12-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow APOLLONU MALEZYADA GÖRMEK
APOLLONU MALEZYADA GÖRMEK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 16
KötüÇok iyi 
Yazar Raci DURCAN   
20-07-2010
                               APOLLON’U MALEZYA’DA GÖRMEK

                                                       Raci DURCAN

     Malezya İslam dünyasındaki radikal politik beyanlarından başka, turistik bir ülke olarak da dikkat çekmeye başladı. Sadece benim çevremde on’a yakın kişinin bu ülkeyle turistik ve öğrencilik ilişkisinin bulunduğu göz önüne alınırsa, durumu tespit etmek kolaylaşacaktır. Gidenlerin memnuniyetle anlattığı bir ülke olunca, kredi kartında biriken mil puanların zayi olmasını engellemek için bundan daha iyi bir fırsat bulamazdık.

      Yola çıkarken Malezya devlet başkanının İngiltere aleyhine vermiş olduğu sert demeç aklımın bir köşesindeydi. Böylesine sert bir üslup sergileyerek İslam dünyasında siyasal öncelik kazanmak istediği anlaşılan, halkının Müslüman severliğiyle tanınan ve İslam üniversiteleriyle ülkemizden birçok öğrenci çekmeyi başaran bu ülkeyi yakından tanımış olacaktık. Daha önce buraları görmüş ve yurt dışını gezmeyi iyi bilen kayınbiraderim Peyami Bey’le birlikteliğimiz önemli bir avantajdı. Gezi boyunca bu avantajdan yaralandığımızı beyan ederken böyle bir geziye yönlendirdikleri için teşekkür de ediyorum.

      Sabahın erken saatlerinde indiğimiz hava alanında göze çarpan ilk şey çok sayıda etnik farklılık taşıyan insanların bir arada yaşadığını görmek oldu. Hintli, Çinli, Bengal ve Pakistanlılar yani yakın çevredeki birçok devletten insan buraya çalışmaya gelmiş ya da yerleşmişti. Bu görüntü insana ülkemizin ne kadar renksizleştirildiğini hatırlatıyor. Osmanlı devletinin farklı din ve etnisiteye dayanan çok renkli kültürel hayatı yok olmuş,bizde. Ülkemizdeki hoşgörü eksikliğinin buradan kaynaklanmış olabileceğini düşündüm. Tek renk ve çeşit görmeye alışkın insanlar ilk farklılık algısında onu ret etme yoluna gidiyorlar. Farklı din ve kültürle yaşamaya alışkın insanlar geniş bir hoş görü ve anlayış geliştiriyorlar. Bu havayı dönünceye kadar soluduk ve sanırım ülkemde en çok bunu özleyeceğim. İnsanların birbirini itelemek bir yana dursun, uyarmaları gerektiğinde dahi ellerini sanki cereyan teline değiyorlarmış gibi çekinerek dokunmaları dikkatimi çeken bir davranıştı. Şanghay’da da rastladığım bu vücud temasından kaçınmanın kültürel altyapısını tespit edemedim. Kalabalık yaşamın getirdiği doğal bir korunma mekanizması olabilir. Sadece bu kadar değil; insanları sözlü uyarma ihtiyacı da hissetmiyorlar. Bir yanlışlık yaptığınızda sabırla kendi yanlışınızı düzeltmenizi bekliyor, asla uyarma yoluna gitmiyorlar. Mesela çok kalabalık çin pazarına alışveriş için gittiğimizde eşim; biraz beklememiz gerektiğinde, zaten daracık bir dükkânın önünde duran sandalyeyi altına çekerek oturdu. Dükkân girişinin yarısını kapatmıştı. İşyeri sahibi ve komşuları ne yaptığımızı anlamak için dikkat kesildilerse de bizi rahatsız edecek ne bir bakış ve memnuniyetsizlik ifade eden davranışta bulunmadılar. Bu duruma ne kadar tahammül edeceklerini görmek için ben de bekledim. Aradan geçen belki 20 dakikalık zaman zarfında işyeri sahibi birkaç kez daraltılmış girişten geçmek zorunda kalmasına rağmen sanki kendisi suçluymuş gibi davranıyordu. Bunun ticari niyetle, müşteri memnuniyeti için yapıldığı hissi uyanmadı. Trafiğin yoğun olduğu Kuala Lumpur sokaklarında, ayrıldığımız ana kadar korna sesi duymamış olmamız ilginç bir gözlemdir. Fakat son gün bindiğim bir taksinin şoförü sanki böyle bir yazı yazacağımı bilmiş ve engel olmak istemişçesine 10 dakikalık yol boyunca gördüğü her şeye korna çaldı. Herhalde yaşlanmış ve beyni sulanmış bir Çinliydi. Çaldığı kornalara kimse aldırış etmedi, kızgınlık göstermedi. Sabır ve anlayış sanki buranın genetik kotlarına işlemiş gibiydi.

