30-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Ghanian Bir Başka Yara
Ghanian Bir Başka Yara PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 10
KötüÇok iyi 
Yazar MEHMET FATİH ZEYVELİ   
03-01-2011

Ghanian Bir Başka Yara

                                         MEHMET FATİH ZEYVELİ
Gana’ya İHH Kurban Organizasyonu gönüllüsü olarak ismim belirlendiğinde severek kabul ettim. Üç gönüllü arkadaş İHH'nın vesilesiyle bu toprakları görme fırsatını bulduk. Bu benim için ilk ve önemli yeni bir tecrübe oldu. Dokuz gün boyunca yorucu bir çalışma yaptık. İHH'nın “Kurban bir vesiledir, Müslümanlara ne şekilde destek olabiliriz, onu da tespit edelim” düsturundan hareketle birçok farklı ziyaret gerçekleştirdik. Bu tecrübe ile Gana'yı tanıtan ve ziyaretlerimizi anlatan bir gezi yazısı hazırlama imkanı buldum.

Gana Hakkında

Sahranın alt bölgesi farklı bir dünya. İklim, tabiat, kültür, yaşayış ve ten rengi çok farklı. Ekvatorun biraz üstünde bir ülke Gana. Afrika’yı kalın bir küçük “q” harfi gibi düşünürsek “q”nun yuvarlığının altında kalıyor. Komşuları Fildişi Sahilleri (Cote Divoire), Burkina Faso ve Togo. Nijerya’ya da oldukça yakın. THY, Nijerya ve Gana’ya doğrudan seferler koymuş. Bu nedenle Gana'ya önceki senelerdeki gibi aktarmalı olarak 24 saatte değil 9-10 saat süren bir yolculuk sonrasında ulaştık.

Yüz ölçümü olarak Türkiye’nin yaklaşık üçte biri, 24 milyon civarında nüfusu var.
Bazı istatistiki bilgiler şu şekilde:
Nüfus
23,837,000
Yüzölçümü
238,535 km2
Başkent
Akra (Accra)
Cumhurbaşkanı
John Atta Mills
GSMH
US$ 38.143.000.000
Kişi başı GSMH
US$ 1,550
Para birimi
Cedi (1 cedi yaklaşık 1 TL)
İklim olarak sıcak bir ülke. Yıl boyunca neredeyse sabit bir sıcaklık var. Ortalama 24°C ile 30°C arasında değişiyor. Ancak yıl içinde yağışlı ve yağışsız mevsimleri var.

Gana topraklarındaki Akosombo Barajı ile oluşan Volta Gölü dünyanın en büyük baraj gölü. Ülkede birçok yabani hayvan (antilop, fil, şempanze, sırtlan, pars, aslan vb.) yaşıyor. Altın, kereste, kakao temel gelir kaynakları.

Gana, Afrika’da bağımsızlığını kazanan ilk ülke (6 Mart 1957) olmuş. Ülkede 1960 yılında Cumhuriyet ilan edilmiş ama ilginç bir şekilde başta krallar var. Merkezi hükumetin başındaki kişi cumhurbaşkanı olarak isimlendiriliyor.

Ülke 10 ayrı eyaletten oluşuyor. Her eyaletin kendi kralı var. Krallar “Grater Accra” eyaletindeki merkezi hükumete bağlılar.

Nüfusun neredeyse yedide biri (3.500.000) başkent Akra’da yaşıyor. Kumasi şehrinin nüfusu ise 2.600.000. Diğer şehirler çok daha küçük.

Hristiyan ve Müslümanları içinde barındıran bir parti iktidarda bulunuyor. Cumhurbaşkanı Hristiyan ama bazı bakanlar (yaklaşık 10 bakan) Müslüman.

Gıda ürünleri ve yemekler
Gana'nın ihracatında kakao önemli bir yer tutuyor. Ülkede tropik meyveler yaygın. Ananas, mango, muz vb. bir çok meyve yaygın bir şekilde tezgahlarda yer alıyor. Ayrıca kızartarak yenilen bir muz çeşidi de var.

