28-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow ŞEYHO DUMAN İLE İSMAİL HATİP ERZEN ÜZERİNE
ŞEYHO DUMAN İLE İSMAİL HATİP ERZEN ÜZERİNE PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 27
KötüÇok iyi 
Yazar Abdullah YILDIZ-Umran dergisinden   
14-02-2006
Abdullah Yıldız  
Son yarım asırda Malatya’dan yetişen Müslüman fikir adamlarına, yazarlara, çizerlere, düşünürlere, edebiyatçılara baktığımız zaman, farklı bir tarza, farklı bir duruşa sahip olduklarını fark ederiz. ‘Malatyalı’ duruşu, bir anlamda ‘Malatya ekolü’ diyebileceğimiz bir çizgiden söz edebiliriz: İslâmî algılarında net bir tevhidî çizgi, meselelere Kur’ân merkezli bir bakış, batıl ve hurafelere karşı keskin bir eleştirel duruş, hatta genel anlamda kritikçi bir gelenek, bir ekol... Bu geleneğin nereden kaynaklandığını, kimlerden neş’et ettiğini merak edip ilk başvurduğum merci merhum Said Çekmegil ağabey olmuştu, sonra Musa Çağıl ağabeyle de konuşmuştuk aynı mevzuda, nihayet geçtiğimiz aylarda Şeyho Duman Hoca’ya da sormuştum bu konuyu ve aldığım bütün cevaplar aynı isim üzerinde birleşiyordu: 1950’lerde Malatya’da müftülük yapan ve hâlâ “Müftü Efendi” diye anılan büyük âlim rahmetli İsmail Hatip Erzen. Bu değerli ilim adamını en iyi tanıyanlardan biri de onun dizi dibinde yetişen ve ondan çeşitli İslâmî ilimleri bizzat tahsil eden Şeyho Duman Hoca. Şeyho Hoca’nın İsmail Hatip Erzen hakkında bir kitap çalışmasına başladığını da bu vesileyle öğrenmiş oluyoruz.

Şeyho Duman Hoca’ya İsmail Hatip Erzen’le ne zaman ve nasıl tanıştığını soruyorum önce: “Biz Müftü Efendi ile 1950’lerde tanıştık.” diyor ve devam ediyor: “Ben Kur’an kursunda okuyordum, o yıllarda. Kendisi de müftü idi ve zaman zaman Kur’an kursuna kontrole gelirdi... Daha sonra, Müftü Efendinin verdiği Arapça derslerine bizzat iltihak ettim ve onun derin ilminden istifade etme imkanı buldum...” 
İsmail Hatip Erzen Kimdir? 

Sohbet ilerlemeden, Müftü Efendi’nin kimliği ve geçmişi hakkında bilgiler alıyorum Şeyho Duman’dan: Rahmetli İsmail Hatip Erzen Hoca, aslen Siirtli imiş, Arap’mış ve tabii olarak Arapça’yı da çok iyi derecede biliyor, konuşuyormuş. Doğu medreselerindeki tedrisatını bitirdikten sonra Ezher’e iltihak etmiş. Kendi ifadesine göre bütün sülalesi ilmiye geleneğinden geliyormuş. Babası Siirt’te yıllarca imamlık yapmış alim bir insan.  Erzen Hoca, Diyanet’te görev alırken babasını, dedesini ve yedi göbek atasını da yazıp vermiş, şahsı ile ilgili bilgilerin arasında. Şeyho Duman, “bu durum” diyor; “eski ilim geleneğinden gelen zevâtın Ensâb ilmine ne kadar önem verdiğini de gösterir, aslında.”

  İsmail Hatip Erzen Hoca, kendi ifadesine göre Selefî’dir. Yine kendi tespitlerine göre nesebi Abdulkadir-i Geylani’ye kadar uzanıyormuş; hatta, soyunun aynı zamanda Hz.Hüseyin’e kadar uzandığına inandığından Hüseynî olduğunu söylermiş.  Bunu belgelerle de tevsîk etmiş...

