18-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)

Bülent ECEVİT'e dair


How Nice to be 
                  remembered...
        (Sesi de açınız lütfen)
Murat Bardakçı'dan: 

Değerli yazar 
Soner YALÇIN sorup: 
Hangi Gerçek diyor!... 











 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow Sünnetsiz Namaz
Sünnetsiz Namaz PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar Bahattin BİLHAN   
16-09-2010

Sünnetsiz Namaz

                                 Bahattin BİLHAN
   Peygambersiz Kur’an olmayacağı gibi, sünnetsiz namaz, hatta sünnetsiz hiçbir ibadet düşünülemez. Mutluluk döneminin kutlu insanlarından bile Kur’an’ın tamamını anlamayanlar olurdu. Bunun tersini söylemek, zaten mümkün değildir, çünkü Kur’an’ın muhatapları her sınıftan insanlardı. Kabileler arasında lehçe değişikliği de çoktu. Lehçeler arasındaki fark da büyüktü. Konuşulan bütün lehçelere “Arapça” denirdi, ancak aralarında büyük     fark olanlar vardı, birbirinin dilini hepsinin tam anladıkları söylenemez.  Bu lehçe farkına bir kaç örnek verelim:  a) Ac’acetü Kudâa: Bunlar “Ayın” harfinden sonra gelen
“ye” harfini “cim” harfine çevirirler. “Ali” demezler “Alic” derler. “maî” değil, “maîc” derler. b) Şenşenet’ül Yemen: Bunlar, “Kaf” harfini “şin” harfiyle değiştirirler. “Lebbeyk” demezler, “Lebbeyş” derler. c) Tumtumaniyetü Himyer: Bunlar, “El” yerine “em” kullanırlar: “Er’recül” yerine “em recül” derler.  Kur’an-ı Kerim, en fasih lehçe kabul edilen Kureyş lehçesi üzere inmiştir. Diğer kabileler sayılmasa bile Kureyş’ten de herkesin Kur’an’ı tam anlaması beklenemez. Onun için birçok ayetler hakkında Peygamber’e sorular sorulmuş, Peygamber (as) da gerekli açıklamayı yapmıştır. Kur’an’ı anlamak, tefsirini yapmak isteyenler her dönemde Peygamber (as)in açıklamalarından, yani Hadislerden yararlanmışlardır. Bu bakımdan, Kur’an’ı anlamakta isabet kaydetmek ve emredilen ibadetlerin ifa tarzını öğrenmek için sünnete, yani Peygamber (as)in açıklamasına ve örnek alınmaya her zaman ihtiyaç vardır. Rahmet Peygamber’inin yol arkadaşları, her hususta, önce Allah’ın kitabını esas almışlar, sorunlarının cevabını orada aramışlar, buldukları hükmü uygulamada en ufak bir tereddüt gösteren olmamış, bu hususta gönüllerinde en  küçük bir sıkıntı, bir çekince hissetmemişlerdi. Sıkıntı duydukları zaman, derhal Peygamber’e konuyu götürmüşler, O’nun açıklamasını esas almışlardı. Şayet aradıkları cevabı Kur’an’da bulamazlarsa Peygamber (as)in sünnetinde, yani sözlerinde veya uygulamasında cevap aramışlar, aradıkları cevabı sünnette bulunca, tereddütsüz onu uygulamışlar, sünnette de cevap bulamadıkları yerde içtihatta bulunmuşlardı. Kaynaklarımız, bu prensibin Muaz bin. Cebel tarafından Allah Resulüne arz edildiğini, Allah Resulü’nün onayından geçtiğini haber verirler.

