24-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
İŞTE ÇEKMEGİL, M, SAİD PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 21
KötüÇok iyi 
Yazar Başken TV. Son Nokta Programın'dan:   
23-01-2006
Başken TV. Son Nokta Programın’dan:

Mustafa Başoğlu 

Bugün İslam alimi diyebileceğimiz bir kişinin, Mehmet Sait Çekmegil büyüğümüzün özelliklerini anlatacağız. Selami Çekmegil sayın Çekmegilin oğlu; babasını anlatacak. Onun Türk toplumuna kazandırdıklarını oğlundan öğreneceğiz. Malatya’nın 2001 yılının 5, ayında gittiğimde bana bir kitabını hediye etti.Image “Mustafa Başoğlu bey kardeşim .ziyaretime geldi. Ziyaretim anısına bu kitabı imzalayıp ona hediye ediyorum. Kendim için bir mutlululuk sayıyorum.” Dedi. İslam’a hizmet etmiş bir insanın hediye ettiği kitabın kütüphanemde olmasından son derece mutluluk duydum. Kitabın adı, Vahye göre büyük zulüm. Bu kitabın çok değerli bir kitap olduğunu Prof. Dr. Ali Nihat Eskioğlu, Prof. Dr. Nail Akman, Doç Dr. Yaşar Nuri Öztürk, Hekimoğlu İsmail, Doç. Dr. Mikail Bayram, kitabı özetleyerek, bu kitabın değeri üzerine düşünceler  belirtmişlerdir. Bunlar, din alanında tanıdığımız uzmanlarımız. Başka bir kitap daha hediye etmişti bana: İman. Oğlu Selami Çekmegil’le aşağı yukarı otuz yılık bir tanışmışlığımız vardır. Bana geldiği zamanlarda Kriter diye bir dergi çıkarırdı onun fasiküllerini getirir ve bana babasından bahsederdi. Babasının daha küçük hacimli kitaplarından bana hediye etti. Kendisini evinde ziyaret ettim. Rahatsızdı buna rağmen bizimle son derece ilgilendi. Merhum Çekmegil 50 kitap yazmış bunların 5 tanesi şiir kitabı. Tabi ki bir de şairlik özelliği var onu da oğlundan öğrenmiş olacağız. Böylece ben size sayın Çekmegil’i tanıtmaya çalıştım. Söz şimdi oğlu Çekmegil de. Babanız bir ay önce hakkın rahmetine kavuştu siz babanızı nasıl tanıdınız babanızın özellikleri nelerdi.? Malatyada doğan, orada büyüyen aynı zamanda iyi bir terzi olan babanız bu işlere neden heves sardı ve ne gibi katkıları oldu bunları sizden dinleyelim. Buyurun:


