05-10-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
DÜŞÜME KIŞLAR DÜŞER HER MEVSİM PAYIMA ÜŞÜMEK DÜŞER PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 17
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin EVCİ   
30-01-2006
Sanki sözleşmişler gibi ‘büyüklerinizin kış anıları’ konulu okul ödevi için defterini kapıp her zamanki sevecen, daha doğrusu ne yapıp edip zorla kendini sevdiren edalarıyla yamaçlarıma ilişen kızımın isteğiyle eş zamanlı olarak muhterem yönetmenimiz Şeref Bey’den de yeni gündemin ‘kış’ olarak belirlendiği mesajını aldım. Böylece bir anda beyazın da değişik tonları olduğunu; düşümü çocukluğumun kışlarındaki sıcaklığa bırakırken, gerçeklerimin yine o kışın soğuğunda kas katı kesildiğini anladım. Kış. Hangi kış? Bir yanım bayram yeri bir yanım da hüzün var.   


İşte yine bir kış. Her birimizin mevsimlere göre değişen güzellikte eşsiz anıları vardır. Birini diğerine tercih etmekte zorlanırız. Yazın, güzün, kışın hepsinin yaşama karşılık gelen, yaşamı çoğaltan, varlığa güç, coşku, süreklilik katan özellikleri vardır. Bir an dünyanın mevsimsiz, dönüşümsüz, değişimsiz olduğunu düşününüz. O zaman da Sünnetullah’ın farklı yasalarla tecelli edeceğini hatırlatanlara katılmamam mümkün olmamakla beraber, bize bahşedilen imkân bolluğu ve güzellikler adına renksiz, soluksuz kalmak dayanılır olamazdı. Bir ressam dostum ‘Biliyor musun’ demişti, ‘yeryüzündeki bütün bu güzellikler üç ana renk ve onların karışımlarıyla sağlanıyor. Cennette sayısız ana renklerle oluşan sonsuz kombinezonları bir hayal et. Düşlemekle duyduğum hazla bile kendimden geçiyorum.’ El Hak doğru. Biz esasen güzellikleri algılamak için onları sınırlamak mecburiyetinde kalıyoruz. Sınırlı duyumlar ve duyurmalarla birbirimize sadece mevsimlere işaret eder, onları hatırlatırız o kadar. Yoksa meselâ bir kış günü beyazın tüm tonlarını içeren bembeyaz gelinliğini özenle giyinmiş çam ormanlı dik yamaçlardaki bir köy manzarasının ruhumuzda uyandıracağı serin, ferah, pürüzsüz genişliği hangi anlatımda hisseder, hissettirebiliriz? Empresyonist bir yaklaşımla  sanatsal duyarlığın bizdeki estetik karşılıkları önemsediği olgusu, doğal güzellikleri örtmenin hiç mi hiç bahanesi olamaz. İşte yeni bir kış düştü düşümüze. Büyük kentlerde yaşayan bizlerin; dar, kapalı ufkumuzda belki bir ayrıcalık olarak bulduğumuz aralıktan üzerine kar düşen uzak tepeleri görme imkânımız ölçüsünde. Aaa kış gelmiş!..Onu da kitaplarda yaşar olduk. Jack London’ın öykülerini biraz da böyle hazlar duyarak okumuştum. Bir dönem bizim köy eksenli edebiyatımızda ne çok kış vardı. Belki bir dostumuz Akkoyunlu’nun ‘Kar Yağıyordu Karanlıklara’ sından, Pamuk’un ‘Kar’ ına kadar bir döküm de yapabilir. (Bu arada Fatma Sabiha Kutlaroğlu’nun ‘Türk Edebiyatında Kış Şiirleri’ üzerine bir çalışma yaptığının bilgisini almış bulunmaktayız.) Belki Mehmet Saim Değirmenci bir iyilik daha yapıp ‘İçinden Kış Geçen Şiirler’ derlemesi yapar. İyi de olur hani. İyisi mi ben kendi kış temrinime döneyim. Bir geniş zaman aralığından, kâh çocukluğuma, kâh delikanlılığıma giderek topladığım kışlardan şimdi burada değinmeden edemediğim üşümelerin hülasasını paylaşmak istiyorum.  Söylediğim gibi bu bir bakıma ödevim oldu. 

