12-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow TEVHİD İSLAMIN GEOMETRİSİDİR
TEVHİD İSLAMIN GEOMETRİSİDİR PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar Ercan Arslaner   
09-03-2010
TEVHİD İSLAMIN GEOMETRİSİDİR                                                   
                                                         Ercan Arslaner(*)
        Bazı bilimlerde konunun açıklanması ve sonuca varmada farklı yollar izlenebilir. Geometri problemleri genellikle tek yoldan çözüme ulaşır. Çünkü bir dik açı daima 90 derecedir. Tevhid konusunda da varılacak sonuç daima değişmezliğini korur.

        Sayın Bahattin Bilhan Hoca’ya geometri açıklığındaki “Tevhid” adlı eseri sebebiyle önce sonsuz teşekkür ederim. Bu teşekkürlerden ikisi benim için çok önemliydi:

            1.1985 yılında hac görevi için gittiğimiz Mekke’de Rabıtat il Âlemi İslami bir konferans yapmıştı. Konuşmacılardan biri Suudi müftüsü Şeyh bin Baz idi. Konuşması diğerlerine göre kısa oldu.”Gittiğiniz yerlere tevhidi götürün.” dedi. Tanıtmaya çalıştığım bu kitap hakkında söyleyeceğim birkaç mütevazı söz belki bu hizmetin ifası anlamına gelir. Ayrıca orada gördüğüm Afganistanlı genç Müslümanların durumu Rus savaşı sebebiyle oldukça korkunçtu. Çoğunda bacak veya kollar bazen simetrik bazen çaprazvari kesilmişti. Diğer organları tabii saymaya gerek yok. Fakat bu kahraman millet vatanlarından şimdi ikinci süper güç ABD’yi kovmaya hazırlanıyor.”ABD ve Rusya için süper güç” dedim ama onlar yanında Afganistan’ın nüfus ve gücü bellidir. Önce Rusların onları hırpalamasından sonra sanki iki güç sözleşip “Birimiz halledemezsek sıra ötekine gelsin.” Dercesine şimdi ABD tüm gücüyle Afgan’lara yükleniyor. Öyle ya küfür bir millet değil miydi? Burada süper güç adlandırması yanlış olsa gerektir. Asıl süper güç 1988 yılında Münih’te Bayern eyalet hükümetince yayınlanan “Süper Güç İslam” kavramı için doğrudur.

            Yalnız şu nokta çok önemlidir: Şimdiki Müslümanlar ne kadar süperdir. Sahabe dediğimiz insanlar asıl süper Müslümanlardı. Onların ne kadar süper olduğunu anlamak için o altın devri bilmemiz gerekiyordu. Onlara göre her Müslüman zekâtını vermeliydi; fakat onlar herhalde güçleri yetiyorsa zekâttan fazlasını veriyordu. Savaşlardaki davranışlarına gelince mutlaka onların her birisi bir menkıbe teşkil ederdi.
  
            2. Tevhid gibi dinin ilk meselesi olan bir konuda okuyucu ile sohbet etmek için bu kitabı (Bahattin Hoca’nın elimizdeki kitabını) dikkatle okumak gerekiyordu. Bu sebeple şahsen yeni bilgiler öğrendim. Sayın Bilhan Hoca’ya yürekten minnettarım.

            Kitabın konuları 96.sayfada yeniden bir açılım kazanmaktadır. Orada kimilerinin evreni doğa ile eş değerde tuttuklarını anlıyoruz. Hâlbuki Allah’ın yaratma esasları ve diğer esaslar Kuran’da ve yüce peygamberin sünnetinde belirlenmiştir.

            Bu kanunları belirleyen doğa olsaydı karşımıza Allah’ın yarattığından farklı bir kanunlar dizisi çıkacaktı. Hâlbuki biz farklı yaratılışın izine bile rastlamıyoruz. Dünyada insan belirlendiğinden beri “Doğa sözcüğü” değil, yaratıcı olarak Allah anıldı. Bunun için tevhidin temeli Allah Teâlâ’dır. Onun emirlerini yerine getirmedeki örnekleriyle de Hz. Muhammet’tir.

