29-02-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow TASAVVUF, OLAĞANÜSTÜ HALLER ve KADINLAR ÜZERİNE BİR ÇEŞİTLEME
TASAVVUF, OLAĞANÜSTÜ HALLER ve KADINLAR ÜZERİNE BİR ÇEŞİTLEME PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 27
KötüÇok iyi 
Yazar Derleyen: Kavalalı Abdullah   
25-12-2005
Derleyen: Kavalalı Abdullah
            18. yy. başlarındaki (Celili) Musul üzerine yazan Percy Kemp bu devre ait tüm eserlerin British Library’de olduğunu belirtiyor. (Bizde bu eserlerin neden sadece orada bulunduğunu sormayacağız!). Yazar bu devre ait 11 eseri inceliyor ve devrin tarihi hakkında bilgi veriyor. Bu meyanda Emin bin Hayrullah Ömerî  tarafından yazılmış <<Menhal-î-evliya ve meşrebi esfiya min sadat  al-Musul-ül-hadba>> kitabını devrinin en önemli eseri olarak takdim ediyor. Kitabın yazarı olan, Nakşibendi ve Kadiri tarikatlarına şeyhi Osman al-Hatib el eswed tarafından 29 yaşında kaydedilecek Ömer Camii hatipliğine getirilen bu zat zamanının en ünlü edibi imiş. Kitabından alınan bir pasajda şöyle diyor:  
            <<Namazdan sonra birisi Ali Ebu Fadail’in  (Müftü) kulağına Cercis b. Derviş’in  (İmam)  sarhoş olduğunu fısıldadı. Bunun üzerine Ali cemaate dönerek <<İmamın sarhoş olduğunu tespit ettim, hepiniz namazlarınızı iade edin>> dedi. Bunun üzerine Jirjis (Müftünün dostu olan imam) Ali’ye (Müftü) dönerek şöyle dedi: <<Ben size 40 yıldır namaz kıldırırım, sarhoş olmadığım bir vakti hatırlıyor musunuz?>>   
   Ama kitabın esas maksadı Musul’daki nur saçan mezarlardan, yatırlardan bahsetmekmiş. Yazar 118 veli ve muttakînin makam ve kabirlerinin Musul’da olduğunu, bunlar arasında Nuh, İdris veYunus (A.S.) ve Ashabının bulunduğunu bildiriyormuş. Seyyide Nafisa’nın kabri Musul’un çeşitli yerlerinde imiş.    
             Çağdaş velilerden bahsederken Seyyid Muhammed bin Zeyn el Abidin gibi bazen şeraite aykırı düşüp melankoli (melikhülya) ya düşen, diğer zamanlarda Allah’a yakın olan (!)  çağdaş velilerden bahsetmektedir. Bunlarman biri Rifailerden Yunus b. Siyale’nin müridi Ömer’dir.
