24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow NATO LİZBON ZİRVESİNDE TÜRKİYE...
NATO LİZBON ZİRVESİNDE TÜRKİYE... PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 4
KötüÇok iyi 
Yazar Eyüp BEYHAN   
16-12-2010
NATO LİZBON ZİRVESİNDE TÜRKİYE VE FÜZE KALKANI SİSTEMİ

                                                                    Eyüp BEYHAN
NATO’nun Lizbon zirvesi nihayet 19-20 Kasım 2010 tarihlerinde gerçekleşti. Bu zirve de 1999 zirvesi gibi, Türkiye açısından büyük önem arz eden konular bulunduğundan, Türkiye’de kamuoyunun yoğun ilgisini çekti. 1999’da ana konulardan biri terör idi. Keza Avrupa Birliği (AB)’nin savunma sistemi adıyla ortaya atılan Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) ile Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) ile NATO bağlantısının nasıl olacağı 1999 zirvesinin önemli
bir konusuydu. Bu konuda AB üyesi olmayan Türkiye’nin, AB’ye karşı direnişi vardı. Direniş konularının başında ise, Kıbrıs ve Yunanistan’la ilgili gelişmelerde Türkiye’nin Avrupa’nın savunma sisteminde alınacak kararlara katılma imkânı idi. Bunlar gerçekleştirilmiştir.

ABD’nin uzun zamandır gündemde tuttuğu İran ile ilgili tehdit algılaması ve buna ilişkin füze kalkanı projesi artık yeni bir mecraya girmektedir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ifade ettiği gibi “füze kalkanı projesinin bir planlama işi” olduğunu söylemek ise Türkiye’nin hep yapa geldiği “kafasını kuma gömme” refleksidir. İran ile ilgili takvim çalışmaktadır. Gerçekten İran’ın ABD’ye veya bir NATO ülkesine saldırma planı var mıdır? Hayır. Peki, bu neyin projesidir? ABD, İran’ı işgal ederken ona topraklarını kullandıracak müttefiklerinin sözde koruma projesidir.

         ABD projesinin NATO kisvesi altında Türkiye’de konuşlandırılması İran’dan öte Rusya, Çin ve diğer bölgeleri ile ilişkilerimizde önemli bir test olacağı aşikârdır. Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrası kıpırdayan Rusya ve Çin ilişkilerinin bir türlü sıçrama yapmamasının temel nedeni bu ülkelerin Türkiye’yi hala Batı eksenli yani onların taşeronu olarak gören algılamasıdır. Öte yandan bu proje Türkiye ve NATO ilişkilerinin geleceği için de bir turnusol kâğıdı olabilir. Son yıllarda İran, Hamas, Rusya ve Çin ile ilişkilerini yoğunlaştıran AK Parti Hükümeti, Batı ile karşılıklı diplomasi nasıl bir strateji izleyecek? Bunu önümüzdeki süreçlerde hep birlikte göreceğiz.
Lizbon Zirvesi’nde Gündemdekiler;

 Lizbon zirvesi öncesi görüşülmesi beklenen konular şöyle idi:
           a.Füze kalkanı,
           b.Afganistan’daki NATO harekâtının geleceği,
           c.Küresel terörle mücadele,
           d.Korsanlık-deniz haydutluğu ile mücadele, 
           e.Siber terörle mücadele, 
           f.Küresel ticaretin devamlılığı için petrol-doğalgaz gibi enerji hammaddelerinin nakliyatının güvenliğinin          sağlanması. 
           g.NATO-Rusya ilişkileri, 
           h.NATO-AB ilişkileri,
           i.Avrupa’daki nükleer silahların azaltılması.
Yukarıda ana başlıkları verilen konuları görüşmek üzere 19 Kasım 2010’da Lizbon’da toplanan üye ülke devlet ve hükümet başkanları bir eksikle (2009’da olduğu gibi gene İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin açılış seremonisine ve ilk oturuma gecikmesiyle) çalışmalarına başladılar. NATO Genel Sekreteri Fogh Rasmussen, 38 maddeden oluşan 11 sayfalık yeni NATO Belgesi’nde “NATO hiçbir ülkeyi düşman olarak görmemektedir!” diyerek sözlerine başladı.