     Kuala Lumpur, her tarafı yüksek binalarla donatılmış bir şehir. Modern binaların arasında veya kenarında dahi eski ve köhne gecekondu evleri, hatta klasik malay evleri görmeniz mümkün değil. Yüksek bina hevesleri nereden geliyor bilmiyorum. Dünyanın en yüksek yapılarından birine sahip olmakla öğündükleri twin towers (ikiz kuleler) şehrin merkezinde yer alıyor. Bu kuleleri ülkenin geçimini sağladığı ve ülke zenginliğine damgasını vuran Petrolu işleten Petronas şirketi yaptırmış. Kuala Lumpur sokaklarına baktığınızda gözünüze çarpan zenginliğin nereden geldiği sorusu insanın aklına takılıyor. Bu, her tarafta fabrika, tarım arazisi vs. olmadığı anlamına da geliyor. Şehir tamamen sonradan ve planla kurulmuş. Bu merakla konuştuğumuz bir taksicinin söylediğine göre bütün zenginlik kauçuk ağacı yetiştiriciliğinden ve petrolden geliyormuş. Kadınların çoğu çalışıyormuş çünkü ülkede yeterince çalışacak nüfus yokmuş. Zaten bu nedenle çevre ülkelerden buraya göç yaşanıyormuş. İşsizlik oranın çok düşük olduğu bir ülkedir Malezya. İslam dünyasında adı geçen ve Türkiye’den gidenlerce takdir kazanmasına rağmen çarşılarında gördüğümüz mini etekli Çinli kızlar hiç rahatsızlık hissetmeden dolaşabiliyorlar. Bir alışveriş merkezinden çıkışta bindiğimiz taksi şoförü caddeye bakarak gördüğü manzarayı ‘Arab street’ (arap caddesi) diye tanımladı. Sadece sokağı değil; şehri bu şekilde tanımlamak daha doğru bence.

     Kula Lumpur’a ilk indiğimden itibaren ‘bunun arkasında kim var’ diye düşündüm. Şehirde görünmeyen başka bir el olmalıydı. Her şey önceden planlanmış gibiydi. Böyle planlı ve düzenli bir yaşam doğu kültüründe yoktur. Elimde internet olmadığından Malezya’nın tarihini inceleyerek soruma cevap bulmam mümkün değildi. Altı saatlik bir otobüs yolculuğu yaparak geçtiğimiz Singapur’da, Sentosa yarımadasını gezerken karşımıza çıkan port silosa adlı tarihi mekanda sorumun karşılığını buldum. Tarihi mekânda sergilenen şehrin savunmasında kullanılmış (Japonlara karşı) İngiliz topları hadiseyi gösteriyordu. Meğer Malay yarımadası Portekiz ve Hollandalılar’ın sömürge döneminden sonra İngilizlerin eline geçmiş. İkinci Dünya savaşında Japonlara karşı savaşan İngilizler burayı ellerinde tutmayı başarmışlar. Daha sonra da bağımsızlığını kazanmış. Trafiğin İngiltere gibi sağdan seyrediyor oluşu ve İngilizcenin her yerde geçerli oluşu durumu anlatmaya yetiyor. Malezya bundan sonra bana uzak doğunun İngiltere’si gibi göründü. Zengin Arap turistlerin çölden kaçarak geldikleri bu tabiat güzelliği zengini bölgede, dinlenebilmeleri ve bolca para harcayabilmeleri için kurulmuş. Şehrin hemen her yeri devasa alışveriş merkezleriyle dolu… Geniş alanlara kurulmuş büyük camiler Müslümanlara rahatlık ve özgürlük hissi aşılıyor. Sokaklarda İslam üniversitesinin her ülkeden öğrenciyi kendine çağıran ilanları göze çarpıyor. Dünya helal gıda forumunun burada yapılacağına dair ilanlar da her yeri kaplamış. Malezya isminin gün geçtikçe İslam dünyasında daha çok duyulacağı ve bazı şeyleri önceleyeceğini anlamak zor değil. Mesela çok büyük bir ticari potansiyeli olduğu anlaşılan helal gıda ile ilgili ev sahipliği yapmaları bunun işareti. Bunun ne kadar önemli olduğunu orada bir kez daha anladık. Yurt dışında bir yerde yemek yiyeceğiniz zaman, lokanta eğer Müslüman değilse sanki farzmış gibi et yenmekleri mutlaka domuzlu oluyor. Bir Çinlinin lokantasına gittiğinizde helal dese dahi içiniz rahat etmiyor. Kullandıkları et ve yağ domuz olmasa dahi kesimler bize uygun olmuyormuş. Mesela tavuklar bıçaklanarak değil de canlı olarak haşlanmış olabilir. Amerikalı Mc. Donald gibi kuruluşlar bu konuda güven kazanmışlar. Helal ‘mi diye sorduğumuzda dünyanın her yerindeki Mc. Danoldslar’da çekinmeden yiyebileceğimiz söyleniyor. Tabi sunduklarına yemek denirse… Sosa boğdukları et parçalarının ne ihtiva ettiklerini Allah biliyor. Kısa zaman zarfında dahi insanın kilo ile ilgili endişelerini artırmayı başarıyorlar. Böylesi yerlerde tavuk etini tercih etmek insana daha fazla güven veriyor. Fırsat bulduğumuzda otelin karşında yer alan Arap lokantası El Misafiri tercih ettik. Bitişiğinde yer alan Pers Resturant’ın fiyatları buranın iki katıydı. Niçin böyle olduğunu anlamadık, anlama teşebbüsünde bulunmadık. Malezya'nın, İranlıların da ilgi odağı olduğunu gördük. Sorduğumuzda, eskiden beri İranlı işadamlarının buraya iş yapmaya geldikleri söylendi.