   Kur’an-ı Kerim’in emrettiği,  İslâm’ın ön gördüğü bütün ibadetlerin nasıl yapılacağını, hangi vakitte yapılacağını ve miktarını da Müslümanlar, Peygamber’den öğrenmiş, O’nu örnek almışlardır. Konuyu bir misal ile açmaya çalışalım:

   Allah’ın Yüce Kitabında, namaz dediğimiz ibadet (Bu kelime Farsçadır), “salat” kelimesiyle ifade edilmekte, ve önemle emredilmekte, bu emir, Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde tekrar edilmektedir. Namazın farz olduğunu Kur’an’dan öğreniyoruz. Bu güne kadar gelip geçen bütün ilim adamları, bütün Müslümanlar da böyle anladılar, emredilen salatın namaz olduğunda ittifak ettiler, bu konuda icma oluşmuştur.  Ancak namazın günde kaç vakit olduğunu, her vakitte kaç rekât kılınması gerektiğini, rükûun nasıl yapılacağını, emredilen secdenin neden ibaret olduğunu, hangi duaların okunması gerektiğini sünnetten,  öğrenebiliyoruz. Bunun ayrıntılar Kur’an’ın neresinde?

   Sünneti dışlayan insan, iddia ettiği gibi Kur’an’a göre namazı nasıl kılacaktır? Bunu gerçekten merak ediyoruz. Sorduğumuz iddiacılardan da bir cevap alamıyoruz. İddiacı bir zatın önüne Kur’an koyalım ve diyelim ki: “Şimdi sabah namazını kılacağız, Kur’an’ı aç, bize anlat!” Tatmin edici bir cevap alabilecek miyiz? Biliyorum ki, alamayız. Çünkü sünnet dışlanacak olursa, emredilen herhangi bir ibadetin nasıl yapılması gerektiğini bilen de olmaz. Bu konuda kimseden tatminkâr cevap da beklenmez.

    Diyen olmuştu ki, “zaten o toplum namazı, namazın nasıl kılınacağını biliyordu. Bu bakımdan, namazın nasıl kılınacağını Peygamber’den öğrenme gereği yoktu”. Onlara dedim ki, “Bu iddianızı neyle kanıtlıyorsunuz?” Makul bir cevap çıkmadı. Dedim ki: “Sizin bu iddianızın yanlış olduğunu ben size kanıtlayayım. Mekke’deki putçuların, İslâm’ın emri olan namazla bir ilgilerinin olmadığını, onların namaz diye yaptıkları ibadetin ıslık çalmak ve alkış tutmak olduğunu anlattım”. (Bak Enfal: 35)

    “Kur’aniyyun: Kur’ancılar” denen sünnet inkârcılarından bir kesim, bazı zorlamalarla namazın Kur’an’a göre, nasıl kılınacağını, iddia etmeye kalkmışlardır, ancak yorumlarına sanırım kendileri de inanmış değiller. Ünlü Kur’aniyyun Abdullah Çekralevi, meleklerin kanadından bahseden ayeti nasıl yorumluyor, ayetin meali şöyle: “Hamd, yoktan var edici olan Allah’ındır. Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan O’dur” (Fatır: 1) Ayette geçen meleklerin kanadı” ifadesi ne kadar net olduğu halde, bunu namazın rekâtları diye yorumlamasın mı?

   Sünnetin dinde yeri
   Allah’ın kitabından hemen sonra, Allah Resulü’nün sünneti yer alır. “Allah’ın Kitabı yeterli değil mi?” gibi bir söz, -Doğru da olsa- sünnetin lüzumsuz olduğunu kanıtlamış olmaz. Kur’an-ı Kerim’i okuyan, anlamak isteyen, sorunlarına Kur’an’da cevap arayan her insanın sünnete ihtiyacı olacaktır. Sünnet, Allah’ın Kitabını açıklayacak, sıkıntısı olanın yolunu aydınlatacak, sorununu çözüme kavuşturacaktır.

   Bize intikal eden Hadislerden, tevatür derecesinde kuvvetli olanı azdır, ancak fiilî sünnetten tevatür derecesinde olanı pek çoktur. Mesela Peygamber (as)in günde kaç vakit namaz kıldığı, namazı nasıl kıldığı, namazda hangi duaları okuduğu çok iyi bilinmektedir. Hiçbir tereddüde mahal kalmayacak derecede güçlü rivayetler vardır. Ancak ihtilaf eden müçtehitler, tali konularda ihtilaf etmişlerdir.

