24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow Peygambersiz Kuran
Peygambersiz Kuran PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 8
KötüÇok iyi 
Yazar Bahattin BİLHAN(*)   
15-10-2010

Peygambersiz Kur’an

                                                      Bahattin BİLHAN(*)                                             
   Allah’ın Yüce Kitabı, Aziz Peygamberimizin şu özelliklerini gayet açık olarak ifade etmektedir:
   “Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” ( Enbiya: 107)
   “Andolsun ki, Resulullah’ta, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar, Allah’ı çok zikredenler için en güzel bir örnek vardır”.(Ahzab: 21)
   “Sana da bu Zikri/Kur’an’ı vahy ettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık-seçik bildiresin de iyi düşünebilesiniz” ( Nahl: 44)
     Bu ayetlerden iyi anlıyoruz ki, Müslüman’ların Peygamber’i, Peygamber’in sünnetini iyi tanımaları zarureti vardır. Bu, Yüce Kitabın bize emridir. Çünkü Peygamber’in âlemlere rahmet
olduğunu, insanlar için güzel bir örnek olduğunu ve Allah’ın kitabını açıklama görevi olduğunu Kur’an bize haber vermektedir..

Bu özelliklere sahip olan Allah Elçisinin sünneti, elbette Müslümanlar için çok önemli ve üzerinde durulması gereken bir konudur. Müslümanlar, asla o sünneti dışlayamaz. Dinlerini öğrenmek için her zaman sünnete ihtiyaçları vardır.  O’nun din konusundaki yaşamı, Kur’an’ın sözlü veya pratik olarak yorumu ve açıklamasıdır.
  Kur’aniyyun: Kur’ancılık
   Yüz yıllardan beri, Kur’aniyyun’lar vardır, “Kur’ancılık” diyeceğimiz bu hareket çok eskidir. Bu gün, ülkemizde daha çok “mealcı” denilen bir hareketle karşılaşırız. Kur’an’ın mealini öğrenmeye çalışmak elbette çok hayırlı bir uğraştır, önemle bir ibadettir. Ancak bu kardeşlerimizin bir kısmının sünnet konusunda yanıldıklarını, ifrata vardıklarını görürüz. Bunlardan hadisleri reddedenler bile olur.
    Müslümanlara kurulan tehlikeli tuzaklardan biri de, şüphesiz ki, Hadisleri reddetmektir. İşte bu hareket, Peygamber (as)ı dışlayan bir Kur’an’cılıktır. Şu gerçeği kabullenmeyecek bir vicdan düşünülür mü?
    Kur’an’ı en iyi anlayan, en doğru anlatan ve en doğru yaşayan, onun tebliğcisi olan Allah Elçisi değil mi?. O Büyük Elçi, Allah’tan gelmiş olan vahyi, insanlara tebliğ etmekle de kalmamış, kendisi bu hükümleri öncelikle yaşamış, gelen emirleri uygulamış, yasaklardan sakınmış, ayetleri tebliğ ettiği gibi, onları açıklama görevini  yapmış, gereken yerde yorumunu da yapmıştır. Bütün bu görevleri, kur’an kendisine vermekte, O’nun Yüce zatını yetkili kılmakta, yukarıda açıkladığımız ayetin de ifade ettiği gibi, Allah’a ve ahiret gününe inananlar için Hz. Peygamber’i örnek göstermektedir.
   Kur’an’da emredilen bir ibadetin yapılış tarzını en iyi bilen de şüphesiz O’dur, insanlar, O’ndan öğrenecekler. O’nu örnek alacaklar, O’nun yaptığı gibi yapmaya çalışacaklardır. Allah Elçisini bir posta dağıtıcısına benzetmek, yanlıştır. Postacı gönderenle gönderilen arasında ancak bir ulaktır, çok kez, getirdiği havalenin içeriğinden habersiz olur. Neyi ifade ettiğini bilmez, bilmesi de gerekmez. İllaki öğreneyim diye yetkilerini aşarsa suç işlemiş olabilir. Halbuki, Allah’ın Elçileri, tebliğ ettikleri vahyi bilme durumundadırlar, hatta onu fiilen yaşama sorumluluğunu taşırlar. Mesela namazı emreden ayeti insanlara tebliğ eden Büyük Elçi, aynı emri kendisi de uygulamakla mükelleftir, yani kendisi de namaz kılacaktır. Namazın nasıl kılınacağını insanlara anlatacak, fiilen de gösterecek, namaza inanan müminler elbette namazı O’ndan öğrenecekler, O’nun gibi kılmaya çalışacaklardır.
