24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow ÇOKLUKLARLA ÖVÜNMEK
ÇOKLUKLARLA ÖVÜNMEK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 12
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami ÇEKMEGİL, Çoban Tefsiri   
09-02-2010
ÇOKLUKLARLA ÖVÜNMEK
                                                                                                                                        
                                   M. Selami ÇEKMEGİL, (Çoban Tefsiri’nden)
İnsanoğlu aldatmayı tercih ediyor çok kez; hele de kendini aldatmayı. Elindekilerin -kalitesiyle değil de- kantitesiyle avunmayı hüner sanıyor... En çok yüz sene sonra yok olacağı; hiçbir varlığının kendisiyle olmayacağı gerçeğini unutarak -o anda elinde olan- gölge gerçeklerin, adeta ebedi kendinde kalacağı varsayımıyla övünmeyi ve oyalanmayı ne kadar da seviyor.. Hele de yalan yanlış bir bilgi birikimi ve de hava atacağı  doğruyu yansıtmayan bir orjinalitesi varsa… Tıpkı, kaliteli düşünce eğitimi bile veremeyen okul ve öğretmen sayılarının bolluğu; ya da, bir avukat uslubuyla -korumasız bir gariban dışında onda bir tahsilatını bile yapamadığı- icra takiplerinin 

çokluğuyla övünmek gibi... Hatta kendini unutan insanoğlu çok kez -o andaki (kalıcı da olabilecek) düşünsel sefaletini bile unutur da- geçmişinin, geçmiştekilerinin ihtişamı ile avunmayı -bir uyuşturucu iptilası gibi- teselli aracı haline getirir. Halbu ki, gerçeğe yönelse gölge varlıklarla oyalanmaz; asıl hedefe doğru yol alır, mesafe kat eder…

Allah’ın bir sınav sorusu olarak kendine sunduğu güç vasıtalarını, diyelim özel Helikopteri’ni ailesinin saadetine katkıya, yakınlarının önemli ihtiyaçlarının kolaylaştırılmasına, hayırlı işlerin estetik biçimde yürütülmesine tahsis edecek yerde, mesela, bar ve pavyonlarda sefalet tellallarına caka satmaya, zavallı düşmüşleri aldatmaya tahsis eder de o tip imkanlarının çokluğuyla habire övünüp durur.

Hatta öyleleri de vardır ki, eşinin ve çocuğunun  -görevi olduğu halde örneğin- zaruri süt ihtiyacını gidermek imkanından bile mahrum haldeyken, ailesinin bu mübrem ihtiyacını ihmal eder  de,  ölmüş  atasına  mermer  mezar  yaptırma  telaşına  düşer.  Bu  tiplerin  oluşturduğu toplumlar  bir  de  -medeniyet yarışında yaya kalmış olmasına rağmen- mesela bilimsel araştırmaya tahsis etmesi gereken imkanlarını -geri kalmış ve aç ülkelerinde- devasa Buda heykelleri yapmaya, onu muhafaza ve parlatma hevesine düşerler..   Bengaldeş gibi, güzel insanların dar imkanlarla yaşadığı bir toplumda   hastane veya bakımevi  gibi gerçek ihtiyaç alanlarına    yatırılması   gereken   meblağları -toplumun geleceğini riske eden borçlanmalarla, geçmiş kahramanlarına Irak'taki gibi altın kubbeli türbeler yapımına- diyelim, zengin ABD’nin geçmiş başkanlarından George Washington’a yapılmış olan gibi anıtsal lüks mezarlara- tahsis ederler... O da yetmez, periyoduk aralıklarla bu yanlışlarıyla, ve de böylesi geçmiş yiğitlerinin çokluklarıyla, hava-i fişekler için çokça para harcanan törenlerde habire övünüp dururlar.

Ama insanlar o törenlerden, o seremonilerden sonra eve döndüklerinde –tabii, duygu körelmesine tam düşmemişlerse- gerçekle yüzleşebilir ve de ağlayan çocuğunun ıstırabının farkına varabilirler. Bu fark ediş onları bundan sonra doğruya yönlendirebilse o bile, önemli bir kazanım olur. Ne var ki çokları kendilerinden gafil, evde ağlayan çocuğunun ıstırabının farkına varmaz da yarın nerede, kime, hangi çokluğuyla övünebileceğinin devamlı hayalini  kurar…

Elhasıl, işte bu “Çoklukla övünme-Tekasür” hali, içtimai bir hastalık, insanın maddeye karşı alçalışının vahim bir görüntüsüdür.