   Malezya toprakları Türkiye’nin üçte biri olmasına rağmen 14 eyaletten oluşmaktadır. Hemen yanında dünyanın en önemli limanı olan küçücük Singapur ile komşudur. Ülkenin devlet başkanı bu 14 eyaletin sulatanlarından biri olarak seçimle başa geliyormuş. Taksi şoförleri sultanı sevmiyor fakat başbakanlarını benimsiyorlardı. Sultan sadece hazır para yiyen, işi olmayan biri gibi görünüyor onlara.

    Malezya’nın Müslümanlara hoş görünen havası insanın dikkatini çekiyor. Sokaklarında ve cami önlerinde hiç dilenci görünmemesi ilginçtir. Geri dönüş yolculuğumuzda uçakta hepsi başörtülü bayanlardan oluşan bir gençlik grubu ilgimizi çekti. Ne olduğunu sorduğumuzda G. Antep’e Malezya halk dansları gösterisi sunmak üzere yola çıkan ekip olduklarını söylediler. Bu görüntüyle Antep’in Müslüman halkından çok takdir toplayacakları aşikârdır. Malezya’da solunan İslami havaya rağmen ülkede kimsenin kimseye karışmadığı bilindiğinde, grupta bir tane dahi başı açık kız olmaması dikkatimi çekti. Bunu yapay ve amaçlı buldum. Uçaklarında içki ikramından geri kalmazken folklor ekibinde tek bir kişi dahi niçin başı açık olmasın?

     Malezya’da pusuya yatarak trafiğin hemen hiç etkili olmadığı yerlerde sürücülere ceza kesen trafik polislerine rastlamadık. Yol kenarlarında park eden araçları çekiciyle kaldırıp götürerek valilik denetimindeki vakıflara gelir sağlandığına da... Ülkemizdeki bu ilkel görüntülerin devam ediyor olması ne acıdır! Türkiye’ye giriş yaparken hemen karşılaştığımız kuyruklar orada hiç yoktu. Bunları görünce buraya turist gelmez diyoruz. Birkaç etnik ve dini grubu içinde barındırmayan bir ulusun çaplı bir dünya devleti olamayacağını; geniş bir siyasi ufka dayalı politikalar üretemeyeceğini düşündüm. Pasaport polisi giriş işlemimi yaparken, hiç üstüne vazife değilken beni başkalarıyla ilgilenmemem, konuşmamam için uyarıyor. Çıkışta bizi bekleyenleri üzmemek için duruma katlanıyorum, şikâyetçi olmuyorum.

