16-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow YİTİĞİMİZİ BULARAK VAR OLMAK
YİTİĞİMİZİ BULARAK VAR OLMAK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin EVCİ   
01-04-2010
YİTİĞİMİZİ BULARAK VAR OLMAK

                                             Necmettin EVCİ
Siyaseti toplumun düşünen aklı oluşturmalıdır.
Sadece siyaset mi; sanat da, ilim de, değerler, o değerlerle biçimlenen hayat, hep düşünceyle oluşmalıdır.
Bizim asırlardır sıkıntısını çektiğimiz temel meselemiz budur.

Avrupa bu sıkıntıyı yaşadığı feodal dönemde tıkanıp kaldı. Adeta çöktü.

Uygarlık havzamızdan ayrı düştüğümüz veya düşürüldüğümüz uzun asırlar boyunca, Avrupa’nın yaşadığı sıkıntılara benzer sıkıntılar yaşıyoruz. Onlar düşüncede ilerlerken bu kez biz geriledik. Bu bir yasadır. Yasa gibidir. Kültür, ilim, hikmet yok olmaz. O varlığa anlam ve coşku veren cevherdir, nüvedir. O nedenle ‘Hikmet müminin yitiğidir. Nerede bulursanız alınız’ demiştir Peygamberimiz. Demek ki, hikmet sadece müminin değildir. Demek ki, ‘hikmet’ ana başlığı ile özetlenen anlayış, tefekkür, ilim, hilm, fehm, estetik hülasa erdeme hakikate ait bütün değerler, varlığa aittir. Var olan onlarla var olduğu, varlıklarını onlarla anlamlandırdığı zaman değer bulur. Bizzat ‘değer’ mefhumuyla ben bunu anlıyorum. Değerli olan değerini bulur. Değer bulmayan değerli olamaz. Ne demek istiyorum? Değerler belli bir çaba ile elde edilirler. Miskinlikle, tembellikle değer elde edilmez. Eğer akıl teri akıtmadan, zihnen yorulmadan, peşinen değerli olduğumuzu söylüyorsak bu olsa olsa boş benliğimizin böbürlenmeyle kendini avutma basit kompleksinden başka anlama gelmez. Bu boş benlik, ilimle, fikirle, erdemle dolmayacak, böyle bir donanımı varlığına yük sayacak kadar acizdir. Orada insan, bir değer üretemeyecek, bir değeri içselleştiremeyecek kadar zaafa düşülmüştür. Bu zaaf ortamı insanları çaresiz olarak taklide yöneltir. Taklit ne ilimden, ne kişilikten bir şey ifade eder. Taklit ile bir değer kazanacağını sananlar ancak hiçliklerinin keyfini çıkarmakla kendilerini aldatanlardır, avutanlardır. Orada zihin de akıl da ruh da hastalanmıştır. Akıl ve ruh hastalığına toplumsal, kültürel açıdan böyle yaklaşmak yanlış olmaz.

Sahih kişiliği ve kimliği ile var olanlar taklide gerek duymazlar. Demek ki burada şu gerçek kendiliğinden ortaya çıkıyor: Taklit benliğin, kimliğin ve kişiliğin yitirildiğinin kanıtı olmaya yeter. Bir adam veya toplum başkasını taklit ederek var olacağını söylüyorsa, orada acınası bir durum var demektir.

Avrupa benliğini ve kişiliğini bulacak seviyede değer üretemediği zamanlar, İslam toplumunu taklit etti. Belki sonradan müminin yitik malı olan hikmeti bularak kendince yorumladı, hayata kattı ve yeni bir kültür, uygarlık kurdu. Kadere bakınız ki, şimdi de biz onu yani yitiğimizi arıyoruz. Kendi değerimizi ürettiğimiz asırlarda tefsirden, hadise, hukuka, sanatın her alanına kadar özgün eserler verdik. Sadece siyaset alanında bile Farabi’nin El Medinetül Fazıla’sı ne muhteşemdir. İbn-i Haldun’un Mukaddime’si kimi özellikleri ile bugün bile aşılamayan bir kaynaktır. Maverdi’nin Ahkam-us Sultaniye’sinden, Nizam-ül Mülk’ün Siyasetname’sine, İbni Teymiyye’nin Es Siyaset’üş Şeriyye’sine kadar yüzlerce eser; değişerek, dönüşerek akıp giden hayatı, diri bir bilinçle kavrama çabasından başkası değildir. En son Mustafa Koçi Bey’in Risaleleri, belki Ahmet Cevdet Paşa’nın Mecelle’si bu yöndeki çabaların son örnekleridir.