Karlar altında kalan anıların bir kısmını olsun kardelen gibi göğertebilecek miyim?

‘Hadi kalk kurban olduğum. Bak dışarıya kar yağmış.’

Küçücük odamızda kapı ve pencere aralıklarından üfüren soğukla üşüyen çocuk bedenim mitilinde büzüşmüş son düşlerinde koştururken annemin  ılık sesiyle canlanır. Kar mı yağmış? Bu haber benim için tam bir müjdedir. O bitmesini istemediğim rüya kaldığı yerden devam edecek. Hemen fırlayıp kalkıyorum. Baba erkenden çokmıştır evden. Soba çoktan başlamış çıtırdamaya. İçeri sıcakmış, dışarı soğukmuş kimin umurunda. Kahvaltı hatırına hemen bir iki lokma atıştırmalı, kışlıklar bir kat fazla giyilmeli ve sokağa fırlamalıdır. Şimdi arkadaşlar sokakta mıdır acaba? Acele etmeli.

‘Acele etme. Önce karnını doyur yavrum.’

Nasıl acele etmezsin yeryüzünün bu birdenbire değişen rengi kışkırtıyor insanı. Bunu ancak şimdilerde çözümleyebiliyorum. Yani bizi karşı konulmaz dürtüyle kışkırtan değişime katılma, o değişimi doyasıya yaşama coşkusu hareketlendiriyordu. Yaşam en zor koşullarda bile çocukların gözlerine sığınmakta ustadır. Demek oluyor ki, çocuk bakışlara karanlık çökmeden yaşamın ışığı sönmez. Büyüklerimizin içlerine işlemeyen ayazların soğuğu onlara yönelen alımlı bakışlarımızın alevinde çözülüyormuş meğer, şimdi anlıyorum. Şölene geç kalmamalıyım. İlk şaşkınlık atlatılır. Buz tutan camlarda oluşan desenlerde kendimizce bir oyun kurmuşuzdur bile. Soğuk; camları, beyaz dantel ipliğiyle yaprak yaprak damar damar sık dokulu tül perde gibi işlemiştir. Orada ne resimler görürüm ne resimler. Daha çok da kar altında bahçeler, yollar, evler. Hepsi birbirinden güzel. Görsel dağarcığımın elverdiği kadar sokak ve insan manzaraları, çeşit çeşit figürler, değişik yüz ifadeleriyle insan portreleri. Hepsini tanırım. Okul, mahalle arkadaşlarımdır; babamın dükkânında veya iş hanında gördüğüm biridir. O  üzeri açık, zemini taş döşeli geniş avlusu olan kagir iş hanı. Orası da ayrı bir alem. Son zamanlarda ahşap sundurmalara bile hiç anlayamadığım kesif bir kasvet sinmiştir. Yokluk yılları. ‘bu böyle gitmez’ diyorlar. Böyle gitmeyen bir yaşamı, böyle gitmeyen olup bitenleri anlamaya çalışıyorum, nafile.. Zorunlu itildiğim gaz, şeker kuyruklarından geriye müthiş üşümeler kalıyor. Artık eskisi gibi haz alamadığım oyunların yine de yarım kalmasına hayıflanıyorum. Realiteyi umursamayan düşlerle başlayıp sokağa taşan oyunlar ve oyunlar boyu sürüp giden dönem buraya kadar mıydı yoksa? İlk ciddi düş kurmacalarım içeri ısındıkça buzlu camda eriyip gider. Şimdi o tül perdenin ya da buğulu camın gerisinden baktığımda hepten de eriyip gitmediğini derinimde çok önemli motifler, birikimler bıraktığını da anlıyorum. Meğer ne kışlar yaşamışız daha doğrusu ne kışlar atlatmışız.