 Selami Çekmegil

Evvela size bu kadirşinaslığınızdan dolayı yürekten teşekkür ediyorum. Babam gerçekten şair bir insandı aynı zamanda duyguluydu ve hislerini çok güzel kelimelerle ifade eden bir üslup ta taşıyordu; kendine özgüdür. Hiçbir şairi taklit etmemiştir. Aslında Malatya gibi taşra vilayatinde değil de İstanbul gibi bir kültür merkezinde veya Ankara gibi bir bölgede yaşamış olsaydı, tahmin ediyorum çok şairin üzerinde bir şöhretle şiirlerini yazacaktı. Ancak o, fikirlerini ve duygularını ve şiirlerini ondan sonra bir geçim vasıtası olarak telakki etmekten çok, bir hobi olarak yaşayan bir kimseydi. Bunun dışında aile geçindirmek onu bir takım hayat fonksiyonlarından, Malatya’dan ayrılmamaya zorluyordu. Bütün ısrarlarıma rağmen Ankara ve İstanbul’a gelmemeyi tercih etti.
Bunu, geçenlerde Metin Önal Mengüşoğlu - şair kardeşimiz, bir dergide yazdığı yazıda anlatıyor. Said Çekmegil’in bir türlü Malatyayı bırakmayıp İstanbul’a gelmemesinden dolayı Çekmegil açısından ortaya çıkan dezavantajları işliyor…
Babam evvela bir sivil şahsiyetti. Ölümü üzerine Ali Bulaç onun hatırasına bir yazı yazdı. Said Çekmegil’in en belirgin özelliği sivil kalabilmesiydi diye bu yazısında belirtti…
Said Çekmegil, enteresandır, ilkokuldan sonra ortaokula devam etmemiştir. Bunun sebeplerinden bir tanesi: ilkokula başladığı zaman öğretmeni tabiat bilgisi dersinde diyor ki, “çocuklar dünyamız güneşten kopmuştur…” diyor. Onun üzerine (mavi gözlüdür) babam cin gibi, “öğretmenim, peki o zaman, güneş nerden kopmuştur?..” diye soru soruyor ve öğretmen bütün sınıfın önünde bu soru üzerine aciz kalınca  babamla iyi bir  hesaplaşıyor...
Babam onuruna da çok düşkün bir adamdı. Bu olay onun öğretim hayatında etkili olmuş. Ve bir de o dönemin geçim zorlukları onu zorlamış. İlkokuldan sonra bu sebeplerle resmi okullarda okumamış... Ama kendisini öylesine yetiştirmiş ki, 37 adet önemli  çapta kitap yazdı. Ve Türkiye fikir atmosferinde tartışılan bir insan ve bir ekol meydana getirdi. Ölümü üzerine yazılan yazılar da 45in üzerine çıkmış vaziyettedir. Başta Hasan Celal Güzel, Yavuz Bülent Bakiler, Ali Bulaç, Metin Önal Mengüşoğlu, Hüseyin Üzmez, Raci Durcan … gibi çok duyulmuş fikir ve hareket adamları hakkında yazı yazdılar... Bu da gösteriyor ki muhitinde çok önemli etkiler bırakmış ve kendine özgü bir tarz geliştirmiş ve o tarz içersinde ülkesine bir takım katkılar yapmak istemiş bir şahsiyettir. Kitapları özgündür ve çokça dip notludur. Benim kendi   kitaplarımda hiçbir tane kaynak bulamazsınınız, kalemi almış ve yazmış gitmişimdir.. ama babamın 200 sayfalık kitabında 286 tane dipnot görürsünüz.
Nerdeyse her cildin her cümlesi hangi yazarın hangi kitabıyla ilişkilidir, ve hangi eserlere bakılarak bu fikir geliştirilir onların ipucunu vermiştir ve müthiş bir bibliyografyadır aslında onun çalışması ve insanlara kütüphane çapında geniş bir ufuk açmıştır. Onlara ilgili eserlerin bütün kaynağını vermiştir. Bilginin Gücü kitabına bakınız gibi dipnotlar da düşmüştür.
Bu kitapların yanında çok sayıda dergilerde yazıları yayınlanmıştır geçenlerde hatırasına Yavuz Bülent Bakilerin yazdığı bir yazıdan okuduğumuza göre Said Çekmegil’in eserleri  Şair Sezai Karakoç ve Profesör, Şakir Berki gibi iyi nitelikli şahsiyetlerin de girdiği bazı yarışmalarda da birincilik almış; böyle de bir seviyede işgal etmiştir.  Bu itibarla da Said  Çekmegil’i saygıyla yad etmek gerekiyor. Ben evlat olarak bunu yapmak durumundayım zaten ama onun hatırasına Türk insanının iyilik duası yapmalarını Allah’tan rahmet dilemelerini de özellikle istiyorum.

