24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
YOLUMUZ UZUN ve ÇETİN: İÇİMİZE GİDİYORUZ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 17
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin EVCİ   
06-02-2006
Image

Hicret, zora kanırtılmış zamanı kendine bükmektir. Her şeyi yerli yerine
koymak için boydan boya tarihi, zamanı, ufukları yürümektir. Hicret Kâbe'yi
işaret taşı bilerek yeryüzüne açılmaktır. Hicret medeniyet atlasını
alnımızdaki secde izleriyle yeniden şekillendirme kararlılığıdır. Hicreti
anlamaksızın başkentlere yürüyüş olmaz. Kalbimize yönelmeyen yürüyüş
yeryüzüne ulaşmaz.
Hicret cesaret, güven, korkusuzluk ve olgunluktur. Hicret sadece esaretten
kurtuluş değil hele kaçış hiç değil, esareti kuşatmaya doğru bir hamle, bir
kalkışma, bir yürüyüştür. Hicret mazlum ve onurlu cesarettir. Hicret
yitirdiklerimizi aramak ve bulmaya çabalamaktır. Bu gün tüm insanlık içinden
ve dışından şeytanın açık, acımasız,  kaba, küt kuşatması altındaysa hicret
kaçınılmaz demektir. Nereye gidilmeli, neyi/nereyi bulmalı? Neyimizi
yitirdiğimizi hatırlamaya çalışmak hicretin ilk hareketi olmalıdır.
Bir şeyi yitirdik ve bozuldu her şekil. Yeniden yeryüzünün asil konukları
olmamız için bul(uş)mamız gereken nedir? O şeyi bulsak kendimizi, kendimizi
bulsak o şeyi bulacağız. O ölçüde birbirimizi tamlayan, tanımlayan bağlaşık
bir hakikat bu. Demek ki, iç evrenimizi çoraklaştıran bu firak bir yönüyle
kendimizden, yüreğimizden ayrı düşmemizin ölümcül hüznü. Onu içimizde
yitirdiğimiz için dışımızda aramanın sonuçsuz çabası yüzyıllardır sürüyor.
İçimizde yiteni dışımızda nasıl buluruz? Uzak içimizde, uzaklık içimizde.
Yakın/yakınlık, güzel/güzellik, aşk/aşkınlık, kuşatma/kuşatılmışlık, esaret,
özgürlük, Mekke, Medine hep içimizde. Yitiğimize uzaklığımızı, yakınlığımızı
kendimize yaklaşmakla anlayacağız. İç denizlerimizi, iç mekânlarımızı aşar
ya da yeniden kurarsak yine o asil, asude yaşamlar yakınlaşacak, yine aşka,
akla, ilme, hikmete dokunacağız. Öyleyse; gece varlığımızı tümüyle zindanına
kapatmadan, tümüyle tıkanmadan ruhumuzun son menfezleri, son gündüzün solgun
ışıklarını kalbimize katarak, huzmelerini çoğalta çoğalta, her adımda biraz
daha canlanarak, güçlenerek, ışık donanarak yürümelidir.

Haydi ruhumuzu bedenimize, benliğimizi ruhumuza katarak tez elden aramaya
koyulalım. Hicret Ab-ı hayat'ı aramaktır.Bu kutlu, bu asil arayışın yoluna
koyulalım yeniden. Mustazaf yanımız hüzünce, bol yanımızda zafer var. Bu
günümüz işkence, yarınlar evlad-ı fatihana şölen hazırlığında.
Öyleyse görünen bütün uzun, aşılmaz her surun arkası Çin. Her sonsuz
denizlerin ötesi Amerika. Her eritici uzun çöllerin arkası Medine.
En uzak ufuklar Kızıl Elma. Kapalı kapıları açmanın, nur şavkıyan ufuklara
doğru yeni bir yürüyüşe çıkmanın vakti gelmiştir. Baksanıza ayın,
yıldızların rengi soldu, güneş tutulmak üzere. Aşkı, gücü, cesareti azık
niyetine heybemize katıp çıkmalı odamızdan, iç odalarımızdan. Bunalımlar,
sancılar içindeki dünya senin doğumunu bekliyor. İnsanlığın yeni sesi,
yeni soluğu ve yeni sabahı Sen olmalısın, Sen olacaksın.

