24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow ABD SONRASI DÜNYA
ABD SONRASI DÜNYA PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar Eyüp BEYHAN   
25-01-2011
  “ABD SONRASI DÜNYA”

                                                    Eyüp BEYHAN
Türkçe olarak yayına başlayan ABD’nin ünlü haftalık dergisi olan Newsweek’in Genel Yayın yönetmeni Fareed Zakaria'nın  Amerika ile ilgili önemli bir kitabı yayınlandı. Kitabın adı “ABD Sonrası Dünya”.

Kitabın çevirisini yapan değerli Enes TAYLAN beyin değerlendirmesi ve Özet şeklini siz değerli okurlarımızın dikkatine sunmayı  düşündüm.

Fareed Zakaria,  2008 yılında kaleme aldığı “ABD sonrası dünya”yla, küreselleşen ve hızla değişen dünyada ABD’nin  mevcut ve gelecekte olması beklenen 
konumunu irdeliyor. Ben bu kitabı, yazarının üç özelliğinden dolayı önemli ve mutlaka okunması gereken bir kitap olarak görüyorum.  Birincisi,  her ne kadar Hindu olsa da, Zakaria, olaylara Amerikan bakış açısıyla bakan ve kendisini Amerikalı olarak gören (ki kitapta ve diğer yazılarında “biz Amerikalılar” ifadesi dikkat çekiyor) bir yazar.  İkincisi,  genelde demokratların ve özelde Obama’nın fikir babası olarak görülen Zbigniew Brzezinki‘yle olan yakınlığı.  (Ayrıca Brzezinski’nin” Küresel Hakimiyet mi Küresel Liderlik mi” kitabını da bu kitabın fikir kaynaklarından biri olarak kabul edebiliriz. Bu kitabı da tavsiye ederiz)  3.sü de  kendisinin ABD’nin dış politika ve ekonomide en önemli dergilerinden biri olan Newsweek’in editörü olması.

Genel olarak bahsedersek, Zakaria, ABD’nin sahip olduğu üstünlüğü kaybettigi bir dünyanın belirtilerini şu an nasıl görmeye başladığımızı,  yakın gelecekte bu belirtilerin yani diğerlerinin yükselişinin ABD’ye ne tür zorluklar çıkarabileceiğini inceliyor. Kitabın son bölümlerinde de böyle bir dünyada gücü ne kadar azalırsa azalsın liderlik konumunu devam ettirebilmesi icin ABD’ye tavsiyeler sunuyor. Kitabın başında da Arnold Toynbee’nin Civilizational Challenge and Response (Medeniyetsel Karşı Koyuş ve Cevap) Teorisinin (ki İbn Haldun’un Asabiyet Teorisi‘nin başka bir şekilde ifadesidir) ana fikrini veren cümlesi bizi zaten kitaba fazlasıyla hazırlıyor:
–Gelişme ve ilerleme; ne zaman bir karşı koyuş başarılı bir cevap doğurursa, ki o da yeni bir karşı koyuşu ateşler, orda başlar. Her ne kadar tarihi bir gerçeklik bir olarak çoğu medeniyet başarısız olsa da, neden bu döngünün sonsuza kadar devam etmemesi gerektiğine dair mantıklı, açıklayıcı bir sebep bulamadık.

Kitap 7 ana bölümden oluşmakta.
1.    Diğerlerinin yükselişi (genel batılı bakış açısı West and the Rest (batı ve diğerleri)
2.    Dünya’daki mevcut değişim
3.    Batılı olmayan bir dünya
4.    Meydan okuyan (Çin)
5.    Müttefik (Hindistan)
6.    ABD’nin potansiyel gücü
7.    ABD’ye stratejik tavsiyeler

1.Diğerlerinin Yükselişi: Zakaria bu bölümde genel olarak batı özelde de ABD dışındaki güçlerin yükselişlerine örnekler sunuyor. Ama asıl vurgunun ABD  dışı güçler üzerinde olduğunu bilmekte fayda var çünkü  her ne kadar ilerleyen bölümlerde “batılı olmayanların yükselişleri” tarzı ifadeler kullanılsa da kitabın bütününe baktığımızda  Zakaria’nın diğerleri derken asıl vurgulamak istediginin ABD dışı güçler oldugu anlaşılıyor.

