28-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Işık Tutan Bürokrasi Hatıraları, "Tilki Tuzağı"
Işık Tutan Bürokrasi Hatıraları, "Tilki Tuzağı" PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 23
KötüÇok iyi 
Yazar Eyüp BEYHAN   
22-12-2009

Işık Tutan Bürokrasi Hatıraları, “Tilki Tuzağı”nda

                                                                      Eyüp BEYHAN
TİMAŞ: “Çürüme istidadı gösteren cemiyetlerde suçluların pis kokusuna halk alışmışsa... Suç işlemekten utanmayan insanların sayısı artmışsa... Adalet ölçüleri bir yana bırakılıp, keyfi, çıkarcı olanlar ayakta kalabilmişse, elbette o toplum en büyük felaketlerin davetçisi durumundadır. İslami düşünceye göre bir toplum, küfürle hayatını devam ettirebilirken, zulümle asla! bunun için bir kısım rejimler, ideolojiler ve sistemler yıkılırken, diğerleri sıraya girmiştir. işte, yıkılmamak, ayakta kalmak, felaketlere davetiye çıkarmamak için bu kitap kaleme alınmıştır. Bir nalın bir atı kurtarması gibi...” (“Tilki Tuzağı” Arka kapak)
         
          Uzun yıllar devlet kurumlarında görev yapmış olan Selami Çekmegil, devlet yapımıza ışık tutan bürokrasi hatıralarını “Tilki Tuzağı”nda toplamış. “Tilki Tuzağı” sadece Türkiye'deki bürokratik hatalara değinmekle kalmıyor, ayrıca yurtdışından örnek olayları alarak okuyucuya karşılaştırma imkânı da sunuyor.
         Değerli yazar Selami Çekmegil’in, kitabını büyük bir keyifle okudum. Öncelikle kendi nefsime çok faydalandım, bürokrasiyi yakından tanıma fırsatı buldum.
         Selami Ağabeyin, kendisi bir hukukçu olmasına rağmen, yargıyla çatışma halinde olduğu, yıldızının barışmadığı izlenimi bende oluştu. Bu haksızlığa karşı dik duruş sergilemesi  o konudaki anlayışından kaynaklanmış olabilir.
         Hatıralarından, Selami ağabeyin sık sık kurum değiştirdiği görülüyor. Bu kurum değişikliklerinde bir kurumda uzun süre çalışmama gibi bir ilkesinin olması etkili olmuş olabilir, ancak ben de bıraktığı izlenim kurumdaki bürokratik yapılarla kavga etmesinden dolayı hoşnutsuzluk oluşup ayrıldığı yönünde. Bakan dahil üst düzeydeki amirlerine eyvallah etmediği için sıkıntı oluştuğu, bu sıkıntının yer değişikliği ile sonuçlandığı da akla gelebiliyor.
        Öte yandan Selami ağabeyin çok geniş bir çevresi ve dostu olduğunu da  kitaptan anlıyoruz. Ancak, ikinci derece bir bürokratken birinci dereceye geçmek için torpil ararken üçüncü dereceye düşmesine de doğrusu çok şaşırdım. Neyse iki ayda hemen düzeltilerek yanlışlığın giderilmiş olduğu bu kısa şaşkınlığımı hemen gidermiş oluyor… 
        Kitapta gördüğüm en büyük eksiklik yazarın kendisini gereğinden fazla ön plana çıkarmış olmasıdır. Bu belki kitabın bir hatırat kitabı olmasından kaynaklanıyor. Ülkeye katkısı olan dönemin başka bürokratlarını da ön plana çıkarsaydı sanırım kitap çok daha etkili olabilirdi ve ses getirebilirdi. 
        Bu küçük eleştiriyle birlikte şahsi görüşüm, bürokraside hizmet verecek yeni bürokratlar ve sistemin doğru işlemesi noktasında samimi olan siyasetçilerin mutlaka bu kitabı okumasında fayda gördüğümdür. 
