18-01-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
KERBELA' YI ANMALI MI UNUTMALI MI? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 17
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
14-02-2006
 KERBELA' YI ANMALI MI UNUTMALI MI?
                                                          Raci DURCAN
İlk bakışta insana çok şaçma gelen bir inanışın o din içerisinde yüzyıllarca durabilmesi  şaşırtıcıdır. Hele de basit bir inanıp inanmama meselesi gibi görünen konu yüzünden yüzbinlerce insan öldürülmüşse. Ortaçağda cadı diye iki milyona yakın kadının öldürülerek mallarına Klise tarafından el konulduğunu öğrendiğimde bunlar geldi aklıma. İnanışların; özellikle dinin orjinalinde olmayıp sonradan dahil olanların pek masumca ve tesadüfen oraya yerleşmediğini düşünmeye başladım.

 Bir din seçerken, din felsefesi eğitimi görüp, uzun süren araştırmalardan sonra karar vermiyorsunuz. Din'in zaten kurumlaştığı bir sosyal yapıda açıyorsunuz gözlerinizi. Eğer şüpheci bir yanınız varsa kendinizin ve toplumunuzun inançlarını sorgulamaya cesaret ediyorsunuz. Bu da bazı konularda gerçeklere ulaşmanız için zaman geçmesi anlamına geliyor. Araştırma yaparken
ulaştığınız sonuçları karşılaştırmalı olarak değerlendirmek, araştırmanın sıhhati bakımından ehemmiyet taşıyor. Tek bir kaynağa bağlı kalıp, ulaşılan neticeleri diğerleriyle kıyaslamaz ve düşüncelerinize tarihsel bir derinlik kazandırmazsanız, çoğu zaman yanlış kanaatlere sürükleniyorsunuzCinlerle ilgili bir araştırmada bulunurken, tanınmış bir ansiklopedide melek, şeytan cin, evliya gibi kavramların her dinde ne anlama geldiği izahına rastlayınca şaşırmıştım. Bir dinde bulunan her kavram başka bir dinde biraz farkılılaşarak yer almıştı. O zaman, bu türden dini kavramların insan için bir ihtiyaç olduğunu, bu nedenle de dinlerin içinde doğal olarak yer bulduklarını; ve dinin o kavramı kendine göre şekillendirdiği şeklinde bir izlenim edindim. Olaylara bu perspektiften bakmaya başlayınca önünüze ilginç şeyler çıkıyor.

 Hristiyanlık inanışında, tüm insanların günahkar doğdukları kabul ediliyor. Bu inanış din içerisine çok sonra yerleşmiş. Hz. Adem'in işlediği ve Cennet'ten kovulmasına yol açan ilk günah sadece O'nun yeryüzüne gönderilmesiyle karşılığını bulmuş kabul edilmiyor. Kendisinden sonra gelecek olanların da aynı günahı taşıdıklarına, ancak vaftiz edilerek bundan kurtulacaklarına inanılıyor. Dışarıdan bakıldığında mantıksız fakat zararsız bir inanış gibi görünmesine rağmen Klisenin Hristiyan dünyasındaki hakim konumunu perçinlemeye yarayan bir anlayış bu. Bir defa doğan her çocuğu Kliseye götürüp vaftiz etmek ve ancak ondan sonra bir Hristiyan ismi koymanız mümkün oluyor. Daha yakın zamana kadar doğum, evlenme ve tapu kayıtlarının kliseler tarafından tutulduğunu göz önüne alırsanız olayın basit bir yanlış inançtan öte mahiyeti olabileceğini kavrarsınız. 18. Yüzyıla kadar Aforoz müessesesi yürülükteydi. Aforoz edilmiş, yani kliseden atılmış bir insan sadece dinden çıkmakla kalmıyor; insanlık sınıfından da ayrılmış oluyordu. Kiliseden kaydınız silindimi evlilik, doğum ve tapu kayıtlarınız da geçersiz oluyor, toplumdam tamamen dışlanmış oluyordunuz. Ard niyetli bir yaklaşım, bu mekanizmayı tersten işleterek müthiş bir siyasi itibar ve maddi çıkar sağlayabilir. Malına el konulmak istenen birini herhengi bir nedenden dolayı aforoz ederek... Nitekim Kilise ile Kralların yüzyıllar süren savaşında aforoz müessesesi Klise lehine önemli bir manevela hükmünde olmuştur.

