24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow Hz. Muhammed (as) BEŞERDİ
Hz. Muhammed (as) BEŞERDİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Bahattin BİLHAN   
12-09-2010
Kur’an’a göre Hz. Muhammed (as)
                                   BEŞERDİ

                                             Bahattin BİLHAN
   Kur’an’a göre Hz. Muhammed (as) beşerdi, beşerdi ama O’na vahiy gelirdi. “Âlemlere rahmetti”. “Işık saçan bir kandildi”, “Müjdeci ve uyarıcıydı”, “Müminlere karşı çok şefkatli ve merhametliydi”.  Yaratan Yüce irade, bütün insanları beşer olarak yarattığını haber vermekte, şöyle demektedir:
   “Elçiler onlara dedi ki: “Biz de sadece sizin gibi birer beşeriz. Ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur” (İbrahim:11)


   İnsanların atası olan Âdem beşer,  Âdem’in bütün çocukları beşer, nebîler beşer, yöneticiler beşer, yönetilenler beşer! İnsanların içinde “Tanrı’nın oğlu” denecek biri yoktur. Zaten tanrının oğlu yoktur, âlemlerin Rabbi birdir, evlat edinmekten münezzehtir. “O’ndan çocuk olmamıştır, kendisi de doğmamıştır” (İhlas: 4) Gerçi yanlış söyleyenler olmuştur. “Bizim kralımız tanrının oğludur” diyenler olmuştur. “Bizim peygamberimiz, tanrının oğludur” diyenler, “Tanrı, üçün üçüncüsüdür” diyenler olmuştur. Bunlar, affedilmez bir suç işlemişlerdir. Hiçbir insan tanrı değildir, hiçbir insan tanrının oğlu değildir. Hiçbir insan, böyle bir ayrıcalık iddiasıyla kalkıp hemcinsi olan insanların üstünde mutlak bir egemenlik kurma hakkına sahip değildir. Allah’ın bütün elçileri, bu sapıklıkla mücadele ettiler, bu kutsî davaya hayatlarını koydular. Tanrılık davasına kalkışan diktatörlere, zorbalara karşı savaştılar, dikta putunu yıkmaya, diktatörleri devirmeye çalıştılar.

   Kur’an-ı Kerim, son Peygamber’in kendisini şöyle tanıtmasını emreder:
   “De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir beşerim, bana, “Sizin ilahınız ancak bir tek ilahtır” diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın” (Kehf: 110) Bu gerçek, Kur’an’ın birçok ayetlerinde tekrar edilmektedir. Fussilet Suresinde:
   “De ki: “Ben sadece sizin gibi bir beşerim. İlahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyediliyor, o halde şaşıp sendelemeden O’na yönelin ve O’ndan af dileyin. Vay haline ortak koşanların” (Fussilet: 6)
   Rahmet Peygamber’i ömür boyu “beşerlerden bir beşer” olduğunu ve “kul” olduğunu bir an unutmamış, her fırsatta bu gerçeği tekrarlamıştır. Kul olmayı bütün sıfatlardan öne almıştır. “Kelime-i şahadeti” söylerken, “Ben şahitlik ederim ki, Muhammed Allah’ın Elçisi ve kuludur” diyen bir bedeviye itiraz etmiş, “önce kulu, sonra Relsulü de” buyurmuştur.

   Hakkında yanılmalara meydan vermemek için bir meclise geldiğinde kimsenin önünde ayağa kalkmamasını istemiş, “acemin birbirine tazim için ayağa kalktıkları gibi siz de kalkmayın” buyurmuştur.
   Enes bn. Malik şöyle der: “Hiçbir insan, bize Allah Resulünden daha sevimli değildi. Bununla beraber geldiği zaman ayağa kalkmazdık. Çünkü kalkmamızdan hoşlanmadığını bilirdik”.
   Mekke’nin fethi günlerinde huzuruna gelen bir bedevi, Peygamber (as)i görünce titremeye başlamıştı. Peygamber (as) o adama: “Kendine gel, ben kral değilim. Ben kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” demişti. Kendisini seven ve peygamberliğine iman edenleri şöyle uyarmıştı: “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’ya yaptıkları gibi, siz de bana aşırı övgülerde bulunmayın. Ben, ancak Allah’ın kuluyum, öyleyse, “Allah’ın kulu ve Resulü” deyin” buyurmuştu. (Buharî ve Müslim’den naklen Feth’ül’Mecid: 230)

