16-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow İSTANBUL DERSİ (Yeniden)
İSTANBUL DERSİ (Yeniden) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 2
KötüÇok iyi 
Yazar Ercan Arslaner   
26-11-2010
İSTANBUL DERSİ

                                                             Ercan Arslaner
Bir TV haberinde Sayın İstanbul Milli Eğitim Müdürü “İstanbul Dersinden” bahsettiler. Okullarının belli sınıflarındaki öğrencilere İstanbul öğretilecek ve tanıtılacakmış. Bu girişim fevkalade önem taşımaktadır. Yalnız şimdiki durumda İstanbul Türk tarihi içindeki yeriyle kısmen tanınmaktadır. B şehir için son yılların tehlikesi “Deprem” olmuştur. Konunun her yönüyle gelecek nesillere öğretilmesinde büyük yararlar olacağı bir gerçektir.
İstanbul Dersi girişimi aslında epeyce geç kalmıştır. Dünyanın hayran kaldığı, kayserler, kisralar ve imparatorların bölüşemediği bu şehrin ilk kurucularından bu günlere kadar bilinmesi, tanınması insanlara belki yepyeni ufuklar açacaktır.

Fakat gönül ister ki bu şehir havası, suyu ve insanlarıyla bütün dünyaya örnek olsun ve herkes oradaki güzelliği şahsen gelip görmek arzusuyla taşsın, coşsun ve Piyer Lotti örneği İstanbul’u başında taçlandırsın.

Yıl 1961-2’lerdi güzelim Haliç ve Kâğıthane deresi çevreden gelen atıklarla yaşanmaz hale gelmiş ve pis kokular çevreyi sarmıştı. Çünkü yetkililer Yassıada mahkemeleriyle uğraşıyorlardı. İstanbul eğitim problemleri içinde örnek bir şehirdi. Oradaki her türlü ihmal kısa zamanda büyüyor ve büyük bir faciaya dönüşüyordu. 1995’li yıllarda Ümraniye çöplüğünün patlaması Türk ve İstanbul eğitimini her yönden ilgilendiriyordu.

Alman eğitiminde 700 adet meslek sayılmışken bunlar arasında bizdeki anlamıyla kuyumculuk yoktur. Oraya gittiğim 1974 yılında raflarında sıra sıra dizilmiş beşibirlik altınlarına ve halka halka sıralanmış bileziklere rastlayamadım. Alman kadınlarının kollarında bu bilezikler yoktu. Onlar meslek öğrenerek bilezikler takmışlardı kollarına; çünkü orada her türlü tehlike için sigorta vardı. Bu olay bize hemen Hz. Peygamberin kızı Fatıma’nın kolunda altın zinciri görünce: “Kızım sen şimdi elinde altından bir ateş taşıyorsun.” Deyişini hatırlatıyordu. Zaten o da hemen bu kolyeyi satarak fakirlere sadaka etmişlerdi.

İstanbul Dersi ve meslek eğitimi bir araya gelince söylenmesi gereken çok şeyler vardır: mesela İstanbul’a Rus buğdayının gelmesi gibi (DDY Dergisi). Bunun için olacak ki Ruslar- Konya/ İstanbul demiryoluna alabildiğine engel olmuşlardır.

Güzel İstanbul’da “İstanbul Dersi” yalnız kalmamalıdır. Bir ülkede herkes yüksek öğretime giderse, meslek sahiplerinin yapacağı işler ortada kalmayacak mıdır? Kısacası İstanbul Dersi ile birlikte orada başlatılacak meslek eğitimi zamanla bütün Türkiye’ye yayılmalıdır.

Bir şehre ait ders kitabında endüstri özelliklerinin bulunuşu geçmiş ve gelecek arasındaki en güzel köprülerden birisi olacaktır. Mesela bir “Kahraman Maraş” denince akla yalnız “Sütçü İmam” gelmemelidir; oradaki el sanatlarının da bilinmesi, tanınması gençlerin geleceği için ileri bir açılım olacaktır. “Buldan” şehrimiz bugün halen tarihi başlangıcı bilinmeyen dokumacılık sanatının öncülerinden değil midir? Kalitenin geliştirilmesi ise elbette gelecek nesillerin büyük görevlerindendi.

Bir İnka ve Aztek medeniyetlerini hatırladığımız zaman ne kadar elle yapılmış sanat ürünleri varsa onlarda görülebilirdi. Düşününüz ki tepeler üzerine yapılan şehirlerin su şebekeleri dünyanın en büyük harikalarındandır. Çünkü her yerde sular aşağı aktığı halde onlarda yukarı doğru gitmektedir. Ne yazık ki bu büyük eserler Avrupalıların kılıçları ile parça parça edilmiştir. Orada bugün halen sırları çözülmeyen şekiller herhalde dünyanın büyük harikalarından olsa gerektir. Bu uygarlık harikaları korunsaydı insanlar için ne kadar yararlı olacaktı. Bunun yerine oraları işgal eden İspanyol askerileri sadece insan boğazlamışlar ve yeri göğü kana bulamışlardır. Yüce İslam dini ise “Tarlalardaki ekinleri (bile)çiğnemeyi kesinlikle yasak etmiştir.”