Bu bölümde dünyanın son 500 yılda 3 büyük güç kayması yaşadığı savunuluyor. İlk güç kayması 15. yüzyılda batılı güçlerin (Avrupalı güçler) coğrafi keşifler, rönesans, reform ve en sonunda 18.yüzyılın sonları 19.yüzyılın başlarında başlayan sanayi devrimiyle doruğa ulaşan bilim ve teknolojide, ticaret ve finansta, tarım ve sanayide dünyanın lider ülkeleri olmaları ve politik olarak yerküreyi domine etmeleri. (Bu süreçte güç kaybedenler tarafında ise öncelikle Osmanlı İmparatorluğu ve diğer afro-avrasya güçleri sonrasında batının etkisinin artmasıyla orta ve uzakdoğu asya ülkeleri (Babürler ve Çin İmparatorluğu) bulunuyor. (Enes TAYLAN))

İkinci güç kayması 19. yüzyılın sonlarında başlayan ve 20.yüzyılın başlarında hızlanan ve 2. Dünya Savaşı sonrası artık fiiliyata geçen Atlantik’in diğer yakasının yani ABD’nin yükselişi. (1880’lerin ortalarında A BD’nin GSMH olarak ilk sıraya oturması, 1914 yılında İngiltere’nin 10 katı GSMH’ye sahip olması ve 2.Dünya Savaşı sonrasında savaş borçları yüzünden İngiliz denizaşırı askeri üslerinin ABD’ye devri . Ayrıca  bu güç kaymasının yönünü İngiltere’den Amerika’ya doğru olarak düşünmek de yanlış olmaz. (Enes TAYLAN)

Üçüncü  güç kayması ise Diğerlerinin Yükselişi (ilk iki aşamayı modernite olarak düşünürsek burayı da küreselleşme olarak adlandırabiliriz). Zakaria’nın burda verdiği en çarpıcı örnek ise “Diğerlerinin” 2006 ve 2007 yılları arasında yüzde 4 ve daha fazla ekonomik olarak büyümeleri. (Gelişmiş batı ülkeleri ise 1.5-2.5 arasında büyüdü). Bu manzara Çin’in son 30 yılda nerdeyse her sene yüzde 10 ve yukarısında büyümesini göz önünene aldıgımız zaman çok daha trajik oluyor tabi. (Enes TAYLAN)

2. Dünya’daki Mevcut Değişim: Bu bölümde Zakaria, daha somut örnekler üzerinden ABD’nin gücüyle diğerlerini karşılaştırıyor ve bir bakıma küreselleşmenin paradoksunu ortaya koyuyor. Dünya’ya açık piyasa ekonomisi, özgürlükler, demokrasi pompayalan ABD (burda her ne kadar ciddi soru işaretleri olsa da Çin örnegini düşünelim. Çin’i serbest piyasa ekonomisine çeken ABD şu an Çin mallarına kota koyuyor) kendi içerisine çekilmek zorunda kalabiliyor. Afganistan ve Irak’ta tek başına kalıyor, Amerikan halkının bakış açısı bazı durumlarda Güney Kore ve Çin halkına gore daha içe kapanmacı olabiliyor. Ayrıca diğer toplumların ekonomik olarak güçlenmeleri, milli güveni arttırıp daha agresif toplumların çıkışına zemin hazırlıyor. Tüm bu gelişmeler aslında günümüzde bile dünya konjonktürünün aslında ne kadar değiştiğini ortaya koyarken aynı zamanda uzun vadede ABD için ne tür meydan okumaların ortaya çıkabileceğine dair ipuçları sunuyor.

