24-05-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow DEVLET DESTEKLERİ EKONOMİYİ KATLEDİYOR (yeniden)
DEVLET DESTEKLERİ EKONOMİYİ KATLEDİYOR (yeniden) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
26-11-2010
DEVLET DESTEKLERİ EKONOMİYİ KATLEDİYOR
                                                                  Raci Durcan
  Bundan on yıl önce ne anlama geldiğini kimsenin bilmediği Ar-Ge kısaltmasının toplumsal hayatı bu kadar derinden etkileyeceğini kimse tahmin edemezdi. Devletin İnnovasyon (yenilik) ve Ar-Ge çalışmalarına sunduğu destekleri anlatan bir seminere katılmasaydım, konuya ilgim kulaktan dolma bilgilerle kalacaktı.

   Devletlerin bazı faaliyetlerini teşvik maksadıyla özel firmaların işlerini kolaylaştırdığı, gerektiğinde maddi kaynak aktardığı eskiden beri bilinen bir konudur. Bu tür desteklerin arkasında koşanlar ülkemizde genellikle büyük firmalar olmuştur. Türkiye’de yapısal bir değişikliğin olduğu
 her alanda kendini gösteriyor. Küçük üretim firmalarının ayağında giderek onları devlet desteği almaya özendirmek ve yöntemini öğretmek şimdiye kadar görmeye alışkın olmadığımız bir durumdur.

   Toplantıya katıldığımda herhangi bir önyargım yoktu. Genel ve teknik bilgiler almaya çalışırken olayın benim düşündüğümden çok farklı bir boyutu olduğu ortaya çıktı. Bir defa bu konunun bu düzeyde gündeme gelişinin ve yaygınlaştırılmak istenmesinin, Türk hükümetinin kendi başına bir kararı olmadığını anladım. Meğer Avrupa Birliği 2000 yılında Lizbon’da yaptığı toplantıda, gelişme stratejisini Ar-Ge ve İnnavasyon (yenilik) un yaygınlaşması üzerine kurmuş. Tüm firmaların Ar-Ge için sermaye ayırması, kendilerini yenilemesi ve buna bağlı olarak yeni teknolojilere uyum sağlamasını hedeflemişler. Asıl amaç sanayi kesimini bilinçlendirerek üretimi ve ona bağlı olarak istihdamı artırmakmış.

   Çizilen hedef ve yapılanlara baktığınızda olumsuz bir nokta görmek mümkün değil. Fakat toplantı boyunca zihnime takılan onlarca sorunun cevabını bulamadım. Toplantı sonunda oluşturduğum şablonum konuyu kendi içinde çelişkiye düşmeden çözüyordu.

    Giriş bölümünde ülkelerin rekabetçilik sıralamasındaki yerleri tabloda görüntülendi. Listenin zirvesindeki A.B.D.’ den hocamız gıptayla bahsetti. Türkiye 46. sırada görünüyordu. Bu dahi hocamıza göre abartılıyda, daha aşağılarda olmalıydık! Firmaların rekabetçi olmaları, en önemli stratejik hedef olarak önümüze konulmuştu. Hocamız Türkiye’deki ihracatın ithalatı karşılama oranının sadece %57 olduğundan bahisle durumun vahametini gözler önüne serdi. Söz alarak normal bir işletmenin böyle bir duruma ancak 2-3 yıl dayanabileceğini, ülkemizin nasıl ayakta kaldığını sordum. Öyle ya! Gideriniz gelirinizin yarısı kadarsa ve hala ayakta kalıyorsanız bunun bir açıklaması olmalıydı. Fark, Turizm vs. gelirlerinden karşılanıyormuş. Turizmden bu kadar gelir elde edildiğini bilmiyordum. Vesaire gelirlerin ne anlama geldiğini, ülkelerin ticaret ve turizm dışında başka nereden para kazanabildiklerini sormadım. Açıklanması gereken diğer nokta; rekabetçilikte birinci sırada bulunan A.B.D.’nin dış borç sıralamasında da birinci sırada olmasıydı. Bize rekabetçi olmamız tavsiye edilirken örnek gösterilen A.B.D. bunu başardığı halde en borçlu ülke oluyordu. Böylece niçin rekabetçi olmak gerektiği konusu havada kalıyordu. Bu çelişkiyi sorduğumda A.B.D.’nin dünyanın en büyük ordusuna sahip olduğu, bastırdığı dolarları herkesin talep etmek zorunda olduğu anlatıldı. Öyleyse dersin geri kalanı anlamsızlaşıyordu. Sözünüzü geçirebilmek için rekabetçi olmanız değil; aksine rekabet edilemeyecek kadar güçlü olmanız gerekiyordu. Üstelik bunun yolu sanayiden geçiyorsa bile bu bizim ilgilendiğimiz sanayi dalı değil; silah sanayi olmalıydı.