   Ashap dediğimiz, mutlu dönemin kutlu müminleri, sünnete çok önem vermişlerdi. Onların din anlayışı böyleydi. Her teşebbüsün, her tasarımın, her programın başında “Allah’ın kitabı, Peygamber’in sünneti”  diyorlardı. Yaptıkları işin bu ölçüye uyumlu olmasına dikkat ederlerdi.  Kendilerini yönlendiren, yol gösteren, heyecan kaynağı, aksiyon kaynağı kitap ve sünnetti.  Kitap ve sünnetle uyumlu olmayan hiçbir işi tasvip etmezlerdi. Biliyorlardı ki, Kitap, en doğru yolu gösterendir, sünnet, en doğru yolu açıklayandır. Biliyorlardı ki, Allah’ın Aziz Elçisi, kitabı en iyi anlayan, en iyi uygulayan, en iyi anlatandır. Ashap nesli, sünnetin muhafazası, kaybolmaması için azami dikkat göstermişlerdi. “Ben Resulüllah’tan işittim” diyeni çok kez sorgulamışlar, durumu şüpheli görüleni susturmuşlardı, iyi anlamayanı uyarmış, bu konuda konuşmalarına yasak koymuşlardı. Bu alanda Hz. Aişe’nin, Hz. Ömer’in özellikle dikkatleri takdire şayandır. Konuyu birkaç örnekle açmaya çalışalım:

   Ebu Hüreyre’nin Hadis diye anlattığı bir söz şöyledir: “Kadın, siyah köpek ve merkep namaz kılanın önünden geçerse, o kişinin namazı bozulur” Buhari ve Müslim’in yer verdiği bu sözü Hz. Aişe şiddetle reddetti. “Kadınları köpekle eşeğe denk tutmanız ne kötü şey! Kadın kötü bir hayvan mı?” dedi…

   Ez’Zerkeşî, Buharî veya Müslim’in yer verdiği 25 kadar Hadis’e Hz. Aişe’nin itiraz ettiğini iddia eder. (el-İsabe Dimeşk-Beyrut 1985)
   Yine Ebu Hüreyre’nin “Hadis” diye anlattığı bir söz:
   “Üç şeyde uğursuzluk vardır: Ev, kadın ve at!” Hz. Aişe (ra) bunu işitince öfkelendi ve dedi ki:  “Kur’an’ı Ebul Kasım’a indirene yemin olsun ki, Resulüllah asla böyle demez. Hadid suresinin 22. ayetini okumuyor musunuz? Resulüllah, cahiliye adamının üç şeyi uğursuz saydığını söyledi, Ebu Hüreyre bunu iyi anlamadı” (Üç Muhammed: 177)
   “Ölü, kendisine ağlayandan ötürü azap görür” diye rivayet edilen bir Hadis için Hz. Aişe, bunu söyleyenler, yanlış anlamışlar, Kur’an demiyor mu ki?:
   “Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın yükünü sırtlamaz”  (Necm: 38)

   Rahmet Elçisini hayattayken iman ederek görme bahtiyarlığına erenlere “Sahabi” denir. Bu topluluğun hepsinin ilim ve fıkıh adamı olduğunu sanmak yanlıştır. İletişimin çok zor olduğu, büyük ekseriyetin okuma-yazma bilmediği o dönemde İslâm’ı kabullenen herkesin Peygamber (as)in bütün sözlerini ezberlemiş olması mümkün mü? Kaldı ki, bunların bir kısmı, İslâm’ı kabul etmiş ama, Peygamber (as)in yanında birkaç saat veya daha az kalabilmişti. Birçokları, birkaç aracıdan sonra Hadisleri duymuştu. Bu bakımdan yanlış duyumlara karşı Ashap büyükleri titizlikle Hadisleri muhafaza etmeye çalışmışlardır. Ancak Hadis-i şerifleri önemsemeyen, “Peygamber demişse bize ne” diyen, “Kur’an yeterli, Hadise hiçbir ihtiyacımız yoktur” diyen olmamıştır Allah’ın kitabına ters düşen sözleri Hadis sayan zaten olmamıştır.