 Müslümanlar, Hz. Adem'in Cenneten kovuluşunun O'nun günah işlemeye meyyal yönüne işaret anlamı taşıdığını bilirler. Ortalama bir insanın rahatlıkla kabul edebileceği bu yaklaşımın Klise tarafından itibar görmemesi, salt bir dinsel uyuşmazlık, anlamamazlık olarak açıklamak mümkün değildir. Klise buna benzer sıradan insanların rahatlıkla kabullanabileceği şeylere bile uzun süren mücadeleden sonra yanaşmıştır. Çünkü Klisenin kitleler üzerindeki kontrolü bu tür inançlarla perçinleniyordu. Papazlar, Kardinaller böyle inançlarla önemli kişiler haline gelip konumlarını koruyabiliyorlardı.

 Hristiyan dünyasındaki bu olayın bizde bir karşılığı olabilir mi diye düşündüğümde aklıma Kerbela hadisesi geldi. Biliyorsunuz İslam'ın ilk dönemine uzanan bu ihtilaf günümüzde dahi tartışma konusu yapılabilmektedir. Her yıl dönümünde, olay sanki biraz önce cereyan etmişcesine matemler düzenlenmekte, katılanlar bir yakını ölmüşcesine üzüntüye kapılmakta ve hatta kendi bedenlerine eziyet ederek acıya iştiraki arzulamaktadırlar. Peygamberimizin torunlarından biriyle resmi Halife arasında vuku bulan bu ihtilafı günümüze kadar taşımanın özel bir anlamı olması gerekir. Çünkü bu siyasi mücadele belki İslam Tarihinde ilk ayrılıklardan biri olmamakla birlikte sonuncu da değildir. Her siyasi ayrılığa ve her şehid düşen Müslüman'a yıl dönümlerinde matem tertipleyecek olsak, geriye normal bir günümüz bile kalmaz. Yok eğer buradaki mesele olayın içerisindeki kişinin Peygamber torunu olmasından kaynaklanıyor derseniz, diğer peygamber torunlarına (mesela Hz. Hasan'a) haksızlık yapmış oluruz. Diğer bir neden olayın bizatihi kendisi olabilir. Yani siyasi ayrılıktan dolayı Hz. Hüseyin'in biate zorlanması, olmayaınca şehid edilmesi. Bu yönden baktığımızda dahi işin içinden sıyrılamayız. Çünkü tarihte müslümanlar arasında çok sayıda siyasi mücadele ve savaş vuku bulmuştur. Bunlar arasında baba-oğul ve kardeşlerin birbiriyle olanları bile oldukça fazla sayıdadır. O zaman bu mücadeleye özel anlam kazandıran nedir? diye sorduğumuzda cevap olarak elimizde sadece 'iktidar sahibini kabullenmemek' kalıyor. Taraflardan biri hilafetin Peygamber soyundan gelenlerin hakkı olduğunu ve diğerlerinin bu hakkı gasb ettiğini ifade etmektedirler. İlk siyasi ayrılıkçılar, bu fikri öne sürerek yönetime muhalefet etmişler, bu fikri gerekçe göstererek toplumdan kendilerini uzak tutmuşlardır. Bu muhalif akım zaman içinde başkalaşmış, toplumun diğer kesiminden farklı bir kimlik sahibi olmaya özen göstermiştir.

 Aklı başında hiç bir Müslüman Hilafetin sadece Peygamber soyundan gelenlerin hakkı olacağına dair dini bir kural söyleyemez. Gerçi bunu söylemek isteyenler var. Gadiri Hum denilen mevkide Peygamberimizin böyle bir vasiyet yapmak için kağıt kalem istediğini iddia eden Şia kaynakları bulunmaktadır. Fakat vefatından sonra hiç kimse Hz. Ebubekir Ve Ömer'in hilafetine karşı çıkmamıştır. Ashabın, böyle bir vasiyet olduğunu bile bile buna itiraz etmeyeceğini düşünmek, Müslümanlığın daha o anda bittiğini ifade etmekle denk bir söylemdir. Kaldı ki Şia'nın itibar ettiği Hz. Ali gibi ilim sahibi bir insan bile kendi lehindeki bu itirazı yapmamıştır.