            Doğayı yaratıcı olarak öne sürenler onun insanlar arası konularda ne öne sürdüğünü şimdiye kadar söyleyememişlerdir. Ayrıca tabiatı doğa yaratmışsa, doğayı kim yaratmıştır? Türkçede de doğa “yaratılmış” olanlar olarak kullanılmaktadır.

            Tam bu noktada İslam dini ile karşılaşırız. Kuran ve sünnetten gelen kanunların diğer adı mecelle olmuştur. Anlaşılan odur ki doğayı (tabiatı) ve insanlar arası ilişkileri vaaz eden Allah Teâlâ’dır. Peygamberimizin her sünneti Allah’ın emirlerine elbette uygundur. Bunların öteki adı tevhittir.

            Diğer taraftan modern jeolojinin kurucusu İskoçyalı James Hutton dünyayı(evrendeki oluşumu) canlı bir makine olarak izah ediyordu. Aslında ise canlı makine olan yalnız dünya değil, bütün evrendi. Evrende ise galaksiler vardı ve onların dışında düşünce gücümüzün kavrayamadığı sınırsız boşluk bulunuyordu. İskoçyalı bilginin benzetmesi olan makineyi iki kişinin imal ettiği ve yöneteceği hiçbir şekilde tasavvur edilemez. Bu ikilinin hayal edilemeyişinin adı elbette tevhittir. Bir eserin ortaya çıkmasında iki müessir rol alabilir mi? Elbette hayır. Dokuzuncu gezegen, yıldızlar dâhil güneşin yapısındaki atom ve elementler aynı kaynaktan geldiklerini gösterirler. (Bu bilginin kaynağı önce İngilizce yazılmışken sonra Almancaya çevrilen “Planet Erde” adlı eserdir. Onu şimdi sayfasıyla veremediğim için üzgünüm.) Bu âlemde nereye baksak vahdetle karşılaşırız. Bu makineyi James Hutton Allah’ın kurduğunu söylemiyor. Ama bu işin başka bir izahı da yoktur. Sayın Bilhan kitabına “Eser- müessir; fiil- fail meselesini almıştır. Burada makine onu yapan yani Allah (c.c.) müessirdir (Faildir)(Bu terimleri eseri dikkatle okuyanlar lütfen yazsınlar.).

            Eserde tevhidi bulandırmak girişiminde olanlar açık ve anlaşılır dille anlatılmıştır. Bu alanda bir yandan kötü niyetliler etkili olurken cehalete batanlar da uykularından uyanamamışlardır.

            Eserin bir kısmı olay anlatımına bağlanmıştır. Bu yüzden ilgili olaylar gerektiği yerde Hz. Ali ile örneklenmiştir. Hz. Ali ile ilgili olaylar tek bölümde anlatılmamıştır. Hz.Ebu Bekr ile ilgili olaylar da böyledir. Yüce halifenin “Yanımda en kuvvetliniz hakkı çiğnenen zayıftır. Onun hakkını elbette alıp sahibine iade edeceğim. Yanımda en zayıfınız başkasının hakkını gasp edendir ki ondan mağdurun hakkını alırım.” (1) dünyanın hiçbir yerinde bu kadar seçkin bir devlet adamı düşünülebilir mi? Aynı paragraftaki diğer eşsiz davranışlar onun yüce bir muvahhit oluşundan değil miydi? Onun bu üne sahip olması tevhit dairesindeki imanı yüzündendi.  Hz. Ali’den bahsedilirken amaçların açıklanmasında olaylar daha önce söylediğimiz gibi ilkelerle birlikte örülmüş. Bunun ötesinde ise temel düşünceler açıklayıcılarla birlikte verilmiş. Bu arada ELEŞTİRİLER çok önemli yer tutmuştur. 20. sayfa 2. paragrafta “Biz de Müslüman’ız diye söze başlayanların aslında ne demek istedikleri en güzel biçimde ortaya konmuştur. Fakat eserin sonuna doğru eleştiriler daha da artmaktadır. Tesadüfen bir sayfa açalım. 38. sayfadayız. “Hangi fakih, âlim, veli: “Ben öldükten sonra mezarıma gelin, derdinizi anlatın, size yardım ederim, sizi kurtarırım” demiş? Bütün Nebiler, Mürseller kurtarıcı olarak, Allah’ı tanıtmadılar mı?