   Hadis denilen bir sözün gerçekten hadis olup olmadığının kritiğini yapmak, Allah Resulüne ve O’nun sünnetine saygısızlık değildir. Hz. Aişe’nin, Hz. Ömer’in Peygamber’e saygısız olduklarını düşünmek mümkün mü? Asıl saygısızlık, Peygamber (as)in demediğini O’na mal etmektir.  Bu, yalnız Peygamber’e değil, Allah’a saygısızlık, hatta Allah’a düşmanlık olur. Rahmet Peygamber’i hayattayken bile O’nun adına hadis uyduranlar olmuştu. Bu cinayet, yazık ki, günümüze kadar devam ede gelmiştir.  Hadis âlimleri, bu uydurmaları ayıklamak için çok çalışmış, çok didinmişlerdir, Bizim onlara minnet ve dua borcumuz vardır.. Uydurma sözlere “Mevzu hadis” denmiştir.
    Allah Elçisinin bu uydurmacılara karşı öfkesi ve uyarısı gayet sert olmuştu. Beni Leys kabilesine varıp Peygamber adına yalan söyleyen biri için “Allah’ın düşmanı yalan söylemiştir” demiş ve Müslümanlara şu uyarıda bulunmuştu:
   “Bile bile her kim bana isnad ederek yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın” (Bu tercüme, Merhum Ahmed Naim Beye aittir) Bu Hadis-i Şerif, güvenilir birçok Hadis kitaplarında yer almaktadır. Buharî’nin de birçok yerinde tekrarlanır. (Bak:  l Muh 39-54-59-97-103-292-479-1/104-4/401-403-404-9/190) Bu konuyu bir Ayet meali ile bitirelim:
   “Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiklerinde, inanmış bir erkekle inanmış bir kadının işlerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. Allah’a ve Resulüne isyan eden, açık bir sapıklığa batmış olur” (Ahzab: 36)

