17-05-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Çeviriler arrow George Orwell arrow GANDHİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
GANDHİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 24
KötüÇok iyi 
Yazar George Orwell (Çeviren: M. Selami Çekmegil)   
13-07-2005

George ORWELL:
Image
Gandi Üzerine Düşünceler
           Çeviren, M.Selami ÇEKMEGİL

Ermişler, masum oldukları kanıtlanmadığı sürece suçlu kabul edilmelidirler.Ama, onlara uygulanacak testler de elbetteki herzaman aynı olmayacaktır. Gandi konusunda insanın sormaya meylettiği sorular şunlardır: bir hasır üzerinde oturarak sırf ruhi güçle (britanya) İmparatorluğunu sarsan adam olduğunun bilinci içinde Gandi, ne ölçüde kibir dürtüsüyle hareket etmiş ve ne ölçüde, niteliği icabı tahakküm ve düzenbazlıktan uzak kalınması mümkün olmayan politikaya girmekle kendi öz prensiplerini tehlikeye atmıştır? Bu soruya net bir cevap verebilmek için insanın Gandi’nin hareket ve yazılarını 
detaylı şekilde incelemesi gerekiyor. Zira onun hayatı -bütünü içindeki her hareketi önem taşıyan- bir nevi hac gibidir. Ama, hayatının artık yeniden yaşanmaz diye anmış olduğu 1920’lerde sona eren bölümünü kapsayan kısmi otobiyografisi onun lehine güçlü bir delildir ve insana, bu ermişin  –tercih etmiş olsaydı- bir avukat, bir yönetici ve hatta bir işadamı olarak, çok zeki ve muktedir bir kişi olduğunu da hatırlatmaktadır.

İlk kez yayınlandığı zaman bu otobiyografinin kötü baskılı bazı Hindistan gazetelerinde giriş bölümlerini okuduğumu hatırlıyorum. Bizatihi Gandi’nin üzerimdeki  intibaım müsbet olmadığı halde, bunlar iyi bir etki yapmıştı. İnsanın, ev dokuması kumaş, “ruhi güçler” ve vejeteryanizm (etyemezlik) gibi onunla bütünleştirdiği şeyler itici şeylerdi. Ortaçağ’a göre olan programı açıkça geri, ve aşırı kalabalık bir ülkede geçerli değildi. İngilizlerin ondan yararlandıkları, ya da yararlandıklarını sandıkları, açıktı. Tam ifade edersek, bir milliyetçi olarak O bir düşmandı ama her krizde şiddeti önlemek için bütün gücünü kullanması, İngilizlerin görüş açısından –etkili hareketleri önlemek demek olduğu için- “bizim adam” olarak algılanabilmişti. Bu husus kendi aralarında müstehzice itiraf edildi. Hindistan milyonerlerinin tavırları da böyle idi. Gandi onları sadece tövbeye davet ediyordu. Bu sebepten onlar da Gandi’ye imkan verilmesini, bilfiil paralarını yağmalayacak olan sosyalist ve komünistlere tercih ediyorlardı. Böylesi hesapların uzun vadede ne ölçüde güvenilir olduğu şüphelidir. Gandi’nin söylediği gibi, “aldatıcılar sadece kendilerini aldatırlar...” Ama sonuçta onun böylesi yumuşak muameleye tabi tutulmasının sebebi kendisinin kısmen yararlı olduğu hissiyledir. İngiliz muhafazakarlar, sadece 1942 yılında, şiddet karşıtlığını farklı bir galibe de döndürdüğü zaman ona gerçekten kızmışlardı.
 