Başoğlu

Babanızı kısaca böyle tanımış olduk. Bundan sonra sizin babanızın eserleri hakkında çalışmalarınız var. Ben babanız hakkında yazılanları topladım onları bir araya getirerek kitap haline getirmemiz ve sevenlerine sunmamız mümkün olabilir. Dün bir televizyon izlerken 1950 ve 60 ların gençliği konuşuluyor.. babanıza atıfta bulunuldu bizim o dönemde en çok yararlandığımız Sait ağabeyiydi diyorlar. Demek ki derin bir iz bırakmış… Babanızın yazdığı eserler hakkında  profesör ve doçentler olumlu görüş belirtiyorlar. Bu, sadece yüksek tahsil görenler eser verirler bunun dışındakiler eser vermezler iddiasının doğru olmadığını ispat ediyor. Bir insan isterse formel eğitim görmese de gayret edip kendini yetiştirirse başarabilir. Bilgisini siyaset ve devletten yarar için kullanmayan sade kalmış birisidir demek daha doğru olur. Siz şimdi diğer konularda bize neler söyleyeceksiniz?..
Çekmegil
Serdar Arseven babamla çok kısa süre önce tanıştı, ve birlikte Hasan Celal kardeşim Ayaşta mahpusken, ziyarete gittiler ve öyle bir sıcak bir ilişki ve dostluk kurdu ki; bi baktım bu kadar kısa tanışmasına rağmen çok harika iki yazı yazdı Çekmegil hakkında.. ve kitaplarında dolaşarak toplumumuza öyle mesajlar ileten mısralar, öyle güzel cümleler seçti ki onları burada belirteceğim.
En son yazısında bir yıldız kaydı diye başlık atmıştı, Serdar bey. Orada, enteresan tasvirleri yakalamış…
 Çekmegil tarzının özelliklerine geçmek istiyorum. Bazıları bunu Çekmegil ekolü diye de isimlendiriyor. Server vakfı babamın ölümünden 2 ay kadar önce Malatya ekolü diye bir panel düzenledi…
Çekmegil ekolü, Şahsiyetçi, kişiselleştirmeci değil;  fikirde kalıcı ve ufuklarda gezicidir. Said Çekmegilin bütün çalışmalarını ve eserlerini dikkate alırsanız.. uğraşı alanı kişiler, günlük olaylar, günlük siyası mülahazalar değildir; onların çok ötesinde bütün zaman ve mekana hakim fikirleri gündeme getirmek isteyen bir çabadır. Bu nedenle ben Said Çekmegil’i büyük insanlar kategorisinde görüyorum. Yani böyle -şahsiyetlere inmeden, olayları ber taraf ederek- bütün zaman ve mekana, genel geçer güzellikleri telkin edecek fikirlerle büyük adamlar kategorisine koymak gerektiğini düşünüyorum. Bir insanın babası hakkında böyle konuşması abartılı görülebilir ama kitap okunduğu zaman bu görülür.
Said  Çekmegil’in ve etrafındaki etkilediği insanların en önemli sorunlarından veya hedeflerinden bir tanesi taklitçiliği yıkmaktır. Taklitçiliği bir nevi maymunun hareketleri gibi telakki etmiş. İnsanları taklitten kurtarıp tahkike araştırmaya ve doğruyu bizzat tespite yöneltmek istemişlerdir. Toplumsal hastalıklarımızın çoğunun taklitten kaynaklandığını düşünmüşlerdir. Bu tartışılabilir bir konudur. Taklidin küçük yaşlarda öğrenmede payı vardır ama büyüyüp dizginleri ele aldığınız zaman taklit yaparsanız bu  sizi yanlış mecralara sürükler diye bir kanaat vardır. Mesela Çekmegil ekolünden eski Mersin müftüsü Bahattin Bilhan’ hocamızın  misali çok enteresan gelmişti bana:
Adamın birinin gözü ağrıyormuş.. arkadaşına demiş ki bak benim gözüm çok ağrıyor epey de ilaç kullandım ama geçmiyor. Arkadaşı da demiş ki, ne var yahu demiş sok parmağını çıkar gözünü. Adam demiş ya nasıl olur?.. Arkadaşı da demiş benim geçen dişim ağrıyordu gittim dişçiye  attım dışarıya kurtuldum demiş.
Şimdi  taklitçilikte böyle bir garip taraf var. Bir bünyede şifa olacak bir ilacı hiç almaz bir bünyede hastalık sebebi olarak kullanmak taklitçiliğin ta kendisidir. Onun için Çekmegil ekolüne göre taklit, şartlara uymayan çözüme davet eder insanı ve toplumu, çok kötü boyutlara götürdüğü  için birinci derecede hedef alınması gereken bir hadisedir. Onun için falan dedi ki diye otoriteler kurarak insanların düşüncesini bağlayan ve insanları düşünemez hale getiren gidiş tarzını eleştirmiştir. İslam alanında bunun bir uygulamasını şu şekilde getirmiştir.
Peygamber adına çok büyük yalanlar uydurulmuştur tarih içerisinde, bunlardan bir tanesi, sahih Buhari kitabında okumuştuk. Orada tasvir de var: yatağında beyaz sakalıyla nurani bir zat ölüm döşeğinde can çekişirken komşusu yanına gitti. Ona telkinde ve tavsiyelerde bulundu Kuran okudu ona. Ve bir an geldi. Dedi ki ona: inşallah Allah seni cennetine koyar dedi, diye... Çünkü sen çok iyi bir insansın ve mübarek bir adamsın temenni ediyorum cennete gidersin… o can çekişen adam, diyor, bundan öyle bir heyecanlandı ki yatağından zorlayarak doğruldu ve gözlerinden yaş akarak dedi ki: -elbette Allah beni cennetine koyacak çünkü ben sırf  Hz. Ali için kaç hadis uydurdum.
Şimdi İslam literatürüne geçtiğiniz anda taklitçiliğin böyle bir boyutu devreye giriyor. Peygamber ve Allah adına yalan uydurma. Mesela vahye göre büyük zulüm kitabı Allah adına uydurulan lafların ne büyük zulüm olduğunu işleyen bir kitap.