Lizbon Zirvesinin Önemi;
* NATO'nun bu toplantısında önümüzdeki 10-15 yılın stratejik konseptini oluşturacak ve stratejisini belirleyecek kararlar alınmıştır.
* NATO'nun 1999'dan beri değişiklik yaptığı yeni bir stratejik uygulama planı bu yıl Lizbon'da gerçekleşmiştir.
* NATO-AB ilişkileri yoğun bir şekilde ele alınmış ve müşterek faaliyet planları üstünde durulmuştur.
* NATO 1990'lı yıllardan bu yana ilk defa eski "Soğuk Savaş" yıllarını hatırlatan bir projeyi uygulamaya koymak üzeredir.
* Hedef tahtasına açıkça oturtulmak istenen "İslam ülkeleri" ve bu durumun dünya politik dengelerinde oluşturabilecekleri fevkalade vahim tehlikeler açıkça gözler önüne serilmiştir. (Margaret Thatcher'ın 1992 yılında "artık NATO'nun hedefi yeşil tehlike (İslam) olmalıdır" sözü hatırlanmalıdır. Şu andaki genel sekreter Rasmussen de İslam karşıtlığı ile tanınmış bir kimsedir.)
* 21.yüzyılda Avrasya üstünde planlanmakta olan siyasi ve askeri çekişmelerin ilk işaretleri ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Füze Kalkanı Projesi Nedir?
Kitle İmha Silahları (KİS) ile mücadelenin amacı rakipleri KİS kullanmaktan veya kullanma tehdidinden vazgeçirmek, caydırmak, eğer taarruz olursa etkilerini hafifletmek ve caydırıcılığı restore etmektir. Bu amaçla icra edilebilecek görevler; taarruzi operasyonlar, KİS’in elde edilmesinin önlenmesi, aktif savunma, pasif savunma ve KİS’in engellenmesini kapsamaktadır. Taarruz operasyonları düşmanı caydırmak veya yenmek için kinetik (konvansiyonel ve nükleer) veya kinetik olmayan seçenekleri içerir. Bu amaçla düşman kitle imha silahları, atma vasıtaları ve tesisleri tespit edilir, aksatılır ve imha edilir. Aktif savunma; füze savunması, hava savunması, özel operasyonlar ile KİS’e karşı savunmayı öngörmektedir. Füze kalkanı da aktif savunma amacı ile geliştirilmiş bir projedir. Nükleer aktör olma gayreti içindeki devletlerin başında Kuzey Kore ve İran gelmektedir. Uzun menzilli vuruş kabiliyetine sahip nükleer bir güç olan Rusya ve Çin ise yukarıdakilere göre ayrı bir kategori oluşturmaktadır. Çin ve Rusya’nın ABD ile bölgesel sorunların tetikleyebileceği bir nükleer çatışma olasılığı bulunmaktadır.

            Uluslararası güvenliğin en önemli işbirliği alanlarından birini füze savunması teşkil etmektedir. 2003 yılında hayata geçen ABD-Almanya-İtalya Orta Hava Savunma Sistemi (MEDAS) programı bunlardan biridir. 2000’li yıllarda yapılan konsept çalışmaları ile füze savunma sistemi ile her füzeyi havada vurmak mümkün olmadığından konsept, ‘füze kalkanı’na dönüştürülmüştür. 2008 yılı Budapeşte NATO Zirvesi esnasında imzalanan ABD füze savunma radarlarının Avrupa’da konuşlanması ile ilgili anlaşma ve ABD’nin Çek Cumhuriyeti ile aynı konuda imzaladığı konuşlandırma anlaşması ile üçüncü bataryanın Avrupa’ya yerleştirilmesi konusunda varılan anlaşma; Transatlantik ittifakın füze savunmasının temelini teşkil etmektedir. Söz konusu kalkanın varlık nedeni ise İran’ın 2.000 km. menzilli balistik füze testlerini yapmış olduğunu açıklaması idi. Bunu destekleyen diğer bir Batılı argüman ise Şubat 2008’de Ahmedinejad’ın İran’ın ilk uydusunun (Safir) uzaya gönderileceği açıklaması oldu. Asıl tehlike şuradadır; ABD’nin nükleer silahların yayılması riskine karşı geliştirilmeye çalışılan yeni balistik füzeler nükleer silahların rolünü de değiştirmeye niyetlenmektedir. Kısaca, ABD’nin taarruzi maksatlı nükleer silah kullanmasını öngören yeni doktrinini kullanılabilir hale gelmektedir.

