29-02-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow AŞİYANDA BİR GEZİNTİ
AŞİYANDA BİR GEZİNTİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 50
KötüÇok iyi 
Yazar Nihal Birtek   
08-01-2006
 AŞİYANDA BİR GEZİNTİ
                                       Nihal BİRTEK      
Sarıyere kadar uzanan, ince, kıvrımlı ve hayat dolu bir yol; sahil yolu. Bilhassa, Kuruçeşme’den Baltalimanı’na uzanan sahil yolu, size hem eskiyi hem de yeniyi yansıtacak, başka kültürlerle yoğrulmuş ve kendi kültürü içinde bambaşka hayatları, denizin maviliği ve eşsiz boğaz manzarasıyla gözler önüne seriyor… Mamafih Aşiyan kimi zaman hiç farkedemediğimiz bir şekilde sınır çizgilerini geçtiğimiz, ölüm kadar sessiz ama güzel yamaçlarda  güneşlenmekte.  
          Tırmanan yoldan sola doğru sapmalı ve asla fotoğraf çekmemelisiniz. Yolun sol tarafında kalan doğayı çirkinleştiren ve insanlar arasına kat-i bir sınır koyan o duvarı görüntülememelisiniz. Fotoğraf makinanızı gören güvenlik görevlisi anında yanınızda belirir ve müzeye giden yolda fotoğraflar çektiğiniz için hesaba çekilirsiniz. Aşiyan Müzesi’ne giden yolda bir tarafınız doğayla, bir tarafınız duvarla çevrilidir ve o yol iki farklı kavramın, anlamların kesin ayrımıdır. 
            Merdivenleri çıkar ve bambaşka bir dünyaya açılan o kapıdan girersiniz. Sol tarafınızda Istanbul, boğaz, önünüzde estetik bir yapı görürsünüz. Soluklanmak için fevkalade iyidir, boğaza bakan banklarda oturmak. Hafif bir esinti, tarihe ve estetiğe dayararak sırtınızı,  mazi düşlere bırakırsınız hayallerinizi. Istanbul güzeldir yine.  Sanki o karmaşayı yaşayan Istanbul değilmişcesine sessiz ve sakin… Kayıklar, akşamları mehtap sefasına çıkan insanları düşlersiniz. Gökyüzünde parıldayan yıldızlar, sade bir gün batımı. Insanların duygularını dile getirmek için bir zamanlar doğanın onlara nasıl yardım ettiğini… Ya da insanların güzellikleri görebildikleri zamanları düşlersiniz. 
              Ev güzel sevimli bir bahçeye oturtulmuş, mimari ve sahibi olan Tevfik Fikret tarafından. Insanın maddi manevi ihtiyaçlarının tümünü karşılayacak türden. Manzarasıyla insanın ufkunu genişletecek, denizinin mavisiyle huzuru getirecek, yeşillerinin gölgesinde dinlenip, ferah bulduracak, o güzelim ağaçların arasına oturtulmuş yalıyar kaplı beyaz bir ev. 1906- 1915 yılları arasında Tevfik Fikret’in konakladığı bu ev, Fikret’in vefatıyla 1945 yılında müzeleştirilmesine kadar eşine yoldaşlık etmiştir.
            Evin bahçeye açılan iki kapısı bulunmakta. Asıl giris kapısı yan taraftan. Içeri yöneldiğinizi gören görevli sizi candan bir gülümsemeyle karşılamakta, şevkle evi gezdirip, bilgilerini aktarmak ve sorularınızı cevaplamak için beklemekte sanki. Belediye tarafından satın alınan bu ev, Servet-i Fünun harekatını başlatan Tevfik Fikret’i ve yoldaşlarını anmak adına müzeye çevrilmiştir. Bu nedenle evin giriş katında, asıl oturma salonu kullanım amaçlı yapılan salonu Abdulhak Hamid Tarhan Salonu olarak anılmakta. Salonda Tarhan’a ait bir çok şahsi eşya bulunmakta. Salonun iç mimarisi oldukça sade, duvarlar ve perdeler beyaz. Salonu sol taraftan gezmeye başladığımda Hamit’e ait aile fotoğraflarını görmekteyim. Hamit’in çalışma masası, masanın üzerinde duvarda asılı Şehzade Abdülmecid tarafından yapılmış bir tablo; Göksu. Insanı düşünceli ve bulanık bir gün batımına götüren bir tablo. Hamit’in şahsi eşyalarına bakarken  satrançtan oldukça zevk aldığını ve hediye edilen bir çok satranç takımı olduğunu görüyorum. Fakat öyle bir hatırat var ki bir türlü anlam veremediğim… Abdülhak Hamit’e annesi tarafından hediye edilen kestaneler… Hikayesini çok merak ettiğim, ama öğrenemediğim ve hiç bir anlam yükleyemediğim kestaneler. Salonun sağ tarafında Tarhan’a ait elbiseler, biri işlemeli diğer ikisi modern yaşama uydurulmuş takımları. Elbiselere baka dururken aklımdan bin türlü düşünceler geçmekte. O anlara dönüp bu kıyafetlerin değişim gösterdiği bütün kültürlerde var olmak istiyorum.
            Hamit’e dair en tuhaf bulduğum köşelerden biri, eşlerinin fotoğraflarının olduğu bölüm. Üç kere evlenen Tarhan’ın en çok ilgimi çeken eşi ise son esi fransız asıllı Lüsyen Hanım. Odadaki en ilgi çekici tabloda Lüsyen Hanıma ait. Karton üzerine çok hafif kara kalem ve renkli kalemlerle çizilmiş olan Lüsyen Hanım, sanki biraz önce oradaymış ve arkasından bir iz, bir sis bulutu bırakmış hissini veriyor insana.
            Evin bahçeye açılan ikinci kapısı bu salondan. Bu kapıdan geçen birçok insanı, kimi zaman ikindi çayına bahçeye çıkarken, belki sevinçli bir haberle içeri giren, belki de en bahtsız geçen günleriyle düşünüyorum. Ne çok hayatların geçtiğini... Ne çok hayatların bu kapıdan akıp geçip gittiğini...
            Bu salondan Edebiyat-ı Celile odasına geçiliyor. Odada Servet-i Fünun yazarlarindan ve dergilerinden alıntılar var. ayrıca bu odada tüm Servet-i Fünun yazarlarının resimlerini görebiliyorsunuz. Osmanlıcayı bilmediğim, hiç öğretilmediği için son derece pişmanlık duyuyorum. Atalarımın neyi nasıl savunduklarını kendimce yorumlayamayacağım için üzülüyor ve aramıza bu sınırı koyan her anlayıştan tiksiniyorum o an.
            Üst kat tamamen Tevfik Fikret’e ayrılmış olan bolüm. Merdivenden çıkarken bir çok resim var Fikret’in son zamanlarına ait. Gözüme ilişen evin inşaının tamamlandığı yıllara ait olan bir resim. Istanbul ‘un tepelerinin yalın olduğu, doğal estetiğin bozulmadığı o yıllar. Eskiye gitme, eskide var olma isteğim bir kat daha artıyor. Nasıl da cehenneme çevirmişiz bu güzelim şehri, nasıl da yıpratmışız muhteşemliğini ve hala nasıl da direnmekte bunca kötülüğümüze rağmen asaletini korumaya, ayakta kalmaya...
            Tevfik Fikret’in çalışma odasına giriyoruz. Oda sanki ikiye bölünmüş bir tarafta Fikret’e ait tablolar ve dinlenme köşesi, diğer yanda çalışma masası. Odaya girer girmez karşımda Şehzade Abdülmecid’in, Fikret’in ’Sis’ şiirinden etkilenerek yaptığı sis tablosunu görmekteyim. Sırayla Fikret’e ait tabloları inceliyorum, Fikret’e ait yeni yeni bir dünyayi keşfetmekteyim. Renkleri nasıl kullandığını ve hangi  renklere ağırlık verdiğini. Çoğu bulanık ve soğuk. Sonbaharımsı. Beni en çok etkileyen tablosu; Deniz ve Kayıklar. İkindi güneşinin vurduğu kayalarda hüznü ve ayrılığı anımsatmakta. Oraya gitmek istiyorum.
            Çalışma masasının üstünde evinin planına çalışırken yaptığı çizimleri görüyorum. Bir insanın hayatını oluşturan en ufak ayrıntıdan en büyüğüne bütün unsurlarını kendisi belirlemesi ne kadar da hoş düşünmeden edemiyorum.
            Yatak odasına geçtiğimizde evin en güzel odasına geçtiğinizi pencereden bakınca, karşılaştığınız manzarayla anlıyorsunuz.  Kıskanıyorum Tevfik Fikret’i. Her sabah, sabah güneşiyle ve boğazdan gelen esintiyle güne başladığımı hayal ediyorum. Tabi ki eski bir Istanbul’da.Image