        Sivil toplum kuruluşlarının da bu kitabı okumasında sayısız fayda var,  çünkü bir çok işçi ve memur konfederasyonu devletin önemli kurullarında görev yapıyor, bu görevlerini yaparken bu kitabın yol gösterici bir misyonunun olacağına inanıyorum..
        Timaş yayınları arasında çıkan, Yazar Selami Çekmegil’e ait olan “Tilki Tuzağı” kitabının özetiyle sizleri baş başa bırakıyorum…
        Saygılarımla…

Diyor ki Selami Çekmegil “Tilki Tuzağı” kitabında özetle:

a) Devletin Toplumda Bıraktığı Genel Görüntü
—Memleketimizin yetiştirdiği, temiz insan hüviyetini bozmamış şairimiz Yavuz Bülent BAKİLER bir şiirinde toplumumuzda yaygın iki duyguyu şöyle dile getiriyor. Şiirin bir yerinde, bir siyasi dönemi tasvir için:
“Savaşta çiğnetmedim hilali düşmanlara
Barışta düşütü üstüme gölge-gölge haç”
Diğer bir yerinde de:
“Devlet denince hep vergi geldi aklıma,
Jandarma denince kırbaç”
diyor.
Gerçekten de öyle… Bizde yanlış politika uygulayan siyasi kadrolar ve bürokratlar geçmişte devlet adına hep bu imajı bırakmışlar toplumda… Yılda beş-on kez sökülüp yapılan kaldırımlar ve caddelerle, resmi ideolojinin telkini için prototip insan yetiştirmek üzere sistemleştirilmiş mekteplerimizi bir kenara iterseniz, devleti, vatandaş karşısında vergi toplama ve çok kez çaresizlikten yanlış bir iş yapmış, yaptığı düşünülmüş veya yapması melhuz bireyleri itip kakmak, hakaret ve aşağılamak ve hatta anlatılanlar doğruysa dayak ve işkence yapmak yönüyle hissettirmiş topluma.
—Bu gün ulaşmayı bir mazhariyet ve resmi politik hedef olarak sundukları batılılaşmak ve çağdaşlaşmak(muasırlaşmak) diye adlandırdıkları uygarlıkların yaşandığı Batı devletlerinde, örneğin İngiltere’de, devlet vatandaşın hizmetinde bir kurum olarak çalışır. En üst kamu görevlisinin en sade vatandaşa yazdığı yazıda ve dilekçesine verdiği cevapta, sadık hizmetkârınız (your obedient servant) diye imza attığı bir dünyada, devletten maaş alan en basit bir görevlinin, kendini devletten para alamayan toplum bireylerinin hükümdarı gibi gördüğü ve tahakküm ettiği, azarlamaktan çekinmediği ülkemizde bu hedefe ulaşmanın bile ilk şartının insan olmak ve hele vatandaşına, kardeşine insanca ve insafla davranmak olduğunun görülememesi ne hazin bir çelişkidir. (S12,13)
b) 27 Mayıs İhtilali, Babamın Esareti ve Etkileri
—1960 yılının 27 Mayıs’ında ihtilali duyunca babam, -Demokrat parti yönetim tarzını beğenmediği için olsa gerek- sanki biraz sevinmişti. Ama sanırım buruk bir sevinmeydi bu. Dört gün sonra güvenlik mülahazası diyerek içeri aldılar. Bir süre sonra da doğuda bütün içeri alınanlar gibi Sivas’a kampa yolladılar. Burada 5 ay kaldı. Babam elinin emeği ile çalışan, rızkını bilek zoruyla kazanan biriydi. İçeri alınınca çalışamadığından bonolar protesto olmaya, alacaklılar endişelenmeye başladılar…
—Ben bu durumu, tabii babamın tasvibiyle, ihtilalin kuvvetli albayı Alpaslan TÜRKEŞ’e mektupla illettim. Babamı 1942–44 yıllarında askerden ve eserleri ile tanıdığını belirterek, bu, nedeni belirsiz tutuklamayı ona duyurdum. Sağ olsun bir karşılık verdi. İhtilallerde bu kabil yanlışlıkların olabildiğini, yakında durumun açıklığa kavuşabileceğini, babama kavuşacağımızı, üzülmemizi öğütlüyordu.