<<(Yunus) bir terzi kalfası olan Genç Ömeri beğenirdi. Bu Ömer, geceleri , sabaha kadar yakındaki mescitte şarkı söylemekte veya mırıldamakla geçirir, biz de kendisi ile alay ederdik. Bir gün <<tevhid>> ayin; esnasında (Yunus) müridlerinden kendi kendilerini bıçaklar ve muştalarla karınlarından vurmalarını istedi. Bunun neticesinde müritlerden biri öldü. Ardından Yunus Musul’dan kaçarak Diyarbakır’a gitti. Orada insanların kerametleri hakkındaki şüphelerini gidermek için yanmakta olan fırına girip çıkıyordu.>>
  
            Kitapta ilim sahibi bir kimse olarak bahsi geçen ve bir zamanlar Kadiri olan Ahmed b. Al-kaula, Nebi Allah İdris’in kerametlerinde şüphe izhar edince derhal ğözden düşmüş ve vali tarafından tövbe etmesi emredilmiştir. (Middle Eastern Studies, V 19 , No. 3, July 83, p.345-76,  History and Historiography in Jalili Musul)   
                                                      ***
             Aylık <<The Illustrated London News>> adlı mecmuanın Mayıs 1984 sayısında (sh.75) Mark Kidel <<ATEŞTE YÜRÜYEN>>  Makedonyalılardan bahsediyor. (Biz diğerini zaten biliyoruz!). Yunanistan’da Selanilk’in araba ile üç buçuk saat kuzeybatısında, Bulgar Sınırından 50 km. kadar içeride Aghia Eleni diye bir kasaba varmış. Bu kasabada her yıl 22 Mayıs’ta bir merasim yapılıyormuş . Gerçi merasime biraz Hıristiyanlık süsü verilirmiş, ama aslında Eski Yunandan miras bir pagan töreniymiş. Esasen mahalli Ortodoks Papazı töreni boykot edermiş. Yazara göre Eski Yunan’ın vecd, dans ve delilik tanrısı Dionysos kültüründen miras kalan bu seremoni sırasında bir boğa kurban edilir ve kısa bir süre  öncesine kadar eti çiğ olarak yenirmiş. Şimdilerde bunun yerine bir koç kesilip kızartılıyormuş. Tören 10.30 da 12. yüzyıl folklor müziğinin (lir ile) çalınması ile başlarmış. Lir’e davul eşlik edermiş. Müzik hız kazandıkça ANASTENARIDES üyeleri coşmaya başlar ve arada bir acı ve vecd  karışımından oluşan bir bağrışmalar işitilirmiş. Aynı zamanda kaynamak üzere olan çaydanlık gibi ıslık sesi çıkarırlarmış. Bundan sonra biri biri ardına ayağa kalkar, bu esnada ya gözleri kapalı olur ya da tam tepeye bakarlarmış. Müteakiben münferiden ileri geri hareketlerle dansetmeye başlarlar, dansın ritmi arada bir hızlanır sonra yavaşlarmış.    
             Tek katlı bir konakta yapılan ayin güneş batışına kadar sürermiş. Bu esnada büyük bir ateş yakılır, müzik en yüksek dozuna ulaşırmış. Yarım saat sonra ateş köz hale gelir ve 15 metreye, 7,5 metreye bir alana yayılır, dansçılar birer birer köz üzerinde yürürlerken yüzlerce meraklıda fotoğraflarını çekermiş. Bir kısmı ellerinde ikon (put) taşırken diğerleri kutsal atkılar taşırlarmış. Kasabalılar dansçıların kutsal bir şekilde korunduklarını, seçilmiş kimselerin ibadet ve karmaşık bir ayinle ruhen yükseldiklerine ve kendilerine ateşin değmediğine inanırlarmış. Geçen yıl Anastenaridislerin 90 yaşındaki reisleri vecd halinde iken seçtiği bir müridine riyaseti devretmiş. Yeni reis bir psikiyatri doktoru imiş. Aghia Eleni Kasabasının bu olağanüstü ayini sönmek bir yana gelişiyormuş bile. Geçen yıl Atinalı 20 yaşında bir bayan mimar dansçılara muvaffakiyetle katılmış ve ateş üzerinde yürümüş.
  
             İşin bir aldatmaca olduğunu ileri süren Amerikalı bir kompüter programcısı üç yıl önce ayin esnasında ateşin içine dalmış. Ama kötü şekilde yanarak hastahaneye kaldırılmış. Zira kasabalılara göre tanrı veya Aziz Constantine yardım etmemiş
  
            Aslında Yunanlılar modern Avrupa’nın bir parçası olarak Avrupa’nın bu yegane <<ateş yakmaz>>gösterisinden utanıyorlarmış ama turizm ağır basıyormuş. (İlgilenenler için! Törenler 20-23 Mayıs arası oluyormuş. Selanik’e uçtuktan sonra günlük 10.000TL. sına AVIS’den araba kiralanabilirmiş.)         