Füze kalkanı sistemin oluşumu;
Füze kalkanı sistemi beş ana unsurdan meydana gelmektedir: erken ikaz sistemleri (ilk ikazı yapacak), karada ve denizde konuşlu radarlar (atılan füzenin yer ve rotasını belirleyecek), uzaya dayalı kızıl ötesi sistemler (hedefi takip edecek), savaş alanı komuta-kontrol tesisleri (önleme kararını verecek), önleme araçları (hedefi vuracak füzeler). NATO’nun Aktif katmanlı Harekat Alanı Balitik Füze Savunma Programı (ALT-BMD) PAC-3, Yüksek İrtifa Hava Savunma Terminali  (THAAD) ve Aegis balistik Füze Savunma Sistemlerini içermektedir. Aegis ve PAC-3’lerin ilk parçası Baltık Denizi’ne (Estonya ve Finlandiya ile anlaşarak) yerleştirilmeye başlandı. Yeni görev ise Doğu Akdeniz ve Karadeniz’i içine alan bölgede İsrail, Bulgaristan, Gürcistan, Romanya ve Türkiye’nin de bulunduğu ülkelere yerleştirilecek ya da destekleyecek unsurların belirlenmesidir. Kısaca savaş gemilerine monte edilmiş SM-3’ler (Standart Missile-3) ile karada konuşlu PAC-3’ler Türkiye’nin içinde ve etrafında mobil olarak cirit atacaktır.

Lizbon zirvesinin kamuoyu’nun ortak beş önemli sorusu;
* Füze Kalkanı Projesi teorik olarak birçok ülkeye cazip gelse de bunun gerçekleşmesi oldukça pahalı bir işlem ve süreçtir. O halde kendilerini "daha güvende hissetmek" isteyen Avrupa devletleri acaba bu mali yükün altından kalkabilecek durumda mıdırlar? Avrupa'da hâlâ devam eden ekonomik kriz hatırlanacak olursa, bu çok haklı bir sual olarak ortaya çıkmaktadır.
* NATO artık 28 üyesi bulunan büyük ve etkin bir organizasyondur lakin bütün AB devletleri, NATO'nun üyesi değillerdir. Füze Kalkanı bütün Avrupa devletlerini korumak için kurulan bir "koruma çadırıdır". Bu durumda masraflar sadece NATO üyelerince mi, yoksa bu korunma şemsiyesi altına giren bütün ülkeler tarafından mı karşılanacaktır?
* Bu kapsamlı güvenlik şemsiye ve mekanizmaları nerelere yerleştirilecektir?
* Bu mekanizmaların yerleştirildiği ülkeler, bir çatışma anında birinci derecede savaş alanı mı olacaklardır? Savaşın onlar üstündeki etki ve tahribatı ne olacaktır?
* Bu sistemin kontrol ve kumandasında kim veya kimler bulunacaktır? Yani iler ki yıllarda Avrupa, Ortadoğu, Avrasya ve Asya'yı kapsayacabilecek bir çatışma durumunda, bu kimlerin kararı ile gerçekleşecek veya önlenecektir?
Aylar önce toplanan Birleşmiş Milletler ( BM') Genel Kurulu'nda, İran aleyhine ambargo kararları alınmaya çalışılmış, lakin Atom Komisyonu'nun raporlarını dinleyen birçok ülke, İran'a ambargo koymak için yeterince sebep olmadığı kanaatine ulaşmışlardır. Burada ambargoya karşı çıkan Türkiye ( Güvenlik Konseyi geçici üyesi) ve Brezilya bütün dikkatleri üstlerine çekmişlerdir.

