29-02-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Mehmet Akif mi, Celadettin-i Rumi mi?
Mehmet Akif mi, Celadettin-i Rumi mi? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 22
KötüÇok iyi 
Yazar M.Selami ÇEKMEGİL   
18-12-2005
Image   MATEM Mİ, KUTLAMA MI?.. 
         (
Yahut Mehmet Akif mi, Celadettin-i Rumi mi?)

                                                              M. Selami ÇEKMEGİL
Biz MÜSLÜMANLARIN geleneğinde ÖLÜME MATEM YILDÖNÜMLERİ YOKTUR ama DOĞUMU KUTLAMAK vardır: İnsanlığın ufku sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed’in her yıl doğum (mevlid kandili) şenliklerini yaparız da, ölüm yıldönümü törenlerini yaptığımızı hiç gören olmuş mudur? Asla!.. 53 yaşındayım, ben hatırlamıyorum. Çünki bizde aslolan hayattır; ölüm değil. Ölüm belki bir yeni doğum, belki Mevlana’da olduğu gibi bir “şeb-i arus”tur. Çünkü mü’min, ölümle her nefsin geçeceği bir kapıdan geçerek ölümsüzlük sırrına erer. Biz ölmeden önce ölenlerden değil, ama belki ölümle ölümsüzlüğe ve inşallah, Allah’ın lutfuyla bitimsiz mutluluğa erenlerden oluruz. “Bizde güneş tutulur, yas tutulmaz./ Bizde düşman insan değil, fikirsizliktir. Image

            Ama ne hikmetse, biz de, aralık ayına gelince, her yıl Mevlana Hazretleri’nin ölüm yıldönümü sebebiyle “ihtifal” (anma töreni) yapıyor; devamlı dönme egzersizlerine sempatiyle bakıyoruz. Oysa ki bizde aslolan virajlı da olsa hak bir çizgi üzerinde daima ileriye doğru yürüme olmalıydı... Bize çizdikleri sınırlar içinde devamlı dönme ameliyesi yaptıranların merhale katetmemizi engelleme niyetini farketmeliydik, ama ne yazık, farkedemedik ve bu günlere geldik.
Şimdi artık sadece Mevlana ihtifallerinde değil bütün yıl bazan şaşkınlıktan, bazan acıdan, bazan da sıkıntıdan, ne yapacağını bilemez halde, dönüp duruyoruz işte...

Ama dikkat ederseniz Mehmet Akif Hazretleri’nin – adına ölüm yıldönümü de deseniz- ebediyete irtihallerinin hatırlandığı tarihlerde matem tutulmuyor, döğünülmüyor. Ölümüyle hatırlasak da biz onu, kendi dirilişimiz için, toplumumuzun yeniden hayat bulması ümidini tazeleyen bir vesile olarak algılıyoruz. Bakmayın siz bazı arkadaşlarımızın bu tarihte Tacettin Dergah’ına giderek dirilerinden esirgedikleri “fatihalarını”, Mehmet Akif’in ruhuna “hediye etmelerine”. Bakmayın siz onun “Hele Kur’an, inmedi ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için” demesine rağmen kendi dirilerine Kur’an’ı unutturanların onun ölüsüne Kur’an “tilavet” (yüksek sesle Kur’an okuma) etmelerine, (ya da heykelini dikmelerine)... Mehmet Akif -her anılışında- Safahat’ıyla, adıyla, ahvadıyla bize hep Kur’an’ı hatırlatıyor. Bundandır Müslüman geçinen nice mistiklerin bu büyük mücahidi unutturma gayretleri ve onun mesajına duyarsızlıkları... Mehmet Akif : “ Ey dipdiri meyyit, davran, iki el bir baş içindir” diye bize hayat vermeye yöneliyorsa da, diriliş, dıştan enjeksiyonla bir bünyeye enjekte edilecek bir iksir olmaktan çok: içten, bünyeden fışkıracak bir dinamizmdir. Onun için Mehmet Akif’in Yeter Allah için olsun artık uyanın çağrısını Necip Fazıl “siz hayat süren leşler!... Sizi kim diriltecek” diye hakarete dönüştürmüştür. Necip Fazıl’a göre artık leş olanlar, Mehmet Akif’e göre, uyandığında yeniden cihanı titretecek olan bir devdi. Mehmet Akif ümitsizliği küfürle eş tutmuştu. Ama, diriden esirgedikleri fatihayı ölüye okuyan bu camiaya, “Tacettin Dergahı”nda okunan Akif’in şiiri netsin?...

