16-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow HAC NOTLARI - V -
HAC NOTLARI - V - PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar Şefika LEYLA   
09-02-2010
          HAC NOTLARI - V -

                                             Şefika LEYLA
                                                                                    20-12-2007
    Burada bayramın ikinci günü, Türkiye bugün yapacak bayramı. Keşke kontörüm bitmeseydi. Kimseyi arayamadım. Aklımı Türkiye’den almaya çalışıyorum. Kâbe’nin çekiciliği işimi kolaylaştırıyor. Mıknatısa benzer bir çekicilik, yanında tavaf etmek istiyorum, bu kalabalıkta arzumu frenlemem gerektiği için, yine üst katlardan birini tercih ediyorum. Kalabalıklardan göremiyorum Beytullah’ı. Bayram sonu bir hafta daha kalacağız kısmetse, o zamanı bekliyorum.                         

    Üst katlardan seyrediyorum görüntü muhteşem, insanların akışındaki ahengi anlatacak kelime bulamıyorum. Kâbe’ye yapılan hiçbir ilavede, mermer sütunda o ihtişamı göremiyorum. Tüm muhitteki suni, çirkin yapılaşmanın içinde O cevher fonksiyonu ifa ediyor benim yüreğimde. Herkes için öyle olmalı ki en yakininda tavaf yapmaya calisiyorlar. Fakat bir bulantı, aksama var. Su misali akan insan seli bir girdaba kapılıyor. Bir noktaya adeta hücum ediyorlar, yığılıyorlar, boğulup boğuyorlar. Makam-ı İbrahim’i, kör bir taassupla selamlayıp, öpüyorlar, el sürüyorlar. Bu  girdaptan korunma çareleri aramalı değil mi emir sahipleri? Hava alanında kontrol sırasında birer kitapçık hediye etti Suudî görevliler. Bid’atlere, yanlışlara epey değinmiş. Fakat Türk mükelleflerin çoğunda Yusuf Tavaslı’yı görmeniz mümkün. Yaşlılarımız halâ çok, bu meşakkatli yola dayanamıyor çoğu. Bu ibadetin gençlikte yapılması için insanlar teşvik edilmeli, bir emeklilik nişanı olarak görmek yanlış. Dikkatimi temizlikçiler dağıtıyor. Biri gelip yanımızdaki çöpleri istiyor. Yumuşak tavırlı, güler yüzlü, çok rahat insanlar. Hepsi zayıf, ses tonları hafif, ne tartışıyorlar, ne laubalilik var. Hz. İbrahim’in sünnetini güzel yapıyorlar. Şuur üzere ise ‘Allah razı olsun’ diye dua ediyorum.

     Akşam arabaya biniyoruz. Arkadaşım şoföre İngilizce bilip bilmediğini soruyor, ‘la’ deyince ‘olur mu, öğren’ diyor. Uyanık şoför ‘sen Arapça biliyor musun?’ deyince ‘la’ deme sırası arkadaşımda, gülüyor şoför: ‘neden, Mushaf… sen Müslüman… olur mu?’ manasında tenkit ediyor. Kendinin İngilizce’ye müdanası yok. 

                                                                                                        23-12-2007

    Günlerden Pazar. Bayram bitti, her gün umut ediyorum kalabalık çekilsin diye. Ne gezer… Gittikçe artıyor kalabalık, namaz için zor yer buluyorum. Tavaftan çıktım. Yatsıyı kılacağım, ezana 45 dk. olmasına rağmen yer bulamadım, kalabalık beni alt kata sürükledi. ‘tariyk tariyk’ diyen görevliyi ikna ettim, geçiş yerine oturdum. ‘KONGREDEYİM’ başlıklı bir yazı ile uğraştım. Becerebilirsem “Açık Sayfa” dergisine göndereceğim, burada internet kafe yokmuş. Birisinden dizüstü bilgisayar mı bulsam? Kimden isteyebilirim ki? Ezan okunuyor. 

