25-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow HACC NOTLARI-2
HACC NOTLARI-2 PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar Şefika LEYLA   
09-12-2009

(Allah’ın üzerimizdeki Hakk’ı): HACC NOTLARI - 2


                                                  Şefika LEYLA
          2-12-2007
         Günlük tutacak mısın, demişlerdi. Bilmem demiştim. Doğrusu bu da adettendi. Nasıl ki otobüse bindim, ilk anda tansiyonu yüksek kızgın yolcular ve 30-35 yıl önce hac yolculuğunda titreyen elleri ile minicik defterine günlük tutan sevgili anneannem, kalemi elime aldırdı. Otobüsün kaloriferi yanmamış; ne demek, terbiye…, ahlak…, muavinimiz alışkın, profesyonel mimiklerle idare ediyor. Yolcumuzun bir tanesi bindiğimiz andan itibaren hiç susmadan nakarat halinde hakaretlerini habire sürdürüyor; ‘Bozulmuş
galiba’... hakaretleri  sıralıyor. Muavinimiz Rıza Zelyut  (benziyor vallahi) alıyor kalemi eline sizi riyakârlar, ibadet dersiniz, hacılık dersiniz en ufak zahmette, söylenirsiniz…  Ben size gösteririm. Durumu çok güzel idare etti ve şükür yandı kalorifer.

  Hocamız Bilal Çelik, önce efendibabamın beşeri dediği nağmeler, şimdi de bize hacılar, hacı bacılar diyerek sükûnet, sabır telkinleri ile iyi bir fon yapıyor. Tam bir diyanet elemanı, bence çift maaş almalı… Artık servis yapılıyor, otobüs te ısınıyor. Medine yolunda ilk notlarımı sonlandırıyorum.
    
  5-12-2007                                                           
  Bir lisan bir insan, iki lisan iki insanmış, dil bilmeden olur muymuş, bir tek Türkler ikinci üçüncü bir dili bilmiyorlarmış. Ben kendi dilimi kültürümü bile öğrenemeden ömürde bir lazım olma ihtimaline karşılık ikinci bir dil eğitimi nereden alayım. Bize sunulan hayatta pek de yabancılara (dil) itibar yok. Neyse ki yukarıda sunulan gerekçeler burada Medine-i Münevvere’de lazım değilmiş. Bangladeş, Nijerya, Senegal, Papua Yeni Gine vs. hepsi ile aynı dili konuşuyoruz. Salâtın rükünleri gibi… Hayatın diyalektiği aynı. Selamün Aleyküm, Allah’a emanet, Allah-u Ekber, elhamdülillah dediğimde anlamayan yok, dinimizin dili öğrenilirse duaya zikre dönüşüyor. Türk bekle diyor, Arap sabır. Teşekkürü mersi’ye bırakmazsak, Allah’a ısmarladığı iyi günlere terk etmezsek, Allah rahatlık versin yerine iyi geceler demezsek Müslümanlarla iletişimde problem yok. (of bu kaybolma endişesi, gerginlik istemiyorum, telefonum çekmezse yaka kartımdan size ulaşılır diyorum)  hâsılı kime selam versem selamım alınıyor. Dün Konya’dan Nakşî bir hanımla tanıştık. Malatyalılık yapıp hatasız insan, gaybe muttali insan olamayacağını delillendirmeye kalkıştım, benden elini kaçırdı, selamımı karşılıksız bıraktı. Allah’tan ki Medine’de idik dayak atmaya kalkışmadı. Şu muazzam kalabalık asıl Birr’e vakıf olsa idi.

  Hocamız şovmen tavırlı, kafile ile hareketlerimizde salâvat, tekbir sesleri ile Türk şov yapmayı teşvik ediyor. Ona söylesek bir TV Programında muhabbet etse bilmem reyting alır mı? Sürekli gülüyor ve konuşuyor. 

  Bir kafile mescidi Nebevi’ye bakıp hıçkırarak koro halinde ağlıyordu. Bizim kafilede ki görüntü mehteranı andıran alâyiş, onlardaki acıklı bir seremoni idi. Acaba bu Müslümanların hali n’olacak diye ağlıyor olabilirler mi? İranlı bir-iki grup meydan okuyan bir savruluşla geçiyor avludan.