                                                   ***
             Böylesi mistik işlerle uğraşan Atinalı mimar bayanlardan başkaları da var. Mesela Anne Marie Schimmel 1950 başlarinda Marburg üniversitesinde öğretim görevlisi iken orada okumakta olan ve halası <<mistik>> olan bir Türk öğrencisi ile tanışmış. Bu tanışıklık onu Samiha Ayverdi’ye kadar götürmüş. O zamanlar 50 yaşlarına yaklaşmış olan Samiha Ayverdi, Kenan Rıfaî’nin <<resmi halifesi>> imiş. 1951 de basılmış olan Kenan Rıfaî isimli kitabın yazarlarından birisinin Hıristiyan oluşu daha da enteresan imiş. (hangisi olduğunu açıklamıyor).  
             Women Studies İnt. Forum (cilt 5,no 2, 141-51, 1982) da yayınlanan Women in Mystical Islam (mistik İslamda kadınlar) başlıklı yazısında Anne Marie Schimmel daha sonra, Bektaşiliğinden, kadınlara önem verdiğinden ve Yakup Kadri’nin Nur Baba (1922) romanından bahisle Mustafa Kemal’in de bu romanın etkisinde kalarak derviş tekkelerini kapatmış olabileceğinden bahsediliyor.    
              Her ne kadar İslamda <<insanın aslında günahkar>> olduğu ve bunu kadına yükleme yoksa da <<nefs>> kelimesinin  <<müennes>> oluşu nedeniyle Müslüman yazarların kadınları iyi gözle görmediklerini, ama Sufilerin kadınlara değer verdiklerini, Hindistanlı Mistik Folklor   Şairi Şah Abdullatif’in <<Rabbini arayan erdir>>  sözünü Rabia al Adeviyye için müennes hale getirdiğinden bahseder.                                        
             Meğerse Rabia  al-Adeviyye veya al-Basriye (ölümü 801) hakkında çok detaylı bir araştırmayı da Margaret Smith 1928’de yapmış. (Margaret Smith; 1928, Rabia, the Mystic and her follower Saints in İslam, Cambridge,-mistik Rabia ve onun takipçisi ermişler). Rabia Allah’a olan sevgisini kısa ve mütevazi şiirlerle anlatanların ilki imiş. Onun Allah sevgisi o kadar mutlak imiş ki Peygamber için bile sevgi ayıramamış. Bu dutuma birkaç yüzyıl sonra (herhalde Müslümanlar yozlaştıkları için) asla müsaade edilemezmiş. Onun cenneti yakmak için bir elinde meşale; cehennemi söndürmek için diğer elinde ibrik ile Basra sokaklarında dolaştığı sadece İslam dünyasında değil Avrupada da söyleniyormuş. 9. Lui’nin haçlı seferinden sonra bu hikaye Fransa’da yayılmış. 1640 yılında Camus tarafından Quietisme ( = akıl ve iradenin dünyevi olaylara tamamen ilgisiz kalarak yalnız Tanrı düşüncesine daldığı dinsel bir mistisizm şekli) üzerine yazılmış olan <<Caritée on la viraie Charité>>  adlı eserde de bir elinde meşale diğer elinde ibrik olan doğulu bir kadın resmi bulunmakta imiş. Kadının başı üzerinden parlayan bir güneş üzerinde İBRANİCE <<Yahveh>> yazıyormuş. Shimmel konunun irtibat kurulmaksızın pek çok Avrupaî eserlerde geçtiğini, en son Max Mell tarafından yazılan Die Schoenen Haende (Güzel eller) isimli eserde okuduğunu bahsetmektedir. (Belki Cervantes’de Rabia’dan almıştır? Bak. Cennet istenmeyebilir mi? M. Sait Çekmegil, Tenkid ve Tetkiklerde Metod, sh. 156-159) meğerse Rabia Hatun <<Allah onları sever, onlarda Allah’ı>> mealindeki (Sure 5:59) ayetin ehemmiyetini vurgulamış. (Not; Sure 5:59, Sn. Schimmel tarafından yanlış verilmiştir.) Böylece Rabia ismi Allah sevgisi için herşeyden vazgeçen ve sadece onun ebedî güzelliğini istemeyle eş anlamlı olmuş.
