24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow O KÜFREDENLER VAR YA!..
O KÜFREDENLER VAR YA!.. PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami ÇEKMEGİL (Çoban Tefsiri'nden)   
20-06-2009
Kur'an/Bakara 6-7: "O küfredenler var ya, onları uyarsan da, uyarmasan da birdir; inanmazlar (yola gelmezler).

"Allah, onların kalplerine ve kulaklarına mühür basmıştır. Gözlerinin üstünde bir perde vardır. Onlar için korkulu bir azap vardır."

İNNELLEZİNE KEFERU

                                    M. Selami ÇEKMEGİL (Çoban Tefsiri'nden)
Okuduğuma göre Bakara suresinin ilk işaretleri iyi insanlar (muttakiler) hakkında, Bunu takibeden kısa bir atıf ise, konumlarını belirlediği kötü kişiler (küfredenler) konusundadır.

Gerçekten de en genel hatlarıyla insanları iyiler ve kötüler diye iki gruba ayırabiliriz. İnsan tabiatı hiçbir dönemde tabiatta var olan bu ayrımı gözardı etmemiş, iyi ile
kötünün bir tutulmasına asla
razı olmamıştır. İyilikle kötülük bazan izafidir desek de, bunun evrensel kabule ilişkin kriterlerinin varlığını da inkar edemeyiz.  

Mesela, düşmüşün elinden tutmanın, çalışarak kazanmanın, insanlara dengeli biçimde saygılı olmanın, adaletli muamele yapmanın iyilik olduğu nasıl genel bir kabulse, hırsızlığın, sömürünün, katliamın ve insanlığın (ve hakkı gasbedilen masum insanların) ızdırabına duyarsızlığın kötülük olduğu da böyle bir kabul konusudur. O halde bu ayrım bir vakıadır; yok sayamayız. İyiyi onaylayan insanın kötüye de iyi demesi, iyi ile kötüyü aynı kefeye koyması, bu gerçeğe ters düşen bir sahtelik, aldatmaca, ya da sırıtkan bir samimiyetsizlik olur... İyi ile kötüyü tabii kriterlere göre ayırmayanlar, sun'i iyilik ve kötülük tanımlarına yönelerek insanlığın müşterek değerlerini alt üst edip, uyguladıkları despotik yöntemlerle, iyileri de kötülüğe itme konumuna düşmüşlerdir. Bu ise belki en büyük kötülüktür.

O halde iyilik nedir, kötülük nedir? İyi ile kötü elbetteki değişen şartlara göre nüanslı konumlarda değerlendirilebilir kavramlar olmakla beraber, her değişik şart altında iyi ile kötüyü ayırdedecek prensip kriterlerin mevcudiyetinden de kuşku duymamak gerekir. Bu kriterlerin biri, belki de başta geleni, yaşanılan hayatın matuf bulunduğu hedeftir. Bu hedef nedir; iyilik midir, kötülük müdür; doğruluk mudur, eğrilik midir; Cennet midir, Cehennem midir; gerçeklik midir, sahtelik midir; bilimsellik midir, yoksa hurafe midir?...

İşte hedef alınan bu kabil sonuçları birlikte dikkate alarak insanları, çok kaba hatlarla bir de şöyle bir ayrıma tabi tutabiliriz. İyiliği amaç edinenler, doğruyu arayanlar ve kötülük yapmaktan utanç duymayanlar, yanlışa şartlananlar... Başka bir deyimle, (İyilerin hak ettiği mutluluğa) Cennete yönelenler ve Cehennemden (kötülüğün insanı sürükleyeceği kötü sonuçtan) korkmayanlar...

Tabii, doğruya yönelmek varken yanlışa şartlanmışlık ne kötü bir durumdur. İşte Kur'an, bu kendini yanlışa şartlandırma işini küfür, yanlışa şartlananları da kafir diye isimlendiriyor. Onları laf anlamazlar olarak tarif ediyor; uyarsan da uyarmasan da onlar için farketmez diyor. Onlara doğruyu anlatamazsın diye haber veriyor. Sanki, sen kendini onlar için tüketme; gerçeklere, doğruya ihtiyaç duyanlara yönel diye bizi ikaz ediyor. (*)

Kafir kelimesinin çeşitli anlamları vardır. Ama hepsi aynı kapıya çıkar; küfür kapısına...

