16-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow HER OLUŞ İLİMLEDİR
HER OLUŞ İLİMLEDİR PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 4
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
21-05-2010
HER  OLUŞ  İLİMLEDİR
                             Raci Durcan
   Peygamberlerin hayatını incelediğimde mucize talebinin müminlerden değil; inkârcılardan geliyor olması dikkatimi hep çekmiştir.

   Kuranda anlatılan kıssalarda, talep edilen bu mucizeler gelmiş olsa dahi inkârcıların durumunun değişmediği belirtilmektedir. Mucizelerin gönderilişi inkârcıları mümin yapmamakta fakat zaten inanmış olanların imanını kuvvetlendirmektedir. Bu nokta ilginçtir. Aynı olay karşısında niçin objektif bir değerlendirme yapılamamaktadır? Şimdiye kadar bu tür olaylarda inkârcı zihnin şartlanmış bir yaklaşımla göz göre göre, gerçeği red etmeleri olarak değerlendirmiştim. Hâlihazırda bunun doğru olmadığını düşünüyorum. Mucize bile olsa, bahse konu hadisenin mantıken ve ilmi olarak izahının mümkün olması onları bu yola itmiş olabilir. Belki de onlar mucize kavramıyla keyfiliği tarif etmektedirler.

Gücü ve ilmi her şeyi ihata eden yüce varlığın (Allah) işlerini belirli bir metot (ilim) çerçevesinde yapıyor olmasının Tarih boyunca inkârcıların aklını karıştıran bir husus olduğu anlaşılıyor. Onların mucize diye talep ettikleri şey aslında keyfiliktir. Kendilerine apaçık bir mucize geldiğinde yüzlerini çevirmelerinin nedeni budur. Kutsal kitaplarda anlatılan bu tür kıssalar ne yazık ki yanlış anlaşılmış; okuyanlarca hadisenin kendisinin inkâr edildiği zannedilmiştir.  İnkâr edilen hadisenin kendisi değil fakat oluş biçimidir. Allah mucize gönderdiğinde dahi bu keyfi olmamakta, ilmen izah edilebilmektedir. Nitekim son zamanlarda çeşitli bilim adamlarının ortaya çıkarttığı görüşlerle yüzyıllar önce bize şaşırtıcı gelen olayların mahiyeti kavranabilmiştir. Kızıldeniz’in Musa ve arkadaşları önünde yarılması, Kâbe’yi yıkmaya gelen kudretli Ebrehe ordusunun yanardağdan fışkıran lavlarla yok edilmesi gibi… Burada mucize olan yanardağın patlaması değil fakat bu patlamanın Ebrehe ve ordusuna denk gelmesidir. Kabul edersiniz ki buradaki yorum farkı olabilir. İnkârcı yaptığını yanlış görmediğinden bunu rabbinden bir ikaz olarak değerlendirmeyecektir. Mümin ise tam tersini düşünür.

     Allah’ın (El-Alim) yaratışını  ilim çerçevesinde yapıyor olmasının ne kadar büyük bir rahmet olduğunu ancak inkârcı olmayan bir zihin kavrayabilir. Eğer tersi olsaydı yeryüzünde bir dakika sonra ne olacağını kestiremez şaşkınlar olarak dolaşacaktık. İlim sayesindedir ki belirli şekilde davrandığımızda aynı sonuçları elde etmekteyiz.

      Keyfiliğin Allah’ı idrak etmede daha yardımcı olacağı düşüncesi haklı değildir. Normal zekâdaki her kişi, çevresinde olan bitenlerin rastgeleliğine değil; belirli bir nizam içinde vuku bulmasına hayran olur. Arabamız bir gün çalışsa, fakat bütün şartlar aynılaştırıldığı başka bir gün de çalışmasa bu bize harikulade görünür mü?

      Müslümanların ilme, ilmi olana çok değer vermelerinin sebebi budur. Gücü her şeyi ihata eden yaratıcı dahi işleri keyfi değil de sebep sonuç ilişkisi şeklinde diyebileceğimiz  bir  ilim dahilinde  halk ediyorsa biz ilmi olandan başka neyin peşinde olabiliriz?