Kış nedir?

Kış üşümektir. 

Bir serçe pencerenin kenarına konuyor. Minicik yüreğim titriyor.

Sonra kumrular tünüyor balkon demirine. Dışarıda sabah kuşları. Nasıl da mazlum ve fakat onurlu bakınıyorlar.

Bir avuç bulgur serpiyor Annem. Hurra, hepsi birden üşüşüyorlar. O gün bu gün onları iyi tanıyorum. İlk önce onlar şehirli olmuşlardır. Kadim uygarlığımızın dokunulmaz sakinleri. Biraz tembeldirler belki. Olsun. Tüm ulu camilere, kubbeli kemerli yapılara saplantılı bir bağlılıkları vardır. Hep cami, mescit, çeşme gibi mekânlarda toplanırlar. Osmanlı hayranıdırlar bir de. Derviş gibidirler. Tekkeyi beklemişlerdir, çorbayı da içeceklerdir. Onların hakkını gözetmek insani ve kültürel  sorumluluğumuzdur. Modernizmle beraber onların sosyal yaşamları da değişti. Şimdi daha çekirdek aileler halinde apartmanlarımızın balkonlarına sığınır oldular. Onlarla daha çok bizim bücür ilgileniyor. Şimdi bir nostalji gibi kalsa da kuşları yemlerken tattığı  mutluluğu bizatihi duyuyorum.

‘Bir avuç daha atalım’ dediğimde,

‘Bu kadar yeter’ diyor annem, ‘bunları böyle alıştırmak da fazla iyi değil’  

Her yer bembeyaz. Kar her yere un gibi elenmiş. Bütün bir yeryüzü berrak sessizlikleri içinde karları giyinip uykularına çekilmişler bile. Bahar rüyasında olmalı yeryüzü. Kar Beydağı’nın üzerine ütülü bir çarşaf gibi gerilmiş. Bakınca gözleriniz kamaşır. Sonsuzluk bu kadar uğultusuz, sessizlik bu kadar sonsuz. Beyazın uzak tonu mavidir. Aman ya Rabbi ne beyaz ne tenha bir sessizlik böyle. Sesler susmuş. Her şeyin bir sesi, şarkısı olduğunu; varlık korosuna bu seslerle katıldıklarını anlıyorsunuz.  Çıt yok. Arada bir serçenin kanatlarıyla titreyen dallardan lapa lapa kar dökülüyor. Tüm sesler, tüm sözler sessizliği yansıtarak ruhu sükûnete yükseltiyor. 

Sokakta çocukların coşkulu bağırışları. Katılırım. Bir grup kardan adam yapıyor. Bir iki de anne ve abla var onlara yardım eden. Sokağın meyilli tarafında kayak başlamış çoktan. Kayak güzergâhı kayıla kayıla buzlaşmış, cam gibi parlıyor. İşte biri düştü. Düşmek bile keyifli bir ana dönüşüyor hemen. Şimdi nerdeyse bütün mahalle dışarıda. Her kesin yüzünde tebessüm. Bir oğlanın tam ensesinde bir kar topu patlar. Beyaz bir kahkaha eklenir coşku yumağına.

Her şey ne kadar güzel.

Keşke her şey bu kadar güzel olsa.

Sonraki zamanlarda bu düş tadında yaşamayı gece ocak başında anneannemin masallarına iliştiremem. Galiba biraz büyümüşümdür. Rahmetli babam eve ne yapıp etse de gizleyemediği dertlerle, sıkıntılarla gelir. Babalar evlere üşümüş gelir. Bir yandan sobayı kucaklayacakmışçasına ısınmaya çalışırken kendi halinde bir sohbet de başlamıştır. Transistorlu radyo ajansları verir. Babam ‘susun’ der bize. Olmadık yerde elektrik kesilir. Haberler yarım kalır. Dünyayla bağlantı kopar. ‘Yine karartma başladı’  Karartma!. Ne demektir bu? Kar, kış ve karartma. ‘Gazımız da az kaldı’ der annem. Eyvah daha ödevimi yapmadım. Elektrikler de kesildi. Yarın öğretmene ne derim? Zalim adam. Onun kırmızı tokadını düşünmek bile ürkütüyor. Gaz lâmbasının ışığında ne yapıp edip çalışmalıyım.