Yorum
bu iş böyle olmaz
Yazar sefmus açık 2010-09-29 13:19:58
Bak kardeşim..Din gerçekliği böyle beylik ifadelerle anlatılmaz.."Sünnet inkarcıları" ajite edici bir söylem ve kimsenin de kendisine bu sıfatı yakıştırdığını sanmıyorum.İslam dini Kur’an merkezli bir bütündür,böyle parçacı yöntemlerle sunmaya çalışırsanız,Kur'an'ı sünnet denilen ve müslüman dünyada farklı algılarla yorumlanan bir meseleye mahkum ederseniz,yaptığınız iş tebliğ değil ancak insanları dinden uzaklaştıracak bir tavır olup çıkar..En kötüsü de vahye beşeri algıları ortak koşmuş olursunuz ki herhalde bu sizin için de önemli olmalı.İslam düşüncesi tarihsel verilerden de anlaşılacağı gibi tek tip değildir ve böyle olduğuna dair kendi bilgi ve kabullerinizin yani kendi zanlarınızın belirlediği ayetleri satır aralarına yerleştirerek dayatmalarda da bulunmaya hakkınız yoktur.Paylaşmak elbette ama indi mülahazalarınızı veya tarihsel şahsiyetlerin kabullerini mutlak gerçeklik olarak sunmadan. 
Şunu kabul edin artık, yeryüzünde ne kadar Müslüman varsa o kadar İslam düşüncesi yorumu vardır, bu gerçekliği siz mi yok sayacaksınız? 
Hz. Peygamber’in rıhletinden bu yana 1400 küsur yıl geçmiş ve milyonlarca insan kendi samimiyetleri ölçüsünce ve ne kadarına ulaşmışlarsa o miktar kadar İslama dair bir şeyler söylemiş. Kalkmış birileri de söylenenleri kendi önyargıları doğrultusunda disipline etmiş. İnsanların formüle ettiği kabulleri niye Din diye başka insanların önüne koyuyorsunuz ki? 
Hz. Muhammed sağken günün mana ve önemine dair vahyedilmiş ayetleri resule itaat bağlamında alır bugüne taşırsanız, birbirlerini zıddı binlerce hadisle insanların kafasını karıştırırsınız. Herkesin şu sahihtir değildir diye hadis külliyatlarını inceleme gücü yoktur ve böyle bir şey isteme konusunda kimse salahiyet sahibi değildir. Bıraktık hadislerin farklı yorumlanmasını Kur’an tefsiri konusunda bile ortak kabuller yoktur.Onlarca meal ortada…Devasa fıkıh külliyatları,farklı ve mevzu verilerle donanmış İslam tarihi kitapları da öyle.. 
Hangi birinin üstesinden gelsin bugünün hızlı yaşamına mahkum edilmiş garibim insanlar?Bırakın da Kur’an(meal) okusunlar.Bırakın da ondan anladıklarıyla amel etsinler.Camiye gittiklerinde omuz omuza geldiklerine tabi olurlar onlar merak etmeyin.Sünnet eğer yaşam pratikleriyse bölge ve topluluklara göre spontane gelişen bir şeydir o.Öyle sizin sandığınız gibi disipline edilebilen bir olgu da değildir..İtham edici,öteki kılıcı,ajite edici,saf dışı bırakıcı,ben merkezli otoriteryen bir söylemden artık geri dursanız diyorum ben kendi fikrimce.. 
Haydi hayırlısı.. 
Doğruda iseniz!..
Yazar Melitenli açık 2010-09-30 11:07:33
Şehmuz bey, 
doğruda iseniz niye hırçınlık imajı veren bir üslüp kullanıyorsunuz. Muhterem hocamız gibi sakin ve akli olmak, daha mukni bir uslupla konuyu ele almak size ne kaybettirir ki.  
Bu öncelikli tenkidim. Yazı kendi başına yeterli ve mukni ama daha sonra imkan bulunca detay yanılgılarınızı da ayrıca ele alabileceğim sanıyorum.  
Kalın sağlıcakla değerli Şehmuz kardeşim. 
İlhami Melitenli
HIRÇINLIK İŞİMİZ DEĞİL
Yazar sefmus açık 2010-09-30 19:19:19
Sayın Melitenli hırçınlığı nereden çıkardınız? 
Yorumumuzun “sünnet inkarcıları” ifadesine ilişkin olduğunu hatırlatırım..O sözden yola çıkarak ”öteki” mevhumuna hayat verilmesini eleştirdim hepsi o kadar.O ifadenin kendisi bizatihi hırçınlığın şekil bulmuş hali değil mi?İslam dünyasında asırlardır süren bu iç çatışmanın İslam düşüncesine ne kadar zarar verdiğini görün artık sayın kardeşim..Ocu,şucu,bucu,falancı,filancı yakıştırmalarından gına geldi artık.. 
Bırakın hırçınlığımı da İslam düşüncesini kendi durduğunuz yerden tek tipleştirici üslubunuz üzerine kafa yorun biraz..Siz derken yanlış anlamayın,sözüm genele şamildir.Din elbette kast-ı mütekellim açısından Allah indinde ve dahi Resulullah’ın kendi anlam dünyasında farklılık içermez ama iş metin yorumuna,rivayetlerin tahliline gelince değişir.Bu aslında sizin bilmediğiniz bir mesele değildir ama neyse.. 
İslam dinini Kur’an ve sünnet diye ikiye ayırmaktan da vazgeçin artık,Kur’an hepsini muhtevidir çünkü..Kur’an diyenlerin eline Kur’an nasıl ulaşmıştır bilirler onlar..1400 yıllık zaman dilimi ve oluşmuş kadim kültürü kim yadsıyabilir?Ama bunu siz kalkıp Kur’an,sünnet,icma-i ümmet,kıyas-ı fukaha vb.gibi kategorisazyonlara tabi tutarsanız anlamın anlamını zorlaştırır,ümmete haddiniz olmadan sorumluluklar yüklemiş olursunuz..Bu yazıda da iyi niyetle yola çıkılmış olmakla beraber “sünnet inkarcıları” vurgusuyla bundan başka bir şey yapılmamıştır.Yazı sizi mukni kılmıl olabilir ve bizi de ikna etmek için türlü dil dökebilirsiniz,bu hakkınız ama kusura bakmayın,sizin delil olarak süreceğiniz her şey yıllardır tartışıp durduğumuz meseleler.. 
Siz kendi düşüncenizi söyleyin İslam düşüncesi nokta-i nazarında; bu bana aittir, benim kabulümdür deyin, sorumluluğunuzu yerine getirin; ama kalkıp birilerini veya o birilerinden mülhem kadim geleneğin içinden bazı düşünceleri ve düşünce sahiplerini inkârcı derekesine indirip “öteki”leştirirseniz, ben de o zaman bu işler sizin üzerinize elzem değildir, buna hakkınız ve yetkiniz yok demek zorunda kalırım. 
Şunu ilave edeyim, maksadım hır çıkarmak değil, ne işimiz olabilir o tür zaaflarla? 
Müslümanız şunun şurasında.. 
Selam ve dua ile.. 
Bahattin Hocamızdan bir cevabi not.
Yazar admin açık 2010-10-15 09:43:18
Gönderdiği yorumsal cevapta diyor ki muhterem Bahattin hocamız: 
 