            İkinci paragraf ise konuyu şöylece daha belirgin hale getirmektedir:  “Yazık ki bugün ölümsüzler çoğaltılmakta nice “Şah Zindeler”(2) icat edilmektedir. Nice ölümsüz liderler, evliyalar icat edilmekte, nice putlar hayal edilmektedir. Bu varsayımlar, vehimler Allah’ın kitabına, Allah’ın hak dinine asla uymaz.”

           Burada evliya icadı üzerinde biraz duralım. Bazı yörelerimizde “Satılmış” adının çokluğu ile karşılaşırız. Çünkü bazı aileler çocukları olmayacak kaygısıyla çevrede “Yatır” denilen yerlere giderek orada konu komşuya yemek vermişlerdir. Bunun için doğan çocuğun adını “Satılmış olarak seçmişlerdir. Bu konularda Batılı’ların neler yaptığını burada anlatmamalıyım.

           İnsanların Lenin mezarı(3) (sh.70) ile uydurdukları fetişlerle doğru yoldan ayrıldıkları bir gerçektir. Hem de hakikate aykırı bir gerçektir.

          Burada Lenin adı yanına kendileri için uzun yıllar mezar ayinleri yapılan Daykanos, Stalin, Mao, C. Abdunnasır gibi isimleri de ekleyebiliriz.

Sayın Bilhan cahiliye madalyonunun öte yüzünü şöyle açıklar: “Din bir kesimin elinde adeta ekmek kapısı, geçim kapısı, şöhret kapısı, hasmını yenme silahı haline gelmiştir. Ülkenin her yerinde Seydalar, babalar, Efendi hazretleri, dedeler, Seyitler, resmi olmayan bir otorite kurmuşlardır.(4) (7)

          Tüm bu çarpıklıkların sebebi insanların eğitim ve bilimden uzakta kalmaları olmuştur. Oysa bizim ülkemizde eğitim adına bir şeyler yapılsa da Almanya’daki gibi bütün öğrencileri meslek eğitimine yöneltmeyen bir eğitim tarzı yüzünden gelişen bir eğitimle cehalet halen yerini bilime bırakmamıştır.

          Kitabın içinde rastgele bir cümle: “Ki o, adalet ve nezahette insanlara örnekti. (5)(Sh. 73) Burada kastedilen Hz. Peygamberdir. Gerçekten onunla insanlar arasına adalet gelmiştir. Bu yüzden kısa zamanda insanlık huzura kavuşmuştur. Zekât uygulamaları ekonomiyi düzeltmiş ve insanlar doğru kaidelerin uygulanması ile bu yüce insanın etrafında kenetlenmiş, sadece kendileri huzur bulmamış gelecekteki insanlara da huzur örneği olmuşlardır. Bir mal pazara gelmeden el değiştirirse muhtemelen satan zarar edecek, satın alan kar edecektir. Bunun için yüce Peygamber “Satılacak mal, eşya pazara gelmeden el değiştirmesin.” Demişlerdir.(6 ?) İslam dini kısa zamanda dünyanın önemli bir kısmına yayılmıştır. Çünkü horlanan insan tabakaları bu dinle herkese eşit hale gelmiştir. Hâlbuki Hint toplumunda insanlar halen kastlarından çıkamamışlardır.