  Hurma alalım derken kurtları fark ettim, kafile arkadaşlarıma tereddüdümü söyledim, Türk satıcı beni kınadı. Hacı günaha giriyorsun farkında mısın? Olur iş mi Leyla, yut gitsin kurtları… Hurma alırken Faruk çok terledi, başını sıvazladı durdu.

  7-12-2007                         
  Mekke-Medine’de kılınan namazlar farklı imiş, oralarda Allah’a yöneliş, dualar ayrı bir lezzette imiş… Olabilir… Yönümü, veçhemi Allah’a döndürdüğümde evimde de benzer hislerle meşbuyum ben. İhtişam meraklısı beton yığınları ile muhayyilemdeki Resul şehri arasında bağlantı kurmak oldukça zor. Dikkatimi çeken şey temizlik, nasıl üstesinden geliyorlar bilemiyorum. Tesettür havayı harika temizlemiş, buralarda yaşamak arzusu var içimde. Buradan bakınca Türkiye kimliksiz görünüyor. Malatya’da sıcak bir havada caddede yürümek nefesimizi keser. Ter hatta sigara kokusu pek duymuyorum.
. Fesuphanallah bu kadar insanı nasıl ağırlıyor bu şehir.

  10-12-2007                      
  Sabah namazını kılıp otele döndük. İçerisi karanlık, ışığı yakınca uyuyanlar rahatsız oluyor. Burada da en önemli iş uyku, bende antrenin ışığını yaktım idare ediyor. Türkiye’de çocuklarıyla hacca gelenlerden övgüyle bahsedilir. Bir şuur, bir gayret, cihat alameti olarak sunulur. Bu bakış açısının mantığını pek çözemiyorum. Burası farz ibadet mekânı, mükelleflerin izdihamının önüne geçilemezken çocuklar niye araya sokulsun. Bilakis imkânı olanlar çocuk getirmemeli. “Bazen uzun bir sure okumaya niyetlenir, ağlayan bir çocuk sesi duyunca annesi cemaattedir diye kısa tutarım” mealinde bir haber biliyorum. Namaz esnasında canhıraş çocuk feryatları duyuluyor. Çok bıkmış, acıklı ağlamalar. 
 
  Malatya’da Ferda, Mektebetünnisa’nın yerini tarif etmişti. Gidiyorum tertemiz bir yer, üç katlı bir kütüphane öyle düzenli, hanım görevliler işlerini çok güzel yapıyorlar. 24. kapıdan girince sağda arkada kalan kapısı pek dikkatleri çekmiyor. Üç tane Türk kızıyla tanışıyorum, görevliler, Ferda’nın selamını söylüyorum. Bir tanesi telefonunu çaldırdığı için Ferda ile iletişiminin kesildiğini, buna çok üzüldüğünü söylüyor. Birkaç güne evleniyormuş, düğün hediyesi yapmak istiyorum. Güzel bir tabak alarak Malatya kayisısı, kuru çerezlerden paket hazırladım.

  Kitaplar hakkında bilgisi olan Selime’yi defalarca bekledim. Medine’de en çok okunan, aranan kitapların neler olduğunu merak ediyorum. Arapların Selima dedikleri bu hanım Ravza’yı ziyaret eden mükellefleri idare ediyor, çok yoğun, onun müsait zamanını bulamıyorum bir türlü. Birkaç kez kitap okumaya girdim yalnız olmadığım için istediğim gibi davranmam mümkün olmuyor. Talebelerle konuşuyorum, Kur’an, hadis, Arapça dersleri alıyorlarmış. Tefsir, fıkıh soruyorum yokmuş. Şeytanın tahriklerine kapalı, temiz bir hava soluyorlar burada yüzlerdeki ifadeler rahat, memnun. Bunu çok tasvip etmiyorum. Bakışlarında bazen bir boşluk görüyorum. Mücadele etmek insanlara cevval bir kişilik kazandırıyor demek ki. Bir davaları bir meseleleri yokmuş gibi bir hava seziliyor. Türklerin okuduğu kitapları soruyorum. Nesibe, Türk okur yok ki diyor. Altı yıldır burada imiş, Türkçe olarak bir iki yıldır minik kitapçık halinde basılmış. Arap bir görevli bunun arz-talep meselesi olduğunu bana anlatmaya çalıştı. Arapça bilmesem de anladım söylediklerini. Türkçe kitapçıklardan namaz, oruç, haramlar, helaller vs. bana hediye verdiler. Bir tanesi dergi ebadında, vahabilikten bahsediyor. Onu Türkiye’ye getirmeyi çok istedim. Vermiyorlar tek nüsha. Burada da okuyup bitiremedim, hâlbuki not almak istiyorum.
  Medine‘de yerleşim yerlerini görmek istiyorum, gündüz kimsenin olmadığını, akşamüstü çıkmamızı söylüyorlar. Bir adres aldık kahvaltı yapıp öyle mi çıkarız, akşama mı kalır bilmiyorum. Bu gün son günümüz.