'Yer demir gök bakır'sa; ufku, yürek atlasımızı yeşertecek suyu, bir yeni
medeniyeti besleyecek pınarı bulmak için yürümek gerekmektedir. Gözlerimiz
bilginin ve hikmetin aydınlık ufuklarını arşınladıktan sonra hiçbir yer
bize uzak, hiçbir uzak ulaşılmaz değildir. Ülkesini yüreğinde gezdirenler
için tüm yeryüzü yitik ülkedir. Tüm yeryüzü arz-ı mevvud. Uygarlıklarını
önce içlerinde kuramayanlara, olanca genişliğine rağmen  yer yüzünün giriş
çıkışları kapanacak zaman da mekân da onlara daralacaktır. Sıkıntımız,
sıkılmamız bundandır. Allah inananlara sadece umut kapılarını aralamayacak
ayrıca çıkışı da gösterecektir. At elindeki asanı Musa. Denizler yarılacak
önünde göreceksin. Bu bakır gök açılacak vuracak ışıklarını. Yeter ki sen
kurtuluşa yürü, kurtuluşu yürü. Yani bir eylem olarak yürümenin kendisi
kurtuluş olsun. Kurtuluş, kültür, uygarlık duranların, durağanların değil
yürüyenlerin hakkıdır.  Özgürlüğe niyetlen.  Yeter ki ufka aç adımlarını.
Sen ardında inciler saçarak yürüyensin. Sen yürüdüğünde dağlar, nehirler,
iklimler de seninle birlikte yürüyor. Önünde tarifsiz sıcaklığıyla insanı
mum gibi eriten çöl. Geceleri mahşer yalnızlığını eser fırtınalar. Deli,
kudurgan. Zaman akmaz, ölümcül bir karanlık sarar kuşatır benliğini.
Üstelik tüm zamanların zulmü salınmıştır peşine. Bu çıkış niçin? Bir
kaçış mı bu? Mekke'de kalanları çökertici  tenhalıklarına  bırakarak
bu gidiş nereye? Yeter ki sen Muhammed ol. Ardından çağları ışıtan güneşler,
kokusu tükenmeyen çiçekleriyle baharlar bırakarak yürüyeceksin. Sedef ışıltısıyla
bir dolunay çağını, gül çağını yürüyeceksin. Görünenleri her geçtiğinde
görünmezler parmak uçlarına kadar yakınlaşacak. Sevgi, özveri, özgürlük,
merhamet, iyilik,.. bunlar hep hayatın asal, içkin unsurları olarak
dokunulur olacak. Saracak insanların düşünü gerçeğini. Doğduğun şehri terk
edişine üzülme. Yüreğini Kâbe kanatır, yüreğinde Kâbe kanar, doğrudur.
Üzülme, her adımda bir şehir geçerek geri döneceksin. Ülkeler, şehirler
bayram sevinciyle Seni bekleyecek, Seni bekliyor. Çünkü geçtiğin her yerde
insanlık o mükemmel, o şerefli kişiliğini yeniden kazanıyor. Sesinin
soluğunun ulaştığı her yerde iklim değişiyor; zemheriler bahar, geceler
gündüz oluyor. O mübarek ayaklarını bastığın kurak topraklar bereket
yeşeriyor. İmanı, aşkı, sabrı, takvayı yürüyeceksin Ey ay yüzlü sevgili.