           “En iyiniz hanımlarına en iyi olanınızdır, ben de hanımlarıma en iyi olanınızım.” (7)(Sh.72) O yüce insan o devrin şartlarının tam tersine bir örnekle kızı Fatma’nın geldiği yerde ayağa kalkmaktadır.(8.Sh.?)

          Elimizdeki bu değerli eser dinde yapılan saptırmaların düzeltmeleriyle doludur:
1.Din ile aldatanlar(sh.71)
2.Din adamı-Dünya adamı(Sh 82)
3.Ruhbanlık-(Sh.84)
4.Kutsanan eşya-(Sh.85)
5.İnsan perestlik(Bizim Efendi hiç yanılmaz_Sh.
7.Türbe perestlik-(Sh.142)
 
           Onun asırlar sonrasına hitap eden bir davranışı şudur: Bir defasında Hz. Fatıma’nın elinde altın bir kolye görmüştür ve “Şimdi elinde ateşten bir zincir taşıyorsun” demiştir. O da hemen bu zinciri satarak tasadduk eder. Bu konu ekonomi alanında çok önemli bir çözüm tarzıdır. Şahsen 1974 yılında Almanya’ya gittiğimde bir şey çok dikkatimi çekmişti. Bizdeki kuyumcular onlarda yoktu. Vitrinlerinde bilezik, beşibirlik dizilmiş kıymetli eşyalar onlarda görülmüyordu. Buna paralel hanımların kollarında da bileziğe rastlanmıyordu. Bu bir bakıma devletin kültürel gelişim ifadesiydi. Bizde bayanların süs eşyası taşımaları bir bakıma gelecek tehlikelere karşı idi. Onlarda ise hastalık gibi tehlikelere karşı sağlık sigortası vardı. Tabi sonuçta bu süs eşyası altınlar ekonomide kullanılabilirdi.

           Tevhide bağlı insanların bulunduğu yerde adalet, eğitim, ekonomi, teknoloji, bayındırlık, savunma en yüksek derecesinde olacaktı. Tabi komşulukla çevreye gelecek huzur en iyisinden olacaktı. Çünkü Allah’ın peygamberi “Allah’ın komşuyu komşuya mirasçı edeceğinden endişe ettim.” demişlerdi.

           Yıllardır yaşadığımız günlerde yamacın alt tarafında kuzu duruyor, üst tarafında ise kurt. Ve kurt “Suyumu bulandırma, yoksa seni yerim.” diyor. İnsanların ideali adalet olmayınca karşımıza bu karanlık manzaralar çıkıyor. Bilimsellikten ayrılan insanlar birbirlerine sevgi, saygıdan kopunca bekçiler güvenlikçi oluyor ama radyolardan, televizyonlardan dökülen ihtilal haberleri içimizi karartıyor. Bunun sonu ise zulüm, gözyaşı ve fukaralığa yöneliyor. 

           Kristof Kolomb Amerika’yı keşfetti. ABD’lilerin aya çıktığı söyleniyor. Bugün ABD, Merihten daha uzak gezegenlerde içinde hayat olanları uzay araçlarıyla bulmaya çalışıyor. Aslında insanlar önce bu sınırlı mesafeler yerine manevi sonsuzluğa nasıl gidileceğini düşünmemeli midirler? Bunun yolu ise iman, İslam ve tevhit olacaktır. Sayın Bilhan Hocanın okuyucuyu önce kavramlar üzerine düşündürmesi, sonra hurafe, istismar, cehaletin insanla düşünce arasına girmesiyle geriliğe batışımızı açıklamasından dolayı ona teşekkür az gelir.