Bu illete uğrayan geçmiş Mekke zavallıları da, paralarının, nüfuzlarının, sayılarının çokluğuyla övünürler, habire mezarlarını sayar, mezarlarının çokluğunu bile bir üstünlük alameti olarak anlatırlarmış biri birlerine ve de Mekke’ye gelen yabancılara…

Allah, son peygamberimizin ilk muhatabı işte bu Mekke toplumuna –ve tabi o toplumun şahsında niteliği aynı tüm toplum ve insanlara- bu kabil boş ve fani şeylerle oyalanıp eğlenmenin ve de gururlanmanın akıl sahibi kimselere yakışmayacağını ve o yanlışlara batan insan ve toplumların ne büyük bir gafletin içinde yüzdüklerini, bir gün ister istemez anlayacaklarını  ihtar ediyor ve diyor ki mana olarak:

“Çokluklarınızla övündünüz, giderek kabirlerinizin çokluğuyla bile… Ama öyle değil; hiç öyle değil… Göreceksiniz… öyle olmadığını apaçık göreceksiniz… Cehennemi de mutlaka göreceksiniz; yakinen göreceksiniz… Ve o gün verilen nimetlerden sorgulanacaksınız…”

Benim  anladığım  bu  ayetlerden: Allah  -karşılıklı rekabet duygusu içinde- dünyalıklarımızla -ve de geçmişimizle- övünmenin bizi gerçek hedefimizden saptıracağı konusunda -mezara girmeden önce de fark etmemiz için- önemle uyarıyor… Mezara gidince anlarsınız diye ön haberle de fark ettiriyor… Uyarıyor, düşündürüyor, hatırlatıyor… Dünyada bırakıp gideceğimiz varlıklarımız ve de bizden öncekilerin varlıkları ve yaptıklarının çokluklarıyla avunmamamız ve de bu gerçeklik içinde düşünüp doğru iş yapmamız konusunda bizi aydınlatıyor.

Elbette ki bu, geçmişimize nankörlük etmemizi ve de ellerimizdeki gerçek güzellikler için şükretmememizi telkin etmiyor…

Elbette ki Allah doğru söyledi…
______
Bkz.: K.: 102/ 1-8  

Yorum
Yazar cihanfer nacar açık 2010-02-09 18:01:33
Çoban Tefsiri müellifinin “Çokluklarla Övünmek” başlığını taşıyan bu yazısı, Sekülarizmin (dünyacılığın) batağına batmış olan kişi ve toplumlara güzel bir cevaptır. Ancak yazıda geçen “Gölge gerçekler” kavramı, İslam’ın tevhid ve varlık tefekkürünün bir ürünü değildir. Burada, “gölge” ile “gerçek” sözcüklerinin yanyana getirilmesi tutarsızlığı bir yana, bu tanım, tasavvuftaki varlık felsefesinin bir yakıştırılmasıdır. Halbuki, yalın ve berrak fıtratını yabancı tesirlerden koruyabilmiş olan Çoban Tefsiri müellifine yakışan ifade “Sonlu varlıklar” ifadesiydi. Çünkü bu tanım, tarih içinde tekamül etmiş olan İslam Kelâmı’ndaki “varlıklar” kavramı ile ilgilidir.
RE.Çoklukla öğünmek
Yazar girisim açık 2010-02-10 11:01:21
Çoklukla öğünmenin tersi, azlıkla kifayet etmektir. Çoklukla öğünmeyip tersini kabul etmek pek mantıklı durmuyor. O halde ifade edilmek istenen şey farklı olmalı… 
İnsanın ölümlü olması, dünyayı boş vermesini gerektirmez. Eve aldığımız bir eşyanın da ömrü kısadır fakat bu düşünce; aldığımız eşya kalitesiz olabilir anlamına gelmez. Bu, daha çok yaptığımız çabalara karşılık alamadığımız durumlarda hayıflanmak yerine teselli bulmak içindir. O halde hayat bizim beklentilerimizi karşılamadığında bu şekilde teselli bulabiliriz. Fakat ‘Dünya geçici’ boş vermeci şekilde davranamayız. 
Benim kanaatim ayet; her ne yaparsak yapalım dünyada işlerin kontrolünün Allah’ın elinde olduğunu unutmamamız içindir. Bazen hayat o kadar mekanik görünür ki her şeyin sebep-sonuç ilişkisi içinde gerçekleştiğini düşünürüz. Mesela çalıştığımızdan dolayı bize para geldiğini, kazandığımızı; yeteneklerimizden dolayı elimizdekileri elde ettiğimizi zannedebiliriz. Bütün bunların aslında Allahın bizlere lütfu olduğunu neredeyse hatırlamayız. Ta ki bunların ne kadar önemsiz olduğunu gösterir bir felaket başımıza gelene kadar… Allah bu felaket gelmeden de bunu anlayabilelim diye bizleri düşünmeye davet ediyor. 
Raci D. 
Yazar bilal sürgeç açık 2010-02-10 11:44:36
Selami Abi sosyal hayattan müthiş sonuçlar çıkarır.Burada "şu satırlar çok vurucu "İnsanoğlu aldatmayı tercih ediyor çok kez; hele de kendini aldatmayı. Elindekilerin -kalitesiyle değil de- kantitesiyle avunmayı hüner sanıyor... En çok yüz sene sonra yok olacağı; hiçbir varlığının kendisiyle olmayacağı gerçeğini unutarak -o anda elinde olan- gölge gerçeklerin, adeta ebedi kendinde kalacağı varsayımıyla övünmeyi ve oyalanmayı ne kadar da seviyor.." Bu yazı tarihi misaller içerentoplumsal bir tenkit yazısıdır.
Teşekkür...
Yazar Selami Çekmegil açık 2010-02-10 21:36:59
Tüm değerli eleştiri ve taktirlere teşekkürler... 
 