 Bir yığın soru
   “Kur’ancı” diyeceğimiz bu kesim, sorar, derler ki:
   “Kur’an yeterli değil mi?”  Ve sorularına devam ederler:
   “Kur’an eksik mi? Peygamber, Allah’a ortak mı, dinin bir kısmını Allah, bir kısmını da Peygamber mi emretti, Kur’an, Allah’ın koruması altındadır ama, hadisler de Allah’ın koruması altında mı?, Hadisler, her türlü tahrife, ilaveler yapmaya açık değil mi?  Kur’an’ın bütün ayetleri tevatürle bize kadar gelmişken, buna mukabil tevatürle bize gelen 2-3 hadisten fazlası var mı?, Zaten bize kadar gelen hadislerin hepsi de şüphelidir, en çok güvenilen Buharî bile, Peygamber’den iki yüz sene sonra yazılmış değil mi?” Ve daha bir yığın sorular…
   Temiz yürek, iyi niyetle bunları soranlar vardır.  Bir çeşit kurnazlıkla bunları soranlar da vardır. “Kur’an eksik mi, yeterli değil mi?” derler. Bu soruya her Müslüman’ın vereceği cevap: “Evet Kur’an yeterlidir, eksik değildir”. Kimse bunun tersini söyleyemez. Ancak doğru olan bu söz, yanlışa alet edilmek istenmekte, yanlış yol gösterilmektedir. Peygamber (as)in açıklama yapmasını isteyen de Kur’an değil mi? Siz nasıl “Peygamber (as)in sünnetine, Kur’an’ı açıklamasına hiç gerek yoktur” dersiniz? Kur’an kendisi bize peygamber’i adres göstermiyor mu?. (Bak Nahl: 44) Demek ki, Kur’an’a göre, Allah’ı ve ahiret gününü umar olanların, Allah’ı zikredenlerin, Peygamber’i örnek almaları zarureti vardır.  O’nun mübarek izini takip etmeleri zarureti vardır. Unutmamak lâzım ki, birçok ayette, Allah’a itaat emri yanında Resul’e itaat da emredilmektedir. İşte bir kaç Ayet Meali:
   “De ki, Allah’a ve Resul’e itaat edin, eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah küfre sapanları sevmez” (Al-i İmran: 32) Aynı surede:
   “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin ki, merhamet olunasınız” (132)  Maide suresinde: “Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin, (itaatsızlıktan) sakının. Eğer yüz çevirecek olursanız, bilin ki, Rasûlümüz’e düşen, sadece apaçık bir tebliğdir” (Maide: 92) Muhammed Suresinde:
   “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin, amellerinizi boşa çıkarmayın” (Muhammed: 33)  Nur Suresinde:
   “De ki: “Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin” Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, ona yüklenen sorumluluk ancak ona ait, size yüklenen görevin sorumluluğu da size aittir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yola erersiniz. Peygamber’e düşen, apaçık bir tebliğdir” (Nur: 54) Yine aynı Surede:
   “Ey inananlar! Peygamber’in sizi çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. İçinizden birbirini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah bilir. Artık onun emrine muhalefet edenler, başlarına bir belanın gelmesinden veya elem dolu bir azaba uğramaktan sakınsınlar” (Nur: 63)
   Haşr Suresinde: “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının. Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın azabı çetindir” (Haşr: 7) Peygamber (as)in buyruklarına uymanın, O’nun yüce sünnetini izlemenin gerektiğini emreden daha birçok hükümler Kur’an’da vardır. (Bak Enfal: 1-20-46, Nur: 54-56, Mücadele: 13, Teğabün: 12-16, Nisa: 13-64-69)