  Söz nesepten açılmışken ve Müftü Efendinin ‘seyyit’liği gündeme gelmişken “seyyit olmakla iftihar eder miydi?” diye soruyorum. “Hayır” diyor Şeyho Hoca; “Öyle nesebiyle filan övünmezdi. O soydan gelmiş olmasının kendisine kazandıracağı bir şey olmadığını da söylerdi. Aslolanın takvâ olduğunu belirtir; Kur’ân’daki ‘Sizin en hayırlınız en çok ittika edeniniz/ sakınanınızdır’ âyetine dayanarak meseleleri hep o noktadan ele alırdı...”  

Ezher’de İlmî Tahsil ve Hizmet Yılları 

Burada konu, İsmail Hatip Erzen Hoca’nın ilmî seviyesine ve ilim hayatına geliyor. Müftü Efendinin Ezher’de ilim tahsil ettiği ve hocalık yaptığı yılları merak ediyor ve bu konuda Şeyho Duman’dan bildiklerini aktarmasını istirham ediyorum: Onun aktardığına göre; Ezher’de ilmî ve fikrî tartışmaların en yoğun olduğu dönemlerde tahsil hayatına başlamış İsmail Hatip Erzen Hoca. Reşid Rıza’ların, Muhammed Abduh’ların hemen sonrasındaki, fikri çalkantıların hayli yoğun olduğu bir dönemde çok ciddi tecrübeler kazanmış ve çok önemli bir ilmi seviyeye ulaşmış...

  Müftü Efendi, kendi ifadesine göre; Ezher Üniversitesindeki ders müfredatını bitirip ilmi kariyerini tamamladıktan sonra Ezher’de on civarındaki alimden özel dersler ve icazetnameler almış. Bu icazetnamelerin her birinin özeti, onun Diyanet’e verdiği, özel şahsiyetini bildiren dokümanlar arasında yer alıyor. Yani kimde hangi ilmi okumuş, kim ne icazet vermiş, bunların hepsi Arapça olarak mevcut. İsmail Hatip Erzen’in hangi ilimlerde mütehassıs olduğunu sorduğumda, Şeyho Hoca şunları anlatıyor: “Hadis ilminde otorite bir alimdi ve hadis konusunda fevkalade hassasiyet sahibi idi. Kendisine hadis konusunda bir soru sorduğumuz yada bir hadis götürdüğümüz zaman çok açık ve net cevaplar verirdi; o hadisi, usûl ölçülerine vurur, ‘bu hadistir veya değildir’ derdi. Hadis usûlüyle ilgili gerek manzum, gerek mensur kitapların hepsini Arapça olarak ezberinden okurdu. Nahivdeki ‘Elfiye’ kitabı gibi, kaideleri manzum olarak, şiir formunda öğreten bu kitaplar kolay ezberleniyor ve muhafaza ediliyor... Hadis usulü konusunda da birkaç metin ve özellikle manzum metin var, bunların ezberlenmesi de kolay oluyor tabi ki...”

  “Müftü Efendi, kendi ifadesine göre; yedi sene Ezher’de hadis hocalığı yapar ve daha sonra Türkiye’ye döner; Türkiye’ye döndüğünde de müderrislik imtihanına tabi tutulur ve imtihanı kazanır. Elazığ/Harput şehrine Hamidiye Medreselerine müderris olarak tayin edilir. (Bu dönem, zannederim, Osmanlı’nın son yıllarıdır.) Orada tedrisata başlar. Sonraki yıllarda da Türkiye’nin çeşitli illerinde Müftülüklere tayin edilir. Birkaç ile gönderilir; en son Konya ve Malatya’ya tayin edilir; nihayet Malatya’da 1960’larda emekliye ayrılır.”