      Malezya’da devleti hemen hiç görmemiştik. Devletin ne kadar görünmez hale gelirse o kadar büyüdüğünü fark ettim. Herkes onun varlığını hissediyor ve itaat ediyordu. Fakat o ortalıkta yoktu. Tuhaftır buradan giderek Allah’ın çok merak edildiği halde niçin gözle görünmediğini anlamış oldum. Aklın gördüğü şey, gözün gördüğünden çok daha görkemli oluyor.

     Malezya’da şehir içi ulaşım taksilerle yapılıyor. Taksi müşteri değil, müşteri taksi bekliyor. Ülkemde acil bir işiniz olduğunda taksi tutarak işinizi halledersiniz. Malezya ve Singapur’da dua etmekten başka yapacak bir şeyiniz yoktur. Bütün taksilerin tek bir idareye bağlı olarak çalıştıklarını öğrendik. Çok sayıda taksi yüzünden belirli saatlerde şehir trafiği felç oluyor. Şehrin müsait yapısına rağmen toplu taşıma ve trafik sorunu çözümlenmemiş. Gelen turistlerden daha fazla para kazanmak içindir diye düşündüm.

     Malezya’nın bol yağışlı iklimine rağmen tarımda Avustralya’ya bağımlı olması ilginçtir. Marketlerde karşınıza çıkan erik, elma, yoğurt, et vs. gibi hemen her şeyin menşei Avustralya. Sorduğumda Avustralya’nın çok geniş arazisi var fakat nüfusu az diye garipsemeden, milliyetçi duygular içine girmeden cevaplandırdılar. Komplocu mantığım, Malezya’nın; aslında bir İngiliz sömürgesinden başka bir şey olmayan Avustralya mallarını satmak için tasarlanmış dev bir Pazar olarak olduğu kanaatini edindi. Singapur bugün dahi dünyanın en önemli limanıdır. Limandaki uçsuz bucaksız yükleri görünce dünya ticaretinin merkezinin burası olduğunu anlıyorsunuz. Bu limanın Amerikan donanması tarafından korunduğunu orada öğrendik. Singapur’un bağımsız bir ülke olduğunu biliyoruz. Amerika’nın bu bağımsızlığa çok önem verdiği anlaşılıyor.

    Malezya’da karşımıza çokça çıkan Çinliler ve Hintliler bölgedeki gerçek gücün kimde olduğunu anlatıyor. Yani o bölgede yabancı parmağı olmadığında tüm bölgeye Çin ya da Hindistan damgası vurulacaktır. Malezya’da Müslümanlığın ve malay etnisitenin devlet idaresinde niçin önemli olduğunun da ipuçlarını yakalamak mümkün. Bir problem çıktığında; mesela Çin; Singapur’un bağımsızlığına son vermek istediğinde Budist Hint ve Çin’e karşı Müslüman malaylar kahramanca savaşabilirler. Bir de yanlarına İslam Dünyasının desteğini aldıklarında yenilmez olurlar. Böylece bugünkü sütotüko bozulmadan devam etmiş olur. Bizdeki anayasal güçler ayrılığı orada etnik farklılıklar olarak idari yapıya girmiş. Yüzde yetmiş çoğunluğa sahip malaylar idari yapıyı yönetirken ticaret Çinlilerin elinde.

     Ders kitaplarında karşıma çıkıp anlam vermekte zorlandığım savaş tanrısı Apollon ile Malezya’da karşılaşmayı beklemiyordum. Her insan bir işte diğerlerinden daha iyi olduğu gibi; her ulus bir konuda başkalarının önüne geçiyor. Savaş tanrısı Apollon rolünü benimseyen İngiltere’yi uzak doğuda görmek insanı hem irkiltiyor hem de gıpta duymanıza neden oluyor. Keşki bir yeryüzü tanrısı kudretinde hareket ederek dünya üzerinde yaptığı dizayna adalet düşüncesini de katsaydı!