"Yeryüzü dershanesi 
(Sünnetsiz namaz) 
 
Yeryüzünü bir dershane gibi düşünürsek, bu dershanenin elbette öğrencileri ve öğretmenlere de olmalıdır. Sıradan tüm insanlar bu dershanenin öğrencileriyse, Allah elçileri de öğretmenleridir. Postacılar okula mesajlar getirip iletirler, mesajların içeriği onları ilgilendirmez. Üst merciden gelen mesajları okumak, açıklamak, anlatmak, hatta uygulamak da öğreticiye düşer. Peygamberleri postacı gibi görmek doğru olamaz, peygamberler öğretici, eğitici, yol göstericidirler. Onlar, Allah’ın görev verdiği kişilerdir, yol gösterme durumunda olan rehberlerdir. Onlara rehberlik görevini veren de Allah’ın kitabı değil mi?, “Allah’a ve ahiret gününe inananların Peygamber’i örnek almalarını” söyleyen de Allah’ın Kitabı değil mi?. (Bak Ahzab: 21) “Kitabı açıklama” görevini Peygamber’e veren de yine o kitap değil mi?. (Bak Nahl: 44) 
Sünneti inkâr edenlerden kastim, sünneti inkâr edenlerdir. Belli bir kişi veya topluluk değildir. Kur’an mealini okuyan, ondan dinini öğrenmeye çalışan her insana imrenirim. Ben de her fırsatta meal okumaya, ondan yolumu öğrenmeye çalışırım. Ancak kitabı anlama konusunda peygamber (as)in açıklamalarına, yani sünnete ihtiyacım vardır. Tersini iddia etmeyi aklım almıyor. “Sünnete ihtiyacım yoktur” demek, “Ben Peygamber’den daha iyi anlarım veya onun kadar anlarım” demek olmaz mı? 
Benim tenkite, uyarıya her zaman ihtiyacım vardır. Uyarıda bulunanlara da teşekkürüm vardır. Aslında her insanın uyarıya ihtiyacı olduğu kanısındayım. Ancak yapılan tenkit, uyarı taşıyorsa dikkat çeker ve onur taşır ve faydalı olur, hatta ibadet olur. İstihfaf edici bir edayla yapılan, özellikle uyarıcılığı olmayan tenkit ne muhatap için, ne de tenkit sahibi için faydalı olmaz. Muhataba hiçbir zararı olmasa da tenkit sahibinin zararlı çıkması (günah kazanması) kaçınılmaz olur. 
(Sünnetsiz Namaz) yazımı eleştirene de, savunana da teşekkürlerim vardır. Ancak eleştiren kardeşimin “sünneti inkâr” dan bahsetmemi yadırgadığı anlaşılıyor. Kendilerini hiç tanımam. Kendilerini veya belli bir kişiyi, suçlamam mümkün değildir. Böyle bir anlam nereden çıkarılıyor? Kaldı ki, sünnetin din konusunda bir hükme mesnet olacağını reddetmenin ne olduğunu kim biliyorsa o söylesin. Ben de öğreneyim ve tashih edeyim. 
Namazı, hatta birçok ibadetleri sünnetten öğrendiğimizi ifade etmeye çalıştım. Buna itiraz eden bir kardeşim bu iddiayı yanlış buluyorsa doğrusunu yazsa benim için yararlı olur. Kendilerine teşekkür ederim. 
(Kur’an yeterlidir, sünnete ihtiyaç yoktur) diyen kardeşlerimizin bu çıkışlarında bir tutarlılık göremiyorum. Böyle derler ama yaptıkları ibadeti (tabii yapıyorlarsa) hep sünnete göre yapalar. 
Zaman tünelinde biraz eskiye gidelim, Allah’ın Elçisi hayatta. Namaz hakkında ayeti bize tebliğ etti. Namazı nasıl kılacağımızı anlattı. Bir mümin nasıl der ki: “Ey Allah’ın Elçisi! Ben senin anladığın gibi namaz kılmaya mecbur değilim. Ben başka anlıyorum, anladığım gibi kılarım, senin anlatmana gerek yoktur” inanan bir vicdan nasıl Peygamber’in öğretisini böyle karşılar? 
Gerçek şu ki, Allah Elçisi, bize, Allah’tan aldığı vahyi tebliğ edendir, o vahyi açıklayandır. Bize, İslâm’ı yaşamada örnektir. Yeryüzü dershanesinin erişilmez muallimidir. 
İrfan sahibi olduğu anlaşılan bir gönül erinin şu öğüdünü her gün birkaç hatırlar, iç dünyama seslenir, derim ki: 
Çekinme ârif isen itirafı noksandan, 
Emin olan delidir, aklının kemâlinden. 
Böyle bir “emin olma” halim olmadığı için herkesin uyarısına ihtiyaç duyduğumu rahatlıkla açıklayabilirim..."
işiniz zor üstat..
Yazar sefmus açık 2010-10-16 00:58:21
Sayın Bahattin Hocam.. 
 