Fakat o zaman dahi, ondan eğlenti ve karşıtlık karışımı bir dille sözeden İngiliz yetkililerin aynı zamanda ona şöyle veya böyle sevgi ve hayranlık duyduklarını anlayabiliyordum. Hiç kimse onun dejenere veya ham bir muhteris olduğunu söylememiş, veyahut da korku veya nefrete dayalı bir şey yaptığından sözetmemişti. Gandi gibi birini yargılarken insan, içgüdüsel olarak ona yüksek standartları uygulamak konumunda kalıyor. Hatta öyle ki, onun bazı faziletlerinin atlanmış, farkedilmemiş olduğunu hissediyor. Mesela, doğal-fiziki cesaretinin çok açık olduğu bu otobiyografiden dahi bellidir. Ölüm tarzı dahi, bunun sonradan vaki bir tasviridir. Kendi postuna azıcık değer veren herhangi bir halk adamı dahi bundan çok daha uygun bir biçimde korunmuş olurdu. F. M. Forster’in “A Passage to İndia” kitabında söylediği gibi  O, İngiliz zaafı olan münafıklık gibi Hintlinin yakasını bırakmayan bir zaaf: manyak şüphecilikten de oldukça uzak gözüküyor. Sahtekarlığı teşhiste yeterli derecede zeki olduğu kuşkusuz olmakla beraber, diğer insanların mümkün olan her yerde iyi niyetle hareket ettiğine ve uygun biçimde yaklaşılabilecek daha iyi bir tabiat taşıdıklarına inandığı görülmektedir. Her ne kadar fakir, orta sınıf bir aileden gelmiş, hayata oldukça dezavantajlı başlamış ve muhtemelen etkisiz bir fizik görünüm sahibi ise de, hasetlik veya aşağılık duygusu içinde değildi. En kötü şekliyle ilk kez Güney Afrika’da tanıştığı renkli ırk duygusu onu şaşırtmış gözüküyor. Fiilen renkli ırk savaşı yaptığı zaman bile, insanları konumları ve ırkları ile ayrımlamadı: eyalet valisi, pamuk milyoneri, yarı aç amele ve özel İngiliz askeri eş düzeyde beşerdiler ve ve aynı şekilde yaklaşılmalıydılar. Irk ve renk duygusunun, Güney Afrika’da Hintli cemaatin şampiyonu olarak kendisini sevimsiz kıldığı en kötü koşullar bile onu Avrupalı arkadaşlarından yoksun bırakmadı.