   Görüldüğü gibi, Kur’an’ın emri, çok açık ve nettir. Peygamber’e itaat emredilmektedir. “Bütün bu emirler, bir Peygamber olarak değil de bir yönetici olarak verdiği direktiflere uymayı emreden ayetlerdir” denemez. O zaman, Peygamber (as)in vefatından sonra bu emirlerin geçerlilik süresinin dolmuş olması gerekmez mi?! Çünkü Allah Resulü, vefat etmiş, yerine Ebu Bekir veya bir başkası geçmiştir, Peygamber, yönetimin başında değil!
   İşte bu ayetler açıkça Peygamber’e itaati emretmektedir. Bu emirler süreli değildir, kıyamete kadar geçerlidir. Peygamber (as), dini hükümleri nasıl yaşadıysa, nasıl anlattıysa bütün Müslümanlar, O’na uymakla görevlidir.
   İbadette, Peygamber (as)a uymak, O’nun yaptığı gibi, O’nun öğrettiği gibi ibadet etmek lâzımdır. Peygamber (as)ın yaptığından örneği olmayan bir iş, zaten ibadet olamaz. Yani bir insan, kendi düşünce ve görüşüyle bir ibadet ihdas etme yetkisine sahip değildir, hatta Peygamber (as) de kendi istek ve arzusuyla bir söz söylemiş veya bir ibadet ihdas etmiş değildir. Kendi istek ve şahsi arzuya göre konuşmak,  “heva” olur. Rahmat Peygamber’i “heva”dan konuşmuş değildir. Buna âlemlerin Rabbi, şahitlik etmekte, şöyle demektedir:
   “(Muhammed), kendiliğinden, kendi arzusundan konuşmaz. (O’nun konuşması) indirilmiş bir vahiyden başkası değildir” (Necm: 3-4)
   Peygamber (as)in yaptığı ibadetlerin bir kısmı farz ibadetlerdir. Onların yapılmasını Allah emretmiştir. Bir kısmına da “tetavvu” denir. Onları yapıp yapmamada Peygamber serbest bırakılmıştır.
   Peygamber (as)ın insanlara dini öğretirken söylediği hiçbir sözü, gereksiz ve “heva” değildir. Ancak “Peygambersiz Kur’an” iddiası hevadır, nefsani bir üretimdir. Allah’ın Kitabından asla onay almaz. Çünkü Allah’ın Kitabı, Peygamber (as)a bu kitabı açıklama görevi vermiştir.   Bu demektir ki:
   Allah’ın Kitabı, “Kitab-ı Mübin”dir ama, yine Peygamber’in bazı ayetleri açıklamasına gerek vardır, şayet gerek olmasaydı, “Kendilerine indirileni açıklaman için sana bu Kur’an’ı indirdik” (Nahl: 44) denmezdi.
   İnsanların da Peygamber (as)in açıklamasına ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaç olmasaydı, açıklama istenmezdi, istenmesi de gereksiz olurdu, Allah gereksiz sözü söylemekten münezzehtir.
   “Peygambersiz Kur’an” iddiasının tutarlı yanı olamaz. Aklını işleten böyle bir yanlışa düşmekten sakınmalı, vaktini de tutarsız ve boş şeylerle heder etmemelidir.
   Hindistan’da “Gulam Nebi” adında bir zat, “Peygamber’in kulu” anlamına gelen adını büyük bir isabetle değiştirerek “Allah’ın kulu” anlamına gelen Abdullah’a çevirmişti. Abdullah Çekralevi diye ün yapmış olan bu zat, önceleri sünneti Kur’an’a tercih etme yanlışını yapmaktayken, sonra  “Peygambersiz Kur’an” iddiasına ömrünü harcamış, aynı tezi savunan “Ahmedullah” gibi bazı arkadaşları da bu akıma katılmışlardı. Abdullah Çekralevi ile Ahmedullah, Peygamber (as)in sözlerini kabul etmek istememişler, “Kur’an’ın yeterli” olduğu tezinde ittifak etmişlerdi. Ancak konuyu açıklama ve izah etme hususunda onlar da anlaşamamış, çok ihtilaflar ortaya çıkmıştır. Abdullah Çekralevi de, ifrat derecesinde, hadis taraftarıydı. Ünlü hadis âlimi Nezir Hüseyin’den ders alıyor, neredeyse hadisleri Kur’an’a tercih etmek istiyordu. Kadılık görevini yapan Amcasıyla bu konuda tartışmış, ancak Kadı’nın etkisinde kalmış olacak ki, kuyu bir “Kur’ancı” oluvermiş, hadislerin dinde hiçbir değer taşımadığı iddiasında bulunmuştur.
   Gerçek şu ki, Kur’an’ı anlamamız, Kur’an’dan yararlanmamız için her zaman hadislere, Allah Elçisinin açıklamasına ihtiyacımız vardır.