- Bir gün kimse olmadığı için dükkânda ben bekliyordum. Polis ve jandarmalar hışımla dükkâna daldılar, sağı solu aramaya başladılar. Aniden birisi, iki gün önce masanın üstüne bıraktığım bu telgrafı gördü ve şefine götürdü. Hemen durdular, bir şeyler konuştular ve daha sonra da çekip gittiler. Anlaşılan albayın telgrafı daha fazla taşkınlık yapmalarına engel olmuştu.
—Zaten geri kalmış toplumlarda hep böyledir. Kaba saba davranan görevli-yetkililer arkanızda bir kuvvet vehmederlerse medenileşiverirler, insanca davranırlar. Allah herhalde acımış, bu kaba insanlar 18 yaşındaki bir delikanlıyı daha çok üzmesinler diye Alpaslan TÜRKEŞ’in telgrafını göstermişti onlara.
—Cemal gürselin Malatya’ya  geleceğini söylediler. Belki görme imkânım olur diye en iyi elbisemi giydim… Tam benim önümü biraz geçmişti ki, gençliğin verdiği ani cesaretle atıldım ve kulundan tuttum. Cemal paşa belki bir dakika durakladı. Bana ne istediğimi sordu. Derdimi söyledim: Babamı sebepsiz içeri aldılar, hala da tutuyorlar, dedim. Kadife elle yaptığınız ihtilalin haklılık ölçüsünü yok etmelerine izin vermeyin sayın paşam, dedim; suçu neyse bilelim, dedim. Bana, babamın ne iş yaptığını sordu. Terzidir, dedim. Öyleyse niye içeri almışlar, dedi. Bilmiyorum muhterem paşam, bilsem öyle söylerdim, dedim. Yaverine emretti, not aldırdı: ilgilenilsin, dedi, bana bilgi verileceğini ifade etti… Paşa bana bilgi göndermedi, ama iki ay sonra babamı salıverdiler. Kendisine iki şey sormuşlar. Bir: parti nüfuzunu kullanarak aşırı kredi alıp almadığını, bir de nurcu olup olmadığını. (S,14–17)
c) Bürokrasiyi aşmada deliliğin faydası
…Kaldırımda gezerken, memleketimden Deli Nusret diye şöhret yapmış, müzmin bir Halk Partiliye rastladım. Hemşeri olarak bana selam verip hal hatır sordu. Nasıl olayım dedim. “Günlerdir iş arıyorum bulamıyorum, sizin gibi hemşeriler olduktan sonra” diye sitem ettim. Nasıl bir iş istediğimi sordu. Öğretmen vekilliği olur dedim. Benim kulumdan tuttu, doğru Ankara Milli Eğitim Müdürü’nün yanına götürdü… Nusret bey, müdür beyin odasına oturdu, beni, bir yere öğretmen vekili olarak tayin etmeden odadan ayrılmayacağını söyledi. Hemen orada ve o gün tayinim çıktı.
—Bürokrasinin bazı bıktırıcı işlemlerini aşarak kısa sürede iş çıkartmanın yollarından birinin de delilik ve delice tavırlar olduğunu böylece bu tayinle anlamış oldum.