Koçi Bey Risale’sini Yazdığı zaman İngiltere’de Parlamento devrimi oluyor, 1. Charles idam ediliyordu. Belki aynı asırlarda Hobbes Leviathan’ını yazmaktaydı. Machiavelli, Hükümdar'ını yine aynı dönemlerde yazdı. Yani uygarlık tahterevallisi tam dengeli bir noktaya gelip dayanmıştı. Demek ki, bir toplumun ayağı kaymaya görsün. Denge bizim lehimize bozuldu. İçine düştüğümüz vetireden sadece bedenimiz hasar görmedi. Çarpmanın etkisiyle aklımız, ruhumuz da sarsıntı geçirdi. Giderek düşünme yeteneğimizi kaybettik. Geçmişte üretilip hayata katılan değerleri bile güncelleyemedik. Onları güncelleyecek dimağımız kurumuştu. Anlayışımız daralmıştı. Düşünmek zor geliyordu.

Sonrasını biliyorsunuz. Tanzimat’la beraber ölümcül bir hayranlıkla batıyı taklit batağına saplandık. O gün bu gündür taklit hastalığına tutulmuş ruhunuz ve benliğimizi bir türlü bulamıyoruz. Düşünce adına taklitlerin çarpışmasından başka bir şey ortaya koyamıyoruz. Bizim olmayan düşünceleri, bizim olmayan bir duyarlıkla, bizim olmayan amaçlar için ölümüne savunmuşuzdur. Bizde varsa eğer düşünce tarihi, bu aynı zamanda taklitlerin çarpışması tarihidir. Belki Nurettin Topçu ‘Yarınki Türkiye’ adlı eserinde ‘Bizde düşünce tarihi yoktur, düşünce sosyolojisi vardır’ derken bu meselelere de dikkat çekmek istemişti.

Sonuç itibariyle, kişilikli, kimlikli bir hayat yaşayacaksak, bu hayatı da sanatla, siyasetle, düşünceyle kuracaksak önce kendimizi bulmaya, kendimizi bilmeye ihtiyacımız var. Kendimizi bulduğumuzda, kendi sesimizi, soluğumuzu, kendi sevdamızı, sorunumuzu bulduğumuzda kendi çözümümüzü de, kendi dermanımızı da, kendi dünyamızı da bulacağız.
Günümüzde yaşanan gelişmelere bir de bu duyarlıkla bakınız.
Biz kendimiz olmak istiyoruz. Kendi gerçekliğimizle, realitemizle, kendi özümüz ve değerimizle var olmak istiyoruz.

Birileri yitik, boş benliklerinin güvensizlik yayan ruh halleriyle bize kendimiz olmayı yakıştıramıyor ya da çok görüyorlar. Onlar, o azınlıkta olanlar herkesi kendileri gibi mi sanıyorlar acaba?

Uzun süren karanlık bir dönemden sonra var olmanın, varlığın mana ve ciddiyetini takınmanın vakti gelmedi mi?

Toplumun düşünen aklı siyasetini de oluşturmalıdır.
Varoluş kararlılığımız düşünmekle tebarüz ettiği sürece, kendi sanatımız da, kültürümüz de, siyasetimiz de var olacaktır.

Yorum
taklit her zaman kötü değildir!
Yazar batuhan açık 2010-04-02 23:31:13
eğer Kitabullahın kıymetini bilmiyorsan bir zamanlar taklit edilen yani tahkike ermişlerin makamından mukallit rütbesine tenzil edersin. elinde bütünü tutan başkasının elindeki parçayı kale alır mı? ama biz alıyoruz çünkü hikmetin ne olduğunu tam kavrayamadık ama olsun zararın neresinden dönersek kardır. samimi ve akıllıca yapılan bir taklit tahkike götüren en iyi yoldur.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-04-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85775255 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net