       Bu noktayı doğru kavrayanlar, Allah’ın yarattıklarını inceler; oradaki yaratılış kurallarını keşfederek bu bilgileri kendi yararlarına kullanırlar. Ama imkânları elverdiği halde araştırmaktan kaçanlar merak etmez, ilmen hayranlık duyulacak noktaları görmeyi, anlamayı hedef edinmezler. Evrenin yaradılışını, üzerinde hayatın ortaya çıkışını ve binlerce yıl süren tekâmülü(*) araştırmak yerine ‘Allah öyle istedi oldu!’ kolaycılığı ile açıklamayı kâfi görürler. Üstelik bu amelleriyle yaratılış kurallarını araştıranları aşağılayıp; Allah’ın adını daha yücelttikleri propagandası yapabilirler.

       Allah’ın olayları sebep sonuç ilgşkisi ifade eden bir ilim dahilinde yapıyor olması, O’nun şanının yüceliğinden, ilminin erişilmezliğindendir. İnsana ilimden bir bölüm verilmesi bu yüce kudreti daha iyi idrak edebilmek içindir. İlim sahibi herkes bunu bilir. İnkârcılarsa ilimden kaçıp keyfiliğe sığınırlar. İlimin gösterdiği gibi değil; heva ve heveslerine uygun keyfi bir hayat yaşamak içindir bu.  Tavırlarıyla Allah’ın kainata yerleştirmiş olduğu ilmiliği inkar etmektedirler.

      İnkârcı, mucize diye keyfiliği talep ederken mümin, ilmi olandaki mucizevîliği idrak eder...

_______
(*) Editörün  Notu: Bu düşündürücü yazının bu paragrafında Raci bey kardeşimiz, Allah'ın yeryüzündeki halifesi  -alet yapan mahluk-  ilk insanla bugünkü insan arasında mahiyet (Öz)  farkı olmadığını gözardı eden ve Darwin nazariyesini çağrıştıran, bir uslup kullanıyor. İlk insanla bugünkü insanın ana karakteristiğinde  -özünde-  bir  fark olmadığını nedense görmüyor ve atlıyor kanısındayız... Bu önemli noktada sayın yazara katılmıyoruz...

Yorum
Tebrikler
Yazar kubha açık 2010-05-24 00:36:17
Yazar Raci Bey güzel irdelemelerle düşünce dünyamıza renk tonları ilave ediyor. Tebrik ederim. 
 
Mucize dediğimiz olaylar ister bilimsel bir temele dayansın, ister öbür türlü olsun, kafirlerin kalp gözünün ve kulağının kapalı olduğunu açıkça belirten ayetler var. Ve çevremizde bunu doğrulayan insan görünümlü pek çok yaratık var. 
 
Ebedi cehennem gibi bir ceza başka hangi durumda verilebilir ki?
Editörün notuna cevap:
Yazar girisim açık 2010-05-24 13:12:20
Editörün notuna cevap: 
İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi? 
İnsan suresi, 1. ayet, Diyanet işleri mealinden. 
 