Ey bizi terk edince baharımız hazana dönen, bizi boynu bükük ve öksüz
bırakan Mekke'yi terk etmeseydin Medine'ye kavuşamayacaktın. Bırakmasaydın
bulamayacaktın belki. Oradan çıkmasaydın oraya giremeyecektin belki. Oradan
çıkmasaydın kurtulur muydu Mekke şirkin ve zulmün işgalinden. Şimdi ise
tevhidin duyulduğu, duyurulduğu, yaşandığı her yer Mekke. Dünyanın her
yerinde Mekke var. Her muvahhidin kalbi Kâbe maketi.. Dünyanın her yerinde
müminler Orayı özlüyor, düşlüyor. Niyetlerde Hacc, zihinlerde tavaf var. O
Sana bahşedilen solukla genişledi müminler. Sana indirilenle yüceldi
insanlık. Bir onurlu, bir kutlu, bir imanlı yürüyüş ki seni adım adım
izlemeli sapmadan. İşte onun için çıkmalı kapalı dünyamızdan. Mekke madem
her yerde öyleyse Medine de hemen yanı başında. Mesafe ve meşakkat ne kadar?
Bizim kalbimize, içimize, içtenliğimize uzaklığımız ya da yakınlığımız kadar. 
Hicret bir köklü değişim, tavizsiz karşı duruş, kararlı bir dönüşümdür. Hicret
gittiğimiz yerde kendimizi bulmaktır. Kendilerini kaybetmişler ne hicretten
anlarlar ne de ona muhtaçtırlar. Onların bulacakları bir değer de kalmamıştır.
Yitirdiklerini, hatırlamayacak kadar zaaf içindedirler. Kimileyin zelil ve
zavallıdırlar. Hicret her şeyi yakıp yıkan yangından önce benliğimizi ve
birlikte olduklarımızı kurtarmak demektir. Kötülüklerden iyiliklere, karan-
lıklardan nura yönelmeksizin hicret olmaz.

Bir hicretin eşiğinde olmak çetin bir sınav üzre olmaktır. Yardım et
Allah'ım. Yolumuzdaki sarp yokuşları yumuşat. Sen istersen güneş bile,
insanı naylon gibi eriten çöle serinlik saçar. Sen istersen İbrahim'e
ateşler selâmet olur. Çiçek çağlayanına dönüşür Nemrut'un kor ateşleri. Sen
zorlukları kolaylaştıransın.

Hicret bir bırakıp gitmeyse, bir terk edip gitmeyse, bir çekip gitmeyse;
bırakıp, terk edip, çekip gitmelidir geç olmadan. Bir bakıma ölüm dünyadan
ahirete zorunlu hicretimiz olmayacak mı? Öyleyse imkânlar azalmadan, yollar
tümüyle tutulmadan, hava kararmadan gitmelidir. Mutsuzluğu, güvensizliği,
inançsızlığı bırakıp gitmelidir. Aceleciliği, tembelliği, kaygıları,
korkuları, vurdumduymazlığı, yüreksizliği terk edip gitmelidir. Alçaklığı,
ihaneti, vefasızlığı, yolda bırakmayı, erdemsizliği, ahlâksızlığı,
düşmanlığı, içten pazarlığı tepeleyip gitmelidir. Böyle gidilmeyen yol ne
Medine'ye, ne de başka bir şehrin kapısına varmazdı. Böyle gidilmeyen yol,
böyle yapılmayan yürüyüş 'hicret' olmazdı. Değilse hayırlı, kutlu amaçlar
için yola çıkmış olmayız, belki yoldan çıkmış oluruz. Yolda olmanın ilkesi
ayet ayet, sure sure yürümektir. Yolda olmak, Sireti seyrimize kılavuz bilip
yürümektir. Sadece görünür engelleri, sıkıntıları değil iklimleri,
zamanları, mekânları aşan bir yürüyüş bu. Tüm sözleri, tüm kavramları
yerinden oynatan, anlamlarını onaran, insanı, hayatı, tarihi, kültürü,
medeniyeti, düşünceyi yeniden canlandıran, yeniden tanımlayan ayağa kaldıran
bir yürüyüş. İmana, aşka, doğruluğa, güzelliğe, iyiliğe, tevhide, nura,
şehre, şehirler kurmaya, esenliğe, müjdeye, yeni ufuklara, kurtuluşa bir
yürüyüş. Zulmetten nura, darlıktan bolluğa bir yürüyüş..İlme, hikmete,
rahmete, tek kelimeyle Allah'a yürüyüş. Siz dağlara, tepelere, uzağa, yakına
takılıp kalmayın, asıl gidilecek menzil insanın kendi içindedir. Yeryüzünü
adımlarken bile içimizde bir yürüyüşe çıkmışızdır aslında. Bir yönüyle
gitmek, vasıl olmak, bulmak istediğimiz de yine kendimizdir. Biz kendimizde
olmadıktan sonra nerede olursak olalım bir kıymeti yoktur. Kendini bilmeyenler,
kendini bulmayanlar ve kendinde olmayanların fiziki olarak bulundukları yerle
kazanacakları ne bir hakikat, ne bir güzellik ne de bir değer olabilir. Gürül
gürül akan pınarlar da, kavurucu çoraklıklar da kendi içimizdedir. Son tahlilde
biz işte o pınara gitmeyi, o pınarın serinletici sularında kanmayı amaç ediniriz,
edinmeliyiz. Öyleyse kalkın içimize yönelmeye, içimize yürümeye, içimize koşmaya
başlatalım.

