaman Gazetesi’nde anlatmıştı.

Nasıl oluyorsa insanlar/ insanımız geçmişten ders almıyor... Geçmişten gelen sese kulak verilmiş olsaydı, dünyanın durumu böyle olmayabilirdi. Ta 1900’lerin başlarında A. Reşit İbrahim, sanki bugünleri işaret ederek “Siz batılılar insanlığı söyler, vahşeti yaparsınız. İnsaniyetle sizin aranızda bir münasebet yoktur” demiştir. (İslam Dünyası ,Yeni Asya Yay. Cilt 1 sayfa 198/1987) Dediği gibi öyle de oldu.

Gün gelir olaylar durur. Diktatörler heykelleriyle birlikte yere indirilir. Görünen bu… Geçmişte ve halen yaşamaları başkalarının kontrolü altında olmuş ; bu arada kendilerine  “kendileri olma” fırsatı verilmemiş;muhaliflerinin de feci şekilde cezalandırıldığı bu insanlar bu günlerde özgürlük eylemlerinde…

Diktatörler yaptıklarının cezasını daha pahalı ödüyor., ödettiriliyor. Acaba sağduyu öne çıkıp iyiye, güzele, doğruya sahip mi çıkılır; yoksa (Allah korusun) “gizli güç”lerce “gelenin gideni arattığı” (Irak misali)  bir elden diğerine mi aktarılır. Doğrusu merak ediliyor..Ya da ; “tere-eriyik” hikayesine mi dönecek?..( Tere: katı hayvansal yağ, Eriyik: saf damıtılmış yağ) İşte hikayemiz:

Beli silahlı, arkası güçlü köylülerin efendi(!) dedikleri bir despot; geçimlerini yüksek yaylalarda hayvancılıkla sağlayan ; yağları,  kaymak ve peynirleriyle meşhur, malum bir aşiret köyünü bir şekilde haraca bağlar… Her yıl , ama her yıl mevsimi geldiğinde atının üzerinde, silahı belinde muhafızlarıyla aşiret köyüne uğrar , bedelini ödemeden haracını alırmış..!

Köylüler Efendi’nin(!) geleceği günler yaklaşınca “Nedir bu? Her sene yağımızı, kaymağımızı, peynirimizi veriyoruz. Bundan sonra vermeyelim.” diye kendi aralarında karar alırlar. Zamanı gelince, yine Efendi (!) atının üzerinde muhafızlarıyla köye gelir… Köylüler toplanır. Hoşbeşten sonra Efendi: “Yağ, kaymak ve peynirimiz ne oldu?” diye sorar. Kimsede “çıt yok.” Köylüler seslerini çıkarmaz, başları öne eğik, ellerini ovuşturarak, çekimser bir halde sessiz beklerler… Efendi denilen zat: “Tamam en kısa zamanda hazırlayarak, falan yere getiririsiniz. Haydi hoşçakalın.” der. Köyden korumalarıyla ayrılır…

Köylüler “ Hani vermeyecektik. Veremeyiz diyecektik.” diye birbirlerini suçlamaya başlarlar… “Koşup yetişelim. Efendi kusurumuza bakmayasın, veremeyeceğiz diyelim” diye ani bir karar alarak içlerinden birisini haberci olarak gönderirler. Haberci köylü koşarak “Efendi, efendi” diye seslenirken, atının üzerindeki ‘Efendi’ yarım dönüş yaparak, biraz sertçe “Ne var?” diye cevap verir. Haberci köylü; cesaretsiz , çekimser beklerken; Efendi(!)  “Ne var söyle bakalım” diye çıkışınca, “Efendim; yağ,  tere mi, eriyik mi olsun? diye geldim”. Efendisinin “hangisi iyidir?” sorusuna “Tabii ki, eriyik.” “O zaman söyle, eriyik yağ göndersinler” der ve yoluna devam eder.

Olup biteni merakla bekleyen köylüler, şaşkın şaşkın gelen haberciye: “Hadi söyle. Ne oldu? Efendi ne dedi?” diye sorarlar. Haberci henüz şaşkınlığını üzerinden atmamışbir halde : “Sormayın! ‘Tere’ yi eriyik ettik.” Cevabını verir. Böylece köylüler daha ağır bir yükün altına girmenin verdiği sıkıntıyla derinden bir ah çekerler..

Dünyanın değişik yerlerinde,  Mısır ve diğer kardeş ülkelerde, hak ve özgürlükler adına eylem yapan insanlara destek olsun diye, duyarlılık ve hassasiyet göstererek protesto eylemi yapanlarla hep bir ağızdan “ Ey muhalifler! “Tere”yi “eriyik” etmeyesiniz” diye dua edelim.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 21-02-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60432679 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net