   Peygamber (as), bütün hayatı boyunca, halkından, arkadaşlarından biri gibi yaşamayı tercih etti. Yaratılışı mükemmeldi, dikkat çekecek bir güzelliği vardı. Ancak normal bir bakışla fark edilebilecek bir ayrıcalık, fiziki yapısında, yüz hatlarında bir değişiklik yoktu. Kendisini ilk defa gören Medineliler, tanımamışlardı, Hz. Ebu Bekir’i peygamber sanmışlardı. Çünkü yorgun olan Peygamberimiz (as), gölgede dinleniyor, gelenleri Hz. Ebu Bekir ayakta karşılıyor, halk da Ebu Bekir’i peygamber sanıyordu. Peygamberimize güneş vurunca Hz. Ebu Bekir, elbisesiyle gölge yaptığında, halk Peygamber’in oturan kişi olduğunu anlamışlardı.   Herhangi bir yerde arkadaşlarıyla otururken, gelen bir yabancı “Peygamber’in kim olduğunu” bilemez, çok kez sorardı: “İçinizde Peygamber olduğunu iddia eden kimdir veya hangisi?” dediği olurdu. Ancak bir müddet yanında kalan ve dikkatle kendisine bakan bir insan, onun hareketlerinden, yüz hatlarından üstün ve mükemmel bir varlık olduğunun farkında olurdu. Yahudî bilginlerinden Abdullah bin. Selam, onu ziyarete gelmiş, davranışlarını, yüz hatlarını dikkatle incelemişti. Durumu soran arkadaşlarına: “O yüz, yalan söyleyecek bir yüz değildir” demiş, kısa zaman sonra Müslüman olmuştu.

   Buharî’nin anlattığına göre, bir kadın, ölen oğlunun mezarı başında acı acı  ağlamaktayken Peygamberimiz, kadını teskine çalışmış, “Sabret, ecrini Allah’tan bekle” demişti. Kadın öfkeyle: “Başımdan savulsana! Sanki bana gelen acı sana mı geldi” tarzında kaba karşılık vermişti. Kadına: “Yazık sana, sen Peygamber’e karşı nasıl konuşuyorsun” dediklerinde, “Vallahi ben tanımadım” demiş, koşarak gelip Peygamber’den af dilemişti.
   Teym kabilesinden Ebu Rimse, Peygamberimizi gördükten sonra şöyle demişti: “Ben Resulüllah’ı başkalarından farklı sanıyordum, sonra gördüm ki, o da uzun saçlı bir insanmış” (Örnek bir Lider Hz. Peygamber: 30-31)

   Her insan gibi unuttuğu da olurdu. Çünkü o da beşerdi. Ebul’beşer olan Hz. Âdem unutmuştu. O’nun çocukları de unutacak bir yapıdadır. Peygamber (as) da çok zeki olmakla beraber bazen unuttuğu da olurdu.
   Her insan gibi yanıldığı da olurdu. Çünkü hiç yanılmayan yalnız Allah’tır, Allah’tan başka herkes yanılabilir. Hepsi de “yanılacak bir yapıda yaratılmışlardır. “Yanılmazlıkta” Allah kimseyi kendisine denk kabul etmemiştir. Bütün insanların babası olan Hz. Âdem (as) peygamber olduğu halde yanıldı, Âdem’in çocukları da hep yanılabilir. Ancak peygamberlerin yanılgısı, Allah’ın uyarısıyla derhal düzeltilir. Son Elçinin yanılması da olağandır, yanılabileceğini çok kez tekrarlamıştır. Hafızası çok kuvvetli olmakla beraber unuttuğu da olmuştur.
    Yanılması, unutması,  O’nun izzetine asla bir halel getirmez, ümmet için de rahmet olur. “Sehiv secdesi” gerektirecek nispette namazda unuttuğunu Hadis kitapları ittifakla yazarlar, elbette O’nun bu unutma hali bizim için rahmet olmuştur.

