24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
KEMİKLERE SIĞINMAK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 26
KötüÇok iyi 
Yazar Av. M. Selami ÇEKMEGİL   
20-02-2006
 Image
      Yüzyıllar öncesine ait “…bela” bir hadiseyi döğünerek anma toplantıları sona erdiğine göre, beyni dumura uğratıcı konuların dışına çıkarak -Raci Durcan kardeşimizi takiben- kendimize kuşbakışı bakabilir ve bu güne ait temel yanlışlıklarımıza, şahsımıza yönelik mültefit teşvikleri artık geçmişte kalan, sayın Dr. Yaşar Nuri Öztürk’e ait güçlü bir projektörün ışığında yeniden eğilebiliriz:

      1.

      “Soya tapma, ataları ilahlaştırma ve kutsanan kemiklerin arkasına saklanma, Kur’ana göre putperestliğin niteliklerindendir.

      Yaratıcı dehadan yoksun bireylerin, yaratıcı ruhlardan yoksun toplumların eskiye sığınmaları ve kişileri putlaştırıp kutsamaları, evrensel realitenin gazabına uğratan tembelliklerin başında gelmektedir. Bu tembelliğin cüce benlikler tarafından erdeme çevrilmesi için gösterilen debelenme, kemiklere sığınmadır. Bu sığınmaya hayat gerçeğinin verdiği karşılık şudur: kendi elinle ürettiğin, kendi ruhunla yarattığın bir şey varsa, göster. Yoksa, olduğun yere çömel ve sus... Kemiklerle uğraşmanın yerme görünümü ise eksiklik ve yetersizliği kemiklere yükleme şeklinde ortaya çıkar. Zavallı benlikler, başarısızlıklarını, kendilerini savunamaz duruma gelmiş kişilerin mezarlarına yüklemeyi, en geçerli yol bilirler. Muazzez İslam Peygamberi, ölülerin arkasından çirkin şeyler söylemeyi yasaklayarak üzerinde olduğumuz evrensel prensibi çok yalın bir nezaket kuralı içinde göstermiştir. O biliyordu ki, soya tapıcılığın negatif belirişi, başarısızlıkları, yetersizlikleri dünyayı terk etmiş insanlara yükleme tavrıdır. Bu tavra sığanlara hayatın cevabı şu olmaktadır: madem öyle, sen güzeli ve iyiyi ortaya koy da görelim...

Kemiklere sığınma talihsizliğinin tipik belirişlerini, ne yazık ki, günümüz İslam dünyasında görmekteyiz. Ülkemizin de, ilk sıralarda yer aldığı bir dizi toplumlar, büyük hamlelere beşiklik yapacak büyük ruhlar ve beyinler yetiştirmenin sırlarını aramak ve çilesini çekmek yerine, geçmişin, başkaları tarafından tarihe bırakılmış değerlerini sömürme açıkgözlülüğünden bir şeyler beklemektedirler. Bu ülkelerdeki, kitleleri coşturma, avutma ve susturmanın yolu her şeyden önce, hararetli “ecdat ve mazi övme” yahut da ölüp gitmiş insanlara sövme edebiyatından geçiyor. Bu illeti, kenar mahalle camisindeki  vaizin konuşmasından enternasyonal platformlardaki tartışmalara kadar her alanda görmek mümkün oluyor. Ve hayat, bu ülkelere sürekli şunu soruyor: Peki, siz ne yapıyorsunuz?
      Kur’anı biraz dikkatle okuyan görür ki, çağlar üstü kitap, “emanet” dediği yaratıcı ve erdirici sırrı taşıma yeterliliğini gösteremeyenlerin “Mutlak Kudret” tarafından saf dışı edileceklerini ve emanetin, ona layık olan yeni kuşaklara devredileceğini açık ve net bir biçimde haykırmaktadır. Oluş ve eriş hiç kimsenin kazanılmış hakkı değildir. Her insan, ölümsüzleşmeye potansiyel olarak adaydır. Bunu, fiile çevirmek, benliğin sarf edeceği öz gayrete bağlı bulunuyor.

      Yaratılmayan değerleri, türbelerden devşirmek ve sergilenen beceriksizleri şunun bunun mezarına yüklemek, sevgi veya nefretleri putlaştırmanın, uçuruma götüren yollarından biridir.

      Kemiklerle uğraşmaya harcanan ümit ve enerjiyi, kendimizi tanımaya ve oluşun çileli yolunu yürümeye harcadığımızda talih ufkumuz aydınlanacaktır.”   

      2. Ölülerle ilgili bu özür kabul etmez defektimizin yanında bir diğer zaafımız da dirilere yönelik asosyal ve olaylar karşısında Kur’anın temel öğretilerine aykırı irrasyonel davranış ve tepkilerimiz olup Allah’ın son Resulünün “Müminin ferasetinden sakınınız” temennisine aykırı şekilde bazı saçmalıkların içine fazlaca düşmemiz oluyor…

      Dikkate değer ki, Kur’an hiçbir yerinde ahmaklığı savunmamızı önermiyor…

      Kur’anın tebliğinden itibaren Peygamber Efendimizin 23 yılda şirkin ve sapkınlığın kahredici saltanatını yıkıp insanlığa İslam’ın evrensel mesajını sunabilmiş ve adaleti egemen kılabilmiş olmasına rağmen, şimdi bir süredir Müslüman adıyla, insanlığı Kur’anın öğretisinin zıddına cehaletin kucağına iten aptalca ve ahmakça tertip ve senaryoların üretilip benimsetilebilmesi zaman zaman kahredici boyutlara varıyor.