  
            Schimmel’in deyimiyle <<Rabia gelecek nesillere örnek olmuş, sufizmin çok yönlü aşk teorilerinin inşasında onun  beyanları temel teşkil etmiştir. Onun mısraları bugüne kadar gelmiştir. Margaret Smith’in ispatladığı ve daha yakın araştırmaların gösterdiği gibi Rabia İslam’ın tek kadın ermişi (velisi) değildir. Nisapurlu Fatıma’dan bahsetmek gereklidir. Rabia ve Fatımanın pek çok taraftarı vardır.>>
 
             900 senesi civarında Bağdad’da meşhur vaiz An-Nuri mistik aşk konusunda konuşurken üç adam ve sufilerden birinin kızı heyecandan ölmüşler.
  
             Nezihe Araz’ın Anadolu Evliyaları kitabında kadın evliyalardan bahis varmış. Pisili Sultan, Karyağdı Sultan gibi sadece Anadolu’da  değil Magrib’de de kadın evliyalar varmış. <<İslami Teosofik Mistisizm’inin en büyüğü olan Ibn Arabi de İspanya’da iki kadın evliyadan ders almış. Arabi’nin Fatıma’dan esinlendiği ve Hac sırasında karşılaştığı İranlı kadının mistik aşk şiirleri yazmasını önermesinden etkilenmiş olması da mümkünmüş. Arabi önceki yazarların aksine <<zat>> kelimesinin de müennes olduğundan hareketle ruh dünyasına kadınlar lehine bir puan kaydetmiş. Mısır’da da, Hindistan’da da kadın evliyalar varmış. Bazıları ismetlerinden, bazıları gösterdikleri kerametlerden, diğerleri tedavi etme özelliklerinden hürmet edilirmiş. Mesela Bulucistan’da Mai Suparan kuduz köpeklerden ısırılanları tedavi edermiş. Meşhurları gibi Cemal Hatun ve Prenses Janahara imiş. Bu ikincisi o kadar takdir olunmuş ki eğer kadiri tarikatında müsaade edilseymiş molla Şah Badakşi onu halife tayin edecekmiş. Janahara hiç evlenmemiş ama evli olan kadın evliyalar da varmış. Bunun için Deccan Huldabad’da Burhaneddin Garibin mezarını ziyaret edenler evliyanın annesine fatiha okumadan ayrılmazlarmış.   
            Evliyaların anneleri veya mistik halalarından etkilendiklerine misal olarak Siraz İbn – Khafif ve Abdülkadir Geylani, Ferudiddin Ganji  Shakar, Nizamuddin Evliya, Kwaja Mir Dard verilebilirmiş.  