Küfür kötü sözdür; söyleyenin ruh bozukluğunu işaret eder. Sövgü, sövülenin meziyetlerini bastırmak, örtmek ister. Küfür, örtmek demektir; bir perde gibi gerçeği gizler. Kafir de, işte böyle hakikati örten kişiye denir. Küfür bilerek, kastederek doğruyu reddetmektir. İnanmamaya, doğruyu anlamamaya şartlanmışlıktır. Küfür, eski lügatte, küfran gibidir; nimeti görmemek, göstermemektir; nankörlüktür. Yine mesela, lügat manasıyla gece kafirdir; içinde tehlikeleri gizler. O nun için çöktüğü zaman karanlığın şerrinden biz Allah'a sığınırız. Küfür, hakkın laf kalabalığına feda edilmesi, hakikatin lafazanlıkla yalanlanması olabilir. Bir başka biçimde de küfür, insanın davranış biçimi olarak, ilmin ışığına arka dönmeyi ilke edinmesini ifade eder ki, buna fiili küfür diyebiliriz. Yani, kasıtlı İlim düşmanlığı, hurafecilik (hurafeyi perensip edinmek) küfürdür.

Nitekim bugün, serbestiyi yasak gösterenler; eldeki imkanları kasten atıl bırakıp, tabii zenginlikleri halktan esirgeyenler, gizleyenler; Yeşilırmağı bile bile kirleterek çamur rengine bulayanlar; sömürüyü ve emeksiz kazancı kar yerine ikame ederek meşru hayat tarzı haline getirenler; verimli toprakları zaruret olmadan yapı alanına dönüştürerek betonlaştıranlar, buna hoşgörüyle bakanlar, teşvik edenler, böylece toprağın verimini insanlardan inkara yönelenler; kapitali üretim tesisleri yerine verimsiz türbelere, aşırı eğlence merkezlerine yönlendirerek eldeki imkanları heder edenler; haliç'i, marmarayı, kötülük olsun diye pisleterek balıkları katledenler, denizdeki hayatı imha edenler; terörle yol keserek batıdaki nimetlerin doğuda yaşayanlara da ulaşmasını düşmanca engelleyenler; devlet ihaleleriyle topladıkları serveti keyfi kullanımlarıyla israf edip kendi ırkdaşlarına bile haram eden, kasden memleketine yatırım yapmayan yolsuzlukçu müteahhitler; rüşveti sistemleştirenler; ırkçılık yaparak milletimizin bütünlüğüne kastedenler; bütün bunları hayat prensibi edinenler, zihniyet olarak iyilik karşıtları, nimet örtücüleri değil midirler?..

Bu böyle de, ilmin yaygınlaşmasına araç olarak kullanıldığı sürece, insanın hayatını renklendirme özelliğinden sarf-ı nazar edemeyeceği, matbaa, radyo ve televizyon realitesine sırt çeviren, ya da kendisi köşede bucakta yararlanırken, çoluk çocuğunu, nimete dönüştürülmesi mümkün bu gerçeklerden mahrum etmeyi takva diye empoze eden zihniyeti hangi kefeye koymalı? İslamın öğütlediği, insanlığa adaleti egemen kılma mücadelesi içinde temiz, normal bir insan hayatını geliştirmek iken, faraza, tarihi büyüklere iftira suretiyle uydurulan menkıbelerle tahtı, tacı, tası, tarağı atarak dağlarda davarlar gibi su içerek yaşamayı özendirenlerin, ya da televizyonlarda Ramazan programlarında, miskin dilenci tasviri içinde saptırılmış evliyalık telkini yapanların, İslamın hayat realitesine ulvi bir hedef verme yöntemini gizlemelerini hangi kelimeyle tavsif etmeli? İşte bunu çözmek çok müşkil gözüküyor.

Ancak, şu açıktır ki, küfürde kast aranır. Kastı küfür olmayanların suçu ise cehaletidir.

Doğruyu alaya almak, tahfife yönelmek de onu örtmektir, terbiyesizliktir. Allah'a iman ettim deyip de gerçeklerine kasıtla arka dönmek, küfretmek, insanlık şiarı değildir.

