05-10-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
ÖLÜM BİLE AŞK İLE (Kriterin Misyonu-1) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami ÇEKMEGİL   
27-02-2006
      Image
    ÖLÜM BİLE AŞK İLE (Alaaddin KÜRÜN anısına)

                                      M. Selami ÇEKMEGİL
   Şu sıra Ankara Kızılay’da, ya da Sıhhiye’de kitap-dergi satış mağazalarına uğrayabilirseniz bir bakınız ve sayınız; aynı mesajın, liyakatli veya liyakatsiz yayınını yapan 40’a yakın dergi sayarsınız. Bunlar ne derece dergidir, ne derece sahiplendikleri mesaja layıktırlar ayrı mesele...  Ama irili ufaklı bunların bir çoğu bu ülkenin çocukları tarafından, bu ülkenin bitimsiz mutluluğunu hedeflemek iddiasında bu kadar dergi... Filozof Cemil Meriç’in “Kapanan her dergi, kaybedilen bir meydan savaşıdır” sözünü anımsarsanız bunun ifade ettiği espriyi daha iyi dile getirmeniz mümkün olur sanıyorum.
     
 Bir vakitler böyle miydi ya?.. Ülke evlatlarının susmuş olduğu, neredeyse nefes almaya bile hasret kaldığı bir dönemde, 1976 yılında şafağa yakın üç beş yıldızın süslediği semada, hep rahmetle andığımız, gerçek mü’min, isimsiz kahraman örneği fedakar, vakur ve asil kardeşimiz Alaaddin Kürün‘ün sahipliğinde, kara bulutları delercesine bir fikir güneşinin doğuşuna şahit olmuştuk. Bu güneşin bulutları delen huzmelerinde “Kriter” diye bir başlık okumuştuk.

     Kriter, en köklü davanın yepyeni organı olarak üstüne doğduğu fikir platformunda M.Said Çekmegil’den Prof. Dr. Emin Bilgiç’e, Nuri Birtek’ten, Bahaeddin Yediyıldız’a Mehmet Uytun’dan Abdullah Öztemiz’e, Bahaeddin Bilhan’dan Mikail Bayram ‘a kadar çok geniş bir yelpazenin nefesleriyle “tevhid” çerağını tutuşturmuş ve beş dilden tercüme potansiyeli ile de cüssesinin küçüklüğüne rağmen dev bir ekol oluşturmuştu.

      Bugün size ekolün edebi yönünden bahsedecek, daha doğrusu onun edebiyat alanından sadece şiirsel boyutuna ışık tutan bir ayna sunacağım. Bu platformda yer alan Rahmetli İsmail Hakkı Başer, Erdem Şentürk ve Metin Önal Mengüşoğlu’ndan ayrı bir yazıda söz edeceğim için, bugün sizi, başta Bayram Karaçor olmak üzere Sabri Kelemeroğlu, Sermet Salih, Sıddık Tarık Bora, Mehmet S.Selçuk gibi şairlerin şiir kervanı ile, artık hercümerç hale gelmiş belirsizlik ortamımızdan alarak şiirsel duygu limanına taşıyacak ve orada sizi Hasannebioğlu Cumali Ünaldı ile buluşturacağım.

      Kriter aslında fikir iklimimizde yeşeren bir ümitti. Bu ümidi Mehmet S.Selçuk şöyle tasvir ediyor:

      Yeşeren Ümit
      Şehit ekili toprak altından
      Yemyeşil filizler beliriyor,
      Güneş yeniden doğmak için ufukta
      Tunç renklerini dökerek batıyor 
      Çırpınıp duruyor ipek kanatlı kelebek,
      Aynalarda yıkanıyor bir melek
      Boşuna gitmedi olanca emek
      Kentten uzakta bir çoban
      Karışan saçlarını tarıyor 
      Kulak ver arzın kalbine
      Umutlar taşıyor baksana ahengine
      Sen hayale dalma da yine
      Dünya afakı aydınlatmak için yanıyor. 

      Bu kadar yağmur duası boşuna mı
      Çakan şimşekler altında
      Biriken göz yaşlarımız yağıyor
      Bir çocuk gelecek günlerden habersiz
      Ağlıyor... 