Kısa süreli gazete tefrikası olması sebebiyle bu otobiyografi edebi bir hatıra olmaktan çok, malzemesinin çoğunun sıradanlığından dolayı etkili olmuştu sanıyorum. Gandi’nin genç bir Hintli öğrencinin tutkuları ile yola çıktığını, aşırı fikirlerini derece derece ve bazı durumlarda gönülsüz olarak benimsediğini hatırlatmak iyi olur. Fötr şapka giydiği, dans dersleri aldığı, Fransızca ve Latince çalıştığı, Eyfel kulesine çıktığı ve hatta keman çalmayı öğrenmeye uğraştığı bir zaman dilimi olduğunu öğrenmek te enteresandır. Bütün bunlar, Avrupa medeniyetinin mümkün olduğunca komple özümsenmesi fikriydi. Gandi, ne çocukluktan itibaren şaşılacak takvasıyla tanımlanabilecek azizlerden biri, ne de sansasyonel sefahat uğruna dünyadan vazgeçmiş bir başka tipti. Gençliğinin bütün günahlarını tamamen itiraf etmektedir; ama itiraf edilecek fazla bir günahı da yok. Kitaba kapak olarak Gandi’nin öldüğü zaman malik olduğu şeylerin bir fotoğrafı konulmuş. Tam takım tüm techizatı beş sterline alınabilirmiş. Ve Gandi’nin günahları, bilhassa bedeni günahları, hepsi bir araya getirilse aynı tip bir görüntü oluştururmuş: birkaç sigara, bir iki ağız dolusu et, çocukluğunda evin hizmetçisinden araklanmış birkaç kuruş ... iki kez genelev ziyareti (ki her seferinde “hiçbir şey yapmadan” uzaklaşmış), Plymouth’ta ev sahibesiyle kaçamak küçük bir kusur, bir kez öfke patlaması –bütün günahları takriben bu... Hemen hemen çocukluğundan beri dini olmaktan çok ahlaki bir tavır olarak derin bir ciddiyeti vardı; ama, otuzuna varıncaya kadar pek belirli bir istikamet duygusu olmadı. Toplumsal hayat olarak tasvir edilebilecek herhangi bir şeye ilk girişi veceteryanism yoluyla oldu. Sıradan niteliklerinin altında insan herzaman onun katı orta-sınıf işadamı ceddini hissediyor. Hatta, kişisel ihtirasını terkettikten sonra bile insan onun çok başarılı, enerjik bir avukat, inatçı bir siyasal örgütçü, harcamaları kısmada dikkatli, komitelerin hünerli bir yöneticisi ve usanmaz bir aidat takipçisi olduğunu hissediyor. Son derece kompleks bir karakterdi ama, o karakterde –altını çizerek söylemeliyiz ki- kötü diyebileceğimiz hiçbirşey yoktu. İnanıyorum ki, Gandi’nin en kötü düşmanları dahi, sırf varlığıyla bile onun dünyaya renk katmış enteresan ve sıradışı bir adam olduğunu kabul ederler. Üzerine yapılandırıldığı dini inançları kabul etmeyenler için öğretilerinin çok şey ifade edip etmediği ve onun sevimli bir kişilik olup olmadığı konusunda hiçbir zaman emin olmadım. Gandi hakkında sanki Batılı sol hareketin sadece bir sempatizanı olarak değil de onun önemli bir parçası imişçesine konuşmak son yılların modası olmuştur. Özellikle anarşistler ve pasifistler onun, doktrininin diğer dünyacı ve hümanism karşıtı eğilimlerini kaale almaksızın, merkeziyetçiliğe ve devlet şiddetine karşıtlığını dikkate alarak kendi adamları olduğunu iddia etmişlerdir. Fakat sanıyorum Gandinin öğretilerinin, herşeyin merkezinin insan olduğu ve de görevimizin, sahip olduğumuz bu yegane dünyada hayatı yaşamaya değer hale getirmek olduğu inancıyla eşitlenemeyeceğinin farkedilmesi gerekiyor. Onlar sadece Tanrı’nın mevcudiyeti ve katı objeler dünyasının kaçınılması gereken bir aldanma olduğu kanaatıyle bir mana ifade ediyorlar. Gandi’nin, kendi üzerine tahmil ettiği ve –her ne kadar müritlerinin her birinin bütün detaylarıyla riayet etmesinde ısrarlı olmadığı- disiplinler noktasından bakınca, kişinin Tanrıya ve insanlığa hizmet etmek isityorsa bunlardan vazgeçemeyeceğini öne getirmesi dikkate değer bir husustur. Herşeyden önce et yemek yok; mümkünse hiçbir şekliyle hayvani gıda da yok. (Gandi’nin kendisi, sağlığının hatırı için süte razı olmuş, ama bunu bir sapma olarak hissetmiş gözüküyor). İçki ve tütün yok, sebze türünden dahi olsa baharat veya lezzetlendirici katkılar yok... Zira gıda, yeme zevki için değil; sadece kişinin gücünü korumak için alınmalıydı. İkinci olarak, mümkünse, sex ilişkisi de yok; şayet gerekiyorsa sadece çocuk üretme amacı ile ve uzun süreli aralıklarla olmalı idi. Gandi kendisi, otuzbeşlerinde, Brahmakarya yemini etmişti ki, bu sadece iffeti tamamlamayı değil, sexi arzuyu yok etmeyi de hedeflemekti. Bu şartın özel bir diyetle, sık sık oruç tutmaksızın gerçekleştirilmesi zor gözüküyor. Süt içmenin önemli tehlikelerinden biri onun seksüel arzu uyandırmaya müsait olmasıdır. Nihayet –en önemli husus- iyilik peşinde olanlar için çok yakın arkadaşlık ve kişisel aşk da yoktur. Gandi diyor ki, “arkadaşların biri diğerine mukabele etmesi” ve arkadaşa sadakat saikiyle insanın günaha yönlendirilebileceği sebebiyle yakın arkadaşlık tehlikelidir. Bu, kuşkusuz doğrudur. Ayrıca, eğer insan Tanrıyı sevecekse veya bir bütün olarak insanlığı sevecekse, o insan, tercihini bireysel olarak belli bir kişiden yana kullanamaz. Bu da doğrudur. İnsancıl ve dini tavrın uzlaşılabilirlikten uzaklaştığı noktayı işaret eder. Sıradan bir kimse için aşk, eğer bir kısım insanları başkalarından daha fazla sevmeyi anlatmıyorsa hiçbirşey ifade etmez. Otobiyografi Gandi’nin karısı ve çocuklarına karşı kale almaz biçimde davranıp davranmadığı konusunu muğlak bırakıyor ama, üç vesilede doktor tarafından önerilen hayvani gıda tavsiyesini yerine getirmektense onları ölüme terketmeyi tercih ettiğini her halde açığa çıkarıyor. Tehdit eden ölümün vuku bulmadığı doğrudur. Gandi’nin –aksi istikamette ahlaki baskı ile olduğu anlaşılıyor- hasta için günaha girme pahasına hayatta kalma tercihi tanıdığı, ama yine de, karar sadece kendisine kalmış olsa idi riski ne olursa olsun hayvani gıdayı yasaklamış olacağı da ayrıca doğrudur. Diyor ki, hayatta kalmak için yapacağımız şeylerin bir sınırı olmalı ve bu sınır tavuk suyunun bu tarafı olabilir. Bu tavır belki asil ama, bir anlamda çoğu insanların kullanacağı bir kelime ile sanırım gayrı insanidir. İnsan oluşun özü şu ki, o, mükemmeli aramaz. Bazan sadakat uğruna günah ta işler. İlkeliliği, dostça ilişkileri imkansız kılacak noktaya kadar da zorlamaz. Ve hatta diğer fertlere olan sevgisine sarılmanın kaçınılmaz bedeli olarak sonunda yenilmeye ve hayattan dışlanmaya hazılıklıdır da. Şüphesiz alkol, tütün ve benzerleri bir ermişin kaçınması gereken şeylerdir. Ama, ermişliğin kendisi de insanların kaçınmaları gereken bir şeydir. Buna karşı açık tepki vardır ama, insan bu tepkide ihtiyatlı olmalıdır. Bu yogi bitkini çağda “biganelik” dünya hayatının tam kabulünden daha iyi olmakla kalmıyor fakat sıradan bir insan sırf zor olduğu için reddediyor. Diğer bir ifadeyle vasat bir insan başarısız bir azizdir. Bunun doğru olduğu şüphelidir. Pek çok insan bir aziz olmayı gerçekten istemiyor; muhtemelen aziz olmayı başaranlar da hiçbir zaman insan olmaya fazla temayül hissetmemişlerdir. İnsan bunun psikolojik köklerine kadar inebilse, inanıyorum ki, “biganeliğin” ardındaki ana saikin yaşamın ızdırabından, bundan da öte zor bir iş olan sexi veya gayrı seksi aşktan kaçma arzusunu bulur. Fakat burada diğer dünyevi veya beşeri bir idealin “daha yüksek” olup olmadığını tartışmak gerekli değildir. Önemli nokta, onların uygun olmadığıdır. Kişi tanrı ile insan arasında tercih yapmalıdır. Ve en ılımlı liberalinden en uçtaki anarşistine kadar bütün “radikaller” ve “ilericiler” gerçekte insanı tercih etmişlerdir.


