12-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow ... kim meşru?
... kim meşru? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar Nusret Çiçek-Vakit, 2010-08-23   
03-09-2010
Numan Kurtulmuş meşruiyetini yitirmişse kim meşru?

                                                 Nusret Çiçek-Vakit, 2010-08-23  
Bu soruyu Saadet Partisi camiasında herkes birbirine sorup duruyor.
Kim meşru, kim meşru değil?..
Tüzük şartlarında seçilen mi meşru, seçilmeyen mi?..
Erbakan hocanın “Artık meşruiyet ortadan kalkmıştır ve temel esaslara saygısızlık yapılmıştır. Kongre yapılacaktır ve yanlışlıklar düzeltilecektir” sözü çok ağır olmuyor mu?
Muhterem Hocam genel başkan olamayacağına göre...
Bir başkası Numan beyden daha mı liyakatli?

Tarih olmadı diyor, camia hiç olmadı diyor...
Birileri şüphesiz durmadan yanlış yapıyor ama kim?
Çizgi dersek hangi çizgi?
Refah-Yol hükümeti döneminde çizgiye riayet etmeyenler sermayeyi zaten kediye yüklemişlerdi. O zamanlar da çok söyledik ama “Biz biliriz, siz kim oluyorsunuz” hesabına kimseler kaale bile almadı... Sonra ne oldu?
Parti ikiye bölündü.
“E gelsinler elimizi öpsünler de bağışlayalım.”
Gelmediler, kimsenin de elini öpmediler...
Refah-Yol hükümetinde Adalet Bakanı Şevket Kazan...
Ben de o hükümetin hakim sınıfından bürokratıydım... Yakından gördüm ve de şu anda seçim yapıldığı halde bazılarının kışkırtmasıyla yanlış yapanları uyarmak babında söylüyorum.
Allah için başka da bir niyetim yok. Hiçbir parti ile de alakam yok...
Tek isteğim, inançlı kesimin başarmasıdır.
Bu Kurtulmuş olur, Erdoğan olur, Yalçın Topçu olur fark etmez...
Şevket Kazan bey o günlerde de yanlış yapmıştı.
Düşünün ki Refah Partili bir bakan, namazlı hakim ve savcıları HSYK’ya ihbar eden müfettişi müsteşar olarak atıyor. Akabinde, dört başörtülü hakim adayının dramı gelir...
İftira değil, çamur değil... Olay gerçek... Bugün dünya yarın ahret...
Olayın canlı şahitleri hâlâ görevde...
Yaptığımız hakim adayları imtihanının yöneticisi bendim. Kazananlar arasında başörtülü dört kızımız vardı.
Birisinin babası albay (Hasan), o da silleyi diğer taraftan yemişti...
Bu dört başörtülü kızımız hem yazılıyı hem de mülakatı kazanmışlardı. Ne var ki bir gün listeyi, bakan istiyor diye özel kalemden (Şevket beyin Müdürü Halis vardı, bu kişi sonradan DSP İl Genel Meclis üyesi oldu) gelip aldılar...
Liste bana dönünce, ne göreyim! Dört kız adayın daha önce almış oldukları yüksek puanlar düşürülerek yerine imtihanı kazanmayan başkaları yazılmış...
O kızlardan birisinin söylediği hâlâ kulaklarımda:
“Sizi Allah’a şikayet ediyorum...”
Temel esaslardan sapma derseniz herhalde bundan büyüğü olmaz.
Şimdi de aynı Şevket bey GİK listesine alınmadı diye atakta...
Yapılan parti kongresinde Numan Kurtulmuş Genel Başkan seçildiğine göre meşruiyet neden hâlâ tartışılıyor? Bu kongreye kanalizasyon akarı karışmadığına göre seçenler partililer, seçilenler yine partililer. Yapılan kongre de tüzüğe göre meşru.
Efendim bizi neden seçmediler?
49 sefer seçildiniz, 50. sefer seçilmeyince kıyametler mi kopar?
Şevket Kazan beyefendinin Önder Sav’a koşması, arkasından mahkemeden keşif çıkartıp partiye kayyım istemesi eksen kayması sayılmıyor mu?
Kayyım demek, hesabı kitabı bilmeyeni yönetmek demektir.
Allah için, yeni seçilen yönetimde var mı öyle bir emare?
Yapanlara yaptıkları, konuşanlara da konuştukları yakışıyor mu?
Ben isterim ki hem delegeler hem de il başkanları seçilmedik diye ortalığı karıştıranların peşine takılmasınlar. Gemi ehil kaptanın elinde, rotasında gidiyor. Varsın gitsin...
Hem bu menfi tutum belli yaşa gelmiş kişilere hiç yakışıyor mu?
Hani istişare farzdı?
Hani seçilene saygımız vardı?
Sayın Kurtulmuş aydan gelmedi, Küba’dan gelmedi...
Bu camianın denenmiş, deneyimli, liyakatli adamı...
Her şeyi ile dört dörtlük...
Partiye Genel Başkan olduğundan bu tarafa kamu yoklamaları Saadet Partisi’nin % 6’lardan yukarılara doğru tırmanmakta olduğunu gösteriyor.
Bırakın yükselsin, yoksa bizim bilmediğimiz şeyler mi var?
Hesaplardan hesap mı var?
Ne varsa...
Gerçekten onu da bilmek isteriz...