Başoğlu

Bu kitabın özelliği babanızın uydurmacıları da kınayan bir kitabı olması. Burada 33 tane eseri incelemiş ve bu eserlerin içerisinde Allah adına yapılan konuşmaları incelemiş. Tespitlerin sonunda delil yoktur diyor babanız. Ben şunu söyleyebilirim.. hiç kimse Allah adına tespit yürütemez. Hiç kimse Allah adına affedemez de; cennete de koyamaz. Burada incelediği kitaplarda İslam alanında tanınmış alimlerin kitapları.. ama ilkokul mezunu merhum Çekmegil alim durumunda olanların yanlışlarını bulup çıkarabilecek kadar büyük bir duyarlılık göstermiştir.

Çekmegil

Bu alandaki hassasiyet çok önemlidir. Mehmet Akif bu konu üzerinde çok durmuş. Bir şiirinde der ki:
         “Lisanı pak-ı nebiden yalanlar uyduruyor./Utanmadan da sevap işledim deyip duruyor.”  Şimdi kültürümüzün yozlaşması ilerici atmosferi köhneleştiren bu tip uydurmalar yoluyla körüklenmiştir. Mehmet Akif bu fecaati görmüştür ve bu fikri atmosferin Osmanlı’nın son döneminde Tanzimat’ta bir takım kendinden olmayan fikir ve beyanlara kapı açtığını hissetmiştir. Onun için Mehmet Akif bu konu üzerinde çok durmuştur. İnsanlar, fikri tembellik yüzünden artık hazırdan yemeğe çözüm üretmemeye başlamışlardır. Bu Osmanlının çökmesinin sebebi olmuştur diyor. Onun için bu çöküşle beraber İslam aleminde ihya hareketlerinin hız kazandığını görüyoruz. Kendi kitabımda işlediğim bir konu var. Diyorum ki: Batı, Rönesans’la birlikte bilim alanında ilerlerken İslam’a doğru yol alıyor, Doğu ise İslami tahlil özelliklerini terk ederek, statikleşerek, Hıristiyanlığa doğru yol alıyor. Onun için Rönesans Batının İslam’a gelişidir ve o tarihlerden itibaren bizim çöküşümüz bir nevi papazlığa yönelmek ve geriye dönüştür. Yani, İslam’ın o dinamik ve hayat veren tarafından uzaklaşmadır; bilimi ve aklı göz ardı etmek. Kuran, düşünce ve akla o kadar önem veriyor ki, mesela bir ayet aklıma geldi. Yunus suresi ayet 100: “Allah aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır”. Bu pislik her alanda kendini gösterir; eğer bir toplum kendi sorunlarına kendisi çözüm bulmuyorsa o toplum yıkılmaya mahkumdur.
Çekmegil ekolünün bir başka özelliği de mesela velayet, takva diye üst bir derece var.. insanların fazilette, iyilikte, üstünleşmesi daha güzel hale gelmesi diye bir kavram var. Bunu Çekmegil ekolü nafile işlerde aramaz; mecburi işleri aksatmamakta arar. Mecburiyete ihtimamda ve dikkat etmekte arar. Velayeti biraz da bununla tarif eder. Mecburiyetlerini yerine getirmeyen bir insanın zaten diğer işleri nafiledir der…
