24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
KİTABI ANLAMAK MI KİTAB'TAN ANLAMAK MI? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 15
KötüÇok iyi 
Yazar RACİ DURCAN   
06-02-2006
 Image                                                         

                                                           RACİ DURCAN   


   Avukatlık bürosunun kütüphanesi ciltlerle kitap doluydu. Çoğu, ilgili hukukun kanun maddelerini ihtiva ediyordu. ‘Bütün bunları nasıl aklınızda tutuyorsunuz? Çok zeki insanlar olmalısınız’ diye takıldım.

   Hayatı düzenlemek üzere konulmuş olan kurallar anlamına gelen kanun maddeleri hakikaten yazılı olarak görüldüklerinde büyük hacim tutmaktalar. Bunu bir kütüphanede karşınıza kitap olarak çıktıklarında daha rahat anlayabiliyorsunuz.  Değil öğrenmek, sadece okumak için bile oldukça geniş zaman gerekiyor. Bir vatandaş olarak kurallara uymak hepimizin görevi. Aksi durumda sorumluluk üstleniyor ve cezalandırılıyoruz. Peki bu kadar çok kanunu nasıl bileceğiz ki onları ihlal edip cezaya muhatap olmayalım?

İşe bu mantık çerçevesinden yaklaşırsanız önce oturup tüm kanun maddelerini okumanız, hatta bazılarını ezberlemeniz gerekecektir. Halbuki kimse böyle yapmıyor. İhtiyacı olmadan hiç kimse açıp bir kanun maddesinde ne yazıldığını incelemiyor. Böylece bir ömür tamamlayan, bir tek kanun maddesi bile bilmeden yolun sonuna gelmiş iyi vatandaşların olduğuna çevrenizden görebiliyorsunuzdur. Hatta bunlar bir kere bile devletle yüz yüze gelmediklerinden iyi vatandaşlar olarak tanımlanırlar. Ayrıca kanunların sık sık değiştirilerek zamana uyarlandığını, hukuk adamalarının bile değişiklikleri takipte zorlandıklarını göz ardı etmeyiniz.
     Peki nasıl oluyor da bir tane kanun bile bilmeden onlara uygun yaşayabiliyoruz? Bunun çok basit bir sebebi var. İnsanlar herhangi bir durumda ne yapmaları gerektiğini kendi vicdanlarına sormaları yeterli oluyor. Aklınız ve vicdanınıza danışırsanız hangi durumda ne yapmanız gerektiği kendiliğinden çıkar ortaya. Kanunlar; işte bu toplumsal vicdanın kötü niyetliler elinde yanlış kullanılmasına meydan vermemek için derlenerek açık ve net duruma getirilmiş halidir.

   Yasalar yapılırken esas alınan kurallar basittir. İnsanın can ve mal emniyetini sağlamak, onu başkalarına zarar vermeden hür bir kişi olarak yaşatmak amacıyla yapılmaktadırlar. Böyle olunca onlara uymakta zorlanmıyoruz.

    Aksi olsaydı ne kadar zor olurdu düşünebiliyor musunuz? Her attığınız adımda hangi kanunun hangi maddesini çiğniyor olabileceğinizi anlamaya çalışacaktınız. Hatta şöyle düşününüz: Eğer düşünceyi suç sayan bir ülkenin yazarı olsaydınız, daktiloya her vuruşunuzda bundan yargılanıp yargılanmayacağınızı hesaba katmak zorunda kalacaktınız.

                                ........

   Din ve felsefeyle ilgimin  henüz başladığı genç yaşlarda  önüme çıkan sayısız farklı fikir ve yorumdan bunaldığımı şimdi de çok iyi hatırlıyorum. Adeta bir labirentin içinde hapsedilmiş ve kendine  çıkış yolu arayan biri gibi hissediyordum. Tartışmaya açılmış bir mevzuda neredeyse eli kalem tutan kadar farklı yorumla karşılaşmak mümkündü. Bu, araştırmaya yeni başlamış biri için gerçek bir kaos anlamına geliyor. Elimde ne yapmam gerektiğini izah eder tek bir kitap bulunmasını ve hangi durumda ne yapmam gerektiğini oradan  kolayca bulabilmeyi arzuluyordum. Elbette bu Kuran olabilirdi ancak ondan alınmış bir ayeti iki ayrı insan tamamen birbirine aykırı iki farklı düşünceye dayanak yapabiliyordu. Keşke peygamber döneminde yaşaydık, o zaman neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda bu kadar çaba sarf etmeye, acı çekmeye gerek kalmazdı diye de düşündüğümü hatırlıyorum.

