29-02-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow KULE-İ YALNIZLIK
KULE-İ YALNIZLIK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 32
KötüÇok iyi 
Yazar Nihal Birtek   
06-03-2006
    Image  Korkuyla uyanır, koca şehre, kainata hükmeden kral, acizliğine şaşarak korkuyla uyanır.
Sebeb-i hikmetini merak eder gördüklerinin, sordurur soruşturur, emin olmak ya da inkar edebilmek için söylenenleri…

‘Küçük prenses, güzel prenses…
           
            Bir yol bir çare bulmalı ki ben, baban, nasıl hükmedebiliyorsa bu şehre, bu topraklara, insanlara, kainata, bir çare bulmalı… Nasıl korumalı seni, güzelimi, varlığımı bir sürüngen şeytana karşı? Nasıl…? Ki ne eli, ne dili vardır, aklı olmayan şeytana kulluk eden bir yılanın.

            Bir yılan ne yapamaz…? Ne? Bir kafes… Evet bir kafes ama topraktan uzakta bir kafes…

            Acilen başlamalı inşasına, denizin ortasına kurulmalı tüm endamıyla. Ulaşmak istenilen ama her adımda daha da uzaklaşan, tehlikelere kapalı, güzel, zarif, prensesimin kulesi, kızımın kulesinin inşasına…

            Ah küçük prenses, güzel prenses…
         Her şeyim…’

            Ve;
            Ve;
            Ve;
            Ve;
            Ve;
Her yeni günü güler yüzle karşılayan endamlı bu şehir katar benliğine yeni bir kimliği, korku ve güzellikle.
            Kral hediyesini sunar hüzünle ve gönlü cezbeden kule almıştır yerini ayrılıklar bahçesinde.
            Prensesin gözlerindeki gölgeli pırıltılar hatırlatır ayrılık vaktini ve yol alır akıntıya kendini bırakan sessiz kayık. Senden olana gitmek ve senden olanı terk etmek adına yapılan en uzun yolculuktur o, prenses için. Kayık usulca yaklaşır, iğde ağaçlarının kapladığı bu sevimli bahçeye, prensesi yurduna bırakır ve devam eder yoluna.
Kalbini çalan kule, şimdi heyecanların en fazlasını yaşatmaktadır prensese, iğdelerin arasında gezinir ve izler yedi tepeli şehri, her iki yakasını yapraklar arasından.
            Etrafındakilerden farkında olmaksızın koşar gider kulesine, kendisinden olana. Kapısı açık beklemektedir oda, girer prenses içeri… Bu karanlık kasvetli yapı önce bir yüz buruşukluğuyla karşılık bulur, gözlerdeki ilk bakışta. Fakat, her şeye sahip olma hissi, güneşi, yeşili ve onun olanı değiştirebilme gücü rahatlatır prensesin içini. Bahçeye çıkar, yeşili de, güneşi de, mavinin aydınlığını da değiştirebilir istediği şekilde. Merdivenleri tırmanır, her tırmanışında heyecanını yenen, daha durgun daha solgun düşüncelere dalar, sessiz. Camlar dışarıya bakabilmek için olağanüstü çaba sarf ettirecek boyutta küçüktürler… Ne de olsa bir zırhtır kız kulesi, hayattan gelebilecek her türlü tehlikeyi engellemek adına, yalnızlıklara gömülmekte olsa sonucu, başaramasa da korunmayı, her tehlikeye karşı koyacak, koyabilecek anlayışa sahip, ironilerle dolu bir zırhtır. Pencerelere baktıkça daha da hayatın gerisine, korkuların dibine iter prensesi, gölgeli parıltılı gözler bu defa, biriken gözyaşlarıyla parıldamaktadır titrek mum ışıklarında. Hızla merdivenleri tırmanır, duyduğu bu hislerden kurtulmak adına, bahçeden sonra en güzel yerine gelmiştir prenses, seyir balkonuna, neşesi yeniden yerine gelir ve bakar bu yedi tepeye, yeniden doğmuşçasına.
            Ne yazık ki bu güzelliğin, yeniden canlanmanın sarhoşluğuyla fark edememiştir, içine dolmakta olan yalnızlığı…
            Günler geçer, mevsimler değişir…
                        ‘izlerim, bu toprakların güzelliğini, orta yerden, güneşin her sabah merhaba dediği ve her akşam kızıllığıyla elveda ettiği bu tepeleri. Uzanır ellerim, ama yetişemez, tutamaz…
Haykırmak isterim insanlara sadece orada olabilmenin verdiği huzuru, kıymet bilinmesi gerektiğini. Uzanmak, uyarmak isterim, Körler Ülkesini bile ve isterim ki bilsinler, oradaki güzelliği, ama kaldığın yerdeki mutluluğa tekabül etmeyeceğini. Fark etsinler isterim.
            Ki ben, izlerim bu topraklardan, yüreğimin uzanamadığı, sıcak güneşlerin vurduğu bu tepeleri.
            Ve bilirim acısını,,,
            Bilirim  acısını ne o tarafta ne de bu tarafta olamamanın. Akıntıya karşı tek başına ayakta kalmanın acısını…’
            Kimse bilmemektedir, sahil boyundan izlenir her gün, insanlar özlemle bakar hiç bilmedikleri bu kule-i yalnızlığıma. Uzaktan görünene hayran olur ve imrenirler bu kızın, bu zavallının yaşamına.
            Kralım bilir misiniz? Ben her gün, her an, bu soğuk taş kulenin her bir karesine işlemekteyim yalnızlığımı,
            Ve,
            Kralım, hangi kaderi düzeltmeye çalışırken, mahvettik bu soluyuşlarımızı?’
           