Çekmegil çok iyi bir şairdir bu bahsettiğim özelliklerin terk edilmesinin toplumumuzu sürüklediği bir şeyi şu beyitlerle ifade ediyor.
“Asya Avrupaya mağlup olalı istanbulda/ İmamlar siyah cüppeli, Eyüpsultanda mum yanar/ canım İstanbul Bizansa özenmiş/ Yüreğim ona yanar…” Diyor. Çok enteresandır. Bunu getirir Ankaraya uyarlar: 
“Kocatepede kocaman bir cami/ İstanbul’a özenmek var ya hani/ şekillere hapsedilmiş Müslüman/ Malatya’dakilere benzemez yani...”diye bir de Malatya’ya kıyak geçiyor.
Said Çekmegil de milliyetçi duygular çok kuvvetlidir, yani… Tabi milletini Mehmet Akif gibi  mefkure, hedef ve ülkü birliği olarak tarif eden bir milliyetçilik. Onun Milliyet Anlayışımız diye bir kitabı vardır. Bu kitapta, bizde hüküm ferma olmuş, Tanzimat dönemindeki bütünlüğümüzü yıkmak isteyen ve ihya etmek isteyen milliyet anlayışlarını çok güzel tahlil eder ve tenkit eder.
Ve yer yer kaynaklara müracaat ederek milliyet kavramının nasıl algılanması gerektiğini işler. Orda o manada çok milliyetçi duyguları olan bir insandır. Ve mesela şunu söyler, “Türküm Müslüman’ım demişim/ Türk’ün Müslüman kalmasını istemişim/ anlamak istememişler beni/ engellemişler anlamak isteyeni...”  diyor.
Ve diyelim ki Almanya’ya işçiler gittiği zaman -tabi ki o zamanlar insanlar buna alışkın değil ve aileler ağlıyor- o dramı hissetmiştir ve enteresan şiirler yazmıştır.
Almanya’ya çalışmak için giden bir işçinin ağzından anasına şöyle bir mektup yazar. Mektup şöyle:
Bu gurbet illere düştüm düşeli,
Sılada validem sana hasretim
İster deli deyin isterse veli
Seni  çok özledim ana hasretim
Burda selam vermek bir lütuf oldu,
Kırk yıl hatır sayan kahve kayboldu
Orda çok sevdiğim aşım bulgurdu,
Tandırda kızaran nan’a hasretim
Kokusu yurdumun tüter burnumda,
Dalarak giderim elim koynumda
Çiçekler atçımı Anadolu’mda,
Keşan’a hasretim Van’a hasretim
Üç dört köşe bina burada her taraf
Ne evde sahanlık ne bacada raf
Sade evime mi olsun itiraf
Hamama hasretim hana hasretim...
Çan sesiyle çınlar yollar izbeler,
Kasvet verir bize siyah cübbeler
Gözde tüter olmuş canım kubbeler
Ezanla yükselen şana hasretim
 
Eşe dosta hasret ihvana hasret
Haysiyet taşıyan düşmana hasret
Kötüye buğz eden vidana hasret
Damarda solmamış kana hasretim
Boş yere üzülüp ağlama anam
Biraz sabret üç beş kuruş kazanam
Öyle özledim ki sanki doyamam
Duana hasretim sana hasretim...
          Ben ki yad ellerde oğlun Nusretim
 