                                                                                                        24-12-2007
    Kayınvalidem ve Faruk rahatsız. Kâbe bugün biraz sakin görünüyor. İkindiyi kıldık. Dayanamıyor arkadaşlarım, ikisi de gitti tavafı bitiremediler. Faruk bana ‘sen de gel’ diye ısrar etmediği için çok mutluyum. Namazdan sonra bir tavaf daha yapmayı düşünüyorum. Son katta temiz bir ortamdayım. Temizlik yapanlar hiç aralıksız çalışıyorlar. Bu kalabalığın cemaat olması için dua ediyorum. Çoğu kere saflar dağınık. İslam âlemindeki ataerkil, köylü görüntü burda da var. Çok güzel uyumlu aileler görüyorum. Nasıl beceriyorlarsa anne-baba, çocuklar birlikte tavaf yapıyorlar. Acaba bunlar da bizim Türk hanımları gibi çocuklarından şikâyetçi mi? Tekerlekli sandalyeye iki çocuk oturtarak tavaf yapan bir hanıma yardım etmek istedim, bir çocuk da babanın kucağında vardı. Hanım gelecek dördüncü bebeğini işaret etti bana. İslam kahramanları Hz. Ömer, Osman, Hamza, Fatıma, Hatice, Meryem olmaları dileğimi ilettiğimde ‘inşallah’ diyorlar. 

                                                                                                      30-12-2007
    Arkadaşım söz vermişti kafilenin gezisinden sonra Hira-Sevr mağaralarına gitmeye, simdi de ipe un seriyor. Yarın yola çıkıyoruz, eğer sabah namazında da gitmezsek artık gitme şansım kalmadı. Kafile başkanlarının uygulaması, dağın dibine kadar götürüp dönüyorlar. Ve tavafın sevabının 1000 olduğunu, dağa çıkmanın ne nafile, ne farz, sadece risk ve zahmet olduğunu söylüyorlar. İsteyen kendisi çıkıyor. Eğer gidemezsem üzülmeyecek, içimde kalmayacak kadar olgun hissetmiyorum kendimi. Her gittiğim yerde ‘gezip dolaşıp ibret alma’ nasihatini idrak ediyorum. Ve tüm buralarda yaşamış olan sahabeyi kıskanıyorum. Hz. Hacer’den daha zorda hissediyorum kendimi. Kapris yapıyorum, çocuklarım niye Hz. İsmail gibi olmasın diye. Hacer’e hem Hz. İbrahim, hem Hz. İsmail, hem zemzem, hem zürriyet… Ben de istiyorum, istiyorum, istiyorum.

    Cebelürrahme dünyanın merkezi imiş, peki Nasrettin Hoca’nın eşeğinin ayağını  bastığı yer neresi? Birileri bizi kandırıyor, kim bilmiyorum. Cebelürrahme’de rivayetlere göre Hz. Âdem ile Hz. Havva buluşmuş, cennetten kovulup birbirlerinden ayrı kalmışlar ya uzun süre, bilemem semboliktir belki amma onların bağışlandığı bir hak; ki onlar Allah’ın koyduğu sınırı çiğnemişlerdi, ben bilerek bir sınırı çiğnediğimi hatırlamıyorum, e ben niye affedilmeyeyim. Af istiyorum af…

        Sevr’e de çıkarsam şayet tutturacağım: ‘Hz. Muhammed’e risalet, Ebu Bekir gibi sadık bir arkadaş, mağarada önünü kapatan örümcek vs. verdin de verdin. Rabbim bize de, bize de…’

    En iyisi Hira’ya çıkmamak, zira orada da vahiy diye tutturmak var bu şımarıklıkla. Hâsılı dağ zaten dik! Ben tavafa girmeliyim en iyisi. Asuman eski çorapları biriktirip vermişti tavafta rahat olur diye. Ayağıma bir geçiriyorum burun kısımlarında kocaman kediler. Birilerinin ayağıma dikkat kesildiğini görünce ‘miyav’ diye espri yapmak geliyor aklıma, ama nasılsa anlamazlar, kedilerin Arapça nasıl miyavladıklarını ise ben bilmiyorum. 

                                                                                                     31-12-2007
    Hira’nın tepesindeyim, arabalar Sevr’e götürmüyor. Hira daha yüksek diye Faruk istemiyordu, Allah nasip etti. Rasulullah’ı buralara çeken Rahman, cahiliyenin verdiği bunaltıyı, ağırlığı mı hafifletiyordu?

    Şimdi de Sevr’e çıktım. Zalimler Allah’ın Rasulünü bu yokuşlara sürüp bir de arkasından adamlar salıyorlar. ‘… Onların kalplerinde gizledikleri daha büyüktür.’ Ayet-i kerimesini daha şuurla idrak ettiysem de, tepeye varıp keyifle sigara tüttürenlere, her tarafı kaplayan pepsi, coca-cola şişelerine baktıkça içim kan ağladı. O’na layık bir ümmet olamadık, nice çilelerle oturmuş bir sistem nasıl yok olmuş. İyi ki ferden mesulüz. Rabbim!  Senin razı olmadığın hiçbir şeyden hiçbir zaman razı olmadım. Maslahata aykırı davranışlarım olduysa bilmediğimden. Şuurla hiçbir zaman hiçbir kötülüğü hoş görmedim. Va’fuanna vağfirlena verhamna ente Mevlana.