Mamafih, Gandi’nin pasifizmi, diğer öğretilerinden bir ölçüde ayrılabilir. Onun Saiki dini idi ama, Gandi onu arzulanan siyasi sonuçları üretebilecek bir metod, olgun bir teknik olarak da iddia etmişti. Gandi’nin tavrı Batılı pasifistlerin çoğununki gibi değildi. Önce Güney Afrikada gelişen Satyagraha, bir çeşit şiddet içermeyen savaştı.O, incitmeden,kin hissetmeden ve uyandırmadan düşmanı yenmenin bir yolu idi. Sivil itaatsizlik, grev, demiryolu trenleri önüne yatmak, kaçmaksızın ve mukabele etmeksizin polis darbelerine katlanmak ve benzeri şeylerden oluşuyordu. Gandi Satyagrahanın “pasif direniş” olarak tercümesine karşı idi. Gujarati’de kelimenin karşılığı “gerçekte ısrar” sabır gibiydi. Gandi, ilk zamanlarında, Boer harbinde, İngiltere tarafında sedye taşıyıcı olarak hizmet etti ve 1914-1918 savaşında da aynı hizmeti yapmaya hazırdı. Hatta şiddete tamamen tövbe ettikten sonra bile savaşta taraf tutmanın çok kere gerekli olduğunu görecek kadar dürüsttü. Her savaşta her iki tarafın da aynı olduğunu ve kimin kazandığının önemli olmadığı şeklinde kısır ve namussuz bir tutumu benimsemedi –tüm siyasi hayatı ulusal bağımsızlık mücadelesi etrafında yoğunlaştığı için benimseyemedi. Batılı pasifistlerin çoğu gibi, biçimsiz sorulardan kaçınmada da ustalaşmadı. Son savaşla ilgili olarak her pasifistin açıkça cevap verme borcu altında oldukları bir soru: “Yahudiler hakkında ne diyorsunuz? Onlara katliam yapıldığını kabule hazır mısınız? Eğer değilseniz, savaşa girmeden onları kurtarmayı nasıl öneriyorsunuz?” Her ne kadar “siz de bir başkasısınız” tipinde pek çok kaçamak işittiysem de hiçbir Batılı pasifistten bu soruya dürüst bir cevap duyduğumu asla söylemeliyim. Fakat Gandi’ye 1938’de az çok benzeri bir sorunun sorulmuş olduğu ve cevabı, Mr. Luis Fisher’in “Gandi ve Stalin” kitabında yazılıdır. Mr. Fisher’e göre Gandi’nin görüşü, “Alman yahudileri topluca intihar etmeliydi ki ‘dünyayı ve Alman halkını Hitler’in şiddetine karşı ayağa kaldırmış olsun”. Harpten sonra kendini şöyle savundu: yahudiler neticede şöyle veya böyle öldürüldüler; onurlu bir şekilde ölmüş olabilirlerdi”. Bu tavır, insanda Mr. Fisher gibi sıcak bir hayranı bile şaşırtmış olduğu intibaını uyandırıyor. Ama Gandi, sadece dürüstlük yapıyordu. Şayet hayat almaya hazır değilseniz, çok kez başka bir şekilde hayatlar yitirmeye hazırlanmış olmalısınız. 1942’de Japon işgaline karşı şiddet dışı direnç ısrarında bulunduğu zaman, bunun birkaç milyon ölüye mal olacağını itiraf etmeye hazırdı O.