Anası cevaben diyor ki:
Yavrum yad ellere gittin gideli
Şu yanık kalbime taşlar basarım
Ancak mektupların bize teselli
Seni görmüş gibi olur yaşarım...
Oğlum ne vardı ki gurbet ellerde
Kokunu ararım esen yellerde
Hasretimiz şimdi türkü dillerde
Sebep nedir bilmem ona yanarım
Deden Avrupa’yı fethe çıkardı
Karanlık çağlara ışık yakardı
Türk dendi mi küfrün canı çıkardı
Şimdi tersi oldu diye korkarım...
Sende oralarda cihat eylersen
Nerde olsa hakkı orda söylersen
Artık sana kızmam ne etsen ne eylesen
Dualarımla hep seni anarım...
Bir Müslüman evlat doğurdum diye
Şükrederim olsan Rabba hediye
Olmazda dönersen miskin kediye
O zaman oturur yanar ağlarım...
Alla hu Ekberi götür burçlara
Böyle mi yaptı atan sor sorguçlara
Bir şey demesen de küçük suçlara
Yavrum gayretsize yürek dağlarım
Sözüme gücenme garip çocuğum
Bugün varsam bile öbür gün yoğum
Bir ağlatırsa seni yokluğum
Cennette görmeye ümit bağlarım
                     Ben ki mahzun annen Meryem çağlarım
Bu, babamın halk tarzında yazdığı bir şiir… Hamasi duyguları güçlü olan bir şairdir. Zaten fikri çalışmalarına şair olarak başlamıştır. Alparslan Türkeş in yanında askerlik yapmış, oradan bir etkilenişim olmuş; Hamdi Turan diye bir komutanından etkilenmiş…
Turgut Özal babama bir gün demiş ki Sait bey, şiirden uzaklaş, fikre yönel demiş. Ülkeye fikrinle katkıda bulun diye bir tavsiyede bulunmuş. Zaten Turgut Özal’a eleştiri ve taktirlerini içeren bir mektubu da var oda bir dergide yayınlandı.

Başoğlu

Rahmetli Turgut Özal’da ileriyi gören bir insandı. Sayın Çekmegil’in şiir yazarak değil fikir üreterek topluma faydalı olabileceğini görmüş. Buda çok önemli.

Selami

İlkokul mezunu bir adam.. kendimi kıyaslayamam çok yüksek bir fikir düzeyi ve gücü var aynı zamanda; çok çalışkan bir adam. Bizim aile muhitinde babamın etki alanından kurtulmuş bir birey bilmiyorum. Bütün torunlarıyla meşgul olabilmiştir onlarla akşamları kucağına alıp hem hal olabilmiştir. Küçük çocuklarla küçük çocuk olmuştur. Bu da onun bir başka özelliğidir.
İyi bir baba, iyi bir dede, iyi bir vatandaş, iyi bir Müslüman… Zaafları yok mudur; vardır, çünkü beşerdir. Ama biz burada 40 civarında eser vermiş bir insanın Türk toplumuna katkıları nelerdir onu araştırıyoruz. Yoksa zaaf deyince hepimizin bir zaafı vardır.
Çok güzel bir hikaye anlatıyor. Bununla etrafındakilere ders veriyor…
Hikaye şöyle:
Yarım yüzyıl kadar evveldi./ Malatya’ya bir madam geldi./ Eli yüzü düzgün /Ne kördü ne keldi./ Fal bakar gümüş para alırdı./ Müşterileri kuyrukta seldi./ Fincana falan değil/ Bakıp laflar söylediği avuç içi tek eldi. Gelmişten geçmişten haberler verir/ Adamı ya güldürür ya üzerdi./ Falın haram olduğunu nereden bilsin/ İli dini başka bizden değildi eldi./ Kendisi gavurdu ama bazı sözleri güzeldi./  Vallahlı billahlı hatunlara şöyle nasihat ederdi./ Siz Rabbınızı ne kadar da çok/ Ne kadar da bilinçsizce anıyorsunuz./ Bir kere bilerek Allah demek/ Bin kere şuursuzluğa yeter derdi./ Ben çocuktum o zaman. / Cazip gördüğü kalabalıktan/ Çokça gümüş para alıp gitti...
Böyle güzel bir hikaye.
Hasreti var: neleri özlediğini söylüyor. Anlatıyor şimdi:
Su sesi çağlardı kulağımızda/ Borularda akıp gitti / para sesi vardı cüzdanımızda/ Kağıtlar yerini aldı bitti…
//Bir ses daha vardı / iliklerimize kadar akardı./ Alkole buladılar / Mikrofonlar eritti…
//Lahuti bir nağme eserdi dünyamızda./ Onu şükürsüzlük yedi bitirdi…
//Pekmez köyde varsa var./ Bal parmağı uzunda./ Küheylan atlar artık antika,/ eşeğin arkadaşlığı Barış Manço’da…
//Göğü uçaklar/ denizi torpidolar,/ yeri fabrikalar öğüttü…
//Mekanik bir dünya geldi,/ Tabii dünyamızı itti.
Tabiatı imha etmeye yönelik hadiseleri gelişme olarak görmüyor. Mesela Hiroşima’da insan katliamı yapan bir gelişmeyi alkışlanacak bir gelişme olarak görmüyor. Tabi ona özgü bir şey değil. Günümüzde herkes çevre konusunda hassas davranıyor.
İnsanlar tabiilikten uzaklaştıkça bazı nimetlere eriyorlar ama kaybettikleri belki ondan daha fazla. Bugün kanser artıyorsa teknolojik gelişmeyi iyiye yönlendirecek bir düşüncenin egemen olamamasındandır.
Dünyada en öncelikli mesele maddi refah, maddi gelişme değil; bence adaletin sağlanması ve hakkın ikamesi olmalıdır. İnsanlar haklarını elde edebilmeliler. Hak mücadelesi çok önemli mücadeledir. Sizi de sendika başkanı olarak kutluyorum çünkü böyle bir mücadeleyi simgeliyorsunuz…