    Öğlenin sıcağı idi, öğle namazını orda kıldım hemen indim. İndiğimde dizlerim titriyordu.

    Artık otobüsteyiz, hoca telefon numarasını verdi. Dumlupınar Camii hocası Nevzat Selli Maraş, dükkânınin ismi Sümbül. 

                                                                                                      02-01-2008
    Uçakla Adana’ya indik, Malatya otobüsüne bindik Türkiye bir anda bayağı konforlu görünüyor. Son günler son saatler kafilelerde uyumsuzluklar, anlaşmazsızlıklar arttı, ‘hacı sabır’lar bitti. Bir ibadet yapılmış havası yok sanki, işin unvanı kaldı. Hacılığı nasıl taşıyacaklarının provası yapılıyor arada bir. Karşılayanlar valizlerin bayrakların arasından hacıların avuçlarını öpüyor huşû ile.

    Hic bilmezdim bu isi, işte ben de bir hac günlüğü yazdım. Tüm yakınlarıma, yani tanıdıklarıma ne dualar ettiğimi yazmak istedim bazen, şahit olur dualarım diye… Artık günlüğü bırakıp otobüsten inerken yakınlarıma karşı takınacağım azametli tavırların provasını ben de yapmalıyım… Bir avucum öpülmek için hazır beklerken, diğeri ile birilerinin sırtını başını sıvazlamalı, dudaklarım kıpır kıpır, başım dimdik…

    Defterimi çantama koymuşken tekrar çıkardım. Son tavafım geldi aklıma, akşam namazını kılıp Kâbe’nin yakınında girmistim tavafa. Bitiremeden yatsı namazı girdi araya. İki hanımı güç bela ikna edip, hatta cebren aralarına girip namaza durdum. Allah’ın evinde bana yer vermekten imtina ettiler. Namaz esnasında yağmur yağar gibi sesler duyup dikkat kesiliyorum damlalar ıslatacak mı diye, hayır düşmüyor. Bizimkiler duymasın benim mistik tarafımı. Rabbimin Rahmet damlalarının sesi mi idi onlar, bilmem başka bir izahı var mı? Kalplerden kopup, huşû ile dudaklardan dökülen duâlar anında makes mi buluyordu? Net bir sey söylemem yanlış ama o ses vardı. Hassas bir alıcı olsa o sesi kaydederdim. O ses hep vardı aslında. Kâbe’nin yanında çok daha yoğun imiş meğerse.

    Demiştim ya, ilk kez aşkı anladığım yer.

    Oradaki temizliği çok arayacağım. Temizliğin haricinde midenize kramplar sokan, gayr-i ihtiyari kasılmalarla etrafınızdakileri size baktıran, bazen güldüren, belki de bu bir rükündür dedirten, her metrede bir içine tükürülen koca koca tükürük kovaları, ağzınıza burnunuza dolan tozlar vs. de vardı bu ibadette. Rasulullah’ın ‘onlar bilmiyorlar’ dediği bedevîlerdir bunlar belki. Fakat o zamandan bu zamana ne kadar çoğalmışlar… 

                                                                                                                                       Leyla

Yorum
Allah'ım bu akıcılığını daim etsin Leyla
Yazar dedemin mesleği açık 2010-02-13 11:10:23
Maşallah çok akıcı yazmışsın, sanki orada yaşamış gibi oldum. Allahım bu şuurunu daim eder inş. Bizi de duandan unutma canım benim.
Yazar haticeselva açık 2010-02-13 16:13:32
Leylacigimin bu ironik, ironik oldugu kadar dusunsurucu, ayni zamanda edebi yazilarini her zaman gorebilsek keske. Kalemi olan degil kaleminin hakkini verebilenler yazinca okumak daha bir zevk veriyor. Selametle kalin....
Nazlı ILICAK'tan
Yazar Sanih açık 2010-02-16 09:28:42
 
Hazırlık  
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2010/02/13/hazirlik 
 
Uhud Savaşı dönüm noktası  
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2010/02/14/uhud_savasi_donum_noktasi 
 
Lebbeyk Allahümme Lebbeyk  
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ilicak/2010/02/15/lebbeyk_allahumme_lebbeyk

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 09-02-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85777045 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net