(S,18–19)
d) Memurun Genelde Yaklaşımı Ve Halka Bakışı
—Bir gün, okul tatilde iken babam dışarıda ve ben de dükkânda bulunduğum bir anda, içeriye bir veya iki sigorta müfettişi geldi. Beni işçi yazdı. Dükkânda bir memur arkadaş kendi pantolonunu ütülüyordu. Onu ve başka iki kişiyi daha işçi yazdı. Bizim bütün izahlarımıza aldırmadan, kaba tavırlarla ceza tehditleri yağdırarak gitti. Dükkân sahibinin gidip kendisini görmesini söyledi. Babam geldi, anlattık. O zaman Mehmet Turgut sanayi bakanı idi. babamın eski tanışıklığı varmış. Ona bir telgraf çekerek “Gestapo şefi-zaptiye ruhlu” sigorta müfettişlerini şikâyet etti. Ankara’dan müfettişler geldi. İncelediler, bereket versin babam derdini anlata bildi.
—Ama herkes böyle derdini anlatamaz ki. Bizde devlet yetkisini elinde tutanlar çok kere aşağı gördüğü esnaf hakkında doğru işlem yapma endişesi duymazlar. Ben aklıma yattığı gibi yapayım da o gitsin bir yanlış varsa düzeltsin diye düşünürler. Vicdanları elverip de düşünmezler ki onun, yanlış düzeltmek için attığı her adım, ondan çalınıp boşa akıtılmış bir enerjidir. Onun gasp edilen vakti, işi, ailesi, ülkesi ve kendisi için gerekli bir altın değerindedir. Bizde görevliler maalesef üretim ve geçim peşindeki kişilerin vakitlerini de kendilerininki gibi değersiz, işlerini de verimsiz ve sonuçsuz sanırlar. (S,22–23)
e) Yasa Bolluğu ve Sonuçları
—Bunlara yön veren idari yasalar da çok kere masa başında hazırlanmış, oradan buradan derleme, ülke gerçeklerine ters düzenlemeler olduğu için, bu dejenere tavrı destekler; teşvik eder. Kendini, kamu otoritesini elinde tutan kral sanan bürokrat, çok kere destek ve kalkanını bu yasalarda bulur.
—Beş milyon işsizine, heykel dikmekten, kokteyl ve ziyafetlerden tasarruf ederek fabrika açmayan bir ülkenin gelişmemiş yöneticileri de, bu güne kadar ha bire yasa çıkararak normal vatandaşın teşebbüs imkânını baltalamış ve onun önüne iş yapmasını engelleyen büyük barikatlar kurmuştur. Oysa düşünülse, Taci Tus’un dediği gibi, “devlet bozuldukça kanunlar artar” Lao Tse’nin dediği gibi, “ne kadar çok kanun varsa o kadar çok hırsız vardır”. Bu yasaların çoğalmasının bu iki sonucu ortaya getirdiğini hangi siyasetçi ne zaman terennüm edebilecektir… Eğer ülkenin kalkınmasını istiyorsak orta hali vatandaşın üzerine bir kâbus gibi çökmüş formalite, mali yük ve bürokratik kırtasiyeciliği yok etmeliyiz. (S,23–24)
f)Bir memur tipi
İlk bürokratlığına Ulaştırma Bakanlığı hukuk müşaviri olarak resmen başlıyor, Selami Çekmegil. Bir işin olmasını engelleyen, destek olmak yerine köstek olan, işi zorlaştıran tipik bir memurun tipini şöyle anlatıyor:
— …Personele bakan bir yardımcısı vardı ki sormayın. Adam ilkokul mezunu olup senelerce tırmanarak gelmiş biriydi. Yüzü gibi ruhu da kara, insanlara bir iyilik olursa dünyası yıkılan bir tipti. Hele tahsillilere ayrı bir bakışı vardı. En büyük zevki birinin (kendine bulaşmadan) bir işini engellemekti. Tahmin ederim bu zevki çok tatmıştır. Bir gün Dr. Sadettin Bey birinin memuriyete tayinini hazırlamasını istemiş. Adamı incelerken bakmış bu zat daha evvel memuriyetten ihraç cezası almış. Bunu görünce zevkten dört köşe, derhal kaleme sarılıp makama arz diye başlamış döktürmeye. Kanaatini çok sağlam his ettiği için de şifahen bilgi vermek yerine yazılı yolu seçmiş; hem de tarih ve sayı vererek. Demiş ki “…daha evvel falan gün filan sayılı disiplin kurulu kararıyla kesin olarak memuriyetten ihraç cezası aldığı için tayini mümkün değildir! Arz ederim.” Sayın bakan (işaret edeyim ki aklıselim sahibidir.) kırmızı kalemi almış, bu notun altına bir not düşmüş. Şöyle: “öbür memurlar zemzemle mi yunmuş, alınacak!...” bu ihtarı görünce bizim iyilik meleğinde(!) şafak atmış. ..işin olmaz diye yol verdiği bu zavallının adresini de bilmediğinden, resmi arabayla orası senin burası benim başlamış aramaya. Sonuçta bulmuş almış getirmiş Bakanlığa… Bulmuş(!) bir çıkış yolunu, tayini yapmış. Bakana arz etmiş ve kurtulmuş beladan(!) meğerse cezası zaten kaldırılmış imiş.