                  

Yorum
Malezya'da bir Hastane Deneyimi
Yazar kubha açık 2010-07-20 21:09:55
Sanih'in kulak ağrısı geceyarısı şiddetlendi. Mecburen Kuala Lumpur'daki bir özel hastaneye götürdüm. Daha öncede aynı rahatsızlığı yaşamış olduğumuz için teşhisi ve gerekli ilaçları aşağı yukarı biliyordum. Çinli genç bir doktor son derece müşfik bir tavırla Sanih'i muayene etti ve net konuştu. 4 kalem ilacı verdi. İyileşir dedi ve bizi 10 dakika içinde gönderdi. İlaçlar hastenenin içindeki eczane tarafından anında temin edildi. Otele döndük ve ilk ilaçlarını verdik. Hem de Türk parası ile yaklaşık 70 TL karşılığında bu hizmetleri aldık. Güzel ülkemde bu olay olsaydı: 
 
1. Doktor endişe verici bir yüz ve soyut bir konuşma tarzı ile bizi karamsarlığa iterdi. 
 
2. Boğaz kültürü alınması ile atlatabilirsek şanslı olurduk. 
 
3. Yaklaşık 200 TL bayılırdık. 
 
4. Geceyarısı nöbetçi eczane arardık. Bulduğumuz nöbetçi eczanede de bazı ilaçları olmazdı. 
 
Sağolasın Malezya! Sağolasın Sanih!
Hayret..
Yazar Sanih açık 2010-07-23 17:39:30
Uzun ve kalabalık gezilerde ufak tefek rahatsızlıklar olur ama raci bey ve arkadaşlarının uzun süreli sayılabilecek bu gezilerinde bu kadar menun kalmaları calibi dikkat doğrusu. Tebrikler... 
Allahtan Başka "Tanrı" yoktur!
Yazar Melitenli açık 2010-07-24 09:13:49
Yazıda tanrı kelimesinin rasgele ve rahatça kullanılmasını mümin yazarımıza ve kriter'e yakıştıramadım. Tanrı ilah kelimesinin Türkçesidir. Bir mümin Allahtan başka tanrı olmadığını bilir. Dilimizin İslamileştirilmesinin önemli bir kazanım olacağını düşünüyorum... 
Bu zevkli geziye -bu yazıyla bizi de iştirak ettirdiği için- Raci beye teşekkürler... 
İlhami Meltenli
Haklısınız ama..
Yazar Admin açık 2010-07-27 00:30:23
Melitenli dostumuz haklı ama bir yazım kuralı olarak metinde geçen ''yeryüzü tanrısı'' ifadesinin başkalarına ait bir anlatımı ifade etmek üzere tırnak içine alındığını dikkate almamış gibi...  
Bunu dikkatten kaçırmaması gerektiğini düşünüyoruz...  
Teşekkürler...
Kıskandım
Yazar selahaddin açık 2010-07-28 20:33:57
''Tuhaftır buradan giderek Allah’ın çok merak edildiği halde niçin gözle görünmediğini anlamış oldum.'' Raci abi bu cümlen çok komik.Komplo teoriciliği buralara kadar sirayet etti demek ki.
kriter yazarı Şefika Leyla'dan
Yazar Sanih açık 2010-07-30 23:44:07
kriter yazarı Şefika Leyla' yazı ile ilgili olarak tarafıma şöyle bir not göndermiş; iletiyorum: 
 
(Son yıllarda gündemimize özellikle Vakit gazetesi yazarı Dr.Serdar Demirel ve muhitimizden tahsil için giden gençler dolayısıyla girdi Malezya. Medyada Malezya ile ilgili her haber diğer doğu ülkelerinden daha ziyade dikkatimizi çeker oldu. Mesela özel davetlerin ana menülerinden olan tavuk ayakları, arkadaşların midesine kramp girmesine vesile olmuşsada Türkiyedeki büyük bir tavuk üretim merkezinin tonlarca atık ayaklarının ihraç edilmesi ekonomiye iyi bir katkı. ):  
özgün fikir ve yorumlarını sitemizden ilgiyle takip ettiğimiz Raci Durcan'ın Malezya izlenimleri, Vahye göre tefekkürün mantıki sonuçlarını da yansıtıyordu bana göre. Adına komplo teorisi de dense, bilmem neden isabet ediyor çoğu fikirlerinde. Yani çok düşünceli çehresini görmemiş olsam arkasında derinlerde birilerini ararım. Mesela politik arka plana dair söyledikleri, Malezya'da mukim Dr.Serdar Demirel ve öğrenci Zehra Haksöz'ün izlenimleriyle paralellik arz ediyordu. Kısa bir seyahat ve bunca isabet, teşekkür ederiz. selamlar...) 
 
Şefika hanım doğrudan üye olup yazabilirdi; 
teşekkürler... 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 21-08-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85634617 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net