   Önümüzdeki dönemde devletlerin iş piyasaları üzerinde daha dominant olacakları, istedikleri alanları destekleyip istemediklerini alaşağı edecekleri anlaşılıyor. Kime destek verirseniz o büyüyecek, diğerleri güdük kalacaktır. Devletlerin parası yoktur. Bu destekleri halktan topladıkları vergilerle sağlamaktadırlar. Vergi veren kişi ayakta ve işini yürüten kişidir. İşini bilen ve yürüten birisinden para alıp, ne yapacağı belli olmayan kişi ve kuruluşlara aktarmak ne kadar insaflıdır? Destek vermek için onca kurum ve karmaşık prosedür inşa edileceğine daha basit bir çözüm bulunamaz mı? Mesele istihdam artışı ise, vergi veren kuruluşlar bunu zaten yapıyorlar. Onlardan daha az vergi alarak devlet teşvik sağlasa, bu konu daha basit ve adaletli çözülmüş olmaz mı? Kime teşvik verilmesi gerektiği bir muamma olarak ortada kalmaktadır. Var olan kayırma ve usulsüzlük şikâyetleri bu uygulamalardan sonra artacaktır. Verilen birkaç örnekte, bazı kurumlarda milyonlarca liranın biriktiği halde desteklenmeye değer proje olmaması nedeniyle devlet kasasında paranın bekletildiği, faize yatırıldığı söylendi. Hatta bir kuruluş kendilerine bu paralarla muhteşem bir bina yaptırmış. Adı adaletle başlayan bir partinin mensubu olarak hükümettekiler böylesi durumları ön göremiyor mu? Yoksa Avrupa’nın Lizbon’da almış olduğu piyasaları kontrol stratejisine katılım yapmak zorunda mı kalmaktadırlar? Değilse bu basiretsizlik nedir? Bu uygulamalar ülkemizin ekonomik yapısını kökten değiştirecek, özel şirketleri dahi devlete bağlı ve bağımlı hale getirecektir.

    Ar_Ge ve innavasyon çalışmalarındaki kritik noktalardan biri, bu desteği almanız için ne yapacağınızı en ince ayrıntılarına kadar açıklamak zorunda kalmanızdır. Tüm bilgileri uzmanlar önünde açıklamazsanız destek alamıyorsunuz. Açıkladığınız bu bilgilerin başkalarının eline geçmemesinden sizi emin kılacak bir yöntem göremedim. İlgililere güvenmemiz gerekiyormuş. Coca-Cola’nın yetkilileri niye güvenmiyorlar, formüllerini saklama gereği duyuyorlar diye düşündüğümde mantıklı bir açıklama duyamadım. Önemli bir şey bulan hiç kimse bunu başkasıyla paylaşmayı tercih etmez. Dünyadaki patent enstitülerinin, büyük devletlere bilgi sağlamak amacıyla hareket ettiğini yetkili ve konuyu bilen bir ağızdan duymuştum. Buluşunuzu korumak için patent enstitüsüne vereceksiniz. Peki oradan nasıl korunacaksınız?

   Sanayi devrimiyle birlikte güç, uluslararası şirketlerin eline geçti. Geliştirdikleri her mamulle çok büyük zenginlikler elde ettiler. Tabii olarak bunu yönetimler üzerinde söz sahibi olarak kullandılar. Dünya üzerinde on binlerce yıldır yönetici sınıf olarak askerlik kurumu vardır. Onlara bazen din ve bilim adamlarının katıldığı olmuştur. Fakat ilk defa sanayi devrimiyle tüccar kesimin yönetimler üzerinde bu kadar etkin olduğunu gördük. Şimdi tersine bir hareketle tüccar sınıfın bu etkisinin kırılacağı; bilgiyi sınırsızca kullanıp istediklerini üreterek güç sahibi olmalarının önüne geçileceği anlaşılıyor. Aslında devletlerin bu türden mekanizmaları zaten vardı. Şirketlerin gelir vergisi oranlarıyla oynayarak üzerlerinde kontrol sağlayabiliyordu. Ya da uyguladıkları vergi sitemiyle ayakta kalmak isteyen herkesi usulsüzlük yapma mecburiyetinde bırakıyorlardı. Kendi malını devletten çalmak zorunda kalan şirket de kanunlar önünde boyunları kıldan ince oluyordu. Lizbon kararlarıyla bu tedbirlerin daha öteye götürüleceği, kontrol alanının genişletileceği anlaşılıyor.

     Gelişmeler, insanlığın geleceğini etkileyecek çok önemli bilimsel buluşların kapımızda olduğunu düşündürüyor. İnsanoğlu bu zorlukları da yenecek, bilimin insanlığa hizmeti sınırlandırılamayacaktır. Avrupa birliğini tam kontrolünde tutan Büyük Britanya imparatorluğunun olağanüstü gücüne rağmen!

     Karar mevkiinde olanların tersi yönde hareket ederek insanlığın önünü açmalarını tercih ederdik. Medeniyetler buluşması derken bunun lafta kalmadığını, içinin doldurularak farklı bir medeniyet peşinde olduklarını göstermeleri gerekirdi. Piyasaları devlete bağımlı hale getirme stratejinin bilinçli bir tercihten çok; mecburiyet ya da basiretsizlikten kaynaklanmış olmasını diliyoruz. Tersi bir durumda ülkemiz bu badireyi zor atlatır.

Yorum
Yazar admin açık 2010-11-26 10:32:41
Daha önce yayınladığımız ve fakat  
Bilmediğimiz teknik bir  
atak sonucu silinmiş olan bu yazıyı  
yeniden sunuyoruz.  
Yazardan ve izleyicilerimizden özür dileriz...  
kriter

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 26-11-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
112648211 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net