Başoğlu

Müzelere gidince koca kılıçlar görüyoruz... Şimdi bu kılıçları ben iki elimle tutup sallayamam. Ama bunu yüz sene iki yüz sene önce insanlar atın üzerinde sallamışlar.  O zaman böyle teknoloji yoktu. Tabiilikten uzaklaşma. O zaman köylü yağını üretip kendisi yapar kullanırmış, ama şimdi köyde yaptıklarını kendisi yemiyor pazarda satıyor. Yeteri kadar beslenemiyor. Doğallıktan uzaklaşma insanları teknolojik olarak modern çağa çıkarmış ama nesli küçültmüş sonra beklenmedik hastalıklara kapı açmıştır.

Selami

Tabiat  bir denge üzerine kurulmuştur. Dengeyi bozduğumuz zaman bir takım sorunlar ortaya çıkar. Köyleri geri bıraktığınız zaman suni bir şehirleşme ve göç olur. O zaman şikayetler ortaya çıkar. O zaman insanların hastalıklarla karşılaşması olasıdır.
Bir takım yeniliklere ayak uydururken insani boyut göz ardı edilmemelidir. Eğer sizin insanlığınızı yok edip sizi bir makineye çeviriyorsa teknoloji, işte o zaman insani hayattan bahsetmek mümkün değil. İşte o zaman makinenin bir parçası haline gelmişsinizdir. Nazım Hikmet’in şiirinde de var. Makineleşmeyi özlem olarak sunuyor, gibi. Benim kanaatimce insanlaşmayı özlem olarak sunmak gerekir.

Başoğlu

Çekmegille alakalı anlatmak istediğiniz şeyler varsa onları dinleyelim şimdi burada Nazım Hikmet’i tartışmayalım.

Selami

Ortamdaki dejenerasyonu anlatan son bir yazısını daha okuyayım. Şehirlerden örnek vererek söylüyor: “Türbeleriyle duyguların kabristanı olmuş İstanbul,/ Nağmeler mihraplarda takılı kalmış,/ Dirsek dirseğe cemaat ama/ gönülde yalnızlanmış./ İnsanlar birbirlerine çelme taksınlar diye/ Ayrılmışlar kol kol...”
Bu ayrılmalardan çok üzüntülüdür. Sait Çekmegil’in bütün mısralarına yansımıştır bu duygu. Gençlik yıllarımda Kıbrıs mitingleri yapılırdı. Adnan Menderes zamanıydı. Malatya’da bir mitingde beni konuşmacı olarak seçtiler. Ben de hamasi konuşacaktım.. ama babamdan ısmarlama fikir istedim. O bir şiir yazmıştı o zaman. “Kıbrıs’ımıza Dair” diye bir şiirdi.
Baş harflerini dizdiğiniz zaman bu isim ortaya çıkıyor. Babamın ne kadar vatansever duygular içerisinde hangi fikre yöneldiğini göstermesi bakımından önemli bir şiirdir. Ve ben de onu mitingde okumuştum. Şimdi de burada okuyacağım:
Kalpler öyle mahzun
Ilık gözyaşları damla damla
Bükülmez bilekler sanki bağlanmış
Razı olunur mu nasıl
Iktidarsız mıyız biz bu kadar
Sahabesi Resulullahın
Issız bir adada garip kalsın...
Merak etme ey şehitler yatağı adamız
Isırıcı mahluklardan bir gün
Zamanı yok bir gün seni kurtaracağız
Allah’ın izniyle Allah’ın tevfikiyle...
 