Patatese benzeyen, tat olarak biraz daha tatlı "yam" denilen bir sebzeleri var. Bu sebze yemeklerde yaygın olarak kullanılıyor. En meşhur yemekleri olan "Fufu"nun yapımında da "yam" önemli bir yer tutuyor. Fufu ilginç bir yemek. İçinde birkaç farklı çorba olabiliyor. Sipariş esnasında et, balık ve tavuk çorbalarından hangilerini istediğinizi söylüyorsunuz, yemeğiniz ona göre hazırlanıyor. Bu çorbanın orta yerinde dövülerek püre halinde getirilmiş "yam" konuluyor. "Yam", ağaçtan yapılmış dev bir havana benzeyen bir kaba konuyor, ayakta bir kişi sopa ile periyodik olarak "yam"a vururken, oturan bir kişi de eliyle "yam"ı çeviriyor. Çorbanın içinde bir de pişmiş et parçacıkları koyuluyor. Bu et de isteğe göre kırmızı et, tavuk eti, balık ve işkembe olabiliyor. Genelde dört çeşitin aynı anda birlikte katılmasını istiyorlar.

Kızarmış tavuk ve balık da yaygın olarak tüketiliyor. Hatta tezgahta ve satıcıların başlarının üzerinde taşıdıkları tepsilerde simit satar gibi kızarmış balık satanların sayısı da oldukça fazla.

Gana’nın Dini Yapısı ve Müslümanlar

Gana’da resmi rakamlara göre Hristiyanlar ülkenin %70'ini, Müslümanlar %20'sini, yerli dinleri %10'unu oluşturuyor. Ancak Ganalı Müslümanlar bu rakamların yanlış olduğunu ve Müslümanların ülkenin en az %35’ini oluşturduklarını söylüyorlar.

1960 yılındaki resmi rakamlar ise şu şekilde: %24 Hristiyan, %30 Müslüman, %36 yerli dinleri. Ülkedeki misyonerlik çalışmaları çok yoğun bir şekilde sürüyor. Ülkede çok fazla sayıda kilise var ve kiliselerin mimarileri genelde çok güzel. Mesela, yolculuğumuz esnasında uğradığımız bir köyde üç farklı kilise gördük ama cami yoktu. Okullara ve kiliselere Hristiyanlar tarafından yüklü miktarda paralar aktarılıyor. Televizyon, radyo, gazete ve dergi benzeri yayın organları da var. Bu nedenle Hristiyanların oranı oldukça artmış. Yoğun bir Hristiyanlaştırma çalışması olduğu ifade ediliyor.

Ülkedeki dini semboller ve kıyafetler çok yaygın. Ayrıca dini konularda da çok rahatlar. Dini kıyafetlerle rahatlıkla gezip çalışabiliyorlar. “God Bless You Ltd”, “Yuhanna 33.3 Ltd” şeklinde bir çok firma ismi gördüm. Birçok arabanın arkasında "Tanrıya güven.", "Tanrı adildir." gibi dini mesajlar var.

Ülkedeki Müslümanların çoğu Maliki mezhebine bağlı. Şia ve Ahmediye mezhebinin de çalışmaları var. Camiler genelde bakımsız (Şia ve Ahmediye hariç).

Başkentte iki Müslüman mahallesi var, Nima ve Medine. İkisi de hem bakımsız hem de yapılaşması son derece çarpık. Mahallelere verilen isimler sanki ters verilmiş gibi; Nima: Nimet değil, Nimetin uğramadığı yer; fakirlik, açlık diz boyu. Medine ise : Şehir değil şehirleşmemiş bir bölge.