—Bizim eski ve geleneksel bürokratların çoğu böyledir işte bu hadise iyi resimlendirir onları.(S,26–27)…
—Bana göre Türkiye’deki gençlik hareketleri, resmi ideolojinin tatmin etmediği, boş bıraktığı ruhların, kendini tatmin için, yeni bir dünya görüşü arayışı içinde olduğunu sezen Batılı entelijensianın, yine kendi ürünü ve o tarihlerde henüz iflası deklere edilmemiş olan markisizimi ileri sürerek bu arayışın önünü suni bir şekilde kesmesinin bir sonucuydu. Bence Marksist görüş ve savunucularının kendilerini her kademede destekleyen ve yıkımdan kurtaran batı aleyhtarlığı tavırlarında, bir sahtelik ve tutarsızlık vardır. (S,30–31)
g)Bürokraside ilk dersi
Hukuk müşavirliğine başladım. Beni 4. Hukuk Müşaviri diye atadılar. 3. Hukuk Müşaviri bir bayanın yanına oturttular. Gerçekten iyi niyetli hatırasını unutmayacağım bir mesai arkadaşım oldu, O. Adı erkeksi idi ama kendisi öyle değildi. Hikmet hanımdı. Çocuğu yoktu. Bana ilk bürokrasi nasihati şu oldu:
—Bak seni ve tipini sevdim. İyi bir çocuğa benziyorsun. Şu söylediklerimi iyi dinle başarılı olursun, dedi ve ekledi: “sakın ha çok çalışıp, iş bitirip göze gireceğim, terfi edeceğim diye bekleme; ne kadar çok iş yaparsan o kadar çok hatan olur, en azından eleştirilirsin. Çok iş yapmazsan hatan da olmaz. Sana gelen işleri bir başkasına pas etmeyi öğren, başarırsın. İkinci tavsiyem: şu büyükler kervanına katıl, ne yap yap katıl. O zaman sana her şey kendiliğinde gelir; sen lütfen kabul edersin. Aksi takdirde hakkını almak için işinden çok, o işle uğraşırsın ama alacağın da şüphelidir” dedi. İlk bürokratik dersimi böylece aldım. (S,39–40)
i) Bakanı’nın garip isteği ve yetkimin alınması
— Gümrük Bakanlığında 2. derece Hukuk Müşavirliğinden 1. derece hukuk müşavirliği kadrosuna atanmasına engel olan dönemin Bakanıyla arasındaki geçen diyalogundan;
—Kadromu vermeyen Mataracı bir gün telefon etti. Bana önemli bir dosya havale ettiğini, çabuk çıkarmamı istedi. Ben de: henüz geldi, inceleyeyim en kısa sürede gönderirim, dedim. Selami Bey ben inceledim. Gayet normal hemen hallediver, dedi. Bürokrasi hayatımda en yalın Bakan istediği de bu oldu. Sayın Bakanım işi ben yapacaksam benim de incelemem gerekir. Beni devreye sokmaya mecbur değilsiniz, isterseniz genel müdürünüze emir vererek yapabilirsiniz dedim. Olmaz senden istiyorum, dedi. İncelenmesi birkaç gün sürer, dedim. Telefonu çat kapattı.