 O zaman hadiseyi, yıl dönümlerinde tekrar tekrar anmak için geriye bir neden kalmamış olması gerekir. Belki, 'Müslümanların birbiriyle savaşı ve ihtilafı iyi değildir' anlamına gelecek şekide değinmek, hatırlamak faydalı olabilir. Ancak gerek günümüz basınından gerek tarihten takip ettiğim kadarıyla verilen mesaj bu yorumu çok aşmaktadır. Özellikle son dönemde Sünni düşünürlerin bu konuyu artık kaşımamak amacıyla görmezden, duymazdan gelmeleri Şia propagandasının tesirini hiç haketmediği halde artırıp yaygınlaştırmıştır. Zaten bizim konuya yaklaşmamız bunu göstermek amacı taşımaktadır. Sünni düşünürlerin görmezden gelerek unutmaya çalıştıkları bu acı hadise, olayı sürdürenler tarafından artık netice alınabilecek noktaya kadar getirilmiştir. Öyle ki bu olay bahane edilerek bütün İslam tarihi karalanmakta, Dünya'nın kabul ettiği o muhteşem İslam uygarlığı baskı, saltanat ve zulüm altında geçmiş bir dönem olarak sunulmakistenmektedir. Bunda Batılıların da katkısı büyüktür. Çünkü İslam'ın yayılıp uç sınırlarına ulaştığı, İstanbul'un kuşatıldığı bu dönemden intikam almak için bu hadiseyi bir fırsat olarak değerlendirmekte, Kerbela olayını fırsat bilip tarihin o parlak dönemi karalanmaktadır. İşin ilginci, Emevileri saltanat kurmakla suçlayanların bizatihi kendileri saltanatçı bir anlayışla Halifenin peygamber soyundan gelmesi gerektiğini iddia edebilmekte, buradaki mantık tutarsızlığını görmek istememektedirler.

 Din ile siyaset her zaman iç içe olmuştur. İnsanların ortak değerlere inanmaları, bu değerlere inananların birlik vücuda getirmelerinin yegane yoludur. Din, kitlelerin millet olmasını sağlar. Millet olmayı başaranlar dünyaya eğemen olup uygarlıklar kurarlar. Tabii ki konuya tersinden yaklaşmak ta mümkündür. Bir uygarlığı yıkmanın en kolay yolu, o medeniyeti oluşturan millet içerinde inanç farklılıkları doğurmak ve onu körüklemektir. Tarihte olmuş bitmiş bu olayı tekrar tekrar hatırlamak, gündeme getirmek yarayı yeniden kanatmak demektir. Yara kandıkça İslam milleti kan kaybedecek, müştereklerini değil, nerede diğerlerinden farklı olduğunu aramaya başlayacaktır. Müslümanlar, hatırlamaktan acı duydukları bu siyasi hadiseyi artık unutmalı, birbiriyle kenetlenip ortak düşmanlarına karşı güç birliği yapmalıdır. Şia aydınları, Kerbela'yı anma geleneği terk ederek şehadet ve mücadele arzusunu dile getirmek için tarihinden başka argümanlar bulup çıkarmalıdır. Bu tabii ki müslümanın müslümanla olan bir savaşı olmamalıdır. Tarihimizde kahramanlık, cesaret ve fedakarlığımızı bize hatırlatacak nice Haçlı savaşları, Çanakkale direnişleri vardır. Bunlar dururken, herkesin hatırlamaktan acı duyduğu bir hadiseyi, aramızda bir ihtilaf noktası olarak körüklemek iyi niyetli bir yaklaşım değildir. İslam aydınına düşen, her yıl bu acıyı yeniden hatırlatmak değil, bunların tarihte kalmış acı bir hatıra olarak unutulmasını sağlamak ve yaramızı kapatmaktır.

 Hadisenin tarafları belki şimdi çoktan işlediklerinin hesabını Rabbimize vermişken, biz burada onlar adına kendi cehennemimizi hazırlamayalım.
  Tarihin bu acı hatırasını artık unutup zihnimizden silelim.

Yorum
Yazar Misafir açık 2006-11-22 21:48:14
çok müessif, islam ile ilgisi olmayan, ters bir yazı.bir islam düşmanı bile bu kadarını yazamazdı.Kerbelayı ve huseyni unutanı Resuli ekrem de unutur, iblisden de şefaat muhaldir.Aklınızı kendi kurtuluşunuz için başınıza toplayın.h h

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 19-12-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 116 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
76910504 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net