Müslümanların okulları daha az. Ülke genelinde Müslümanlara ait 600 ilkokul, 265 ortaokul, 10 lise bulunuyor. Henüz bir üniversiteleri yok. Cami, kilise veya okul yapmak oldukça kolay. İsteyen (parası olan) herkes kendi okulunu yaptırabiliyor. Hristiyanlaşma tehlikesi nedeniyle Müslümanlar çocuklarını okula göndermek istemiyor. Çünkü, sadece özel Hristiyan okulları değil, devlet okulları da Hristiyanların kontrolünde. Bu da Müslümanların eğitimsiz ve fakir kalmasına sebep oluyor.

Müslümanlar, dini bilgiler konusunda çok zayıflar. "İslam’ın şartları", "Hac nedir" gibi kitaplar ücretsiz dağıtılıyor. Bilgileri az ama namaz konusunda genelde oldukça düzenliler. Namazı çok önemsiyorlar, çünkü namazı ayırıcı/tanımlayıcı bir unsur olarak görüyorlar.
 
Camileri bize göre çok daha işlevsel. Bizdeki camiler fazla kurallı ve monoton geliyor Gana'yı görünce. Camilerde monolog değil diyalog var. Sohbet için, tartışmak için, uyumak ve dinlenmek için camiler yaygın şekilde kullanılıyor.

Kurban organizasyonu kapsamında İHH vasıtası ile ülkenin 10 farklı eyaletinde çok sayıda kurban kesildi. Bunlardan yedi tanesine bizzat biz eşlik ettik. Bizim gittiğimiz yerler arasında, Adenta Farfara Muslim Association'a ait bir okul, görme engelli okulu, işitme engelli okulu, hamal mahallesi, medine mahallesi, nima mahallesi ve imam okulu bulunuyor.

Dikkat Çeken Noktalar

·        İnsanlar Türkiye’ye göre çok daha mutlu ve huzurlu. Ülke barış içinde görünüyor. Farklı kabileler, dinler ve diller, arasında güzel bir ortam oluşmuş. Asker, polis halka yakın, halkla iç içe duruyor.
·        Şehirler plansız. Başkent Akra’da şehrin büyük çoğunluğunda kanalizasyon yol kenarlarında açık olarak akıyor. Şehir bu nedenle çok kötü kokuyor. Temizlik, şehirler, hem de topluluklar anlamında çok zayıf.
·        İşporta çok yaygın, Yol kenarlarındaki çoğu evin önünde tezgâh var. Muz, ananas, poğaça, kızarmış balık, su vb. herkes bir şeyler satmaya çalışıyor. Sanki başkentin yarısı işportacı.
·        Çok fazla kadın kuaförü var. Kadınlar çok yaygın bir şekilde saçlarına takma saç ekletiyorlar.
·        Trafik yoğunluğu fazla, ancak trafikte dikkatli ve saygılılar. Trafik nedeniyle araçlara yönelik işporta satışları çok yaygın. Yiyecek, kıyafet, hediyelik, kırtasiye gibi birçok şeyi araçla seyahat ederken alabilirsiniz.

Ziyaretler

Gana Muslim Academy:
GMA İHH’nın Gana’daki partner kuruluşu. Kurban, Ramazan vb. organizasyonları bunlar yapıyor. 300 üyeleri var ve hemen hepsi üniversite mezunu. Akra Nima mahallesinde biraz harabe geçici bir yerleri var ve burada eğitim ve diğer çalışmalarını organize ediyorlar.