Yukarıdaki ayet meali, insanın yaradılışı üzerinden çok uzun bir süre geçtiği şeklinde anlamlandırılmaktadır. Allah her şeyi bir çırpıda yaratacak kudrete sahipken böyle yapmamış, her şeyin oluşunu bir zamana bırakmıştır. En hızlı oluşların (mesela yıldırım) dahi ölçülebilir bir zamanı vardır. Şimdi dünyanın ilk oluşumunda yeryüzünün canlılar için yaşanacak bir yer olmadığı bilim adamlarınca söylenmektedir. Yani dünya birdenbire canlılar için yaşanacak bir yer haline gelmemiş, bunun için çok uzun bir süre geçmesi gerekmiştir. Bugün uzaya giden insanlar orada canlılık adına bir tek hücre bile bulamamaktadırlar. Canlı bir hücreye rastlama arzusu, gerekli sürenin geçmesiyle tüm bir hayatın ortaya çıkmasına yol açabileceğini düşünmelerindendir.  
İnsanoğlu uzaya gittiğinde orada dünyadakinden farklı maddelerle karşılaşmamıştır. Güneşin, ayın ve bu gibi uzay cisimlerinin temel maddesinin aynı olması, hepsinin bir kökenden geldiği düşüncesini doğurmaktadır. Yine tüm canlılarda bulunan ortak özellikler aynı sonuçla canlıların da tek bir kökenden türeyebileceğini düşündürmektedir. Böyle düşünmemizi engelleyecek ilmi bir düşünce görünmemektedir. Bunun böyle olması Allah’ın kudretine halel getirmez, bilakis daha yüceltir. En basit şeylerden en karmaşık ve harika şeyleri yaratan Allah’ın şanı yücedir. 
Benim kanaatim şudur; Allah’ın ‘ol’ demesi bir oluş zinciri başlatmakta ve ortaya ancak inkarcı olmayan bir zihnin kavrayabileceği muazzam yaratılış çıkmaktadır. ‘Ol’ emri nerdeyse her yaratılışta görülebilecek durumdadır. Mesela gün devrilip kış geldiğinde tabiat ölmektedir. Sonra ol emriyle gün gelip tekrar bu tarafa evirilip yaz gelmekte ve buna bağlı olarak hayranlık duyulacak bir canlılık gözler önüne serilmektedir. Dünya kendi ekseninde bir o tarafa bir tarafa yatarken bunu engelleyebilecek bir güç var mıdır? 
Sosyal hadiselerde dahi bu böyledir. Mesela muazzam bir olay olan Birinci dünya savaşını incelseniz, bütün olayların başlangıcı olarak Avusturya prensine yapılan suikastı görürsünüz. Bir Sırb’ın aklına bu suikast düşüncesi düştüğünde muazzam bir tarihi olay da başlamıştır. Biraz derinlemesine düşündüğünüzde bütün varoluşların temelinin bir düşünceye dayandığını fark edersiniz. Mesela bir araba alma fikri böyledir. Arabanız yokken birden aklınıza araba alma fikri düşer. Sonra olaylar gelişir ve bir süre sonra arabanız olur. Bu fikir, arabanın ol emridir de. Fikirler zihninize nereden gelmektedir? 
Evrende tekamül bizler tarafından görülebilmektedir. Uzun süre önce buzul çağı sona ermişse bu; canlı hayatın başlaması içindir. Ama canlı türlerinde bir tekamül olup olmadığı araştırmalar sonucu cevaplandırılabilecek bir konudur. Ben şahsen insanın insan olarak anılmaya başladıktan sonra temel özelliklerinde bir değişme olduğunu sanmıyorum. Evrim psikolojisi diye bir şeyden bahsediliyor ve yaklaşımları çok da mantıklı görünmektedir. Fakat psikolojik bir evrim insan olmanın temel özelliklerini değiştirebilir mi? Ya da öyle iddia edilebilir mi? 
Raci D. 
Yazı hakkında eleştiri..
Yazar mesutt açık 2010-05-25 10:29:09
Raci bey’in yazısı genel itibariyle düşündürücü bir yazı.  
 
Ancak, birkaç yerde kanaatime göre hatalı noktalardan yola çıkıldığından, hatalı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu ifadelerin tavzih edilmesi iyi olur diye düşünüyorum. 
 
Yazar ilk cümlesinde “peygamberlerin hayatını incelediğinde, mucize talebinin mü’minlerden değil, inkarcılardan geliyor olmasının dikkatini çektiğini” ifade etmiştir. 
Bu ifade, doğru bir ifade değildir. Zaman zaman müslümanlar da imanlarının pekişmesi amacıyla mucize talep edegelmişlerdir.. Şüphe olmaksızın körü körüne bir inanç, iman olamayacağı gibi, imanın pekiştirilmesi amacıyla mucize istemek/beklemek de imanın eksikliğini göstermez.  
 