   Yeryüzüne, kuruluşundan itibaren sayısız peygamber geldiği rivayet edilmektedir. Bunların çoğunun insanlara bir kitap bile getirmemiş olduğu sonradan dikkatimi çekti. Onca peygamberden bizim ismini bildiklerimiz iki elin parmakları kadarken getirdikleri kitap ise sadece dörttür. Üstelik diğer üçünden bizlere önemsenecek bir şey kalmadığını ve özünün kendi kitabımızda olduğunu biliyoruz. Bir diğer ilginç nokta ise bizim kitabımızın da bir anda indirilmeyişi, Peygamberin misyonunu tamamladıktan sonra vahyin bitişidir. Olayı daha iyi kavramak için bir an kendinizi o dönemde düşünün. İçinde yaşadığınız toplumdan birisi size geliyor ve şimdiye kadar inandığınız her şeyin tersini söyleyerek davet ediyor. Davet ettiği şeyin adı vardır fakat içeriğiyle ilgili elinizde yazılı bilgi yoktur. Daha doğrusu  peygambere sadece birkaç ayet gelmiştir. O ayetler ise insanların bir tek Allah’a inanmaları, ondan başkasına boyun eğmemeleri hususunda insanların uyarılmasına dair peygambere yapılmış emirdir. Böyle bir davet modern zamanın insanına yapılmış olsa her halde çok şaşırırdı. Çünkü biz küçük bir meselede bile sayısız kitap dergi okumaya, yorumcu dinlemeye alışmışız. Hele bu tüm zamanlarda geçerli olacağını baştan ilan etmiş bir dinse konuya daha farklı bir duyarlılık ve bilinçle yaklaşır, uzun araştırmalardan sonra buna karar verebilirdik. Üstelik din henüz tekamül etmemiştir ve ileride size bildirilecek olan yeni duyuruları da peşinen kabul etmeniz gerekmektedir. Bu noktada şunu açıklamak yararlı olacaktır: din dogmatik inanç sistemi değildir. Yani dinlerin ilk müminlerinin ileride gelecek olan duyuruları(ayetleri) baştan kabul etmeleri dogmatik inancı temsil etmez. Elbette din dogmatik bir inançtır derseniz ileride bildirilecek ayetlerin peşin kabulünü tuhaf karşılaşılamazsınız. Fakat insanın aklına hitap ettiğini baştan bildiren bir dindir söz konusu olan.

  Buradan şunu çıkartmak mümkündür: davete muhatap olan insanlar neye çağrıldıklarını açık olarak anlayabiliyorlardı. Yine bu davete cephe almış olanlar bu kadar şiddetle düşmanlık yapmalarına neden olan şeyi kavrayabiliyorlardı. Henüz ortada bir kitap yokken, daha doğrusu kitabın başındayken bu dinin dostunun ve düşmanının bu netlikle ortaya çıkması, davetin başlangıcında bile sarih olduğu konusunda şüpheye mahal bırakmamaktadır. Peki kitabın konumu nedir o zaman? Çünkü ortada bir kitap yokken bile o düşüncenin anlaşılabileceğini, anlaşıldığını görmüş oluyoruz. Zaten kitap getirmemiş peygamberlerin tebliğinin anlaşılamamış olabileceğini hiç düşünüyor muyuz? Nasıl ki peygamberimizin yaşarken söylemiş olduğu sözlerin kitaplaştırılmamış olmasının  bu dinin anlaşılmasına engel teşkil ettiğini düşünmüyorsak.

    Bir öğrenci velisi olarak katıldığım etkinlikte konuşmacı öğretmen, yapmış olduğu sine vizyonlu sunumda bizlere bir karikatür gösterdi. Ekrana tutuğu karikatürde bir adam masaya oturmuş ve önündeki yığınla kitabı sıkıntılı bir yüz ifadesiyle okuyordu. Okumanın, doğruyu araştırmanın  kendisini yorduğu belliydi. Duvarda ise Kuran olduğu anlaşılan bir kitap vardı. Karikatürün altına şu ifade yerleştirilmişti: ‘ne mutlu onlara ki bütün kitapları bir tek kitabı anlamak için okurlar’ Bu karikatür aslında yukarıda izah etmeye çalıştığımız olayın özünü de vermektedir. Bir an karikatürde verilenin tam tersini düşünürseniz ne demek istediğini daha rahat kavrayabilirsiniz.Yani adamın önüne Kuranı koyar, diğer kitapları yukarı alırsanız izah edilmeye çalışılan fikrin tam tersi çıkar ortaya. Kuran okuyarak diğer kitapları anlamaya çalışmak. Diğer kitaplar dediğimiz şeyi ise dünya, dünyevi ilimler yani hayatın kendisi olarak isimlendirmeniz mümkün. Böyle yapsaydı yani karikatürist resmini bu şekilde yerleştirmiş olsaydı buna itiraz eder miydiniz? Sanırım kimse etmezdi..Toplumun büyük kısmı zaten böyle olması gerektiğini düşünmektedir. Rahipler ve Hahamlar da böyle yapmaktadırlar. Kitaplarına bakarak hayata ilişkin her şeyi çözeceklerini düşünmekteler. Kitaplarından anladıklarıyla hayatı şekillendirmek istemekteler. Halbuki Müslümanlık onların anladıklarından farklıdır. Biz hayata bakarak kitabımızı anlarız. Hayatı anlamak için gönderilmiş hikmetin bizatihi kendisinin hayatı anlamamıza engel teşkil etmesine müsaade etmeyiz. Bunun için kitabımızı okuduğumuz zaman ‘ben böyle anlıyorum’ deriz. ‘Bu ayetten bu manayı çıkartıyorum’ deriz. Kendi düşüncemizi haklı bulabilir, fakat başkalarını bizden farklı düşünüyor diye dinimizin dışına itmeyiz. Biliriz ki bizleri bağlayan hükümleri açıktır onun. Teferruat sayılan konularda farklı düşünmeyi niçin hor görelim?