Çok yakın zamanlarda Türk halkı her yoksulluğu yaşadı. Sonra bunun adını “Halkın savaşa girmemesi, korunması” olarak nitelediler. Oysa halkın tarlasını ekecek işe yarar bir aleti bile yoktu. Avrupalı ürününü en modern aletlerle kaldırırken bizimkilere sadece kara saban kalmıştı. Tüm bu işler aslında okulda başlayacak meslek eğitimine dayanmalıydı. Oysa görünüşe göre okullar vardı. Hâlbuki ilkokulu bitiren öğrenciye tohum saçmayı bile öğretemiyorlardı. Yöneticiler yalnız kendi karınlarını doyurmaya bakmamalıydı. Yalnız AOÇ tarlaları traktörle sürülmemeliydi. Traktörler hemen fabrikalarda yapılmalı ve bütün yurt sathına dağıtılmalıydı. Tarım, otomobil, sağlık, dokumacılık, balıkçılık, kâğıtçılık, eğitim, savunma, elektrikçilik alanlarında milyonlarca insan ekmek bulabilmeliydi. Türkiye bütün bu alanlarda yönünü batıya çevirmişti. Her nedense batılı, bu alanlarda gelişmiş, savaşlar yapmış, maalesef milyonlarca insanı katletmişse de bizdeki yöneticiler her alanda halen onlara muhtaç haldedirler...

Yahya Kemal şiirlerinde bu sıkıntıları ne kadar güzel anlatmışken keşke endüstriye olan ihtiyacımızı da en güzel şekilde dillendirmiş olsaydı (Atik Ali Paşa semtinde bir iftar vakti).
“Bize iki şey lazım; biri mektep biri yol” diyen büyük şair Mehmet Akif ise bu sözleriyle kendisi Kahire sıcağında kavrulurken her ihtiyacımızı kucaklamıştır. Bugün Marmaraylar, Bölmeli Yollar yapılırken Marmara’nın iki yakasının bir araya geldiğini düşünmek ne büyük mutluluktur. Şimdilerde onun yaşayan insanların dualarına ihtiyacı varsa sonsuz dualarımız onunla beraberdir. Onun mektep sözü içinde eğitimin her ayrıntısını düşünmeliyiz. Mesela “Eğitim sırasında öğrencilerin yeteneklerini tanıyarak ona bu yönde eğitim verilmesi”  “- Binnen Differenzierung- Batılıların en önemli eğitim kavramıdır. Buna göre puanlandırma yapan sınıf öğretmenleri öğrencinin yüksek tahsile (Lise) veya meslek öğretimine mi gideceğini belli ederler. Yalnız şu nokta çok önemlidir. En başta Liseye ayrılmayan öğrenci gelişme gösterirse Liseye gönderilir; fakat Liseye ayrıldığı halde yeterli not alamayan öğrenci ise daha gerideki okula gönderilir.

Şu tipik örneği birlikte değerlendirelim: Almanya’da bir Türk işçisi önce kristal cam fabrikasında çalışırken işten çıkarılmıştır. Ona işi kaynakçılık olan bir fabrika gösterilmiştir. O sırada benim bu fabrikaya yolum düştü. Alman usta bana “Bu hemşerinizle işimiz zor” dedi. Yakın bir zamanda Ayvalık’ta oturan bir Almanla karşılaştım. Bu şahıs karşıdaki Midilli adasında bir kaynakçıda çalışıyordu ve onun yaptığı işi o çevrede yapacak kimse yoktu. İki olayın eğitim açısından karşılaştırılmasını size bırakıyorum.

Olaylara bakış açımızı değiştirelim: Bu işlerde herkes en ileri, en teknik ve bilimsel şekilde çalışsa ve sadece işlerinde ileri olmaya baksa bu insanlar huzur bulabilirler mi? Hayır, bulamazlar. Ancak “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız; iman etmedikçe de cennete giremezsiniz.” Gerçeğini en başta bilmeli ve onu kendimize baş tacı etmeliyiz.
17. Eğitim Şurasını şahsen sonuna kadar izledim. 18. ise Kızılcahamam’da yapıldı. Onun hakkında hiçbir şey bilmiyorum. 17.’ de meslek eğitimi üzerine hiçbir şey konuşulmadı denebilir. Türk eğitimini yönetenler ise en önde oturdukları halde hiçbir konuda eleştiride yapmadılar. Düşününüz ki Alman eğitiminde %60 meslek eğitimine gönderilen öğrenciler %40 oranında da yüksek öğretime gönderilirler. Bizde ise yüksek öğretime gönderilenlerin dışındakilerin nereye gideceği ne yapacağı belli değildir. Bu konularda 18. Şurada bile bir şey söylendiğini sanmıyorum. Uzun yıllardır eğitimin kendisinde değişen bir şey olmazken sadece rakamlar değişmektedir. Konunun  başlangıcında şehir dersleri önerisinde bulunan İstanbul Milli Eğitim Müdürü orada bu konuda bir şey söyledi mi, merak ediyorum.

Bildiğimiz bir şey varsa öğrenciler okul derslerine önem vermeseler de olur; çünkü derste yorulan öğretmenlerle birlikte dershanelere gidecekleridir nasıl olsa. Etütlerde de ders yapmak zorunda oldukları için paralarını hazırlamaları yeter. Bunların dışında özel okullar da vardır; oradaki problemleri merak edenlerin yerinde görmesi daha iyidir.

Yorum
Maalesef...
Yazar admin açık 2010-11-26 10:42:07
Bilmediğimiz teknik bir  
atak sonucu Sitemizdeki bu  
yazılar silinmiştir.  
Yeniden sunuyor, yazardan ve izleyicilerimizden özür dileriz...  
kriter

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 26-11-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85775340 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net