İçlerinde bir koşuya çıkmayanların dış dünyada çıkacakları bir yolculuk
yoktur. Bizim yolculuğumuz aslında iç ülkeye, öz ülkeye doğru bir
yolculuktur. İşgal ya da istila edeceğimiz bir yer yoktur. Ama kendimizi
bulmak, kendimizi kurmak içinse bu yürüyüş önce kendi surlarımızın
kapılarını zorlamalıyız. İç dünyaları dar olanları hiçbir genişlik
sıkıntıdan kurtaramaz. İçi kapalı olanlar hiçbir açıklıkta aydınlanamaz.
İçinde yoksul düşenlerin kazanacakları hiçbir zenginlik yoktur. İçlerinde
sığ olanlar hiçbir derinlik kazanamazlar. Kendileriyle barışık, kendileriyle
dost olamayanlar başkalarıyla barışık ve dost olamazlar. Vakti Kuşanmak adlı
kitabında Atasoy Müftüoğlu'nun dediği gibi gerçek anlamda katlanamayanlar katamazlar,
katılamazlar. İçlerinde aşkı büyütmeyen, sevdayı çoğaltmayanlar dışlarında ancak
aşk ve sevdayla ulaşılacak mertebelere ulaşamazlar. Bu kişiler makamlarını gönül
tahtına kurmuş olanlardır. Özgürlüğü, özveriyi, vazgeçmeyi, sabrı, tahammülü bilmeyenler
gönül dünyasından, gönül tahtından uzak kalanlardır. Yürüyüşümüzün kendimize, iç
evrenimize, iç menzilimize olması demek ruhumuzun harap yanlarını ayet ayet hadis
hadis onarmak demektir. Kendimizi yeniden kurmak, kendimizi yeniden gözden geçirmek
bize kalan som insan yanımızla Rabbimize olan kulluğumuzun gerçek bir silkinişle
gerçek bir kendinden geçişle bilincine varmak demektir. Hem kendinden geçiş hem
bilinç!.. Bir paradoks mu bu? Evet ama tenakuz değil. Kendi mesafemizi aşan menzile
yani kulluğa giden yolda zorunlu uğrak. Necip fazıl ne güzel diyordu:
'Yum gözünü kalbinin içine yokluğu üfür/ Kendini aşmak iman kendinde olmak küfür.'

Bu konu sosyal, siyasal, kültürel açılımıyla bir medeniyet perspektifinin
içine yerleştirilerek ayrıca araştırılmalı düşünülmelidir. Ben şimdilik
sadece ayrılık acısıyla sancıyan gönlümde hicret yankısını paylaşmak
istedim...
Hicretiniz kutlu olsun.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 07-02-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 49 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
60244288 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net