NATO zirvesine gelindiğinde, NATO'nun barışcıl misyonu içinde sulh ve güvenliği korumak için mutlaka bu gelmekte olan (!?!) tehditlere karşı Füze Kalkanı Projesi'nin kabul edilmesi gündemin ana maddesi haline gelmiştir.
İstenilen şey, tehdit oluşturduğu düşünülen füzelere karşı bir kalkan zırhının, kalkan çadırının kurulmasını sağlamak ve füzelerin atılması halinde, erken haber alma tekniği ile koruyucu karşı füzeler fırlatarak, onları havada imha etmeyi başarmak hedeflenmektedir. Tabii, bu arada kimse "gelmekte olan tehlike kavramı" ile tam ne kastedildiği ve İran füzelerinin hakikaten Avrupa şehirlerine ulaşıp, ulaşmayacağı veya neden İran'ın bunu yapacağını sormamıştır. Şimdi sorulması lazım gelen sorular şunlardır:
1- Gelmesi düşünülen füze ile onu durdurmakla görevli füze çarpıştığı zaman altta bulunan kara parçası üstündeki ülkenin topraklarına nasıl bir tehlike yağmuru vuracaktır? (Hele bunlar nükleer başlıklı olacak olursa?)
2- Bu çatışmanın olduğu noktalardaki ülkeler savaşın ilk mahkumları ve ilk kurbanı olacaklardır- olaylarla hiç bir ilgileri olmasa bile.
3- Olayı kimin başlattığı belli olana kadar arada ve altta kalan tamamen harap olacak ve en büyük darbeyi yiyecektir. İlaveten şunları da incelemek gerekir:
* Neden durduğu yerde İran, Avrupa merkezlerini füze atışına tutsun? Onların hemen hemen hepsi ile ticareti olan (Kapalı ve pek konuşulmayan) İran, neden kendi bindiği dalı kessin?
* İran 400 yıldır barış içinde olduğu Türkiye'ye neden saldırmaya kalkışsın?
* Füze kalkanında asıl hedef İran mıdır? Bu sorular sorulmadan hiçbir şey netliğe kavuşamaz. Rampalar ve özellikle radar Türkiye'ye yerleştirilirse, Türkiye'nin aynen "Soğuk Savaş" dönemindeki gibi "tehlike'nin ağzında" olacağı da kesindir.
Füze Kalkanı Sisteminde Gelinen Aşama;
11-15 Ekim 2010’da Brüksel’deki son NATO zirvesi toplantısının öncesinde Amerikan Savunma Bakanlığı’nın Avrupa ve NATO politikalarından sorumlu üst düzey yetkilisi Jim Townsend’in “ABD’nin İran’a karşı konuşlandırmak istediği füze kalkanı sisteminin Türkiye’de kurulması gerektiği ve Türkiye’yi dâhil ettikleri” açıklamasına kadar konu Türk kamuoyundan gizlendi. Ardından NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in “Avrupa mobil füze kalkanı projesinin, bütün NATO üyelerini kapsaması gerektiğini belirerek “İran tehdidi açıktır, NATO olarak buna karşı füze kalkanı sistemini kurmalıyız” diye Türkiye’den destek istemesiyle ancak mesele gündeme geldi.  Aslında Townsend’in “Türkiye ile de görüşüyoruz. Türkiye çok yardımcı bir rol oynadı. Türkiye ile çok iyi, derin görüşmelerimiz oldu. Şimdi Ankara füze savunma sistemini üstlenmeye bir karar verecek” cümlesi, her şeyi ortaya koymaktaydı. Nitekim peşinden Brüksel’deki NATO Bakanlar toplantısına giden Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun “Yapılacak olan füze savunma sisteminin plânlanmasıdır(!)” ifadesi, Türkiye’nin İran’a karşı “kalkan” edilmesi, projesi resmen açığa çıktı.
Davutoğlu ile Millî Savunma Bakanı Gönül’ün Brüksel’de ABD’li meslektaşları Hillary Clinton ve Robert Gates’le yaptıkları “dörtlü zirve” sonrası Gönül’ün “Şu anda müzâkere aşamasında karşılıklı görüşler ortaya konuyor. Çekince değil ama karşılıklı görüşler ortaya atılıyor. Müzakere Lizbon Zirvesi’nde neticeye ulaşacak” ifâdesi, bu hususta alınan mesâfeyi su yüzüne çıkardı. Türkiye, bu zirvede İran’ın adını kullanmama karşılığı projeye onay verme sinyali verse de Amerikalılar projenin tek argümanı bu olduğu için yanaşmadılar. Görünen o ki Bush Yönetiminden kalma bir “Amerikan projesi” olan “füze kalkanı”, Obama yönetimi ile Eylül 2009’da kapsam değişikliğine uğradı. ABD ve bölgedeki en yakın ilişki içinde olduğu ortağı İsrail’in hegemonya ve çıkarlarını savunmak amacı güden ve özellikle İran’ı hedef alan “füze kalkanı projesi”nin bir “NATO projesi”ne çevrilerek “model ortak” Türkiye’de kurulması muhtemel planların arasındadır.