3.Batılı olmayan bir Dünya: Bu bolumde Zakaria batılı okurlarına batılı olmayan bir dünyanın aslında ne kadar olağan olduğunu göstermeye çalışıyor. Son 500 yıldır dünyaya hükmeden batı tamamen batılı bir bakış acısı geliştirdi, bu zaman zarfında. Zakaria’nın verdiği örneklere bakarak (Amerika kıtasının aslında bir Çinli amiral tarafından keşfedilmenin kıyısından dönüşü, cebirin ve algoritmanın ilk olarak İslam dünyasında ortaya çıkışı) batının hükmetmediği bir dünyanın bir zamanlar var olduğunu ve dolayısıyla gelecekte de olabileceğini ortaya koyuyor.

Bu bölümde asıl bahsedilmesi gereken nokta ise Batı’nın yükselişinin asıl nedeninin yeni bir bakış açısı geliştirmesi ve diğerlerinin (Zakaria’nın tabiriyle) kendi bakış açılarını, zihniyetlerini  (dünya görüşlerini, Weltenschauung’larını) kaybetmeleri ve zihniyet (ya da kültür) değişiminin aslında ne kadar hızlı gerçekleşebildigi.  Zakaria örnek olarak, Arap dünyasını veriyor. Şu an ekonomik olarak nerdeyse tamamen petrole bağımlı olan Arap Dünyası bir zamanlar polymathları çıkaran bir medeniyetti.  Batı dünyası ise bunun tam tersi bir gelişim sergiledi. Bunun nedenine baktıgımız zaman ise Zakaria, rönesansla birlikte zihniyetini, kültürünü değiştiren batının son derece yenilikçi, açık bir bakış açısını bireylerine kazandırdığını, diğer medeniyetlerin ise tamamen hükümdarlara ve üst düzey görevlilere bağlı, yukardan aşağı bir yenilik anlayışıyla hareket ettigini, dolayısıyla gelişmelerin kısa soluklu, bireylerin hayat sürelerine bağlı kaldığını öne sürüyor. Burda Zakaria’yı, batılılara medeniyetlerin, ülkelerin, grupların yükselişlerinin birbirini takip ettiğini yani tarihin İbn Haldun’un savunduğu gibi devinimsel olduğunu hatırlatmasından dolayı tebrik etmek gerektigini düşünüyorum.

4-5.Meydan Okuyan (Çin) ve müttefik (Hindistan): Diğerlerinin yükselişinde ekomilerinin, nüfuslarının ve askeri kapasitelerinin (nükleer güce sahip olma) büyüklüğüyle en fazla dikkati çeken Çin ve Hindistan dolayısıyla Zakaria’da bu iki ülkeye kitabında tam olarak birer bölüm ayırmış.

Diğerlerinin yükselişinde ekomilerinin, nüfuslarının ve askeri kapasitelerinin (nükleer güce sahip olma) büyüklüğüyle en fazla dikkati çeken Çin ve Hindistan dolayısıyla Zakaria’da bu iki ülkeye kitabında tam olarak birer bölüm ayırmış.