            Yatağının basında Tevfik Fikret’in Mihri Hanım tarafından alınan maskı bulunmakta. Ölümünden önce...
            Yatak odasındaki beyazn ferahlığını görünce şaşırıyorum. Fikret’in tablolarını gördükten sonra inanamıyorum bu evin beyazlığının orjinal rengi olduğuna. Görevliye soruyorum ama o da bilmiyor.
            Fikret’in vefatıyla eşinin eve bir oda eklettiğini, girişin hemen üst tarafına ve evin odalarını evinin üst tarafındaki Robert Koleji’nin öğrencilerine geçimini sağlamak için kiraya verdiğini öğreniyorum. Üzülüyorum, buna sebeb olan şeylere...
            Eve veda ederken son bir kez daha oturup boğazı izlemek düşüncelerimi paylaşmak isteğimi engelleyemiyor ve düşünmeden edemiyorum, Tevfik Fikret’in baba, eş, yazar, şair, mimar ve ressam kimliklerini...
 
                                                                                                      Nihal Birtek

Yorum
4. paragraf !!!
Yazar semazen açık 2008-07-06 01:28:02
Evin bir insana yoldaşlık ettiğini düşünmek ancak şiirde kabul edilebilecek bir varsayımdır.
Uyarı
Yazar Sanih açık 2009-06-25 09:47:30
yazarın yeni soyadı ÖZDEMİR'DİR...

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 05-07-2008 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
109152298 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net