Batıl ve Hurâfelere Aman Vermeyen

Bir Müftü Efendi 

Söz İsmail Hatip Erzen’in Konya’da müftülük yaptığı yıllara gelince; Müftü Efendinin o yıllardaki ilginç bir uygulamasını Said Çekmegil ağabeyin aktardığını hatırlıyorum: O sıralar Konya camileri, iri iri taneli 999’lu tespihlerle doludur. Bu tespihler, zikrin hakiki manasını gölgelediği ve gerçek zikrin, ibadetin rûhuna ters olduğu ve hatta bu rûhu idrake engel teşkil ettiği için, bunların hepsini toplatır ve bizzat camilerdeki sobalarda yaktırır. Tabi ki, bu uygulamasından dolayı da ciddi tepkiler alır, ama bu tepkiler Hoca’nın umurunda değildir; o doğru bildiğini söylemeye ve doğru olanı yapmaya devam eder.

  Şeyho Duman Hoca, Müftü Efendinin Malatya’da da aynı tutumunu sürdürdüğünü ifade ediyor: “Allah rahmet eylesin, Müftü Efendi, işin dış kabuğuyla ilgilenmek yerine daima hakikatine ermeyi, meselelerin derûnuna nüfuz etmeyi önceler, önemserdi. Bir arkadaşımız onun dersine geliyordu, -ki hâlâ berhayâttır- Aşık Ahmet diye bir zat; ‘Hocam ben fırında çalışıyorum’ dedi. -O zamanlar fırında hamur makine ile değil, elle yapılıyor; o arkadaş da sabaha kadar beş çuval hamur yoğuruyor sonra da derse geliyordu.- Dedi ki; ‘Hocam, ben müezzinlik veya imamlık görevi almak istiyorum.’ Bunun üzerine Hoca hemen dersimizi bırakıp kendisiyle ilgili bir hatırayı dillendirdi ve dedi ki; ‘Ahmet, sen hamurunu yoğurmaya devam et; Din’i meslek edinerek buradan geçinmeye kalkışma.’ Ve devam etti: ‘Zira, Din’i bir meslek haline getirdiğin taktirde manen hiçbir şey elde edemezsin.’ Sonra da kendi hatırasını anlattı: ‘Ben’ dedi; ‘Mısır’da iken ve Mısır’dan Türkiye’ye gelip vazife alıncaya, ilk maaşımı alıncaya kadar gözlerim açıktı.”  (Bu sözlere, şu an Malatya’da yaşayan iki arkadaşım daha şahittir. Hoca, hem bunu söylüyor hem de ağlıyordu. Devam etti:) “Ben ne zaman ki Din’i meslek edinerek, Din yoluyla geçinmeye başladım, o dakikadan itibaren gözlerim kapandı, basîretim kapandı.” Tabi, biz o zaman talebe-hoca münasebeti seviyesinde daha ileri giderek, ‘nasıl basiretiniz kapandı?’ diyemezdik. Anlattıramazdık. Ama bunu söylerken ağlıyordu. ‘Ben kaybettim’ diyordu. ‘Mısır’da gözlerim açıktı; dönüp görev alınca gözlerim/basiretim kapandı’ diyordu: ‘Onun için sen git hamurunu yoğur, sabaha kadar çalış, ancak hiç bir zaman Din’i geçim yolu edinme’...”