   Beşer olan herkes, öfkelenebilir, O’nun da öfkelendiği, morali bozulduğu zamanlar olmuştur. Arkadaşları hiddetlendiğini halinden anlardı. Huzeyfe bin. Yeman, Hz. Peygamber’in öfke halinde söylemiş olduğu bazı sözleri anlattığında, Selman-ı Farisi, bu rivayetlere itiraz etmiş, “insanlar arasında ihtilafa kapı açar” diye bu sözleri söylememesini önermişti. Vazgeçmeyen Huzeyfe’yi, “Seni Ömer’e şikâyet ederim” diye tehdit etmiş ve vazgeçirmişti
    Peygamberimizin İbn. Ümm’ü Mektum’a kızdığı, bu konuda Allah’tan kendisine uyarı gelmiş olduğunu Kur’an’dan öğreniyoruz. (Bak Abese: 1-5) Allah’tan bir rahmet eseri olarak bütün insanlara karşı yumuşak davranma esastır. Her zaman, herkese karşı yumuşak davranırdı. Öfke hali ise çok nadirdi.  Bu konuda Kur’an, şöyle demektedir:
   “Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafında dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet! Bağışlanmaları için dua et” (Al-i İmran: 159)

   Rahmet Peygamberi, kendisiyle ilgili hususlarda “sabretme-affetme” yolunu her zaman tercih etmekteyken, başkaların hakkı hususunda çok daha  hassas davranır, her zaman haklıdan yana yer alırdı. Kimsenin hakkından vazgeçmezdi. Çok sevdiği Muaz bn. Cebel, bir gün arkadaşlarına imam olduğunda, kendisine uyanları bıktıracak kadar uzatmış, hatta cemaatten birinin ayrılıp namazını yalnız kılmasına sebep olmuştu. Durumdan haberdar olan Peygamberimiz, Muaz’ı şiddetle azarlamış ve “Sen fitneci misin, sen fitneci misin?” demiştir. (Sahih-i Buhari Tecrid-i sarih tercümesi 2/678)
   Rahmet Peygamberi, herkesle çok iyi arkadaşlıktan yanaydı, ara sıra şakalaştığı, latife yaptığı da olurdu. Ancak şakayla da olsa doğru sözden hiç ayrılmadığı, seviyeli espriler yaptığı bir gerçektir. Buna alışık olmayan bazı arkadaşları: “Ya Rasulallah! Sen de mi şaka ediyorsun?” dediklerinde, “Evet, şaka ederim ama, sadece hakkı söylerim”  buyurmuştur. O’nun söylediklerine şakadan ziyade, karşısındakini düşündüren, sevinmesine sebep olan “latife” demek daha uygun düşer.

   Âlemlere rahmet olan Peygamber (as)in bazen merkebe bindiği de olur, arkadaşı varsa, kendisi bindiği kadar onu bindirir, kendisi yaya yürürdü. Evine gelen misafire çok kez bizzat hizmet ederdi, kaba kumaştan elbise giyerdi. Koyunlarını bizzat sağdığı, evini süpürdüğü olurdu. Hep arpa ekmeği yerdi, çok kez onu da bulamazdı.
   Amcası oğlu İbni Abbas anlatır: “Resûlullah yere oturur, yerde yemek yer, koyun sağar, evine davet edenin davetine gider, arpa ekmeğine çağıranı bile kırmazdı. İçinde yaşadığı toplumdan biri olmayı, sıradan biri gibi yaşamayı yeğlerdi. Başına sarık sardığı olurdu, ancak başına sarık sarmak o toplumda sıradan bir giysiydi, sıcaktan korunmak için olsa gerek, çok insanların sarık sardığı mutattı. Bir üstünlük, bir ayrıcalık veya bir din adamlığı ifade etmezdi. Namaz kılmak veya namaz kıldırmak için özel bir kıyafet giyme anlayışı yoktu. Peygamberimiz (as), dışarıda giymekte olduğu elbiseyi değiştirmeden aynı elbiseyle mihraba geçer, namaz kıldırırdı. Yani cami dışındaki elbiseyle camide namaz kılardı. Kendisini halkından ayıran bir simge yoktu. Atadığı kumandanların da bir üniforması, sıradan askerlerden farklı bir giysisi veya bir nişanı yoktu. Saraylarda oturan, krallar gibi yaşayan bir kumandan veya bir vali, o dönemde yoktu.