Çin, kısa süre bir süre önce GSMH bazında ekonomik olarak Almanya’yı geçti ve şu an ABD ve Japonya’nın ardından dünyanın en büyük 3. Ekonomisi (bir kaç aya kadar 2. sıraya yerleşmesi bekleniyor (Enes TAYLAN)).  Deng Xiaoping’ in 1978’de koydugu hedeflerle son 30 senede yıllık yüzde 9’un üzerinde  ekonomik büyüme hızına (diğer bir ifadeyle her 8 senede bir GSMS’nı ikiye katlıyor) sahip ve bu hızını kısa ve orta vadede devam ettirecek güce sahip. Son ekonomik krizdeki başarısı ve 2 trilyon dolarlık rezerviyle gücünü kanıtladı zaten . Zakaria’nın Çin’den meydan okuyan ülke (The Challenger) olarak bahsetmesinin en büyük nedenleri de bu ekonomik büyüme ve Çin’in sahip oldugu demografik güç. Zakaria, ayrıca hızla güçlenen Çin’in kendisine güveninin artmasıyla politik meselelerde pasif rolünü bırakıp (Çin, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olmasına rağmen kendisini doğrudan ilgilendiren meseleler dısında hep ABD’nin yanında yer alan bir ülkeydi) aktif rol oynamaya başlamasıyla (2 ay önce Çin Batı Şeria’daki yerleşim birimlerinden dolayı İsrail’i uyardı, geçen ay Tayvan’a silah satacak olan ABD firmalarına ambargo uygulayacağını açıkladı, bunlar 5 sene önce hayal bile edilemeyecek gelişmeler… (Enes TAYLAN)) uluslarası sistemi zorlamasının ABD için çok ciddi bir tehlike oluşturduğuna dikkat çekiyor.  Çin’in geleceğiyle asıl önemli soru da ekonomik olarak güçlenen, bunun sonucunda politik olarak bilinçlenen ve köyden kente göçlerle  büyüyen orta kesimin Çin’in politik yapısını nasıl etkileyeceği: İç karışıklarla çalkalanacak ve gelişmesi duracak bir Çin mi yoksa kendini yeni koşullara adapte eden komünist parti yönetimiyle ilerlemeye devam eden bir Çin mi? Bu soru üzerine de yoğunlaşan Zakaria, zaten hali hazırda Çin’in eskisi kadar statik bir politik sisteme sahip olmadığını ve yönetici kesimin yeni koşulları özümsediğini söylüyor. Her ne kadar bazı sıkıntıları ve potansiyel sorunları olsa da, Zakaria, Çin’in gelişiminin durmayacağı öngörüsünde bulunuyor.

Hindistan konusunda da tamamen olumlu bir bakış açısına sahip olan Zakaria, (belki de kendi etnik kökeninden dolayı) Hindistan’ın gelecekteki en büyük ABD müttefiklerinden biri olacağını düşünüyor. Aslında bunun asıl nedeni Hindistan’ın birçok sıkıntısı olması (çok karmaşık bir etnik yapı, Çin’e göre çok daha az olan büyüme  hızı ve kişi başına düşen gelir, politik sistemin zayıflığı vb.) ve bundan dolayı uluslararası arenada ABD yardımına ihtiyaç duyması. ( NIC 2025 raporu tahminlerine göre 2025 yılında 3., 2050 yılında ise 1. büyük ekonomi olması beklenen Hindistan ABD müttefiki olarak kalmaya devam eder mi bu da akla gelmiyor değil. (Enes TAYLAN)

6. ABD’nin mevcut ve potansiyel gücü: Bu ve bundan sonraki bölüm kitabın ana bölümleri olarak kabul edilebilir. Fareed Zakaria, bu bölumlerde Amerikan gücünün artılarını ve eksilerini son derece yaratıcı bir şekilde ortaya koyarken aynı zamanda ABD’ den bir önceki süpergüç olan İngıltere’nin (Çoğu kişi İngiltere’nin bundan 80 sene önce süpergüç olduğunu bilmez bile, tarih böyledir ) yukselisini ve çöküşünü  inceleyerek ABD’nin gücünü anlamamızı sağlıyor.

Zakaria, İngiltere’nin çöküşünün ekonomik olarak gercekleştigini, politik olarak ise son derece akıllı bir siyasetle uluslarası arenada gücünü koruduğuna dikkat cekiyor. 1845-1870 arasında dünya toplam gsmhsinin %30unu elinde bulunduran İngiltere 1914’te 1. Dünya Savaşı sırasında ABD’nin 10’da 1’i kadar bir gsmh ye sahipti. Buna rağmen çöküşün tam olarak gerçekleştiği 2. Dünya Savaşı sonrası konjonktürü (uluslararası güç dengeleri) belirleyen Tahran ve Yalta konferanslarına Churchill’in, Rosevelt ve Stalin ile birlikte katılması gerçekten İngılız siyasetcilerin gerçekten ne kadar yetenekli olduğunun bir gostergesi. Fakat ulusal ekonomisinin savas borçlarını (büyük oranda ABD’ye) ödedikten sonra (ki bu ödeme büyük oranda denizaşırı askeri üslerini ABD’ye vererek gercekleştirildi) tamamen çökmesı İngıltere’nin politik gücüne son noktayı koydu.