— Ertesi gün veya iki gün sonra bir baktım bir onay. Müsteşarın veya yardımcısının teklifiyle sayın bakan, Hukuk Müşavirinin imza yetkisini müsteşar ve yardımcılarına veriyor. Şaşırdım kaldım… Olur dedim, mesele yapmadım. Ama gelen bütün yazıları muavinlerime hazırlattım, imza için arabayla müsteşara yolmaya başladım. Davalar, müzakereler, tekitler, mütalaa istekleri, hepsini. Diyelim hukuk müşavirinden mütalaa istiyorlar cevabını da müsteşar kendisi veriyor, şeklen. Durumun tuhaflığını ve işin cesametini gördüler sanırım. Müsteşar ve muavinleri şifahen, telefonla yazıları benim imzalamamı rica etmeye, yetki verdiklerini söylemeye başladılar.
Olur mu? Dedim. “Bakanın aldığı yetkiyi Bakan iade eder, yazılı alınan yetki yazıyla verilir” dedim. “Yapamam” dedim.
Sekiz gün sonra baktım bir mucip daha “sıhhi izinden dönmüş olmakla bundan böyle Hukuk müşavirliğine ait tüm yazılar hukuk müşaviri Av. Selami Çekmegil tarafından imzalanacaktır” diye. Bu yazımı alınca sadece Bakanın takip ettiği o dosyanın hukuki gereğini yaptım. (S,52,54)
j) SSK Avukatlığım
… Uzun sayılacak bir süre sonra SSK Ankara hukuk işleri müdürlüğü’ne 3.derece avukat olarak tayinim çıktı. Ben 1.derece kadroya yükselmeyi beklerken bir derece daha kadromun düşmüş olmasından pek hoşlanmadım. Ama ne var ki artık dönüşü olmayan bir noktada da idim.
—Mamafih, yan ödemelerimle falan burada daha fazla para elime geçiyordu. Ancak paradan ziyade prestije önem veren Malatyalı mizacımla, iç âlemim de oldukça rahatsızlık duydum. Yedi kişilik bir odada bana da bir masa verdiler. Ama ne var ki muktezayı kendi tayin eden amir mevkiinde bir hukuk müşavirliğinden, bir müdür ve iki müdür yardacısının yönetimine tabi avukatlık görevine atanmış olmak, nispeten güderken daha çok güdülen mevkie oturmak endişesi oldukça beni sıktı. Ruhi bunalıma bile girdim diyebilirim. Bir ikindi vakti görev yerinde ayrılarak hemen yakında bir mescide gidip namazı kılıp ardında Allaha yakındığımı: “Ya Rabbi ben ne yanlış yaptım ki beni böyle bir konfordan böyle bir noktaya düşürdün? Bana yeni bir ufuk aç” diye dua ettiğimi hatırlıyorum. (S,54–55)
k) SSK Yönetim  Kuruluna Tayin
Bu minval üzere Avukatlığımı çaresiz sürdürürken, bir gün Bakanlıktan bir telefon geldi. Beni müsteşar muavini Saim Kurt Bey aradı. Benim hükümet temsilcisi olarak SSK Yönetim Kurulu üyeliğine getirildiğimi veya getirileceğimi ifade etti. Tayinim çıkınca genel müdürlüğe geçtim. Tayinim çıktığı halde nedense o haftaki yönetim kurulu toplantısına beni sokmadılar, eski üye Fuat Azmioğlu Bey girmiş. Meğer ayrılmamak için direniyormuş. Benim kararnamemin iptalinin formüllerini arıyorlarmış.