   Tefsir ve meal çalışmalarıyla insanların Allah’ın kitabını daha iyi anlayabilecekleri ümidi güzel bir temennidir. Bu konuda daha öncede bir çok kişi teşebbüste bulundular. Kendi tefsir ya da mealleri insanların eline geçince her şeyin daha berraklaşacağını düşünenler hep oldu. Fakat burada üzerinde asıl durulması gereken noktanın insanların hayat gerçeğinden yola çıkarak kitaplarını anlama gereği olduğunu düşünüyorum. Hayattan kitabı değil de kitaptan hayatı anlamaya çalışırsak bu yanlış yöntemin amaca mani teşkil edeceğini düşünenlerdenim. Davetin aslı, özü, esası kaybolmasın diye gelmiş olan kitabın kendisi, sadece bu yöntem yanlışlığından dolayı tam aksine neden olabilir. Nitekim bunun örneklerini çokça görmekteyiz. Hıristiyanların ve Yahudilerin de ellerinde kitap vardır. Hayat her gün onları yorumlayan rahipleri yalanlarken onlar tüm hayata meydan okur tarzda ona ilişkin yorumlamalarını sürdürmekteler.

   Ali İzzet Begoviç hikmetin basit ve sarih olduğunu izah için, Hz. İsa’nın çocuk yaşta iken bunu insanlığa tebliğ ettiğini söylemektedir. Demek ki hikmete sahip olmak hiç o kadar zor ve çetrefil değil. Kirlenip bozulmamış bir fıtrat bize onu gösterebiliyor.  Değil mi Müslüman alimler Asr suresini koskoca Kur’anın özü, özeti olarak işaret etmektedirler.

   Kitabın bizatihi kendisini dinin özünden uzaklaşma aracı olmasından kurtarmak gerekiyor. Bunu için sürekli hayata bakıp oradaki ayetleri anlamak, yorumlamak ve tekrar kitaba göz atmak gerekiyor. Aksini yaparsak, bu gün eleştirdiğimiz haham, rahip ve ideoloji sapkınlarından bir farkımız kalmaz. Onlar kitaplarına bakıp hayatı ona göre yorumlamaya çalışıyorlar çünkü.

  Unutmayınız ki yer yüzüne çok peygamber geldi ama sadece dört kitap indi. Biz Hz. Muhammed’in olduğu kadar Musa’nın, İbrahim’in ve adını dahi bilmediğimiz diğerlerinin de yoldaşıyız. Onlardan bize bir şey kalmadığını söyleyebilir misiniz?

   Yaşadığımız ve yaşayacağımız tüm zaman dilimine hitap eden bir kitabın artan bilgi birikimimizle daha çok anlaşılacağını düşünmeliyiz. Kuran 500 sene önce yaşayan insanlara göre bize bu gün daha çok şey ifade etmektedir. Tabiattan hiçbir bilgi elde etmez ve bunun için ona yönelmezsek O’ndan yeni bir şey anlamayacağımız, hayatımıza yeni birşey katmayacağı açıktır. Batı dünyasının keşfettiği her bilimsel buluşa  Kur’anda işaretler bulunmasını normal karşılıyoruz. Ancak şimdiye kadar Kuran okuyarak kozmik alemde buluş yapan kişi ben duymadım. Sadece bu bile izah etmeye çalıştığım yöntemin ne kadar doğru olduğunu ifade etmeye yeterlidir.

   Çok değerli kitabımız Kur’anı anlamak isteyenlerin O’nu sık aralıklarla okumanın yanında evrene yönelip sırlarını ele geçirmeye çalışmalıdırlar. Elde ettiğimiz bilgiler diğer insanlara göre hem bizi güçlü kılacak, hem de Allah’ın vahyini daha iyi anlayabileceğiz.

    Onu en iyi anlayacak olanların oturduğu yerde ayet altı dolduran müfessirler değil, tabiatı incelemeye almış bilim adamları olacağını söylemek isterim.

NİDA dergisinden

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 07-02-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
60242467 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net