   Rahmet Peygamberinin evi halkından herhangi birinin evinden farksızdı. Evi gayet sadeydi, duvarları kerpiçten, tavanı hurma dallarındandı. Tabanı topraktı, sergi, basit bir hasırdan ibaretti. Çok kez aynı hasırın üstünde yattığı da olurdu. Yemeği de sıradan bir vatandaşının yemeği gibiydi. Günlük yemek çok kez birkaç hurmadan ibaretti. Hazırlanması, pişirilmesi kolay ve sade olan yemekleri her zaman tercih ederdi. Günlerce evinde ateşin yanmadığı, yemek pişmediği, birkaç hurmayla idare edildiği olurdu.

   Peygamberimiz (as)in vefatından sonra İslâm’ı kabul eden, ancak Allah Resulünü göremeyen insanların Peygamber’i merak etmeleri, O’nu ayrıntılı olarak tanımak istemeleri gayet normaldir. Nitekim kuşaktan kuşağa bu güne kadar bütün insanların bu kutsi yaşamı merak etmeleri devam etmektedir.
   Bu konuyu, Hz. Aişe’den soran olmuştu. Hemen belirtelim ki, Hz. Aişe, bu alanda rakipsizdi, Peygamber’in özellikle özel hayatını en iyi bilendi. Validemizin verdiği cevap şöyle olmuştu:  “Oğul, Resulullah beşerlerden bir beşerdi. (Sıradan biri gibi yaşardı) elbisesinin söküğünü eliyle diker, koyunlarını kendisi sağar, gereken hizmeti görürdü”
   Peygamber (as)in evde, ailenin içinde nasıl davrandığını, ne yaptığını soran da olmuş, Validemiz şu cevabı vermişlerdi: “Resulullah, evde,   ev halkının hizmetinde bulunurdu. Namaz vakti gelince namaz için camiye çıkardı” (Buhari: 2/643)

    Bütün bunlardan anlıyoruz ki, Peygamberimiz (as), sade bir hayatı her zaman tercih etmiş, halkından biri gibi yaşamaya, herkese faydalı olmaya özen göstermiştir. Yine Validemiz, anlatır: “İki işten birini tercih edecek olsa her zaman sade ve kolay olanı seçerdi”. Binitinin sırtındayken namaz vakti gelince, namaz kıldığı olurdu.  Cabir bn. Abdullah anlatır:
   “Allah’ın Elçisi, bindiği devenin üzerinde namaz kılardı, devenin yönü öteye, beriye dönse de namazına devam ederdi. Ancak farzı kılacağı zaman iner, kıbleye yönelirdi”  (Buhari: 2/341)

   Bizden biri
   Rahmet Peygamber’i, âlemlere rahmetti, ışık saçan bir kandildi. Ancak beşerdi ve bizden biriydi. “Bizden biriydi” demek, O’na saygısızlık değildir, tersini söylemek, ölçüleri çiğnemek olur, saygısızlık olur. Allah’ın dinine, Elçisine saygısızlık olur. Çünkü Allah’ın Yüce Kitabı “minküm” diyor ve şöyle buyuruyor:
   “Andolsun, size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli-merhametlidir” (Tevbe: 128)