  11-12-2007            
  Medine’den ayrılmaya 2-3 saatimiz kaldı. İlk kez Nebevi avlusunda yalnız kaldım. Bulunduğum yer güneş, kimse gelmiyor. Büyük bir nimet bana. Vahabilikle ilgili almak istediğim kitabı kütüphaneden biri nerelerden bulduysa verdi şükür. Bende kütüphaneye diyanetin bize verdiği hac ilmihalini bırakıyorum. Selime yatsı namazı öncesi 15 dakikalık randevu verdi. Bizi kütüphane hakkında bilgilendirdi. Sürekli duyduğumuz medrese eğitimi olduğu gibi devam ediyormuş. O kadar çok hadis kitapları, fıkıh kitapları vs. var ki üç kat dolusu. Senelerce buraya bağlı yaşayan insanların dışarı çıktığında konsantre olmaları zor. Çok bilgili ve diktatör tavırlı Selime hoca da bu fikirde ama alternatif eğitim yok.

  Temiz kalmak açısından güzelse de tefekküre, münazaraya oldukça kapalı bir ortam. Medrese dışına, Medine dışına çıktıklarında onları koruyacak aşılardan mahrumlar. Selime bu problemin aile ve bilinçli hocalar aracılığıyla çözülebileceğini söylüyor. Şu an umut verici bir şey pek görünmüyor. Selime kitapları tanıtırken yatsı namazı kılınmış geç fark ettik.
  Diyarbakır’lı Nesibe, ablası Meryem (evlenecek yakında) Mektebetünnisa’da mütercimler. Aynı zamanda Selime hocanın (o da mütercim, eşi ile birlikte) derslerine katılıyorlar. Altı yıldır ev ve Mescidi Nebevi arasında mekik dokuyorlar. Bir de Seda var, sanırım o da mütercim, her yıl İstanbul’a gittiklerini fakat sıkılıp boğularak geri döndüklerini anlatıyorlar. Türkiye’deki tesettürsüzlüğe tahammül edemiyorlar. Geçen yıl Türkiye’de okuyan arkadaşları dayanamayıp okulu bırakarak Medine’ye dönmüş. Tüm bunlara rağmen burada hayatlarından memnunlarsa da kapalı kaldıklarının farkındalar. Ve oradaki üniversiteler yabancıları kabul etmediği için Türkiye’de bir üniversite okumak hayaliyle ders çalışıyorlar.
  Zeliha burada yaşıyor, o da Selime’yi ziyarete gelmişti. Geçen yıl Ferda’yı Kâbe’de görmek için çok uğraşmış, kısmet olmamış. Fatma Neşe Tuna’nın (adak çocuk dergisini çıkaran) arkadaşı, tanıştığıma seviniyorum. Muhterem Müslümanlar.

  Almanya’dan gelen Filiz, Arapların evlilik kültürü hakkında Seda’ya epey soru soruyor. Seda Türk kızlarının 2. 3. 4. eş olmayı kabul ettiklerini fakat boşama hakkının erkekte olması dolayısıyla mağdur olduklarını söylüyor. Bizim kültürde ayrılmış hanımın statüsü menfi yönde değişir. Seda bunun burada pek mesele olmadığını, erkeğin evleneceği kızın yüzünü, isterse saçını, görücü usulü görüp beğenirse mihrini verip evlenir, Araplar arasında pek önemli değildir diyor. Peki, tek eş olmayı talep edenler var mı diyorum, epey olduğunu ve gittikçe revaç bulduğunu söylüyor. Arap asillerinin bundan çok hoşlandıkları için yayıldığından bahsediyor. Halk arasında mihir 30.000 riyalden başlıyormuş.
                                                                                                                        

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 22-12-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73529023 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net