  Şeyho Hoca’nın bu duygusal hatırasına; “Demek ki, ihlâsının kaybolduğunu, basîretinin kapandığını düşünüp buna hayıflanarak ağlıyordu rahmetli” diye katılarak sohbeti sürdürüyorum. Hoca, Müftü Efendiyi anlatmaya devam ediyor: “Çok onurlu bir insandı ve hem kendi onurunu hem de Müftülük makamının onurunu asla küçük düşürmezdi. Hiç bir resmi törene katılmazdı. ‘Esas bu toprakların temsilcisi benim; İslami şahsiyeti ben temsil ediyorum’ der ve valinin ya da şunun bunun karşısında kendisini ezdirmez, onların ayağına gitmezdi. ‘Ben gidersem, dinî şahsiyeti onların ayağına götürürüm’ düşüncesiyle hareket ederdi. ‘Gazali’de “ulemâ-i sû’” diye bir tabir vardır, yani “kötü âlimler”; onlar idarecilerin ayağına giderler.’ derdi ve kendisi gitmezdi. Vali ve diğerleri de bilirlerdi Müftü Efendinin hassasiyetini ve ona resmi formaliteleri uygulamazlardı. Saygı duyarlardı Müftü Efendiye. Onun kendisine saygısının tezahürü diğerlerinin üzerinde de etki yapıyordu, onlar da bu zâta saygı duyuyorlardı. Müftü Efendi, daha önce sahip olduğu manevi feyzin bir kısmının kayba uğradığını düşünüyor olsa da, aslında tesiri ölünceye kadar üzerinde devam ediyordu...” 

Etrafına Işık Saçan Bir İlim Adamı 

Şeyho Duman Hoca’ya, Müftü Efendi’nin Malatya’da nasıl bir ders halkası oluşturduğunu ve ondan hangi ilimleri tahsil ettiğini soruyorum. “Müftü Efendi Malatya’ya geldiğinde biraz yorgun gibiydi, ama biz zorlayıp rica edince bizi geri çevirmedi, talebimizi kabul etti” diyor ve devam ediyor: “Arapça Muhtasar, Ma‘ânî gibi edebi metinleri ondan okuduk. Bize Arapça öğretirken, aynı zamanda Hadis ve Tefsire ait bir takım usûl kaidelerini de anlatırdı. Bu vesileyle birçok şeyi bir arada öğrenmiş olurduk. Kendisi doğu medreselerinde okuduğu için, oralarda okutulan pek işe yaramayan boş metinlerin varlığından da haberdardı. Mesela, oralarda belli bir ilimle alakalı bir kitap okuturlar, sonra aynı meseleleri anlatan başka bir kitap daha okuturlar. Müftü Efendi bunlara karşı idi. Bir gün bize, ‘isterseniz nahiv kitabı okuyalım’ dedi. ‘Bende var bir tane, getireyim’ dedi. Biz de Hocaefendi kim bilir nasıl bir kitap getirecek, diye bekliyoruz. Otuz altı sayfalık Fusûl-i Fikriye adlı küçücük bir kitap getirdi; tıpkı Avamil-i Cürcanî kadar.. Dedik ki, ‘Hocam bize bunlar hafif gelir; biz bunların Arapça’sını ezbere biliyoruz.’ ‘Daha ne istiyorsunuz? Zaten ilim budur.’ dedi; ‘nahiv bunun içindedir. Boş şeylerle zaman öldürmenin anlamı yok’ dedi. Doğu medreselerinin geri kalış sebebinin de bu olduğunu söyledi.

  Müftü Efendinin az ve öz konuştuğunu, sadece önemli konularda fikir beyan ettiğini ve son derece duygusal bir insan olduğunu öğreniyoruz Şeyho Hoca’dan: “Mesela; Cumalardan veya namazlardan sonra, bir hafız Kur’ân okuduğunda duygulanır, kalkar ve ‘cemaat, hafızın okuduğu Kur’ân ayetlerini açıklayayım’ diyerek o güzel üslubuyla açıklardı.”