   İşte Allah’ın kitabı, Resulünü böyle tanıtıyor. Rahmet Peygamber’i de hayatı boyunca arkadaşlarından biri olarak yaşadı. Kendisini kral görmedi, insanüstü görmedi. Medine’ye hicret ettiğinde, ilk fırsatta cami inşa etti. Cami, kerpiçten yapılıyordu. Ashap canla başla inşaatta gönüllü çalışıyorlarken Hz. Peygamber (as) da onlarla çalışıyor, inşaata kerpiç taşıyordu. Ashap, onun çalışmasından rahatsızlardı, “Biz taşırız, sen çalışma” dediler,  kabul etmedi, taşımaya devam etti. Çünkü onlardan biriydi, öyle yaşamak istedi.
   Bir yolculuk esnasında, yemek molası verilmişti, yemeği pişirmek için herkes bir hizmet yapıyordu. Peygamber (as) da odun toplamaya başladı, “Sen istirahat et, biz toplarız” dediler, kabul etmedi, odun toplamaya devam etti. Onlardan biri olarak yaşamayı tercih etti.
   Ziyaretine gelenlerle sohbet eder, hep kendisi konuşmaz, onların da konuşmasını bekler, onları dinler, gerektiğinde uyarıda bulunur veya tasdik ederdi. Onlar da serbest konuşurlar, bildiklerini anlatırlardı. Buharî ve Müslim’in tespitine göre bir gün Kureyş’ten bazı kadınlar, Peygamber (as)in yanında serbest konuşurlardı. İçlerinde sesini yükseltenler bile oluyordu, gayet rahat konuşmakta idiler. Bu sırada Hz. Ömer’in gelmekte olduğunu anladılar. Hemen toparlandılar, sesleri de yavaşladı. Hz. Ömer, içeri girince Peygamber’in gülümsediğini gördü, sebebini sordu. “Şu hanımlar, benim yanımda gayet serbest konuşmaktayken senin sesini duyunca sesleri kesildi, derlenip toparlandılar” dedi. Hz. Ömer, kadınlara sitem etti: “Siz nasıl Allah’ın Elçisinden çekinmiyorsunuz da benden çekiniyorsunuz?” dedi. Kadınlar: “Resulullah, senden çok daha hoşgörülüdür” dediler.

  Kaynaklarımız, Allah Elçisinin, merkebe bindiğini, deveye bindiğini, ata bindiğini anlatır. Hatta arkadaşlarıyla yarışa girdiği de olurdu. Girdiği yarışta kazandığı olurdu, kaybettiği olurdu.  Devesinin çok kez yarışı kazandığı bilinmektedir. Ancak bir yarışta peygamberimizin devesi, birinciliği kaybeder, bir bedevinin devesi kazanır, bu durum, ashabın zoruna gider. Peygamberimiz ise devesinin bu yenilgisini gayet normal karşılar ve “Allah’ın dünyada yükselttiği her şeyi mutlaka geri indirmesi haktır” buyurur.

   Peygamberimiz (as)in başkalarıyla güreştiğini biliyoruz. Rükâne adında çok güçlü biriyle Peygamberimizin güreştiğini, üç kez tekrarlanan kapışmanın her üçünü Peygamberimizin kazandığını kaynaklarımız haber vermektedir.
   Peygamberimiz (as), zevcesi Hz. Aişe ile koşmada yarışmış, genç yaşta iken Hz. Aişe, yarışı kazanmıştı. Birkaç sene sonra yine yarışmışlardı, bu kez Peygamberimiz (as) yarışı kazanmıştı.
   Dost düşman herkesin ittifak ettiği bir gerçek: Yaratılışı mükemmeldi, ahlakı mükemmeldi. Âlemlerin Rabbi O’nun için: “Sen güzel ahlak üzeresin” (Kalem: 4) buyurdu.  Şairin şu sözü ne kadar doğru:
  “Vasfında sözün hulasasın al/ İnsandı fakat melekten afdal”

  Bütün yaşamı, her davranışı fazilet ve üstün erdem örneğiydi. Çünkü âlemlerin Rabbi, O’nu eğitmişti.
   “Bir mektebe oldu ki müdavim/ Allah idi zatına muallim.”

   Dünya durdukça imanlı yürekler onu selamlayacaklardır.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 12-09-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554673 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net