Yorum
Her söyleminizde "öteki" olmak zorunda m
Yazar sefmus açık 2010-10-16 16:21:10
 
 
Eleştirilere kinaye birbirini teyid eden iki yazı.Alah ecrinizi versin.. 
Ama bütün bu çabalar bizim söz söyleme hakkımızı elimizden alacak içeriğe sahip mi değil mi bakalım! 
 
Şunu kabul edin artık, şimdinin enformatik dünyasında, her şeyin birbiri içine girdiği bir vasatta doğrudan hadisleri reddetmek diye bir şey söz konusu değil. 
Onlar,hayatın dışında bir yerlerde değiller ki.. 
Müslümanlık iddiasında bulunan her bireyin söyleminde mündemiç olan şeyler.. 
İnkarı,şüphe oluşturmayı ateistler,agnostikler,septikler vs. yapıyor ki bunu söylemekten kastım,o tür insanların eserlerinde ve şimdinin sanal alemindeki blog/sitelerinde tefsirlere,hadis külliyatına dair yaptıkları saldırıları hatırlatmak.. 
Şimdinin iman eden insanının yapmaya çalıştığı şey, elan elde bulunanların Kur’an’ın ana temasına ne kadar uyup uymadığının tahlil etmektir. 
Siz herhalde şunu demiyorsunuzdur:”Hadis mecmualarında bulunan her hadis doğrudan Hz. Muhammed’in kavlidir, kastıdır, muradıdır.” 
 