‘Yarın yağla şeker dağıtılacakmış’ diyor babam, ‘para versem alır mısın?’ Alırım. Belki bu bahaneyle okulu kırarım.

Yokluk yılları. Gaz yok, yağ, şeker, çay, sigara yok. Pirinç yok, benzin yok, tüp yok..yok..yok..yok! Meğer ne yokluklar yaşamışız. Bu en temel ihtiyaç maddeleri yok da ne vardır? Darbeler, idamlar vardır, yaşam üşür; tutuklamalar, mahkumluklar vardır özgürlük üşür; şiddet, kan, acı, ağıt vardır aşk üşür, söz üşür. Gece ağır ve uzundur, ‘lâmbada titreyen alev üşür.’ Türkiye kar altında bir ülkedir, üşür. Çocukken girdiğim kuyruklardan kaç yaşımda çıktım şimdi bilemiyorum. Ama soğuktan ayağımın birini kaldırıp diğerini indirerek uzun bekleyişler sonrasında kimi zaman eve zatürreeyle döndüğümü biliyorum. Anladım ki hangi mevsim olursa olsun uzun, çok uzun sürmüş bir kış yaşamışız. Her mevsim kış. Pikniğe çıktığımızda bile kar yağmış. Bütün bir memleketin aşkı, hissiyatı, aklı donmuş. Anladım ki kar sadece ülkemin dağlarına değil düşüne, gerçeğine, ufkuna, yarınlarına yağmış asıl. Düşlerimiz, düşüncelerimiz, ufkumuz, geleceğimiz donmuş/dondurulmuş. Kaç uzun yıl var ki kar altında kalmışız. Bu uzun sürmüş kıştan çıkıp, bu kaç yıldır üzerimizi örten karların altından çıkıp baharımıza erişecek miyiz? Murat Kapkıner ‘kara göründü’ der gibi ‘işte bahar’ diyordu ‘Bu Rüzgâr’ şiirinde: ‘işte bahar/kalktı yerden/ kırk yıllık kar…ne güller ne güneşler var/ bu mu beklediğim bahar/ bu rüzgâr..’ Bu kış kırk yıldan da fazla sürdü. Fiziki anlamda yine bir kış yaşarken, belki nicedir manevi iklimimizi soğuk kuşatmasına alan bir kıştan, bir kış uykusundan da çıkıyoruz.  Şimdi umulur ki umudumuzun ve yüreğimizin tam orta yerini aydınlatan bir şafak söküyor. ‘Kuşlar muştu cıvıltısında/ umudum önlenemez/umuduma cemre düştü/ umudum çiçeklerden alınmadır/ bahar geliyor haberin olsun ihtiyar anne’

Belki de bu kış ülkeme bahar gelecek.

Umudumuza düşen, umudumuza düşecek olan cemreleri bir sevgili gibi bekliyoruz.

O zaman şakaklarıma kar yağsın ne çıkar.

Cemre, düşümüze bir sevgili gibi düşer.

Sonraki sabahın eşiğinde seni bekliyorum.

Arkamda üşüyen yanlarımı bırakmadan, karların altından çıkıp da geldim.

Yerinde duramayan beyaz kısrağına binip, rüzgâr gibi koşturarak gel.

Yeni baharlarla gel.

Bir yanım çocuksu, bayram yeri, bir yanım hüzün kanar.

Düşüme hep kış düştü. Her mevsim payıma üşümek düştü. Yüreğim ona yanar.

Yaz olup gel, bahar olup gel.

Üşüdük üşüyeceğimiz kadar.

‘Artık yeter gel’

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 31-01-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 83 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
88005814 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net