“Hani İbrahim, “Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster” demişti. (Allah ona) “İnanmıyor musun?” deyince, “Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için” demişti. “Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Bakara 260. 
 
Hani havârîler "Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O, "İman etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun" cevabını vermişti. Onlar "Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz" demişlerdi. Meryem oğlu İsa şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki, bizim için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir âyet (mucize) olsun. Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın. Allah da şöyle buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim! Maide 112-115 
 
İkinci olarak, yazar mucizelerin ilmen izah edilebildiğini (yahut edilebileceğini) ifade etmektedir. Buna delil olarak da, son zamanlarda çeşitli bilim adamlarınca ortaya çıkartılan ve eskiden mucize olarak nitelenen bazı olayları göstermektedir. Mucize kavramının ihata ettiği anlamlardan birisi şimdilik (el’ân) mantıki çözümü bulunamayan; ancak ileride çözüm bulunması muhtemel hususlardan oluştuğu gibi, diğer bir anlamı da insan aklının hiçbir zaman ihata edemeyeceği; ilme değil imana dayalı olaylardan meydana gelmesidir. Gerçek anlamda “mucize” olarak anlaşılması gereken hususlar da zaten bu tür hususlardır.  
 
(Meryem): "Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" dedi. Allah: "Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece 'ol!' der, o da hemen oluverir." dedi. Al-i İmran 47. Burada, herhangi bir beşeri münasebet olmaksızın, Hz. Meryem’in Hz. İsa’ya hamile kaldığı anlaşılmaktadır. Bu olayın (yani babasız bir çocuğun dünyaya gelmesinin) bugün ve yarın tıbbi yönden herhangi bir izahı olamayacaktır.  
 
Yazarın “Gücü her şeyi ihata eden yaratıcı dahi işleri keyfi değil de sebep sonuç ilişkisi şeklinde diyebileceğimiz bir ilim dahilinde halk ediyorsa biz ilmi olandan başka neyin peşinde olabiliriz?” şeklindeki beyanı, (haşa) Allah’ın iradesini sebep-sonuç ilişkisine bağlamak gibi çok yanlış bir mantık kaymasına sebep olmaktadır. Allahın iradesi, kendi yarattığı nedensellik ilkesinin tabii ki çok ötesindedir. Tabiat ilkelerinin tümü, yaratılmış (mahluk)’tur, yaradanı kendi yarattığı ilkeler ile sınırlandırmak bizatihi insan aklına da aykırıdır. İşte mucize denen şey, esasen yaradanın kendi koyduğu kurallar ile kendisinin bağlı olmamasını ifade etmektedir. İnsanların kendilerinin değiştirmeye muktedir olmadığı tabiat kuralları, “sünnetullah”olarak isimlendirilir. Ancak, insanların değiştiremeyeceği bu sebep-sonuç ilişkisi, Allah tarafından her zaman değiştirilebilir ki, zaten mucize de buna denir.  
 
Son olarak, yazının son bölümlerinde (Editör’ün de eleştirdiği şekilde) “Darwin’vari bir ifade göze çarpmaktadır.. Eleştiri üzerine, biyolojik tekamül’den sosyal tekamül’e atıf yapılmış, örneğin “araba satın almanın da, “ol” emri üzerine (?) aniden oluverdiği gibi ifadeler serdedilmiştir. Hatta, “Evrim psikolojisi diye bir şeyden bahsediliyor ve yaklaşımları çok da mantıklı görünmektedir. Fakat psikolojik bir evrim insan olmanın temel özelliklerini değiştirebilir mi?” şeklindeki ibare tarafımızdan anlaşılamadığından, tenkid dahi edilememektedir. ff:) 
 