            İslam dininin dış(ekleme) unsurlarından ayıklanması alanında bazı insanlar “Müceddid “ olarak adlandırılır. Şimdiye kadar bu alanda fikirlerini açık ve seçik yazmış olanları görmedik Fakat Bilhan Hoca bu işi hiçbir iddia sahibi olmadan yapmıştır. İmam Rabbani müceddid olarak tanınır ve onun Mektubat adlı eserini bir miktar okudum. Doğrusu onda müceddidlik adına bir yere rastlamadım. Elbette dinin üzerinde biriken yanlış anlayış ve bilgilerin kaldırılmasıyla parlatılması bütün Müslümanların görevidir.”İnsan bildiği ile amel ederse Allah ona bilmediğini öğretir.” Sözü aynı alanda en güzel göstergelerden biridir. Bu alanda hiç kimseye bir ayrıcalık tanımamıştır dinimiz. Kim ki bu alanda kendisinde veya belli birilerinde bir ayrıcalık görüyorsa çok cahildir. Bu itibarla her Müslüman’ın müceddid olmaya hakkı vardır.

            Sayın Bilhan’a bazı hatırlatmalarda bulunursam kusura bakmasınlar:
1.Kitabın sonuna bir lügatçe konabilirdi.
2.Kitap metinlerinin anlaşılmasına yarayacak terimler, sayfa ve paragraflarıyla dizilerek okuyucunun işi kolaylaştırılabilirdi.
…………………………………………
(1)Sh.17
(2)Sh.38
(3)Sh. 70
(4)Sh.70
(5) Sh.73
(6) Hadis rivayeti
(7)Sh.72
(8)Hadis rivayeti
                                          (*)Ercan ARSLANER, Almanya E. Eğitim ateşemiz

Yorum
İrtiBat Adresi:
Yazar admin açık 2010-03-10 23:07:51
İletişim: Bahaddin Bilhan 
Mesudiye Mah. 110. Cad. 
No: 99/5- Mersin 
 
Tel: o-324-336 52 82 
Cep: 0-536- 644 82 69 
müceddidlik adına bir yer...
Yazar asaf açık 2010-03-16 08:45:03
Müceddid: Yenileyici, kuvvetlendirici. İslâm dînini kuvvetlendiren, bid’atleri yâni İslâm dînine sokulmak istenen reformları, hurâfeleri söküp atan ve sünnetleri ortaya çıkaran âlim. 
 
Her yüz senede bir müceddîd zâhir olur (ortaya çıkar) . Ümmetimin işlerini yeniler. (Hadîs-i şerîf-Ebû Dâvûd) 
 
"İmam Rabbani müceddid olarak tanınır ve onun Mektubat adlı eserini bir miktar okudum. Doğrusu onda müceddidlik adına bir yere rastlamadım." 
 
İmam Rabbani hicrî 10. asırda yaşadığı için o dönemin müceddidi olarak bilinir. Yani kendi asrında İslam'ı bid'atlar ve hurafelerden arındırmaya çalışmıştır. Siz onu kendi çağınızda yaşıyor gibi görürseniz, onu okuduğunuzda elbette bir müceddidlik göremezsiniz. İslam'ın o asırdaki durumunu ve alimlerin sıfatlarını tam manasıyla bilerek, müceddid olduğu söylenen bir kimsenin hakkında yorum yapabilirsiniz belki. Bu konuda hassas olunması gerektiği görüşündeyim.  
Allah'a emanet olun Ercan Abi.Müceddid:Yenileyici, kuvvetlendirici. İslâm dînini kuvvetlendiren, bid’atleri yâni İslâm dînine sokulmak istenen reformları, hurâfeleri söküp atan ve sünnetleri ortaya çıkaran âlim.null"İmam Rabbani müceddid olarak tanınır ve onun Mektubat adlı eserini bir miktar okudum. Doğrusu onda müceddidlik adına bir yere rastlamadım.""İmam Rabbani müceddid olarak tanınır ve onun Mektubat adlı eserini bir miktar okudum. Doğrusu onda müceddidlik adına bir yere rastlamadım."İslam'ın o asırdaki durumunu ve alimlerin sıfatlarını tam manasıyla bilerek, müceddid olduğu söylenen bir kimsenin hakkında yorum yapabilirsiniz belki.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 12-03-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85636890 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net