Ben de sizi tanımıyorum. 
Hocalıktan kasıt nedir,ne iş yaparsınız,yaşınız kaçtır,öğrenim durumunuz nedir,nerede yaşarsınız hiç bilmem.. 
Bir tevafuk eseri girdim bu siteye ve yazınızı o vesileyle okudum.. 
Eleştirimde samimi olduğunuzu da şerh olarak not düştüm.. 
Ve alınmanızın gereği olmadığını da.. 
Ama samimi olmanız,iddianızın tümünün isabetli olduğu anlamına gelmez.. 
Şimdi: 
Siz ne kadar aksini iddia etseniz de “sünnet inkarcıları” vurgusu ajite edicidir,kucaklayıcı değildir..  
Provakatif bir anlam taşımaktadır.. 
Ne hikmetse,eleştiri notumun içeriğinden ziyade yine sünnet inkarcıları söyleminize meseleyi odaklamışsınız.. 
“İslam dinini Kur’an ve sünnet diye ikiye ayırmaktan da vazgeçin artık,Kur’an hepsini muhtevidir çünkü..Kur’an diyenlerin eline Kur’an nasıl ulaşmıştır bilirler onlar..1400 yıllık zaman dilimi ve oluşmuş kadim kültürü kim yadsıyabilir?” 
Sadece alelacele yazılmış bu paragraf bile sünnet olgusunu inkar etmediğimizin bir göstergesidir.. 
Ama aslında sorun sünnet kavramının yorumlanmasında… 
Eğer siz elimizdeki hadis külliyatlarından yola çıkarak Hz. Resul ve ashabı Kur’an’ı böyle anlamışlardır diye önümüze koyarsanız iş zaten çığırından çıkar..Çünkü oralarda mebzul miktarda saçmalıklar var.. 
O zaman buyurun,hadis külliyatını Kur’an’a özgü olarak yeniden disipline etmeye çalışın.Ama emin olun ki bunu başaramazsınız;çünkü karşınıza bir başka bilenler çıkacak ve sizin sahih dediğinize mevzu,mevzu dediklerinize sahih diyeceklerdir.. 
Sünnet dediğiniz şey yaşayan pratikse ki bana göre de öyledir ama bu sefer de pratikteki farklılıklar başınızı ağrıtacaktır.O zaman tek yol mezhebi disiplinler kalıyor.. 
Ne yazık ki artık o kabuller de demode oldu(!)… 
Bu sözümü aşırılık olarak ele alacağınızı iyi biliyorum ama ben bizatihi yaşanan pratiklerden dem vuruyorum.. 
Ben size Sahihayn denilen eserlerden bile bir dolu hadisi, “Hz. Peygamber böyle bir şey söylemiş, böyle şeyler yapmış olamaz! “ diye önünüze koyabilirim.. 
Onların dışındaki hadis derlemelerinde,siyer ve siret malzemelerinde ki gariplikler de işin cabası.. 
İyi niyetli olduğumuzdan,kendimize mahsus tevillerle(aslında gerçeği örtmelerle) durumu kurtarmaya çalışıyoruz o başka.. 
Şunu siz de kabul edersiniz:Ne tarih,ne hadis külliyatları,ne siret ne de siyer malzemeleri Kur’an gibi değillerdir;ki sizin gibi üstatlar, Kur’an’ı anlamı konusunda bile konsensüs sağlamış değiller.. 
Eleştiri notumda da söyledim, şimdiki ümmeti hangi ameli ve itikadi mezheplerle; hangi tefsir ve meallerle bağlayacaksınız? 
Hadi buyurun,başarın bu işi.. 
Cübbeli namıyla meşhur konuşuyor:”H.Karaman bidatçidir!”., 
E.Sifil yazıp çiziyor:” H.Karaman reformisttir,İ.Güler modernisttir,H.Kırbaşoğlu,filanca böyle, falanca şöyle..” diye.. 
H.Karaman yazıyor,bidat şöyledir,reform böyledir gibisine.. 
Daha onlarca örnek var..Siz de bilirsiniz.. 
Hadi insanları tutun da bunlardan birine bağlayın! 
Enformasyon almış başını gitmiş,sanal alem sınır tanımıyor;bilgi dersiniz,demezsiniz ama hepsi hap niyetine bir tık mesafesinde.. 
Kimi kime karşı tutacaksınız? 
Siz kalkmış böylesine girift bir ortamda,daha da spekülatif laflar ediyorsunuz.. 
Aslında eleştirim sadece size değil, dedim ya denk geldi, gözüme ilişti, rahatsız oldum, yazdım bir şeyler... 
Yani eleştirim bu üslubu tercih eden herkese.. 
E.Sifil’e,Cübbeliye,H.Karaman’a,Y.N.Öztürk’e ve daha onlarcasına.. 
Hz. Muhammed’in vekili değil hiç kimse ve kimseye de vahiy gelmiyor.. 
Kur’an Arapçasının bugünün insanı tarafından hakkının verilemediği ortada.. 
220 den fazla meal neyin nesi,keza her yıl bir yenisi çıkan tefsirler?.. 
S.Ateş,B.Bayraklı,İ.H.Yılmaz,M.İslamoğlu,İ.Eliaçık..daha sayayım mı? 
Hangi birisinin mealini veya tefsirini tavsiye edersiniz? 
 