            Bir yakarıştır bu, yardımına cansız bir meyve sepeti yetişir. Görenin ilk bakışta göz zevkine hitap edecek ve iştahını artıracak olan bir ufak meyve sepeti, yetişir prensesin yalnızlığına.
            Kuleye yetişen sepet prenses tarafından alınır ve koşar adım çıkılır seyir balkonuna, iştahla atıştırmaya başlar üzümleri, teker, teker… ve her lokmasında özgürlüğe bir adım daha yaklaştığını hisseder.
           
            Esaretten kurtulan prenses; bir sürüngene, üzüm salkımında gizlenen küçücük bir yılana yenilen, yere göğe, insanlara hükmeden, kızını yitirmiş bir baba olmuştur…
İmdi, hepimiz için bir imgedir kız kulesi. Kimilerimiz efsanelerine inanır, kimilerimiz inanmaz. Ama hepimizden mutlak kabul gören; İstanbul’un simgesidir kız kulesi.
            Hepimiz için farklıdır görüş alanı. Salacaktan görünümü BİZİM İSTANBUL’UMUZDUR. Endamının bile sayfalarca anlatılabileceği bir zariflikle arkasına alır minareleri, Haliç’i bu güzel yapı. Gün batımının kızıllığında elinizde bir fincan kahveyle salacağın o yer minderlerinde oturur, tüm kederlerinizi salıverirsiniz, en hoş, en unutulmaz sohbetlerinize şahit edersiniz bu manzarayı. Yahut, fındıklıdan bakarsınız, akşamın çöküşü ve ışıklandırılan boğaz önünüzdedir. Fındıklı parkındaki salıncağa biner sırtınızı ana yola döner ve hızlanırsınız, ki benim en hoşuma gidenlerdendir, her yükselişinizde daha da yaklaşıyor hissini verir, Özgürlük ve kule bütünlemiştir.
Ne yazık ki bu parkta geçirebileceğiniz süre sınırlıdır, bir türlü anlamlandıramadığımız anlayışlarımız yüzünden saat ondan evvel terk etmelidir bu parkı. Canınız tehlikeye düşer. Kimilerimiz ayrılırken bu şehirden son kez bakmak ister. Köprüden geçerken arar gözler uzakta kalan simgeyi ve uzaktan da olsa dokunur ve veda eder. Gülhane’den, Dolmabahçe’den, vapurdan… Daha bir çok farklı noktadan bakar bambaşka gözler ve kimine yakındır o simge kimine uzak.
            Efsanelerin yaşadığı bu kuleyi görmek istiyorsanız eğer salacaktan kalkan teknelere binmelisiniz. Yaklaştıkça o küçük simge büyür, büyür, kocaman bir yer olur. Bahçeye indiğiniz an içinizde bir kıpırtı oluşur, ne de olsa bizlerde uzaktakine ulaşmışızdır. En ince ayrıntısına kadar bilmek istersiniz, her açıyı görmek istersiniz.
İçeriye attığınız adım biraz ürkektir, zira aynı anda oldukça pahalı bir restorana girmişsinizdir. Direkt merdivenlere yönelir ve çıkarsınız  katları, seyir balkonundan boğaz gene 360 derecedir. Kahvenizi yudumlarken seyredersiniz olup biteni     ve en içten hissedersiniz yalnızlığınızı. Kapitalizme  yenik düşmüş bir kulenin son
maneviyatıdır bu. Bu yüzdendir ki ne olursa olsun muhakkak bir ruh eşiyle gidilmelidir kız kulesine.
            Dönüş yine salacağadır. Yalnızsanız eğer bunu zevkle yaparsınız.
            Kız kulesi;
            Uzak simgemiz. Her bir duvarın bir beyaz perde, her perdede başka başka yüzler, hayatlar… Şair ‘ İstanbul’un orta yeri sinema’ diyerek seni söylüyor sanki. Sende şimdiki İstanbul da herkes gibisin biraz, ne o tarafta ne bu tarafta, akıntıya karşı tek başına ayakta…
            Kız kulesi;
            Kule-i yalnızlığımız.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 12-11-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
109145460 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net