Zakaria, Amerika’nın bir küresel güç olarak, İngıltere’nin karşılaştığı sorunlarla benzer sorunlarla yüz yüze geldiğini ama bazı noktalarda dikkat edilmesi gereken ciddi farklılıklar olduğunu savunuyor. Benzerlik olarak İngıltere’nin Güney Afrika’daki Boer Savaşı’yla ABD’nin Afganistan ve Irak Savaşlarını örnek gösteriyor. Birçok imparatorluğun yıkılmasının en temel nedenlerinden biri olan gücün surekli olarak hakimiyet altına alınan yeni bölgelerle birlikte parçalanması ve yoğunluğunu kaybetmesi ABD’nin de içine girdigi bir süreç. En önemli fark ise İngiltere’nin tersine ABD’nin politik olarak ciddi sorunlar çekecek olması (ekonomik olarak ABD gercekten çok güçlü araçlara sahip. Bilim ve teknolojideki üstünlüğünü ekonomik olarak hayata geçirebilen ABD, kültürünün, dış unsurları diğer toplumlara gore çok daha kolay kabul ve asimile etme yeteneğinden dolayı içe dönük beyin göçüyle ekonomisini sürekli olarak destekleme potansiyeline sahip). ABD politik olarak diğer ülkelerin yükselişlerini doğru yola kanalize etmeyi (o ülkeleri uluslarası sisteme dahil etme, onlara liderlik etme ve hali hazırda üye olanlara sistemin dışına çıkmanın potansiyel tehlikelerini hatırlatma) başarabilecek mi yoksa hızla küreselleşen ve gücün yayıldığı bir dünyada ya hiçbir sey yapmayan ya da yanlış kararlar alarak çöküşünü hızlandıran bir süpergüç konumunda mı olacak? Zakaria bu noktada ABD’nin çok ciddi yanlışlar yapmakta olduğunu (aslında cumhuriyetçileri ve George W. Bush’u eleştiriyor kendisi) ve ABD senatosunun artık lobilerin, çok uluslu şirketlerin etkisi altına girdiğini ve yeni dünya duzenine adapte olmayı sağlayacak uzun vadeli politikalar geliştirme yeteneğinden  gıttıkce uzaklaştığını söylüyor.

7.ABD’ye stratejik tavsiyeler: Bu bölümde Zakaria, Brzezinski’nin de savunduğu ve şu anda (Obama yönetiminde) ABD dış politikasının temelini oluşturan çok taraflı bakış açısını merkeze koyarak, tavsiyelerde bulunuyor. ABD’nin yeni yüzyılda yeni kurallarla oynaması gerektiğini belirten Zakaria, ABD’nin karşılacağı politik karşı koyuşları 6 temel prensip uzerine oturttuğu politikasıyla aşabilecegini berlitiyor. Kısaca bu prensiplere bakarsak:

1.ABD seçim yapmalı: Zakaria, ABD’nin önemlı uluslarası sorunlarda kesin bir karar alarak o yönde politika geliştirmediğini, gücüne güvenerek sorunları çıkmazda bıraktığını ve bunun da tıkanıklığa yol actığını söylüyor. Örnegin İran’da ABD’nin bir taraftan gürüşmelere başlayabileceğini  belirtirken bir taraftan İran’a ambargo uygulaması ve askeri seçenekle tehdit etmesi İran tarafında  görüşmelerin başlaması icin gerekli olan güven altyapısınının oluşmasını engelliyor.