Maddi imkanları az da olsa güzel çalışmalar yapıyorlar. Eğitime çok önem veriyorlar. Ayrıca davet, yetim, yaz kursları, cezaevi çalışmaları var.
ICODEHS :
Ülkenin güçlü Müslüman organizasyonlarından biri. 200’den fazla cami, pekçok su deposu ve okul yaptırmış. 4000’den fazla yetime destek veriyorlar. İHH yetim desteğini artırmak istediği için bu kurumla üç farklı gün çalışma yaptık. Hem yetimlere yemek verildi, hem kurum incelendi, hem de yetimler evlerinde ziyaret edildi.
Gana Müftüsü:
Şeyh Osman Nuh Şarbutu; Gana’da Müslümanların sözcüsü olarak görülüyor. Hükumetin desteği ile kitap ve eğitim çalışmalarında bulunuyor. Kendi evinden her gün fakirlere yemek dağıtılıyor. Biraz yaşlı olduğundan, Müslümanların sözcüsü olma ve Müslümanlar arasında birliktelik sağlama misyonundan biraz uzak gözüküyor.
Gazeteler :
Gana’nın en çok satan iki gazetesi sırasıyla Ghanian Times ve Daily Guide. Müslümanların aylık bir dergi hariç hiç bir yayın organları yok. Bu iki gazeteyi de partner kuruluşun organize etmesiyle ziyaret ettik. Bizimle yapılan röportajda Türkiye’den selam getirdiğimizi, İHH'nın Kurban Organizasyonu'nu ve Mavi Marmara’yı anlattık. Biz Gana’da iken Daily Guide gazetesinde röportajımız yayınlandı.
Savunma Bakanı:
Bakan J. H. Smith buradaki birçok Müslüman bakandan biri. Ülkede Hristiyan ve Müslümanlardan oluşan bir parti iktidarda bulunuyor. 10 kadar Müslüman bakan var. Savunma bakanı ile görüşmemiz, asker elbiseli bir asker imamın duası ile başladı. Sıcak bir ortamda bizi karşıladı. Özet olarak bize Gana’daki Müslümanların çok dağınık ve birbirinden çok kopuk olarak yaşadıklarından, farklı mezhep ve meşreplerin birlik olamadıkları için Müslümanların organize olamadıklarından ve bu durumun aralarında pek çok problem ve karmaşaya sebep teşkil ettiğinden bahsetti.
Cuma Namazı :
Cuma günü cuma namazını bakanlığa yakın garnizon içindeki bir camide kıldık. Namaz çok hoşuma gittiği için burada bunu ayrıca ifade etmek istiyorum. Halk ve öğrenciler, garnizonda askerlerle birlikte namaz kılıyorlar. Yani siviller garnizonlara herhangi bir kimlik kontrolü olmadan çok rahatlıkla girebiliyorlar. Askeri kışladaki cami oldukça sade ve güzeldi. Garnizonun içinde ayrıca iki tane de kilise var. Bakan gelmese de bakanın yanındaki komutanlardan ikisi namaza geldi. Bakanın yanında tanıştığımız imam camiye bu sefer üniforma ile değil bir entari giymiş olarak geldi. Ve cuma namazını bu kıyafetiyle kıldırdı. Hutbe Kurban Bayramı ve Kurban üzerine idi. İmam hutbede Hz. İbrahim kıssasını detaylı bir şekilde anlattı. İmam İngilizce anlatıyor, yanında bulunan bir asker de yerli dilinde anlatılanları tekrarlıyordu. Hutbeden sonra namazı kıldırdı. Namazdan sonra subaylardan biri çıktı, imamın yanında birkaç tane duyuru yaptı. Önce genç bir siyahı bize tanıttı. Yeni Müslüman olduğunu duyurdu. İkinci bir duyurudan sonra "Türkiye'den dostlarımız gelmiş" diyerek bizi davet etti. 5-6 kişi ayakta, cemaate doğru imamın yanına dizildik. Ekibimizde yer alan Bayram Bey'in yaptığı konuşmayı İngilizceye çevirdiler. Bizim konuşmamızın bitmesiyle de namaz bitti.