Nihayet, 1869’da doğmuş olan Gandi’nin, totalitarizmin mahiyetini anlamadığını, herşeyi İngiliz yönetimine karşı sürdürdüğü kendi mücadele şartları içinde gördüğünü düşünmek mümkün. Burada önemli olan İngilizlerin ona çok fazla engelleyici muamele yapmadıklarıdır. Öyle ki, daima neşriyata kumanda etme konumunda olabilmiştir. Yukarıya dercolunan ifadeden de görülebileceği üzere, “dünyayı uyandırma”ya inanmıştır. Bu ise ancak sizin ne yaptığınızı dünyanın işitme şansı elde etmesiyle mümkün olabilir. Gandi’nin yönteminin, rejim muhaliflerinin gece yarısında kaybolup bir daha da haber alınamayan bir ülkede nasıl tatbik edilebileceğini anlamak zordur. Hür basın ve toplanma hakkı olmaksızın dış çevreye açılmak mümkün olmayacağı gibi, toplu harekete vücut vermek te mümkün değildir. Hatta, niyetinizin muhaliflerinizce dahi bilinir olması mümkün olmaz. Rusya’da şu anda, bir Gandi var mı? Varsa bile ne yapabiliyor ki? Rus kitlelerinin, şayet aynı fikir hepsinde aynı anda uyansa yapabilecekleri tek şey sivil itaatsizlik olur. O zaman dahi, Ukrayna kıtlık tarihi gözönüne alınırsa, hiçbir şey ifade etmez... Fakat deyin ki şiddet dışı direnme, kendi hükumetinize veya işgalci bir güce karşı etkili olabilir; fakat bu durumda dahi insan bunu uluslar arası çapta nasıl uygulayabilir? Gandi’nin son savaş konusundaki çelişkili, çeşitli beyanları bunun güçlüğünü hissettiğini göstermektedir. Dış politikaya uygulanınca pasifism, ya pasifist olmaktan vazgeçiyor, ya da sükuna eriyor. Ayrıca fertlerle ilişkilerde, tüm insanların az veya çok söz anlar, ya da mültefit bir jeste mukabele eder şeklindeki algılama , Gandi’ye çok yarar sağlayan faraziyenin kendisinin ciddi bir sorgulamaya ihtiyaç gösterdiğini ortaya koyuyor. Mesela, sapıklarla ilişkelerinizde bu illaki doğru değildir. O zaman kim makuldur? Hitler makul müydü sorusu ortaya geliyor. Bir kimseye, tüm kültürünün, başkalarının standartlarıyla saçmalık olması mümkün mü? Ve insan, bütün ulusların duygularını ölçebildiği oranda mükrim bir hareketle dostça bir mukabele arasında herhangi açık bir ilişki kurabilecek midir? Minnettarlık uluslar arası siyasette bir faktör müdür?