  Ayrıca, İsmail Hatip Erzen’in batıl ve hurafeler karşısındaki tavizsiz duruşunun halkta rahatsızlık meydana getirdiğini, ama Said Çekmegil ağabey başta olmak üzere birçok duyarlı insanın onu desteklediğini öğreniyoruz. Zamanın Diyanet İşleri Reisi merhum Ahmed Hamdi Aksekili’nin de Müftü Efendiyi çok iyi tanıdığını ve desteklediğini söylüyor Şeyho Hoca. Gerek Konya’da gerekse Malatya’da birçok şikayet sözkonusu olmasına rağmen onu desteklemiş ve görevinde tutmuş. Hatta 1957 yıllarında doğuda yapılan müftülük ve vaizlik imtihanlarını Malatya’da bizzat İsmail Hatip Erzen’in en yetkin kişi olarak yapmasını istemiş...

İslâmî Hakikatler Kitabı ve

Bid’atlere Karşı Keskin Tavır 

Müftü Efendinin ilmi yetkinliğine gelmişken, yazılı eserlerinin olup olmadığını soruyorum. “Üç dört tane kitabı var” diyor Şeyho Duman: “İslami Hakikatler adlı Türkçe kitabı, Karmatiler aleyhinde bir tercüme kitap vb. Ancak tercüme ile iktifa etmemiş, dipnotlar, ilaveler koymuş o kitaplara: Öyle ki, o kitaba iki kitap ilave edecek kadar dipnotlar. Ayrıca ne kadar kitap okuduğunu da bu dipnotlardan öğreniyoruz.”

  İsmail Hatip Erzen’in bid’atler karşısındaki keskin duruşunu ise şöyle örneklendiriyor, Şeyho Hoca: “Onun Malatya’da yaptığı inkılaplardan özellikle ikisi önem taşıyor. Daha önce Malatya’da sünnet ile farzlar arasında üç kez İhlas suresi okunur, Fatiha’dan sonra kamet getirilirdi. Müftü Efendi bunu kaldırdı. Bir de camilerin kıble tarafına levhalar asılırdı; Allah, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali. Müftü Efendi ‘bunları kaldırın’ derdi. Tabi, müezzinler, imamlar hemen kaldırırdı. Ama çok tepkiler alırdı. Mesela, Yeni Camide Hacı Abdullah Efendi -camiin bütün ihtiyacını karşılayan biriydi- gelip müezzin ve imama baskı yapar, ‘bu levhaları hemen koyacaksınız’ der,  ‘ihlası okuyacaksınız’ derdi. Müftü Efendi’nin böyle bir kaderi vardı. Tabi, bunlara çok üzülürdü. Nihayet bir gün, Yeni Camide vaazında şöyle dedi: ‘Sahib-i Şeriatın huzurunda yarın mahkemeye geldiğimizde ben Abdullah Efendi’den şikayetçi olacağım ve ona hakkımı helal etmeyeceğim.’

  Şeyho Duman Hoca, Malatya’da neş’et eden İslami anlayışın net ve sağlıklı oluşunun temelinde Müftü Efendi’nin gayretinin büyük etkisi olduğunu söylüyor ve bazı örnekler veriyor: “Biz o zaman tarikata mensuptuk ve şeyhimizle rabıta kurarak rahat ederdik. Müftü Efendi bunların İslam’daki yerini bize anlattı ve biz kendi rızamızla değiştik. Malatya’da yaşayan Nedim Hoca der ki: ‘Biz eskiden ne kadar rahattık; nasılsa bizden haberdar olan birileri vardı, ama Müftü efendi bu rahatımızı bozdu.’ Yani biz ilk başta biraz tereddüt ettik, ama onun gerçek ilmi maharetini, meselelere vukûfiyetini zamanla anladık. Tabi ki, hurafe ve bid’atla yoğrulmuş bir toplumda bunları anlatmak çok zor...”