Başbakan Erdoğan’ın füze kalkanı projesiyle ilgili soruya, “Bize yapılmış bir teklif yok. Bir talep olmadığı için de şu anda herhangi bir açıklama yapmayı gereksiz görüyorum. Lizbon zirvesinde böyle bir emr-i vakiyle karşı karşıya kalmamız mümkün değil” cevabını verdi. Davutoğlu ise; “Biz çevremizdeki hiçbir komşumuzdan bir tehdit algılaması içinde değiliz, NATO'ya dönük de bir tehdit algılaması veya tehdit oluşturduğu kanaati içinde değiliz. Ancak NATO’da bütün güvenlik unsurlarını göz önüne alarak geleceğe yönelik planlama yapmakla yükümlüdür. Biz de bu planlamaların içinde oluruz, olmaya devam edeceğiz" demekte yani bir açık kapı bırakmaktadır.
Lizbon Zirvesinde Alınan Kararlar ;
NATO’nun 2010 Lizbon zirvesi sonucunda alınan kararlar şöyle özetlenebilir:
     a. Fransa’nın “Füze saldırıları İran ve Suriye’den gelecek” şeklinde bir ifadenin Füze kalkanı projesine konması ısrarı sonuçsuz kaldı. Daha sonra “Orta Doğu” ifadesini koydurtmak istedi, bu da mümkün olmadı. Yani bir bakıma Türkiye’yi rahatsız edecek ifadeler ortadan kaldırıldı. Sistemin 2020’de hizmete girmesi beklenmektedir.
    b. Rusya, tarihinde NATO ile ilişkilerde en yakın işbirliğini sağladı. NATO-Rusya Komisyonu uyum içerisinde çalıştığı gibi, Rusya da Atlantik’ten Urallara kadar NATO’nun bu ortak füze savunma sistemine dâhil oldu.
     c. Yeni NATO Belgesi’nde “AB üyesi olmayan NATO ülkeleri” ifadesi ile Türkiye kastedilerek, Türkiye’nin “Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine çok önemli katkıda bulunduğuna dikkat çekildi.
     d. NATO-AB ortaklığına dikkat çekilerek, “karşılıklı açıklık, şeffaflık ve tamamlayıcılık” gibi hususların ilk koşullar olacağı zikredildi.
     e. Bilhassa Avrupa’da olmak üzere, Nükleer silahların azaltılması konusundaki Almanya’nın ısrarcılığı, Fransa ile İngiltere’nin direnişiyle karşılaştı. Sonunda “NATO nükleer silahlara karşı olduğu, ancak dünyada nükleer silahlar var olduğu sürece NATO’nun nükleer bir güç olarak kalmaya devam edeceği” ifadesi kabul edildi.
     f. Afganistan konusunda da önemli kararlar alındı. Bunlardan konu başlıkları şöyledir:
        (1) NATO’nun Afganistan’daki “Uluslararası Güvenlik Kuvveti” (ISAF)’nden geri çekilmeler 2011’den itibaren başlayacak.
        (2) Afgan silahlı kuvvetleri ve güvenlik kuvvetlerinin güçlendirilmesi sürdürülerek, 2014 yılı sonunda tüm ülkenin güvenliğini sağlamaları için çalışılacak.
        (3) Evvelce Rusya’nın “Saldırı silahları hariç” NATO teçhizatının Afganistan’a naklinde Rus demiryollarının kullanılabileceğine ilişkin kolaylığı daha da artırıldı. Bundan böyle zırhlı araçlar da dahil NATO’nun Afganistan’daki lojistik destek ihtiyaçları büyük ölçüde ve hava yolu taşımacılığından çok daha az maliyetle Rus demiryolu vasıtasıyla sağlanabilecek.
     g. NATO’nun 5. Maddesi (Üyelerden birine yapılan saldırı, tüm diğer üyelere yapılmış gibi kabul edilerek, savunma yapılacak!)’nin geçerliliği bir kez daha vurgulandı. Bu durumda küresel terör, korsanlık-deniz haydutluğu ve siber saldırılara karşı ortak savunma sistemi devreye girecek.
Lizbon Zirvesinde Türkiye’nin Talebi;
 Aslına bakarsanız zirvede beklenmedik bir gelişme olduğunu söyleyebilmek zor. Komutanın kimde olacağı türünden konuşmalar zaten bu zirveden beklenmiyordu. Tartışmalar ilke bazında oldu ve ilkeler düzeyinde de ciddi bir sorun çıkmadı.
Türkiye’nin NATO’dan 3 temel isteği vardı: 1) Füze sistemi hiçbir ülkeye karşı olmasın, kararlarda ülke adı geçmesin, 2) Sistem Türkiye topraklarının sadece bir kısmını değil, her karış toprağını korusun, 3) Sistem tamamıyla bir NATO sistemi olsun ve kullanımında tek bir devlet değil, ortak komuta anlayışı hâkim olsun.