Ancak, bir şeyi veren Allah'a şükretmekle (veya o nimete yol açana teşekkürle) onu verenden gaflet içinde soyut onunla öğünmek farklı iki yaklaşımdır.  
Raci bey kardeşim yazının:  
 
"...Elbette ki bu, geçmişimize nankörlük etmemizi ve de ellerimizdeki gerçek güzellikler için şükretmememizi telkin etmiyor…"  
şeklindeki bitiş cümlesini atlamış gibi.  
 
Diğer eklemeleri elbetteki düşündürücü.  
 
M. Selami ÇEKMEGİL 
 
Uzun zamandır sema etmedim!!!
Yazar semazen açık 2010-02-11 01:51:50
"Çoklukla öğünmenin tersi, azlıkla kifayet etmektir." (2. Yorumdan)  
 
Oysaki çoklukla öğünmenin tersi çoklukla mütevazi olmaktır. 
 
Kaldı ki azlıkla kifayet etmek de bir muvaffakiyet değil midir?
Re:Cevap
Yazar girisim açık 2010-02-11 21:06:34
Semazen’in yorum şeklini kabul ediyorum. Eleştirimde anlatmak istediğim şey buydu. Bu noktaya vurgu yapılmadığında sanki ‘azlık’ tercih ediliyormuş gibi anlaşılabilir. Özellikle dünyanın geçici olduğu vurgusuyla birlikte kullanıldığında…  
Ayette öğünmenin kendisi ya da çokluk değil; her ikisi birden yani çoklukla öğünmenin yersizliği anlatılıyor. Yoksa kendi başına ele alındığında çokluk azlıktan, öğünmek de yerinmekten evladır. İki birden büyüktür. Fakat rakamlara bakılarak her zaman bu değerlendirmeyi yapmak doğru olmaz. Günümüz eğitim sistemi çocuk beyinlere adeta bunu kazıyarak öğretiyor. Bazen de şimdi gurur duyduğumuz şeyler tam tersi sonuçlara yol açabilir. Refah içinde yüzen toplumların köpek beslemeyi çocuk bakmaya tercih etmeleri gibi. Kendi geleceklerini yok ettiklerini yeni fark ettiler.  
Ayet bir davranışı eleştirmekten çok, sosyolojik bir gerçekliği gözler önüne seriyor gibi… Bilimsel bir sonuç, evrensel bir yasa çıkartırsak bu ayetten, önümüzde bir engel yok demek istemiştim…  
Saygılarımla  
Raci D. 
 
Ölçülü Olmak
Yazar suphi açık 2010-02-12 10:11:58
Başarılı ve mütevazi olmak insana şahsiyetli bir hayat sunar.Yazarın düşünceleri kalite arz etmekte olup devamını bekler muaffakiyetler dilerim
Sn. Semazen burası Konya değil
Yazar kubha açık 2010-02-24 00:05:12
Seyircin de Süleyman Demirel değil!!!

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 13-04-2014 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554616 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net