             Velhasıl Sn. Schimmel diyorki:
Sufizmde kadınlar erkeklere eşittir ve şöyle bitiriyor. <<Sufi eserlerinde <<adam>> tabirinin kullanılışına adlanılmamalıdır. Bu tabir artık Allah’a yakınlaşmış olan birini tarif etmektedir ki orada artık cinsiyet ortadan kalkmıştır. Rabia’da bu yakınlığın önde gelen modelidir.>>
BİRAZDA MEZARLAR
            Yine <<Middle Eastern Studies>> mecmuasının Temmuz 83 sayısında (sh. 312-25-) Richard Kurin <<Pakistan’da bir Müslüman yatırında Kudsiliğin Yapısı>>nı inceliyor. Yazara göre gerek Pakistan ve gerekse Müslüman Güney Doğu Asya’da pir ve mürşidlerin mezarları İslamın yayılmasında önemli rol oynamışlar. Arnold’ (İntişar-ı İslam Tarihi) a göre bunun sebebi ziyaretçilerin günlük ihtiyaçlarının giderilmesi, Pfleider’e Göre (Beatrix Pflieder, 1981, Mira Data Dargah: The Pyschiatry of a Muslim Shrine, Ritual and religion among Muslims in İndia, Ed. İmtiyaz Ahmad, New Delhi, Manohar) Gucerat eyaletindeki Mira Data Dergahı çeşitli tedavi ve terapi sağlamaktadır. Ziyaretler sosyal faydalar sağlamakta, müzik veya şarkı şeklinde eğlence temin etmekte, eğitim vermekte, yaşayan evliyalara, müridlere, hacılara, fakirlere, satıcı ve dilencilere yiyecek, giyecek ve eşya temin etmektedir. Hatta Jeffery’e göre ( Patricia Jeffery, 1981, Creating a Scene: Disruption of Ceremonial in a Sufi Shrine: Ritual and Religion among Muslims in India. Ed. İmtiyaz Ahmad, New Delhi, Monahar.) Ziyaret bir rekabet yeri de olabiliyor. Yazar etnografik bir araştırma için üç strateji olduğundan bahisle birincisinin Mevdudî (Mevdudi, 1976 , İslami hayat nizamı; 1975 İslam prensipleri) Thavwi gibi <<rasyonel>>Müslümanlarla O’Brien (Auhery O’Brien)? The Muhammadan Saints of the Western Punjab, Journal of the Royal Antropological İnstitute, 41;511-8)’in stratejisi olduğunu belirtiyor. İkinci strateji Geertz (Clifford Geertz, 1982, Conjuring with İslam, New York, Review of Books 29 (9): 25-29) gibilerin Avrupa-Amerika Yaklaşımı olup ziyaretleri <<iman>> ,<<ibadet>>, <<ikonlar>> (= putlar), <<pisikosomatik tedavi>>, <<sosyal eğitimasyon >> açılarından değerlendirmek oluyor.Yazarın benimsediği üçüncü strateji ise Turner’in (Victor Turner, 1975, Revelation and Divinity in Ndembu Ritual, İthaca: Cornell University Press-1969 The Ritual Process, Chicago, Aldine) Ndembu merasimlerini incelerken kullandığı stratejidir. Bu stratejide merasim yada ayine katılanların hadiseleri, tefsirleri esas alınır. Böylece Karaçi’nin Clifton Mahallesinde Abdullah Şah Gazinin mezarını incelemeye başlıyor yazar. Bu mezar müridlerinin mezarlarından oluşan bir mezarlık, <<dini>> eşyalar satan bir Pazar, gusulhane, yemek masaları, cami, büyük bir mutfak, müzik, ve şarkı için bir açık havlu, ziyaretçiler için seyyar çadırlardan oluşuyormuş. (Nedense Hacı Bayram civarı akla geliyor). Hemen her Perşembe burayı 10-25.000 kişi (rakamları mezar bakıcıları vermiş) ziyaret eder ve bu <<kompleks>> in faaliyetlerinin tamamı veya bir kısmına katılırlarmış. Ziyaretçilerin çoğu Karaçi’den olmakla beraber Sind ve Penjap’dan hatta Afganistan’dan (acaba hala geliyorlar mı?) gelenler olurmuş. Mahalli şecereye göre Abdullah Şah Seyyidlerden olup Hz. Hasan’ın oğlu Hasan Mahsi’nin oğlu Abdullah Mahazın Abdullah oğludur.Abdullah Şah 151 h de gazi olmuştur. Karaçi menkıbelerine göre Abdullah Şah kayadan süt akıtmış, uçabilirmiş ve eşyaları iradesine göre bir yerden diğerine gönderebilirmiş.  
            Ziyaretçilerin ziyaret sebepleri çok çeşitli imiş. İmtihanlarda iyi not almak, daha çok para kazanmak, cinleri defetmek, çocuk sahibi olmak veya hastalığına şifa bulmak.  