Sonuç
 NATO Lizbon zirvesi, zirve öncesinde büyük gürültüler koparmış olmasına rağmen, sonuç itibariyle bir “uzlaşma” havası içerisinde son buldu. En tartışmalı konu “Füze kalkanı” projesi, Türkiye’yi de kısmen tatmin edecek şekilde bağlandı. Ancak projenin ayrıntıları (komuta hususu, bilgi paylaşımından NATO ve Rusya dışındaki ülkelerin yararlanıp yararlanamayacağı, erken ihbar sistemlerinin ve füze rampalarının hangi ülkelere yerleştirileceği, balistik füzelere ilaveten Türkiye’nin ısrar ettiği “Orta Mesafe Füze Savar Sistemi”ni ihtiva edip etmediği gibi hususlar) henüz açıklık kazanamamıştır. Bu konudaki en önemli gelişme; Rusya’nın da Avrupa topraklarının (Ural Dağlarına kadar) NATO ile ortak füze savunma sistemine dahil olmasıdır. 

Lizbon zirvesi ile NATO-Rusya arasında olduğu gibi, onun da ötesinde AB-Rusya arasında yeni ve güçlü bir “güven tazeleme” gerçekleşti. Rus doğalgazına muhtaç AB, bundan sonra AB-Rusya Stratejik Ortaklığı konusunda daha istekli ve girişken olabilecektir. Rusya da Avrupa’nın bilim ve teknolojisinden daha fazla istifade etme imkânına kavuşabilecektir.

Lizbon zirvesi ile NATO-Rusya gibi iki önemli küresel askeri güç değil, aynı zamanda ABD, AB ve Rusya gibi dünyanın en önemli üç küresel gücü bir araya geldi. Burada sanki gelecekte Çin’e karşı yeni bir ittifakın temelleri atıldı. Zira Rusya, son NATO-Rusya işbirliği ile sadece NATO üyeliğine “Evet” demedi, bunun dışında alabildiğine geniş bir ortaklık söz konusudur…

NATO Lizbon zirvesi, ayrıntılar belli oldukça üzerinde tartışılmaya devam edecek gibi görünmektedir. Türkiye’nin zirve sonuçlarından neler alıp, neler verdiği ise zaman içerisinde daha çok netlik kazanacaktır…                                                                                                                  
                                                                                                          Eyüp Beyhan

Yararlanılan Kaynak:
  1-Lizbon zirvesi: Ne zafer, ne hezimet:Doç. Dr. Sedat LAÇİNER                                                                               
  2- Silahsızlanma Çalışmaları: Doç. Dr. Celaletin YAVUZ                                                                                      
  3-Lizbon Zirvesi ve Türkiye: Prof. Dr. Deniz Ülke ARIBOĞAN                                                                                      
  4-Lizbon Zirvesi: Prof. Dr. Doğu ERGİL

Yorum
dilin altındaki
Yazar fahri açık 2010-12-18 06:40:18
Füze Kalkanı’nın, gerçekten bir füze savunma sistemi olduğunu sanmıyorum. 
Çunku, projenin asıl sahibinin boyle bır kalkana, fuze-hava sistemine hiç ıhtıyacı yok. Halihzaırda boyle bir savunma sistemine sahip. Ustelik yaklasık 50 yıldır. Karada rampaları, denizde gemileri, havada erken uyarı ucakları vs ve uzayda uydularıyla. 
Oyleki, yeryuzundeki herhangı bir nukleer ısımayı anında tespıt edebilecek donanıma da sahıp..  
O halde, bu faydasız teknik tartısmalardan sıyrılıp, projenin arkaplanını, asıl neyi amaçladıgını sorgulamak gerekmez mı? 
Ben henuz bilmiyorum. 
Neyı nasıl tartısacagımızı bıle belırlıyorlar ve akıntıya kapılıp gıdıyoruz galiba! 
 
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 16-12-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60219061 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net