Burada bana göre bir usül hatası var.. 
Ayetlerin indiği bağlam ve muhatap zümrenin ne’liği konusuna girilmek istenmiyor nedense.. 
Halbuki Resule itaatle ilgili ayetler, ilk elden olayları fiilen yaşayan inanan ve inanmayanları ilgilendiren bir meseledir... 
Bin dört yüz yıl sonrası insanı içinse ne kastedildiğinin sorgulanması esastır ki burada tefsir,hadis ve fıkıh usulü devreye girer.. 
Derler ki:”Eğer Buhari veya Müslim biraz daha fazla yaşasalardı bugün elimizde Sahihayn diye bir şey olmazdı!”.. 
Aklınıza yatıp yatmadığını bilemem ama isimleri anılan iki merhumun hadis usulü konusunda ne kadar titiz olduklarını ifade eden sözlerdir bunlar. Ve nitekim sonraki âlimler ve şimdiki yeni yetmeler oralarda bir hayli mevzu hadis olduğunu delilleriyle ortaya koymuşlar.(Yeni yetme örneği H.Kırbaşoğlu!) 
Tahmin ederim ki sizin gözünüzde kıymet-i harbiyesi yoktur.. 
Yanılıyorsam düzeltirsiniz.. 
Buradan geriye hareketle, hadis, siyer ve siret malzemelerin zaaflardan arî olduğunu söylemeniz cesaret isteyen bir iştir. 
Tefsir ve meallere bu zaaflardan neler taşındığı konusu da yine tefsir usulcülerinin ve dil bilimcilerinin işi ve oralardan okuduğumuza göre hiçbir şey göründüğü gibi de değil... 
Bütün bunları söylemek paradoks oluşturmak, hadisleri ve diğer kaynakları toptan reddetmek olarak algılanmamalı.. 
Ama ne hikmetse öyle anlaşılıyor. 
İman etmek, iman edilenin va’zını da okumayı ve anlamayı gerektirir. 
Ama bugün insanların iman etme eylemi ne doğrudan Kur’an okuyarak,ne de doğrudan hadis okuyarak oluyor değil..Vahyin,hayatı kuşatan yönlerinin insan aklı tarafından keşfedilmesi,müşahede edilmesinin akabinde gelişen bir olaydır.. 
Bu tarifi zor bir durumdur ve kişiye özeldir. 
Neticede iman eden insanlardır ancak neye iman ettiklerini usulüne dair araştırmaya çalışacak olanlar da yine onlar olmak zorundadır.. 
Yani okuma ve araştırma,imanı sağlam ve sahih bilgiye yaslama sonraki iştir.. 
Vahyin ilk inzal oluşundan sonra geçen yirmi üç yıllık süre size neyi çağrıştırıyor? 
Tedricilik denilen şey vahyin gelişini ve o günün insanın terbiye edilmesini,sonunda dinin tamamlanmasını ilgilendirdiği kadar, şimdinin insan aklının onu anlaması ve eyleme geçirme sürecini de ilgilendirir. 
İman etmeyi, Kur’an’ı okuma ve anlamayı, sünnet yani aslında sünnetullah denilen ve hepsini şamil bir realiteyi kategorize ederseniz işin içinden çıkamazsınız.Yani ne sünnet vahiyden bağımsızdır,ne de şimdi elde bulunan Kur’an metni sünnetten ayrıdır.Her ikisi birbirlerinin mütemmimidir.Ayırdığınızda,kategorize ettiğinizde hayatın dışına iteklersiniz.. 
Bir başka garip bir durum vardır ki görmezden gelmek,yok saymak çözüm değildir.. 
İ.Arsel,T.Dursun ve şimdi onların takipçisi durumunda olanların sahihayn denilen kaynaklardan bulup insanların önlerine koydukları mevzu veriler güven sarsılmasına yol açmaktadır ve şimdinin enformatik dünyasında insanları etkilemektedirler.. 
Yani siz bir şekilde Müslüman olanları öpüp başınıza koyun ve sonrasında islamdandır diye pazarlanan ıvır zıvırları İslam düşünce geleneğinden ayıklamaya koyulun.. 
Sizin Kur’niyyun şu bu dedikleriniz kadim İslam kültürünün renklerinden başka bir şey değildir.. 
Hadi buyurun,önce kaynak denilen şeylerden saçmalıkları elimine edin bir bir.. 
Boş verin Müslümanların Kur’ancı,mealci şucu bucu olmalarını.. 
Niyeti samimi olanlara Allah yardım eder merak etmeyin ki bunu zaten O’ söylüyor.. 
 
Şimdilik son söz olarak;kendinizin İslam düşüncesine dair kabullerinizi,ben böyle biliyor ve böyle düşünüyorum diye yola çıkarak paylaşın insanlarla.Daha makalenizin başında “öteki” ni masaya yatırarak söze başlamanız,tepkiselliğe yol açmaktan başka bir işe yaramayacaktır,şekil “A” da görüldüğü üzre.. 
Allah’a emanet olun.. 
 
Öteki
Yazar halil erdogmuş açık 2010-10-29 10:05:05
Şekil 'A' eklenmemiş, ben göremedim. 
Öteki kavramı Kuranın yasakladığı bir kavram mıdır? Sayın sefmus bu açıdan konuya açıklık getirebilir mi? 
Mealcilik
Yazar arda açık 2010-11-10 00:44:54
Geçen bir sohbette muhterem bır hocamız mealcileri ormanda balta ile agaç keserek mobilya yapmaya çalışanlara benzetti. 
Selam sizlere.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 15-10-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554708 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net