            Mübareklik ruhani kalitededir, Allah tarafından verilir. Bu dünya da yaratılan her şeyde Allah tarafından yaratıldığı için mübarek kabul edilebilir. Mübareklik insana tatmin duygusu verir ve hayvani tabiatını (= nefs) kontrol etmesini temin ederek, huzur ve sükun temin eder. Mübareklik tek yönlü olarak Allah’tan insanlara durmadan akar. Beşerden bazısı, veliler gibi, bu akımdan daha çok yararlanır. Bu insanlar bu akımı bir yerde kesafetini artırmak veya dağıtmak kabiliyetine sahiptir. Bu bereketten faydalanabilmenin üç şartı vardır. Birincisi, veli gerçekten bu bereketi alabilmelidir. İkinci olarak, mürid bereketi alabilmek için gerekli hareketlerde bulunabilmelidir. Üçüncüsü, bereket Velide odaklaşmalı ve müridin kabul edeceği şekilde değişikliğe uğramalıdır. Müridlerine göre Abdullah Şah ölü değildir. O, bir perde arkasında ruh halinde yaşamaktadır. Ancak ona gerçekten ve derinden hizmet edenler bu perdenin ötesini görebilir ve varlığını tespit edebilirler. Pek çok kimse zaten göremezmiş. Veliye ise ruh gözü (= nazar) ; her şeyi görebilme hassası izafe edilirmiş. Bu görüş daha çok   nazar gibiymiş. Yani nazar gönderilir, bazı objeler bu nazardan alır, böylece alınmayan nazarlar geri aksedince kimin nazar aldığı ortaya  çıkarmış. Abdullah Şah Gazinin nuru ise ziyarete gelen herkese erişirmiş. Yani Allah’ın nuru, Şah Gazi ile, bu nurdan faydalanmak isteyenlerin üzerine teksif edilirmiş.
            Bu nur veya bereketten faydalanmanın araçları varmış. En çok çiçek (gül, yasemin) getirilirmiş. Kumaş, şekerlemeler, para, yağ, Mushaf ve yiyecek (kuzu, pirinç gibi) de getirildiği olurmuş. Tabii getirilen eşyalar helal olmalı imiş.
             Dua, zikir, fatiha veya mezarın öpülmesi gibi hareketler Abdullah Şah’ın nurundan faydalanabilmenin araçları olabilirmiş. Hatta mezarda oturmakta veya uyumakta bu nurun transferine yol açabilirmiş.mezarlığın temizlenmesi ve yıkanması da veliye hizmet telakki olunur ve bereket umulurmuş. Ama her hareketi gerek Allah adına ve gerekse veli adına safdil (temiz kalplilikle) yapmak gerekirmiş.
            Ziyaretçiler hediyelerini evden getirebilecekleri gibi ziyarete girmeden önce Pazar yerinden alabilirlermiş. Ziyarete girenler ayakkabılarını çıkartır, dik merdivenlerle mezara çıkar orada başlarını örterlermiş. Bu arada resmî <<vakıf idaresinin>> büyük yeşil kutusu önünden geçirilirmiş. Hediye doğrudan mezarın üstüne bırakılabileceği gibi orda bulunan müstahdemlere de verilebilirmiş. Bazıları daha önceden bırakılmış çiçek yapraklarını (herhalde şifa niyetiyle)yer, ziyaret imkanı olmayan yakınları içinde götürdükleri olurmuş. Dualarını bitirenler velinin nurundan yararlanabilmesi için uygun jestlerle ziyaretçilerin <<yüzlerini yıkamaları>> gerekli imiş. Böylece velinin nazarı yıkanan yüze ulaşır ve bereketlenirmiş. Eğer riyasız bir şekilde böyle bir yüz yıkaması Allah veya Veli adına yapılırsa bereketin ziyaretçiye ulaşması kesin imiş.  Sadece dua ve bağırılarak yapılan zikir tek başına yeterli olmayıp ziyaretçi ile veli arasındaki bağı engelleyen hayvani şeyleri bertaraf etmesine yararmış.