Davaya layık olalım yeter ki
Adalar kıtalar ne ki
İnsanlık teslim olur teslim olduğumuza
Rüyalar hakikat bulur o zaman...
Hem büyük bir hamaset, hem büyük bir özlem.

Başoğlu

Burada bir sahiplenme var. Dolayısıyla babanız büyük insan olmaya aday bir insan.

Yeşeren ümit

Şehit ekili toprak altından
Yemyeşil filizler beliriyor;
Güneş yeniden doğmak için ufuktan
Tunç renklerini dökerek batıyor
Çırpınıp duruyor ipek kanatlı kelebek
Aynalarda yıkanıyor bir melek
Boşuna gitmedi olanca emek
Kentten uzakta bir çoban karışan saçlarını tarıyor..
Kulak ver arzın kalbine
Umutlar taşıyor baksana ahengine
Sen hayale dalma da yine
Dünya afakı aydınlatmak için yanıyor...
Bu kadar yağmur duası boşuna mı
Çakan şimşekler altında biriken göz yaşlarımız yağıyor. 
Bir çocuk gelecek günlerden habersiz
Ağlıyor.
Halkımızın duygularıyla bilimsel gelişmeyi harmanlayan bir şair. Böyle bir babanın oğlu olmaktan gurur duyuyorum. Gurur iyi bir ifade değil; daha doğrusu  Allaha hamd ediyorum.
Başoğlu...
Değerli izleyiciler bize ayrılan süre burada bitiyor. Mehmet Sait Çekmegil’in oğlu Selami Çekmegil babasının özelliklerini anlattı. Avukat ve yurt dışında kalmış bazı bakanlıklarda müşavirlik yönetim kurulu üyeliği gibi  önemli görevler de  yapmış. Şu anda serbest avukatlık yapıyor. Araştırmaları var. Türkiye’nin sorunlarını tartışıyor…
 
Diyanet işleri başkanlarından bir tanesine din şurasını tartışalım diye davet ettim. Pazartesi günü bu konuyu konuşacağız. Bizi dinleyenlerin gayretin neler getirdiğini öğrenmiş olmuşlardır. Hepimiz yazar olamayız ama yazarlar, şiir yazanlar bize öncülük edenlerdir. Bu akşam hakkında konuştuğumuz Çekmegil’in de bize büyük bir insan olduğunun göstergesidir.
Avrupa birliğine bütün umutlarımızı bağlayarak yolumuza devam edemeyiz. Bizim sloganımız özümüze döneceğiz…
Son sözü ben Selami Çekmegil’e bırakacağım.
Çekmegil:
Babamdan son bir şiirle bitireceğim söyleyeceklerimi:

Limon ağacım

Kış mı uzun sürdü,
Sabrımız mı tükendi, nedir?
Yüreklerimiz hala üşümektedir.
Hala korkuyoruz soğuk almaktan.
Öyle bir mevsim geçtik  ki,
Nasıl da kurtulduk kurumaktan
Davamız sanki limon ağacı
Odalarımızda sakladık onu
Mevsim mevsim koruduk donmaktan…
Sabret yaz gelsin de limon ağacım
Çıkarayım seni gün ışığına
Dalların açılsın rahmete
Kurtulmalıyız odalardan...
Başoğlu...
Türkiye bizimdir bizim kalacaktır Allah milletimizi korusun. Herkese iyi akşamlar.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 23-01-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 53 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
60242958 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net