      Bu ümid, içinde bir tahassür, bir nostalji (özlem) de taşıyor. Seydi Hocagil’in anlatımıyla bu tahassür ve bu nostalji, eskimez yeni iklimindeki tabii hayatta dinlediğimiz seslere idi: 

      Sesler
      Su sesi çağlardı kulağımızda
      Borularda akıp gitti
      Para sesi vardı cüzdanımızda
      Kağıtlar yerini aldı bitti 
 
      Bir ses daha vardı
      İliklerimize kadar akardı
      Alkole buladılar
      Mikrofonlar eritti 

      Lahuti bir nağme eserdi
      Dünyamızda
      Onu şükürsüzlük yedi bitirdi 
      Pekmez köyde varsa var
      Bal parmağı uzunda 
      Küheylan atlar artık antika
      Eşeğin arkadaşlığı Barış Manço’da 

      Göğü uçaklar
      Denizi torpidolar
      Yeri fabrikalar öğüttü 
      Mekanik bir dünya geldi
      Tabii dünyamızı itti. 

      Bizde felsefe ile tefekkür çoklukla birbirine karıştırılır ve ihyacı tefekkürün önünü kesmek için topluma çoklukla hiçleşme felsefesi sunulur. İhyacı tefekküre yol vermek için bu felsefeyi öldürmek gerekiyordu. Bu görevi de ta Malatya’dan, gömülü olduğu çimento ve dolmakalemler yığını arasından el uzatan merhum Sabri Kelemeroğlu üstlenmiştir.  Her sayı bıkmaksızın şiirle felsefeyi öldürmek onun işiydi: 

      Felsefenin Ölümü 

      Bir tırtılın kelebek olup uçuşundaki
      Gizli başkalaşma ne?
      Hiç de mi bakmamıştın
      Haykırmadan çatlamış temmuz böceklerine 
      Olaylara olumsuz bir açıdan bakmışsa,
      Bir düşünce çemberi ortasında kalmışsa,
      Kim gizlemiş dünyayı
      Epikür’e Darwin’e?.. 

      Ama,  
      Zelzeleyi
      Ağlayan anneler
      Susan nineler
      Ara sıra bağrışan bebeler
      Simgelediler 

      Mahzun çocuklar
      Yarınından habersiz

      Babalarsa
      Onun geleceğinden
      Umutsuz 

      Gözyaşın teninde kaslın
      Azmin boşa gitmez
      Ve rahmet etsin
      Esirgeyen bağışlayan
      Bil ki,
      Gidenler gelmez. 

      Diyen Sermet Salih küçücük elleriyle boş durur muydu hiç... Durmazdı... Onun babası Selahattin Çekmegil’di... Selahaddin-i Eyyubi gibi, haçlı kaltabanı Aslan Yürekli Rişar’ın karşısında kesilmez sanılan ipeği hem de kalemle kesmek konumundaydı ama, bunun yolunu halkımıza kabir azabı çektiren hurafe işkencesine yeterlik önergesi veren Sıddık Tarık Bora göstermişti: 

     Yeterlilik Önergesi
     
      Önce kendini değiştir artık
      Kur’an ateşini tutuştur
      Göller gibi durgun yüreğinde
      Hak ile eylemi buluştur

      Yak ve temizle ad değiştirmiş cahiliye kalıntılarını
      Koy yağsın üstüne üstüne yağmurlar… 
      Kaç yüzyıllık umutsuzluk getiren umudun
      Bilgisizlik de esirlik de getirdi

      Yeter artık Mehdi’yi bunca beklediğin
      Sana yazılmaz ki sevabı gayretinin
      Gökten inse bile resulümüz İsa
      Her Müslüman bir mehdidir, artık anlasana 

      Ayetleri düşünmeden okuduğun artık yeter;
      Aynı hüner teyp bantlarında bile var
      Üstelik sevap ummuyor onlar... 

      Ama Kriter’in asıl itirazını, fazilet örneği Bayram Karaçor kardeşimiz dile getiriyor; korkularımızın temeli kutsallık telaşına o karşı çıkıyor. Tepkisiz toplumun arka planındaki psikolojik gerçek onun mısralarında dile geliyor: 

      Kutsallık Telaşı 

      Kutsaldı ekmek
      Kutsaldı saçına nazarlık takılan çocuk
      Kutsaldı üzerinde mum yakılan mezar 

      Akşamları çiğnenen sakız
      İçinde konuşulan mescid…
      Karşısında kahve içilen baba için
      Sol canipteki melek
      Ne günahlar yazar
      Ne günahlar...