Türk Elçiliği :
1980’lerde tasarruf politikaları nedeniyle kapatılan elçiliklerden biri olan Gana elçiliği birkaç ay önce tekrar açılmış. Henüz kendilerine ait binanın inşaatı tamamlanmadığı için, elçilik için bir otelin ofislerinden birinde yer tutmuşlar. Doğrudan Elçi ile görüştük. Elçimizden Gana’da bürokrasinin çok yavaş olduğunu öğrendik. Bu nedenle Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'ün ziyaret talebi gerçekleşememiş.
Görme Engelliler Okulu :
Eastern Region eyaletindeki bu okula Akra’dan 2-3 saatlik bir araba yolculuğu ile ulaştık. Eyaletler arası geçişte araçlardan Türk parası ile 50 kuruş civarında bir para alınıyor. Yeşillikler içinden, siyahi sanatçı Bob Marley’in eşinin evinin yakınından geçerek güzel bir yolculuk yaptık.
Görme Engelliler okulu, ülkedeki iki okuldan biri. Diğer okul ülkenin kuzeyinde ve bulunduğumuz yere oldukça uzakmış. 300 civarında öğrencisi var. Bunlardan 30 kadarı Müslüman. Burada, bu Müslüman öğrenciler ve aileleri için kurban kestik. Yöneticiler ile tanıştık. Yöneticiler, Müslümanların çocuklarını bu okullara göndermediklerinden şikâyetçi oldular. Müslümanlar çocuklarının Hristiyan olmalarından korktukları için, çocuk kör, okul körler okulu olsa da okula göndermiyorlarmış.
İşitme Engelliler Okulu :
Bu okul Görme Engelliler okuluna oldukça yakın bir yerde bulunuyor. Bir kurban da burada kesiyoruz. Burada da 28 tane Müslüman öğrenci ve yaklaşık 300 tane de Hristiyan öğrenci bulunuyor.
Okulun tek Müslüman hanım öğretmeni ile tanışıyoruz. Uzmanlık alanı hem sağır hem kör olan çocuklar. El yordamıyla konuşuyor. Bu çocuklardan biri (duymamasına rağmen) öğrenmeni ile eli ile konuşup “baya’’ (Bayram demeye çalıştı) ve Twenty (İngilizce 20) diyerek bizi hayretler içinde bıraktı.
Bu okula birkaç gün sonra tekrar geldik. Müslüman öğretmen (Madam Ayşe) bizden Müslüman çocuklar için namaz kıyafeti istemişti. Bu kıyafetleri satın alarak teslim ettik. (14 kız, 14 erkek).
Sağır olmasına rağmen bu kadar disiplinli ve terbiyeli çocuklarla kıldığımız o namaz Gana’daki en güzel anlarımızdan biri oldu.


Batının Vahşi Yüzü: Cape Coast Köle Ticaret Kalesi

Köle denilince, yaşananlara biraz uzak oluşumuzdan mıdır nedir, daha çok “aşırı bağlılık” gibi bir anlam yerleşmiş fikirlerimize. Paranın, aşkın, şeyhin, patronun ve nefsin kölesi gibi bir anlam. Nedeni ne olursa olsun, Atlantik Köle ticareti, kölelik ve siyahlara yapılanlar hakkındaki bilgilerimizin çok eksik olduğunu burada çok net olarak anladık. Gana’daki Cape Coast Kalesi'ne gidenler bu zulmü çok daha derinden hissediyorlar. Biz de çok derinden etkilendik. Gördüklerimiz hala rüyalarımıza girip bizi etkilemeye ve bir yumruk olup boğazımızda düğümlenmeye devam ediyor.

Anlatılması zor. Gana’ya gidenlerin mutlaka görmesi gerekir. Hatta tüm siyahların özellikle gidip görmesi gereken bir yer. Hayvanlara bile yapılmayacak, filmlerde gösterilemeyecek, gösterildiğinde infial uyandıracak şeyler yapılmış. İnsanlar konserve gibi istiflenmiş. Kapalı, karanlık mahzenlerde insanlar aç susuz haftalarca hapsedilmiş. Müthiş bir zulüm, basit çıkarlar için bu insanlara reva görülmüş. Burada insan Batı'nın gerçek yüzünü görüyor.