  Konu konuyu açıyor ve Şeyho Hoca, Müftü Efendinin özü-sözü bir sağlam bir karaktere sahip olduğunu yansıtan ilginç bir hatırasını daha naklediyor: “Bir ikindi namazına gecikmiştik. Geldik, Yeni Camide namaz kılacağız. Kendisi hemen mihraba geçti. Başı açık, kolları sıyrılmış şekilde namaz kıldırmaya başladı. Biz de tabi olduk. Sonradan gelenlerle birlikte arkasında dört saf cemaat oluştu. Cemaat dört saf olunca, namazı bitirip cemaate döndüğünde; bir müftünün, cübbe ve sarık oradayken sarıksız ve cübbesiz, aksesuara önem vermeden namaz kıldırmasına cemaatin şaşırdığını hemen farketti ve aynen şöyle dedi: ‘Cemaat belki beni yadırgarsınız. Ama ben evde de böyle namaz kılıyorum.’ Yani, sizin için bunu giyersem riya yapmış olurum demek istedi. Zaten takke/sarık hakkında böyle düşünüyordu: Bir gün fıkıh dersi okurken, takkesiz namaz kılmanın mekruh olup olmadığını sorduk. ‘Bunu mekruh sayan alimlerin senedi yoktur; bir delile dayandıramazlar.’ dedi.”

  Gerçekten de, bir insanın bir şehre gelişiyle orada köklü bir değişim meydana gelmişse, o şahsiyetin fikri, zikri, duruşu, üslûbu, ilmi birikimi ve bütün yönleriyle incelenmesi gerekir. Düşünün bir Müftü Efendi Malatya’ya geliyor ve o şehrin İslami anlayışını, rengini değiştiriyor; hurafelere, bid’atlere karşı net tavır alıyor -hem de yanlış anlaşılmak pahasına, tepki almak pahasına-, ama bugüne kadar devam eden bereketli ve kalıcı tesirler bırakıyor. Keza, Müftü Efendi’ye sahip çıkan ve ondan etkilenen, istifade eden bir Said Çekmegil ağabey çıkıyor; Malatya’daki bir terzi dükkanından tüm Türkiye’ye yayılan bir fikir hâlesi oluşturabiliyor. Tam da burada, Adana İmam Hatip Okulunda okuduğumuz yıllarda ilk aldığım üç-beş kitap arasında Said Çekmegil ağabeyin kitaplarının da olduğunu minnetle hatırlatmalıyım. İşte, İsmail Hatip Erzen Hoca, Malatya’da böyle sahih bir gelenek inşa etti, çeşitli tepkilere ve anlayışsızlıklara rağmen.   

Müftü Efendiden İki Mesaj:

Kur’ân’ı Unutmamak ve Tebliği İhmal Etmemek 

İsmail Hatip Erzen Hocanın mücevvid olduğunu yani Tecvid ilminde de alim olduğunu öğreniyoruz Şeyho Duman Hocadan: “Bütün kıraatleri bilirdi” diyor ve ekliyor: “Hiç unutmam, Müftü Efendi emekli olunca Elazığ’a gitmişti. Ben de bir gün ziyarete gittim. Bu arada kitapçıları gezdim; Şatıbî Tecvidi’nin şerhi var, fakat manzum; aynen Cezerî’nin Tecvidi gibi o da şiirsel. Kitabı aldım ve Müftü  Efendiye gösterdim. Aldı eline, dedi ki; ‘şu şerhi değil de metni okuyacağım, beni dinle’. Ve o manzum metni ezbere okudu. İnanın, seksen yaşında idi ve hâlâ unutmamıştı... Elazığ’da Ahmet Efendi diye bir Kur’ân hocası vardı. Müftü Efendi Elazığ’a yerleşince, ona uğruyor ve ‘her gün geleyim de beni bir cüz dinle’ diyor. (Müftü Efendinin bir özelliği de, ayda bir defa namazda Kur’ân’ı hatmetmesiydi. Yalnız da kılsa muhakkak bir sayfayı bitirirdi. Okurken yanında bulunacaktınız; kendisi işitecek kadar sesi çıkardı ama siz de duyabilirdiniz. Yavaş yavaş okurdu.) Her gün okumaya devam ediyor. Bir gün bir cüzde iki yanlış yapıyor. Ahmet Efendi dedi ki; ‘Baktım, Müftü Efendi ağlamaya başladı. Ben şaşırdım, dedim ki; ‘Hocam ne oldu?’ Cevabı şu oldu: ‘Yarın Rabbim bana, “Sana ayetlerimiz geldi ve sen onları unuttun. Bugün de sen unutulacaksın!” derse ben ne derim?’ Ahmet Efendi teselli sadedinde, ‘Hocam, bu ayetten anladığım kadarıyla, asıl olan manasını unutmayıp onunla amel etmek; siz lafzını unutmuşsunuz ama manasıyla hâlâ amel ediyorsunuz’ deyince Müftü Efendi, ‘Hayır! İkisi de düşünülebilir’ diyor ve lafzın da unutulmaması gerektiğini, dolayısıyla lafzına da önem verilmesi gerektiğini söylüyor.” 