Yorum
Açıklamalar Devam ediyor!..
Yazar Melitenli açık 2010-09-20 12:55:49
Okuyucu “hadi cevap versene” diyor... 
Vereyim bari... 
Birisi, işte Vakit gazetesi eskiden şöyleydi de şimdi böyle oldu. 
Diğeri, Vakit gazetesi yazarı yılların Milli Görüşçüsüne iftira atıyor.  
Kimsenin çizgisinden saptığı yok, çizgi aynı çizgi, yol aynı yol. 
İftira atan da müfteridir, haindir... 
Kimileri Siyonistlerden para alan Numanıst olduğumuzu söylerken, kimileri de “aklın yeni mi başına geldi?” diye sordu. Kimileri de vebal verdi, kimileri de aynı ekipten ağlayıp sızladı... 
Konu başörtüsü meselesiydi... Önceki yazımda nasıl yazmışsam aynen öyledir. 
Kaldı ki bu olayları dört yıl önce yazdığım “İmam Başbakan” adlı kitabımda anlattım. 
Aklım başıma yeni gelmedi... 
Hatalara işaret ediyorum, bir iç muhasebenin gerekliliğine parmak basıyorum... 
Okuyucu merak ettiği için özetleyeyim: 
Hakim adayları yazılı komisyonun başkanı bendim, sözlü mülakat komisyonuna Ceza Tevkifevleri Genel Müdürü Hüseyin Turgut ile birlikte girebilelim diye Bakan Kazan’dan izin almak suretiyle yönetmeliğin ilgili maddesini değiştirdim, tam da resmi gazetede ilân edileceği esnada geceyarısı sayın Kazan, Başbakanlık Neşriyat Genel Müdürü’ne telefon ederek yayını durdurdu... 
Böylece o kurula ikimiz de giremedik... 
Girmeyin ne olacak? Demeyin...  
Yazılıda yüksek puan aldığı halde istihbarat tarafından “Milli Görüşçü, Akıncı, Nurcu, İmam Hatipli” şeklinde fişlenenlerin birçoğunu elediler. Bir hafta elemekle gitti... 
Listeyi komisyon başkanının elinden almasaydım, gerisi de elenecekti. 
İşte o yüzden, mülakata girmemiz gerekiyordu ama olmadı. 
Özel Kalem Müdürü Halis memuru göndererek “bakan bileşik listeyi istiyor” deyince, biz de gönderdik. Liste bize döndüğünde ne görelim, başörtülü bir kızımız mülakatta, diğer üç kızın almış oldukları puanlar daksille silinerek daha düşük puan yazılmak suretiyle, kazandıkları halde elendiler...  
Yerlerine iki milletvekilinin yakınları (erkek) alındı.  
Verdiği notu değiştirmeyen tek kişi Teftiş Kurulu Başkanı Yılmaz Poyraz’dı. Diğerleri değiştirdiler. Poyraz’ı asıl davranışı nedeniyle odasına kadar giderek tebrik ettim, bana söylediği:  
“Ben hakimim, verdiğim karardan dönmem, bakan isterse beni görevden alsın...” 
Bu da bir başka hataydı. 
Seçme 50 hakim adayın kura çekmeden Danıştay’a “tetkik hakimi” olarak alınmasını o zaman ki Danıştay Başkanı, Bakan Kazan’dan isteyince o da kabul etti. 
Olayı duyduğumda şoke oldum, nasıl olur? Herkes kura çekip yurdun değişik illerine giderken, bu elli kişi kura çekmeden Danıştay’a hakim olarak yerleşecek!  
Neredeyse Danıştay hakimlerinin yarısı bir sayı... 
Türkçe’si seçme kadrolaşma... Olayı önce kurul başkanvekili ile görüştüm, sonra da bakana koştum. İşte Sayın Kazan, Hakim Abdülkadir’in yanında beni öyle bir azarladı ki, neredeyse feleğimi şaşırdım: “Biz burada siyaset yapıyoruz kardeşim, sen kim oluyorsun?..” 
Neticede o elli hakim, kura çekmeden Danıştay’a gidip oturdu...  
Kadrolaşmayı elimizle yapmış olduk; iyi mi?.. 
Hadi Sayın Kazan, bunu da tekzip etsin... 
Bir de anlatıyor: “Başörtülü avukatların örtüleri ile duruşmalara katılmaları için Faruk Bal ile bir olarak tamim çıkarttım.”  
Doğrudur, ama devamını söylemiyor... 
İşte o tamimi Barolar Birliği kaptığı gibi doğru Danıştay’a... Hani kendi elimizle seçme hakimleri yerleştirdiğimiz Danıştay’a... Arkasından zehir zemberek bir karar. O karar yüzünden o gün bugün başörtülü avukatlar örtüleri ile duruşmalara giremiyor... 
Oysa, karardan önce hakimlerin bir kısmı başörtülülere pek de ses çıkarmıyordu.  
Çıkaranları da, yasal bir dayanakları olmadığı hususunda ikaz ediyorduk... 
Başörtülüleri koruduk da öyle koruduk! 
Arkası var ama devam etmek istemiyorum...  
Maksadım, birilerini kötülemek veya karalamak değil. Herkes ne yaptığını bilsin... Sen yanlış yapınca oluyor da, Numan kardeşin yanlış yapınca iftar sofraları basılıyor, tabaklar kırılıyor, oruçlular hırpalanıyor. Zoruma giden burası...  
NOT: Bir önceki yazıda 4616 sayılı yasa yazacak yerde, 1416 yazıldı, düzeltirim. 
 
Nusret Çiçek - Vakit 
2010-09-20  
 
http://www.habervaktim.com/yazar/27922/ zamaninda_hata_yapanlar_simdi_de_baskalarini_hata_yapmakla_s ucluyor.html

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 03-09-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85637051 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net