            Şeker, yağ gibi yiyecekler yeterli bir süre orada kalınca velinin nurundan yararlanırlar ve herkes gerektiği kadar götürür ve bereketlenmek için yermiş. Yeterli bekleme süresini temin için bunlar öncekilerle karıştırılırmış. Hatta burada beklemiş olan Mushaflar okunduğunda işitenlerin kulakları bereketlenirmiş.
             Daha ne bereketler varmış: mezarların etrafında biriken kirler velinin nazarından <<son derece>> etkilendiklerinden bazıları tarafından yenirmiş. Velinin mezarının yıkanması  esnasında kullanılan su <<bereketli>>olduğu için <<İÇİLEBİLİR>>miş. Ve, evet, bir de mezarın çatısında bulunan güvercinler, işte bunları beslemek bir bereket vesilesi olduğu gibi, dışkıları da berekette faydalandıkları için, (yiyen yokmuş ama) ilaç olarak kullanılırmış…
            Mezarlık <<kompleks>>inin bağlıları daima bereketi alabilecek bir seviyede bulunurlarmış. Bazıları kendilerini Allah’ın gelinleri olarak görürlermiş. Küpe ve diğer kadın eşyaları ile gezen bu bağlılar efendileri ile evli olduklarını, onun her istediklerini yaptıklarını ve bütün emirlerine boyun eğdiklerini söylerlermiş. Bunlar nefslerini öldürüp bir yana koymuşlar ve bereketin kendilerine akmasını engelleyecek her türlü dünya işlerinden vazgeçmişler.
            Perşembe akşamları çeşitli gruplar müzik çalar, şarkı söylermiş. Bunlarda Allah sevgisi, peygamberin Allah’a, Allah’ın peygambere olan sevgisi ile çeşitli velilerin insanlara bereket dağıtma gücü tem’ası işlenirmiş. Bu merasimler sırasında kadınlarla erkeklerin ayrı oturmalarına ciddiyetle riayet olunmakta imiş. Kadınları buraya cinleri kovmak için getirirlermiş. Yaşlı akrabaları tarafından getirilen kadın abdest alır; mezarı ziyaret eder sonra avlu duvarına çıkar. Müzik çalmaya başlayınca duvar üzerinde çoğunluğu genç olan kadınlar vücutlarını ardı ardına hızlı ve yavaş biçimde döndürürken kafalarıda saçlarıyla savrulur. Seyirci kadınlarda bu <<merasim>>e katılanların DUVARDAN DÜŞÜP YARALANMAMALARI İÇİN yardımcı olurlar. Avludaki erkeklerde müzisyenlere para verir. Müzik Allah veya veli adına çalınır. Müzik bir berekettir ki cin buna dayanamayıp kadını terk eder. Hernekadar Çin kaçarsada <<bazı>> kadınlar ziyareti terk edince hemen geri gelebilirmiş. Böylelerinin ziyarete birkaç defa gelmeleri gerekli imiş.
             Yazar sonra bu hadiseleri daha önce batılı iki yazar tarafından öne sürülmüş <<model>>lerle izah ediyor. Eşya, hareket ve vücut düalist formlarda bulunurmuş. Madde ve ruh, sıcak ve soğuk, kontrol ve kontrolsüzlük, insanlık ve hayvanlık bazı beşerî <<dereceler>> diğerlerinden daha iyi ve daha çok arzulanan durumdadır. Daha çok arzulanan seviyelere ulaşmak için temel şartlar değiştirilmelidir. İşte mezara götürülen ve sunulan şeyler (çiçek, kumaş, yağ gibi) bir KATALİZÖR vazifesi görür. Bu düal olan şeyler hep birbirinden ayrılır. Yeni bileşikler meydana gelebilir. Böylece ruh Allah ile birleşebilir(!!!) Sn. yazarın daha çok teorileri var ama bu kadar kafî.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
109149823 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net