—Müteakip toplantıya -toplantı günü haber vererek- beni soktular. Girdim. Tebessüme mukabele ettiler, “hoş geldiniz, hayırlı olsun” dediler, ama zayıf cüssem, kısa boyum ve pek kalın olmayan boynumla eminim beni oraya yakıştıramadılar. Bunu anlatmadılar, anlamadım, ama hissettim. (S,55–58)
İşçiye zam meselesi ve Bakanın Tehdidi
—…Dört muhalif oya karşı beş oyla işçilere makul düzeyde zam için oy kullandım. Bu konuda hiç unutamadığım bir olay eski bir sendika başkanın tavrı oldu. Bana gelip işçi zammını düşük tutmamız gerektiği yolunda kulis attı. Beyim, siz dışarıda işçi hakları için esip gürlüyor, çok zam istiyorsunuz; buradaki tavrınızı anlayamadım, dedim. Cevabı: sen bize bakma biz sendikacıyız. Varlığımızın gereği, dışarıda biz esip gürleriz. Ama size düşen, bize rağmen doğruyu yapmaktır oldu. Yumuk ağzım dudaklarım bir birinden ayrılmaksızın bir karış açık kaldı. Hey Allah’ım ne ustalıklı tavırlar bunlar.
—Bakan Salih Yıldız Bey beni çağırdı. Gittim oturdum. İlk sorusu Selami Bey size ne oluyor ki işçi temsilcisinin (Ekrem Özkılıç’ı kastediyordu) bile uygun görmediği bir ödemeye oy vermişsiniz?
–Sayın Bakanım lütfen beni günübirlik politika takip eden kişilerle kıyaslamayın. Ben hükümet temsilcisiyim. Bu kurumu, çalışma barışını, geleceğini düşünmek benim omuzlarımdadır. Bu konuda şu şu şu gerekçeleri göz önüne alarak böyle karar verdim, diye detaylı tatminkâr bir cevap verdim, rakamlar verdim.
—Selami Bey sizden bir dost, arkadaş olarak, Bakanınız olarak müşkülde kaldığım için rica ediyorum. O kararı bozun; değiştirin, dedi. Birden çok ezildiğimi his ettim. – -sayın bakanım bu kararı vermeden önce beş gece uykum kaçtı. Çok düşünerek verdim bu kararı. Bu imzamı geri alırsam şahsiyetim zedelenir. Çünkü karar doğru bir karar. Size başka bir yol göstereyim Genel Müdürümüz kararı veto etsin. Bu en pratik yol. Tabi sayın Bakan buna yanaşamazdı. -Selami bey hakkınızda tahkikat açtırırım, diye tehdit etti. Hemen ayağa kalktım ve: -hiç tereddüt etmeyin sayın bakanım; bu konuda açtıracağınız tahkikat beni yüceltir, dedim; selam verip odadan çıktım. (S,75–78)
Bizde suç ve suçlu üretmeyi, çoğaltmayı sonra da yakalamayı farkında olmadan başarı addeden ve nazari olarak aksini söylese de pratikte alkışlayan bir genel zihniyet vardır… Suçlar ve suçlular, ufuneti topluma yansımamışsa veya suçlu, suçu utanılmaz bir eylem gibi gören kronik bir ruh marazına maruz kalmamışsa, onu örtmek ve görmemek üstün ve önleyici bir sosyal politikadır. Tabii bu sözüm, suçu evrensel adalet ölçüleriyle tanımlayan ve kendi keyfi, siyasi veya çıkarcı telakkilerini yasalara yansıtarak sun’i suç üretmeyen toplumlar için geçerlidir. (S,81)
l) Racon meselesi