  Son olarak önemli ve mesaj yüklü bir hatıra daha naklediyor Şeyho Duman Hoca: “Malatya’da İsmetpaşa kazamız var, Yeşilyurt oldu şimdi. Orada nâmı, şânı büyük olan Karslı Hoca var; alimliğinden, evliyalığından bahseder herkes. Müftü Efendi, bir gün bize dedi ki, ‘gelin onu ziyarete gidelim’. ‘Olur’ dedik ve bir fayton tutup Karslı Hocayı ziyarete gittik. Evi, üç-dört basamakla aşağı inilen bir yer. Oturup hal-ahvalden sonra Müftü Efendi sordu: ‘Ne iş yaparsın?’ O da ‘Efendim, dokuma tezgahım var, arkadaşlar bana ip getirirler, burada dokurum, arkadaşlar da çarşıda satarlar; onunla geçinirim. Evli de değilim. Böyle hayatımı sürdürüyorum.’ dedi.  Müftü Efendi, ‘Senin ilmin var mı?’ dedi. O da, ‘İzhara kadar okudum’ dedi; yani orta seviyede bir Arapça. Başka bilgiler de verdi ve bir de dedi ki: ‘Haftada bir defa Cuma için dışarı çıkarım.’ Müftü Efendi bunun üzerine: ‘Bununla yarın huzur-u ilahide hesap verebileceğini mi sanıyorsun? Yarın Allah sorsa; “Bu ümmetin halinin perişanlığını görüyorsun ve haftada bir gün Cuma için çıkıyorsun; üstelik ilmin de var! Allah’ın kelamını anlatabilecek seviyedesin ve anlatmıyorsun!” dese, sen ne cevap vereceksin? Gel, ben sana vaizlik ruhsatı vereyim, çık kürsüye ve Allah’ın emirlerini dosdoğru söyle. İndiğinde kafanı kırsınlar. Böylece Allah’ın huzuruna, Sahib-i Şeriatın huzuruna gittiğinde bunu bir berat olarak ibraz edersin’ dedi. Allah rahmet eylesin ölçüleri hep böyle netti...”

  Evet, ölçü buydu, önemli olan buydu; gerçekleri, hakikatleri -tıpkı Nuh, Hûd, Salih, Lût, Şuayb aleyhimüsselam ve diğer peygamberlerin yaptığı gibi- çekinmeden, bıkmadan, usanmadan dosdoğru anlatmak ve Hesap gününde bu yaptıklarımızı ve karşılaştığımız tepkileri, zorlukları, sıkıntıları, bir berat olarak Rabbimize sunmak... İnanıyoruz ki, merhum İsmail Hatip Erzen hocanın yaptığı gibi, bildiğimiz doğrular istikametinde kararlı ve ısrarlı bir cehd ortaya koyarsak, Allah er veya geç bu çalışmalarımızın semeresini verecektir.
'UMRAN DERGİSİ'NDEN ALINTILANMIŞTIR

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 15-04-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73647796 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net