2.Küçük çıkarlar yerine herkesin uyabilecegi kurallar ön planda olmalı: Bu ve bundan sonraki tavsiyeler çok yönlü , çok aktörlü bir dış politika uygulanmasını ve ABD’nin böyle bir dünyada (küreselleşmiş, herkesin güçlü oldugu bir dünya) uluslarası kuruluşlardaki liderliğini sürdürmenin yanında aynı zamanda herkese örnek olacak, herkesi kendi tarafına çekecek (dolayısıyla mevcut sistem içerisinde kalmalarını sağlayacak) bir zihniyetle hareket etmesini gerekli görüyor.

3.Herkesle iletişim kuran bir yaklaşım: Zakaria’ya göre , ABD yükselen güçlere (özellikle Çin) İngiltere’nin 1. Dünya Savaşı öncesi yükselen Almanya’yı tehdit olarak görmesı ve onu kuşatması şeklindeki bakış açısıyla degil (ki Almanya’yla yapılan 2 Dünya Savaşı İngiliz ekonomisini çökertti), Bismark gibi yani tüm güçlerle iletişim kurmak ve hareket etmek şeklinde bir bakış acısıyla yaklaşmalı. Bu şekilde psikolojik olarak kendini süreklı üst konumda tutacak ABD hem uluslarası sistemdeki hakem ve lider konumunu devam ettirebilecek hem de yükselen güçlerin halklarının millıyetcilik duygularının artmasını engelleyerek kendisine karşı agresif bir bakışın oluşmasını önlemiş olacak (ABD’nin en önemli avantajlarından biri de dünya genelinde, ABD yaşam tarzına bir hayranlığın duyulması – kültürel güç).

4.Esnek uluslarası düzen: Küreselleşen dünyada son derece dinamik olan uluslararası konjonktür, yükselen güçlerin sistem icerisinde kalmasının sağlanması için, uluslarası düzenin (kuruluşların) esnek olmasını gerektiriyor. Bu yaklaşımın örneklerini g7 yerine g20’nin aktifleştirilmesi ve bm güvenlik konseyinin üye sayısının arttırılması tartışmalarının başlamasıyla görebiliyoruz.

5.Devlet dışı aktörlerin önemi: ABD’nin gönülleri kazanması için, Zakaria, sadece devlet gücüyle değıl  (ki bu da son zamanlarda çoğunlukla ordu yoluyla oldu) aynı zamanda kurumlar, universiteler, dernekler ve bireyler uzerinden politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyor.  Zakaria burda afrika örnegini veriyor, ABDnin afrikayı düzenlerken (Çin’in artan ilgisini engellemek amacıyla) africom gibi askeri bir seçenek yerine çok daha kapsamlı bir projeyle (derneklerle, yardım örgütleriyle) bölgede etkinliğini arttımasını gerektiğini düsünüyor.

6.Meşruiyet: Uluslarası sistemin lideri konumundaki ABD’nin diger güçler yükselirken onlar üzerinde söz sahibi olabilmesinin en önemlı şartının meşruiyet olduğu soylenebilir. Bu da uluslarası kuruluşların güçlendirilmesini ve birçok aktorle birlikte hareket edilmesini gerektiriyor. Zakaria bu bağlamda Irak’ın işgalini cok büyük bir hata olarak görüyor (işgalin kendisini değil, tarzını hatalı goruyor dersek daha dogru olur).

Zakaria, tum bu politikalar uygulanabildigi taktirde ABD’nin şu anki mevcut gücünün etkisiyle önümüzdeki  50 veya daha uzun yıllar boyunca, süpergüç konumunu kaybetse bile, primus inter pares (eşitler arasında birinci) olarak ulus devletlerin liderliğine devam edebilecegi çıkarımında bulunuyor.

                                                                                                   Eyüp BEYHAN

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 04-02-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60218549 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net