      Ben, İslam’ın öğütlediği Cuma namazı ölçüsünde -en az haftada bir kez bir araya gelerek zorunlu bir şekilde- insanları aydınlanmaya yönlendiren, meseleleri müzakereye teşvik eden bir mekanizmanın, başka din ve yaklaşımlarda mevcut olduğunu sanmıyorum. Ama buna rağmen, bu camianın bugün insani değerler açısından ayağı yere basan, aktüel meselelere adaletli bakış açısından çözümler getiren bir aydınlamayı geliştirebildiğini de nedense henüz hissedemiyoruz. Bu çok enteresan toplu aydınlanma mekanizmasına rağmen, entellektüel  edalı -bir kısım- Müslümanların; dünya olaylarının çok karmaşık boyutlara ulaştığı çağımızda, esaret zincirlerini kıracak yeni stratejiler geliştirebilmiş olduklarını hissedememek ve bu yolda mesafe alamamış olduğumuzu görmek oldukça düşündürücüdür. Bunun da ötesinde Kur’ana en aykırı hareket tarzı ve bir fikri yapının zaman zaman bu çevrelerde zemin bulabilmesi insanı hayrete düşürüyor:

      Mesela, Kur’an, Müslümanlara puta tapınmamayı ve kimsenin putuna sövmemeyi öğütler. Oysa bugün Müslüman adlı bir kısım kişilerin, zaman  zaman tanrısal misyon yükledikleri putlar türeterek onun dışındaki putlara -gazeteci ve siyasi olduğu söylenen Avrupalı bazı  soysuz yazar çizerler gibi- periyodik bir deşarj ameliyesi içinde bir sövgü edebiyatı geliştirebildiklerine dahi rastlayabiliyoruz. Hatta sadece putlara değil, bayraklara bile gereksiz hakaretten -Allah’ın bu önemli ikazına ters düşmenin ürpertisini hissetmeden- geri duramayanlar dahi var. 20-25 yıl kadar önce yapılan İslam iddialı bir devrimde bile Rus ve Amerikan bayraklarının -yerlere serilerek- ağzında Allah’ın büyüklüğünü haykıran heyecanlı kitlelere çiğnetilmeleri bugün bile belleklerimizden hala silinmemiştir. O zaman, bu eyleme karşı Rus ve Amerikan halklarının, üzerinde şanı yüce Allah’ın lafza-i celali yazılı kendi bayraklarını yere sererek çiğnetmeleri ihtimali hiç akla gelemediyse bile, Kur’anın “... onlar da sizin Allah’ınıza söver” uyarısı hatırlanmalı değil miydi?.. Demek istiyorum ki Müslüman adlı bazı kitleler zaman zaman Kur’anın  mücadele esprisine ne kadar da uzak kalabiliyorlar!... (bkz.En’am 108)

      Kur’anın bir başka öğretisi ise hiçbir kimsenin anasının ve babasının yanlışından sorumlu tutulamayacağıdır. Ama gelin görün ki, bugün Müslüman adlı bazı kimselerin bir türlü sarfınazar edemedikleri çok çirkin yanlışlıklardan biri de, kişilere ana ve babalarıyla yakışıksız isnatlarda bulunabilmeleri oluyor. Hatta, anne ve babaların Çingeneliği veya Rumluğu veya diyelim Moskofluğu sanki bir ayıpmışçasına kişilerin suçlanması için kullanılabiliyor. Kur’anın nezih ve asil öğretisine bu derece aykırı çirkinliklerin Müslümanlar arasında da yer bulabilmesi kanımca vahim bir yanlışlıktır. Başkalarının Müslümanlara yaptığı eza ve cefalar mü’mine bu yolda haklı bir gerekçe de oluşturamaz. Müslüman da bu dünyada her hal-ü-karda dengesini muhafaza etmek ve mü’minlere bir kurtuluş rehberi olan Kur’anın davranış ilkelerine riayet etmekle sınanmaktadır. Hayatı kararmış kötü insanların kötü davranışları, hasta ve soysuz işlemleri, temiz yüreklerin yanlışlıklarına mazeret olamaz kanımca. Böyle davranan bir Müslüman’ın, Osmanlılar tarafından suçu nedeniyle idam edilen dedesinin intikamını sanki zavallı Bosnalı çocukların boğazlarının Sırplarca  kesilmesini seyrederek alan eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Butros Gali’den ne farkı kalır? İslami öğretiye göre kişiler sadece ve sadece kendi yanlışları ile kınanabilirler. Toplumlar da öyle…

      Ancak buradan yola çıkılarak yanlışlıklara ve çirkinliklere karşı Müminlerin “hoşgörülü” ve “toleranslı” davranmaları da elbetteki düşünülemez ve söylenemez. Bu konuda şimdilik bu sitedeki “Boykot Bilinci” başlıklı yazıma atıfta bulunmakla yetineceğim.

      Yukarıda bu belirttiğim asil öğretisine rağmen bu toplumun Kur’anın evrensel kurtuluş rehberliği yolunda ilerleyememesi; Kur’ana bu derece aykırı tahta tüfekli müsamerecilerin, zaman zaman yanlışa özentili giysiler içinde İslam adına salvo atışı yapabilmeleri oldukça düşündürücüdür. Belli ki, bu toplum, Kur’anın hidayet ışığına gözünü kapamış bir biçimde kendini daha çok hurafe ile avutuyor.


      Hurafeci güruhlar kendi nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah’ın onlara layık gördüğü konumların esas mahiyetinin değişeceğini -hiç mi hiç- sanmıyorum.


_______________________

*)1. bölümü Sayın Dr. Yaşar Nuri Öztürk tarafından kaleme alınarak 1994 yılında Hürriyet gazetesinde yayınlanmış olan bu yazı, bu kez -özüne dokunulmaksızın- 2 numaralı bölümünde günümüz olaylarına göre tali  uyarlamalarla sunulmuştur. (yazar)

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 20-02-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60243014 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net