Bu ve benzeri sorular, müzakereyi gerektiriyor: ve birileri düğmeye basıp roketler uçmaya başlamadan önce bize bırakılan birkaç yıl içinde acilen gerektiriyor. Medeniyetin yeni bir büyük savaşa dayanıp dayanamıyacağı şüpheli gözüküyor. Belki de çıkış yolunun şiddet dışı tarzda olacağı hiç değilse düşünülebilir. Yukarıda öne getirdiğim tip soruyu tezekküre dürüstçe hazır olması Gandi’nin meziyetidir. Ve gerçekten bu soruların çoğunu O, şurada burada, sayısız gazete makalelerinde tartışmıştır da. İnsan onun herşeyi anlamadığını ama, söylemekten ve düşünmekten korktuğu hiçbir şeyin olmadığını hissediyor. Ben hiçbir zaman Gandi’ye fazla sevgi beslemedim ama, siyasi bir düşünür olarak esasta yanlışta olduğundan da emin değilim. Hayatının başarısız olduğuna da inanmıyorum. Suikaste uğradığı zaman, güç transferinin yan ürünlerinden biri olarak hep tahmin ettiği iç harb sebebiyle pek çok hararetli hayranının, bir ömür boyu çalşmasının harap olduğunu görecek kadar uzun yaşamış olmasına hayıflanmış olmaları gariptir. Oysa ki, Gandi’nin ömrünü harcadığı uğraşı Hindu – Müslüman rekabetini gidermeye matuf değildi. Ana siyasi hedefi, İngiliz yönetiminin barışçı şekilde sona ermesiydi ve neticede bu da gerçekleşmişti. Herzaman olduğu gibi ilgili vakıalar biri diğeri içinden geçerek hedefine varmıştı. Diğer taraftan İngilizler de, Hindistanı, daha önce çok az müşahitin tahmin ettiğinin aksine, savaşmaksızın terketmişlerdi. Bu İşçi partisi hükumetince yapılmıştı. Özellikle Churchil’in başında olduğu bir muhafazakar Parti yönetimi kesin kes çok farklı hareket ederdi. Fakat 1945’e doğru Britanya’da, Hindistanın istiklali lehine geniş bir kamu oyu oluşmuş olması acaba hangi boyutta Gandi’nin kişisel etkisinin sonucu idi., Hindistanla Britanya sonuçta iyi ve dostça ilişkide karar kılmışlarsa bu acaba -mücadelesini, kısmen politik atmosferden etkilenmeksizin inatla ve kinsiz şekilde sürdüren- Gandi’den dolayı mıdır? İnsanın böyle soruları hatırlaması dahi onun boyutunu işaret ediyor. Bir kimse, benim gibi Gandi için bir çeşit estetik zevksizlik hissedebilir. Onun adına öne getirilen ermişlik iddialarını reddedebilir (ki bu arada o kendisi böyle bir iddiada hiç bulunmamıştır). O kimse, bir ideal olarak ermişliği temelinden reddedip Gandi’nin amaçlarını insanlık dışı ve reaksiyoner de bulabilir... Fakat sadece bir siyasi olarak telakki edilip, zamanımızın diğer siyasi şahsiyetleri ile kıyaslanınca, Gandi ardında ne kadar da temiz bir rayiha bırakmayı başarmış bulunuyor!..
Image

Çeviren: M.Selami ÇEKMEGİL

Yorum
tepkiler için bkz.
Yazar Selami Çekmegil açık 2007-04-10 08:57:57
http://milkboy.blogcu.com/50313/
Özentilerin O ghandi ile ilgisi ne?
Yazar Melitenli açık 2010-05-21 09:31:55
Şöhretli Ghandi ile "Munzur Suyu"nun ya da bürokrasimizin ilgisi ne ki?

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 09-05-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
82131558 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net