Cape Coast, bize anlatıldığına göre, Afrika’da tutsak edilerek, Batıya nakledilmek üzere bekletilen ve içinde en fazla köle barındıran bir kale. Afrika’nın batı kıyılarında bu şekilde 40’a yakın köle kalesi varmış. Bunların çoğu Gana’da ve en çok köle ticareti yapılan yer de Cape Coast. Gana’da altın madeni çok bulunduğu için, altın, elmas ve köle ticareti yapılan bu yapılar daha çok bu ülkede toplanmış.

Altın madenleri nedeniyle bölgeye Golden Coast deniliyor. Önce Portekizliler gelmiş buraya. Daha sonra 1652 yılında İsveç bandıralı gemiler gelmiş. İsveçli uluslararası bir firma bu bölgeye hakim olmuş. Bu kaleyi de ilk defa onlar inşa etmiş. 1657 yılında ise kale Danimarkalı West Indie Company’nin eline geçmiş. Birkaç yıl içinde Danimarka, Hollanda, İsveç arasında el değiştiren kale 1664 yılında İngilizlerin kontrolüne geçmiş ve 1957 yılına kadar bu kalenin kontrolünü ellerinde tutmuşlar.

İngilizler 1699 yılında kaleyi köle ticaretine uygun şekilde yeniden inşa etmişler. Ayrıca kaleye yüz metre kadar uzakta küçük bir gözetleme kulesi de inşa etmişler. Bu kule hem iç bölgelerinden hem de denizden gelen tehlikeleri erken haber vermesi nedeniyle İngilizlere çok faydalı olmuş. Kalede hem sahile doğru, hem de iç bölgelere doğru çok sayıda top var. 1700 ve 1807 yılları arasında Afrika’daki çoğu köle ticareti transferi buradan yapılmış. 1807’de Britanya’nın köle ticaretinin illegal olduğunu ilan etmesinden sonra buradaki köle ticareti azalmış ve kalenin 1821’de İngiliz firmasından Britanya Krallığına devri ile köle transferi bitmiş. 1957’de Gana müze birimine devredilene kadar burası, okul ve adliye olarak kullanılmış.

Köle ticaretinde ilk aşama: Toplama. Köle tüccarları, köyleri basıp, direnenleri öldürdükten sonra kalan siyahileri zincirleyerek farklı bölgelerden toplayıp kıyıya getirmişler.

İkinci aşama: Kalede gemiler gelene kadar esaret aşaması. Burada yüz kızartıcı, insanın kanını donduran, insanlık onurunu yok eden büyük zulümler gerçekleşmiş. Köleler, kale avlusuna ilk getirildiklerinde satılacakları firmaya göre dağlanarak mahzene atılıyorlarmış. Her firma için ayrı damgalar hazırlanırmış. Bu siyahi kölelerin vücutları damgalanarak sahiplerine göre tasnif edilirmiş.

Mahzenler erkek ve kadın olarak ikiye ayrılmış. Erkek mahzenleri yan yana beş bölümden oluşuyor. Toplam alan yaklaşık 200 m². Burada 600 ila 1000 kişiyi gemi gelene kadar (bazen 1-2 ay) bekletmişler. Odaların ortasında pisliklerin akması için küçük bir kanal var. Bu sağlıksız şartlarda kölelerin birçoğu ölüyormuş. (%20 civarında). Odaların birinde tabanı temizlemişler, altta taşlar ortaya çıkmış. Diğer odalarda ise yerde kan ve derilerden oluşmuş ve taş haline gelmiş 6 cm yüksekliğinde bir yer tabanı var. Kadınların bölümü daha küçük (iki gözlü). 500 kadar bayan köleyi buraya koyuyorlarmış. Kadınlar arasında ölüm oranı daha yüksekmiş. Bu mahzenleri ve insanların  kan ve derilerinden oluşmuş odaların tabanlarını gözlerimizle gördük.
Kalede hücre diye küçük bir bölüm daha var. Burası tamamen kapalı penceresiz bir oda. İsyan eden köleler buraya konuluyormuş ve buradan sadece cesetleri çıkıyormuş.