(Burada Malatya hastanesi başhekiminin değiştirilmesi ve görevden alınması önergesi genel kurula geldiğinde Selami Çekmegil beyin yöresine karşı duyarsız olmadığı, aksine duyarlı ve etkili olduğu görülmektedir.) – Arkadaşlar ben sizin bölgelerinizle ilgili tayinlerde arzularınıza hep riayetkâr oldum. Malatya benim şehrim, sizden ilk defa bir ricam olacak. Buna rağmen bu tayin çıkarsa kırılacağım size, dedim ve şaka yollu ekledim. “Bakın Battal Gazi Malatyalı, İsmet İnönü, Hüseyin Üzmez, Mehmet Ali Ağca Malatyalı, ben de Malatyalıyım ona göre düşünün, dedim. –-Selami Bey, seni kırmayalım hadi, dediğin gibi olsun, dediler… CHP’ tandanslı Ekrem Özkılıç kulağıma yanaşıp: - Selami bey ben seni anlamıyorum. Buradan öylesine önemli konular (tabi mali yönden) geçiyor, aldırmıyorsun. Bu kıtıpiyoz işte ne var ki böyle mesele yaptın, dedi. Cevabım tam Malatyalıya göreydi: -Ekrem bey biz Malatyalıyız bizim için önemli olan RACONDUR! Dedim…(S,83–85)
 
l) Mahkeme serüveni
—…Bir vatandaş olarak düşündüğüm zaman da temel ilkemiz “Adalet mülkün temelidir” ilkesinden hareketle yargı bağımsızlığı örselendiği, zedelendiği ve kirlendiği zaman toplumun tamamı bundan zarar görmektedir. Çünkü toplumun güvencesi ve teminatı bağımsız yargı sistemidir. Yargı müessesesi de saygınlığını ve güvenilirliğini hiçbir zaman yitirmemelidir. Hiçbir zaman yargı bağımsızlığı (ve yansızlığı) üzerinde kuşku oluşmamalıdır. Et kokarsa tuz, ya tuz kokarsa ne? Yazar Selami Çekmegil, ilgili mahkemelerin adeta pes dedirtecek kararları karşında ilkeli ve adil mücadelesi ile gıpta edilecek erdemli bir duruş sergiliyor. Adalet ilkesinden taviz vermeyen, görev süresince hukuk kurallarına riayet etmekten ödün vermeyen, bu prensipten dolayı, müsteşar ve bakana rest çeken devletin namuslu bürokratı öne geliyor; Danıştay, Asliye ceza mahkemeleri, Yüce Divan mahkemelerinde çetrefil bir süreçte “dikleşmeden dik dura biliyor.”
— Kitabın son sayfalarında “Danıştay serüveni, Yürütmeyi durdurma kararları, Ceza davaları, Yüce divan” başlıklarıyla detaylı bir şekilde çetrefil yargı tuzağını işliyor.(S89–106)
— Artık usandım. Şairimiz Metin Önal Mengüşoğlu’nun ifade tarzıyla “kafam kamaşıyor bazı şeylerden” (S,106) deyip son veriyor hatıralarına

Yorum
tebrik...
Yazar Melitenli açık 2009-12-27 11:29:28
Ben kitabı 7 yıl önce okumuştum. bu özetleme harika güzel olmuş. Kitap piyasada bulunmuyor; muhtemelen tükenmiş. Bu özetlemeyi önümüze getiren sayın Eyüp BEYHAN beye tebrik ve teşekkürler belirtmek isterdim... Sanırım buradan da okur...  
tebrik
Yazar selahaddin açık 2009-12-27 16:14:50
ff:)
teşekür
Yazar aydın açık 2009-12-27 18:38:07
tilki tuzağı kitabın özet gerçekten çok güzel olmuş.herkes istifade edilebilir hale gelmiş. bilhasa araştırmacılar için fevkalede faydalı olcaktır. sayın Eyüp BEYHAN beyden bir ricam var sait çekmegil'in kitaplarını özetlesen.herkes faydalansın.krlter.org herkes takip ediyor. sayın BEYHAN eleni sağlık.başarılar diliyorum.çok başarılı ve gayretli bir hemşerimizsiniz ayrıca kutluyorum sizleri... Aydın AKIN

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 22-12-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73644696 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net