      Hangi yöne çevirsem yüzümü
      Üstü yeşilli kutsal bir şey görürdüm;
      Titrerdim, ürperirdim.. 

      Beni mahveden şu kutsallık telaşı
      Bir sıtma gibi
      Bir kriz gibi gelince
      Geçerdim türbelerden sessizce... 

      Fakat yazımı, Kriter’in misyonunu formüle edip; yayın dünyasına: 
 
 
 

     Geldik- Gideriz 

      Geç buluştuk, az konuştuk ama biz,
      Kalpten kalbe olsa yine söyleriz,
      Sussak susmasak da biz kriteriz
      Hak yolda olana selam eyleriz. 

      diyerek Mukız Ozan ‘la -yeniden doğmak üzere- veda eden bu “fikir güneşi”nin kurucusu rahmetli Alaaddin Gürün’ü duayla ululayan şair Hasannebioğlu Cumali Ünaldı’nın “Ölüm Bile Aşk İle” isimli şiir kitabından aldığım güzel şiiriyle, noktalayacağım. Cumali Ünaldı demek ki bizden çok daha vefalıymış, bu açık: 

      Gözyumma
      (Alaaddin Kürün için) 

      Sanki
      Ayağını bastığın yerden başlardı
      Yerküre dönmeye

      Gök soluklandığın kadardı
      Başkalarının devletiydi dağın eteğindeki şehir
      Yalnızca sen yürürdün caddelerinde

      Ömür
      Sadece seni akıtan nehirdi
      Ey yürek kalıplarıyla biçip
      Yiğit ve kavi
      Aşkile teğelleyen terzi 
      Yazları at sidiği, gübre, ayak kokusu
      Toprak duvara serpilmiş su kokan
      Kışları
      Kaysı çekirdeği kabuğu çıtır çıtır
      Meşe odunu yanan sobalarda
      Kıvrılan dumanların eğittiği çocukluğun
      Bu karanlığın / bu izbe/ bu unutulmuş ülkesinde
      Cıvıl cıvıl yüreğiyle
      Oynaşı sokaklarda kalan küçük çırak

      Ancak
      Sineklerle eğlenebildiğin
      Ve ancak
      Kuytulu böcekleri bildiğin
      İlik açıp düğme diktiğin
     dükkanların
      arka bölmesinden
      yüzlerce yıllık bir çıraklıktan sonra 
      yeryüzüne fırladın

      çıktın
      ve gördün ki
      kabına sığmıyordu dünya
      onun ‘çün mü
      sen de sığmadın dünya’ya

      Seni en çok
      Dağlarda tek başına
      İnatla
      Kayalardan fışkıran
      Yalnız ağaçlar mı
      Anlatmalı insanlara ? 

      Hem ölüme döndün yüzünü
      Hem yaşamaya
      Mevsimler birbirini kovaladı
      Yazı yaz
      Kışı kış gibi yaşadığın şehirde
      Bütün vücudunla tartıştın
      Tartıştığında
      Tekmil kalbinle durdun namaza
    
      Sana yakıştı mı ne
      Sağlığın gibi
      Hastalığın da
      Mahfice ağlamaklarınla

      Sende ölüm bir şiir gibi
      Yaz günü bir subaşı / sözgelimi Horata’da
      Ağaç gölgesi gibi
      Her kelimesiyle yerli yerinde mi?

      Ey yürek kalıplarıyla biçip
      Yiğit ve kavi
      Aşkile teğelleyip
      Sıdkile diken / ölümü berkiten terzi.
                                                          Girne (Kıbrıs), 10 Eylül 1988 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

(*)Ölüm Bile Aşk İle, Cumali Ünaldı Hasannebioğlu, 1995, Sanat Yayınları , Kürkçü Mah.Ahaveyn Kardeşler Sokak.No:3 (tel:3510340, fax:3504845), Konya 

Yorum
Yazar farukpalu açık 2012-02-16 20:48:22
Kriter ayarında bir dergi hala çıkmadı bu ülkede.Şahane yazınla bizleri mutlu ettin Selami abi ellerin dert görmesin.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 15-02-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 103 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
88006088 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net