Not: İnsan Suresinin 1.ayeti, Yazar’ın ifade ettiği ve insan tekamülüne sebep gösterdiği şekilde “insanın yaradılışının üzerinden çok uzun bir zaman geçtiği” olarak değil; “insan yaradılıncaya kadar çok uzun zaman geçtiği” şeklindedir. Bu yanlış anlama, yazar’a bir sürü emek ve mesai harcatmıştır. (Raci bey’in hoşgörüsüne sığınarak belirtiyorum) 
 
null
Yazar semazen açık 2010-05-26 08:19:16
Mesutt rumuzlu değerli yorumcuyu en azından ana hatlarla tanımak mümkün mü? Yaş, yaşadığı şehir, memleketi, tahsili gibi…
Mümkünse...
Yazar Sanih açık 2010-05-26 10:05:50
Mümkünse, önce siz kendiniz hakkında bir ön bilgi verebilir misiniz sayın semazen!..
Mesut Bey'e
Yazar girisim açık 2010-05-26 12:38:38
 
Mesut Beyin tenkitleri çerçevesinde düşüncelerimi belirteyim: 
 
İnsan suresi 1. ayetini Mesut Bey gibi anlayan pek olmamış. Gramer olarak incelediğinizde dahi bu görüşü elde etmek zor… Hel eta alel insanu hinun… denilerek zamanın insan üzerinden geçtiği açıkça belirtilmektedir. Kaldı ki insanlık dünyanın oluşumu üzerinden çok zaman geçtiğini Kurandan öğrenmemiştir. Yani bu ayeti bu şekilde yorumlamamıza sebep olan şey ayetin böyle yazması değildir. Bilim adamları araştırma yapmışlar ve buldukları sonuç Kuran tarafından yanlışlanmamıştır. Olan şey budur. Eğer kurandan bu tür bilgiler edinmek mümkün olsaydı böylesi buluşları Müslümanlar yapardı. Kuran doğruyu araştıranlar için kılavuzdur. Kuranın söylediği her şey doğrudur ama doğruların hepsi bundan ibaret değildir. Klavuz olmasının anlamı budur. 
Mucizeleri nasıl anlamamız gerektiği konusu insanı düşündüren bir konudur. Mucizeler tarihte gelmiş ve bir daha görünmeyecek şeyler midir? Öyle anlarsak dünyanın düzeni değişmiş demektir. Bu değişme ne zaman başlamıştır? Peygamberimizin vefatından sonra bir daha mucize görünmemiş midir? Görünmüşse niçin insanlar şu mucizedir ittifak etmemişlerdir? 
Mucize eğer herkes tarafından öyle olduğu konusunda ittifak edilebilecek bir şeyse niçin inkar edenler bundan kaçınmışlardır? Şimdi gökte bir uçağı görüp de bu uçmuyor diyebilmek mümkün mü? Ya da öyle söyleyenin sözünün bir değeri olur mu? İnkar eden diyor ki bu tabii bir olaydır, sebep ve sonuçları şunlardır…. İnananlar ise ilmen izah edilen şeylerin dahi asıl nedeninin ne olduğunu idrak edebiliyorlar. Çatışma bu noktada başlıyor bence. Zaten Mesut Bey de mucizenin o anda anlaşılamayıp daha sonra anlaşılabilecek konular olduğunu söyleyerek bir noktada benimle ittifak sağlamış oluyor. 
Son olarak evrim psikolojisi yabana atılacak bir konu değildir. İnsan günlük yaptığı işlerin belki çoğunu bilinçaltı olarak yapmaktadır. Bilinçaltı programının insanın evrimi aşamasında zihnine yerleştiğine dair iddialar, konun uzmanlarınca ifade edilmektedir. Bu konu onların işidir. Ben şu anki bilgimle ne yalanlayabilir, ne de doğrulayabilirim. Zaten karşı çıktığım noktada budur. Birileri bir araştırma yapıp bir beyanda bulunduklarında, ona verilecek cevap karşı araştırmayla ortaya çıkarılmalıdır. Birileri Allah’ın yeryüzüne serpiştirdiği ayetleri inceleyip önümüze sererken diğerleri ellerine kitabı alıp bakın bu kuranda zaten var diyorlar. Ya da tersini… Bunu kendi içimizden diyebiliriz. Ancak yüksek sesle söylediğimizde bu bilim olmaz. Yani bilim adına beklenen bu değildir… 
Raci D. 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 27-05-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85777080 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net