İletişimin zor olduğu dönemlerde Kurtubi,Zemahşeri,Taberi vs.nin tefsirleri bölgeler için geçer akçe olabilirdi ama şimdi hepsi 1 GB’lık hafıza kartlarına,cd veya dvd’lere program dahilinde kopyalanmaya hazır.. 
Hadi buyurun ayıklayın pirincin taşını! 
Şunu diyebilirsiniz,”Aklına yatan veya cumhurun(O cumhur kimlerse) kabulü olanlardan birini okuyarak idare edebilirsin”.. 
Bu kadar bilgi akışının olduğu bir vasatta ben kalkıp M.İslamoğlu’nun gerekçelerine tabi olacağım öyle mi? 
Ya da bir diğerinin sözlerine itibar edip sefil olacağım, ister misiniz? 
Çılgınlık değil mi, bu dediklerim? 
Siz bu sorunları halledemediğiniz müddetçe,sünnet inkarcılığı iddianız havada kalacaktır ve sadece sizi bağlayacaktır.. 
Kızmayın,gücenmeyin,darılmayın..Mesele şahsi değildir,mesele asırlarca ayakta tutulmaya çalışılan “öteki” söylemi üzerinde ısrar edilmesidir.. 
Allah’a emanet olun.. 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 16-09-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29404489 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net