Elhasıl, küfür tanımlarının hepsi aynı kapıya çıkar; yanlışa şartlanmak... Şartlanan insan, şartlandığı noktada durmuştur; gelişmez ve geliştirmez. Bulunduğu mihver etrafında döner de döner. O, artık kalbi ve kulağı mühürlenmiş gibidir. Gözlerine perde inmiştir, onun. Güneşi göstersen anlamaz kafir...

Kafir yanlışına şartlanmış kişidir; onun için aslolan fanatizmidir. Hakikat gün gibi açığa çıksa bile onu hiç enterese etmez. Onun bir adı da yobazdır, softadır. Dünya dönse, ve yeni bir çağa erse, o hala şekillendiği şartları yaşar, ileri gitmez... Fanatik komünist, hasta ateis, hurafeci mistik bunun en belirgin örnekleridir. Şartlar değişir, insanlar şekillenir, ama o hala komünist kalır. Bernard Show'un, 'kırk yaşında da hala komünist kalana ağır hakaret etmesi, olgunluk çağında da yanlışa şartlanmışlıktan vazgeçmemede eşşekçe bir inat sezmesindendir. Hazreti Mevlananın deyimiyle kafirler inatlaşmada maymun tabiatlıdırlar.(bkz. Kriter, s. 9).

İşte böylesine inatla yanlışa şartlanan kişi, böylesine gerçeğe, gelişmeye ve hadiselere sırtını dönen toplum, hakka ve hakikate, medeniyete ve ümrana ulaşır mı? Eğer, insan körlüğü tercih ederse, Allah'ın gücü yetmez mi onu kör etmeğe? Eğer kişi ve toplumlar saplandıkları ideolojilerin dışında doğruya ve adalete kulaklarını ve kalplerini kapatmak isterse, Allah'ın kudreti onların kulağını ve kalplerini mühürlemeye elbette yeter...

Küfredenler, doğuştanlıklarındaki iyiliği, kötü telkinler altında terkeden bir nitelik kazanmışlardır. Allah da bu kazandıkların vermiştir onlara. Onlar Allah'ın gerçeklerini dinlemek istemezler. Kainata adalet güneşinin doğmasını kendi alışkanlıklarını bozucu görür, adaleti bilmek bile istemezler. Onlar için aslolan Allah'a kul olmamaktır; ondan başka herşeye kul olurlar. Kul oldukları kendi gibiler, kibirleri, heva ve hevesleridir. Başka şey bilmek bile istemezler.

Gözü böylesine kapalı, kulağı böylesine tıkalı, kalbi böylesine mühürlü olanlar, bunun sonucu olan karanlık cezayı da haketmişlerdir. Çünkü, inatla doğruya gözünü kapamak gözü inkar, inatla kulağı tıkamak kulağı iptal, inatla ilmin gerçeklerine sırt çevirmek de aklı terketmek anlamını taşır. Bunlar Allah'ın bize verdiği bu güzel emanetlere ihanettir, onları kötüye kullanmaktır, emniyeti suistimaldir; suçtur. Bütün suçların anası işte bu, 'düşünceyi önleme suçu'dur. Her suçun bir cezası vardır; tabii bunun da.

Ancak kalpleri -ve tam olarak niyetleri- Allah bilir. Bu nedenle bu vahim suçun cezası Allah'a aittir. Allah, bu suçu işleyenlere ahirette elim bir azap vardır diyor. Toplumlara, toplum olarak ahiret hesabı yoktur; cezası burada, Dünyadadır. Bu ceza, mesela, yokluktur, enflasyondur, anarşidir, terördür, adaletsiz gelir dağılımı, sefalettir; kıtlıktır... Fertler içinse hesap, ahirettedir; hesaplarını orada görürler...

Selam size;
M. Selami Çekmegil



Yorum
kavramlar önemli
Yazar batuhan açık 2009-07-15 11:13:30
muttaki ve kafir kavramları mürekkep kelimelerdir. kafir kelimesi kuranda bazı yerlerde sadece küfreden anlamında kullanılmaz nankör ve zalim anlamları da vardır.bu anlamları vererek ayeti meallendirmezsek çok yanlış sonuçlar ortaya çıkar..muttaki kelimesi de sizin bahsettiğiniz yerde ittika sahibi yani takva sahiblerini anlatır bunlar kuran sistematiği içerisinde en üst düzey insan sınıfıdır tabi derece açısından..naçizane bi anekdot düşmek istedim..saygı ve selamla..

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 17-07-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554780 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net