Üçüncü aşama: Gemi yolculuğu. En çok ölüm gemide yaşanırmış. Köleleri balık istifi şeklinde dizebilecekleri, 40-50 cam yüksekliğinde katlardan oluşan gemiler inşa etmişler. Bazı gemilerde kölelerin neredeyse yarısı ölmüş.
18. yüzyılda bir köle Afrika’da ortalama 10 pounda satılırken 19. yüzyılda köleliğin azalması ile bu fiyat artmış.

Cape Coast Kalesi'nden 8 milyon civarında kölenin geçtiği, bunlardan yaklaşık 3 milyonunun öldüğü söyleniyor. Köleleştirme aşamasında toplam sayının 12 ila 25 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. 1 değil, 10 değil, 100 değil, 1.000 değil, 10.000 değil, 100.000 değil, milyonlarca candan bahsediyoruz!

Son Söz

Gana bugün huzur ve barış içinde bir ülke. Dışarıdan bir müdahale olmazsa eğer bu durum böyle devam edecekmiş gibi görünüyor. Ama Müslümanlar fakir ve eğitimsiz, Hristiyanlar bunca zulümlerine rağmen, ekonomik güçleri ve yoğun misyonerlik çalışmaları sayesinde kalabalıklara hükmediyorlar, okulları ellerinde tutuyorlar.

Dünya Müslümanlarının Ganalı Müslümanlara yardım etmesi gerekiyor. Öncelikle camileri desteklemek gerekiyor. Camiler olması gerektiği gibi çok işlevsel. Hem yeni cami yapımı hem de var olan camilerin ıslahı için yardım etmek lazım. (Türkiye’den bir iç mimar gönderip camileri daha ferah ve özenilir hale getirmek çok faydalı olabilir.)

Aynı zamanda eğitim çalışmalarını desteklemek gerekiyor. Okul yapımı veya kitap basımı şeklinde olabilir. Müslümanlar genelde fakir ve perişan durumda olduğundan Müslümanların gururunu okşayıcı ve İslam medeniyetinin ihtişamını anlatan yayınlara ihtiyacı var. Bu konuda bazı kitapçıklar (mesala, Aliya İzzetbegoviç’in ‘’Müslümanlar neden geri kaldı?’’ makalesi gibi) yayınlanıp dağıtılabilir. Veya ümmet bilincini vurgulayan bazı kitapçıklar...

Farklı bir ülkede, farklı bir kültür, farklı bir mezhep, farklı bir yaşam biçimi ile karşılaşınca insan şunu anlıyor; ritüellerin, şekli kuralların hiç önemi yok. Önemli olan Müslümanın Müslümanla kardeşliği ve ümmet bilinci. Allah tüm Müslümanları bu paramparça ve pejmürde hallerinden, birlik haline getirir inşallah. Bunu hak edebilmek için bizim de çok çalışmamız gerekiyor.                                                                                                           
                                                        
                                                    


 

 

 

 

 

                                                          



                                            
                                              

Yorum
Bilgi Notu:
Yazar admin açık 2011-01-03 01:39:37
Bu izlenimler KISMİ OLARAK 31.12.2010 - 9.01.2011 tarihli ve 69 sayılı periyodik "Özgün Duruş" gazetesinde de yayınlanmıştır.
Teşekürler..
Yazar necaticavdar açık 2011-01-03 21:52:34
Okuduk. 
Bilgilendik. 
Yazandan, 
Bize ulaştırandan Rabbim razı olsun..
Bu yazıya bir ZEYL
Yazar admin açık 2011-01-10 22:12:19
GANA ve KARŞILAŞTIRMALI BİLİMLER  
 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=1881&Itemid=52#

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 03-01-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60433150 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net