            Fakat bu kapı ümitsizlik kapısı değildir diyor, Mevlana. Gel, diyor -benim yorumumla- yine gel... Tevbeni bin kere bozmuş olsan da yine gel. Kişi, son nefesini verinceye dek, ummak mevkiindedir. Kişi, son nefesini verinceye dek, tevbe ederek, pislikten temizliğe, aptallıktan akıllılığa, şirkten tevhide, günahtan sevaba, kendine ihanetten Allah’a itaate yönelmek konumunda olduğu gibi, mü’minler de herkesi hep kurtuluşa çekme, hep ebedi mutluluğa yönlendirme konumunda olacaklardır. Ve diyeceklerdir ki: Gel, ne olursan ol, yine gel!.. Tevbeni bin kere bozmuş olsan da yine gel.”  Ama artık onu bozma, hakta sabit kadem olmak üzre gel... O güzel halini bozmamak üzre yine gel..

            Ne gerek fazla söze. Ben size bu vesile ile bu iki büyük insanın bizi düşündürmesi gereken fikirlerini getireceğim. Ola ki faydalanırız, derlenip toparlarınız diye. İşte size bu iki büyük hayat adamından, önce şanlı İstiklal Şairi’nden bize yönelik çok net, çok yalın ve çok sarsıcı bir fikirler demeti; çok sade bir durum tespit raporu.. Bu raporu M.Said Çekmegil’in  “Kur’an’a Muhatap Olmak” kitabından aynen aktarıyorum. Diyor ki Koca Akif:

            acaba bu düşüşün sebebi bu inhitatın(gerilemenin)  illeti ne olabilir?
            “İslam’ın en birinci teklifi ilim değil midir?” Dünya’da maarifle, din de maarifle, ahiret de maarile.. kaim” değil mi? Gel gör ki bu esasa, temele hiç bakmadık.”
            “Müslüman’lık namına bizde ancak birkaç gösteriş kalmış. Alt tarafı bilerek bilmeyerek kabul olunmuş BİR YIĞIN BİD’AT.”(sonradan türeyen şeyler)
            “Hayatı mücahede  içinde geçenler için mevcut olmadık nimet, manasız bir tevekkül ile atıl yaşayanların ise mahkum olmayacağı zillet yoktur.”
            “Din işini taklit ile kaim bilmenin günahıdır ki, nesilden nesile birer ikişer BİD’AT ,  üçer beşer HURAFE miras ola ola bugün akaidimiz, taatımız, muamelatımız (işlem)  adeta hurafat mecmuası, bid’at yığını haline gelmiş! Din’in aslını kolay kolay tahattur (hatırlama) bile edemiyoruz... Dini taklit, dünyası taklit., adatı taklit, kıyafeti taklit, selamı taklit, kemalı taklit, hülasa (kısacası) herşeyi taklit olan bir milletin efradı da insan takliti demektir ki (bunlar) kabil değil, hakiki bir heyeti ictimaiyye (vücuda getirmez; binaenaleyh yaşayamaz. Onun için önce mukallitlikten (taklitçilikten) ve göreneklere tapmaktan kurtulmak lazımdır." Çünkü: “Körü körüne taklid edenleri.. Cenab-ı Hak, velev azar ile olsun, hitabına layık görmüyor.
            “...Üç beş uydurma hadis ile sekiz on şe’ni masaldan başka sermayeyi marifet edinememiş ümmi vaizler kürsilere tasarruf edilenden beri milleti merhume dini umacı hey’etinde, hazreti peygamberi’de – haşa- yeniçeri ağası fıtratında tahayyül ( hayal etmeye) etmeğe başladı! İslam’ın o pak,o nezih, o İlahi siması bir çoğumuzun hayalinden silinip gitti.”
           “Nebi’ye atfile binlerce herze uydurduk!
              O hali bulduki cür’et:”yecuzu fi’t–ter gibi..”
             Karar’ı erzeli fetva kesildi!.. Hem ne garip,
              Hadisi vazediyorken sevab uman bile var!
              Cihanı titretiyorken nida-yı Men Kezebe...
             İşitmiyor mu, nedir bir bakın şu biedebe:
              Lisan-ı Pak-ı Nebi’den yalanlar uyduruyor;
             Sıkılmadan da “sevab işledim” deyip duruyor!”

            Bütün bunlar ve “Müslümanların kayıp gittiği uçurumlar hep tefrika (ikilik) yüzünden açılmış o tefrikayı ise bütün azgınlıklar, Evamiri İlahiyyeye alakasızlıklar meydana getirmiştir.”
            “Eğer aklımızı başımıza almazsak, eğer kitabımıza dört elle sarılmazsak; eğer aramızdaki nifaklara, şikaklara son vermezsek; eğer Müslümanlıkta tembelliğin, meskenetin (beceriksizlik) haram olduğunu anlamak istemezsek; eğer bu dini mü’binin cehil ile payidar olmayacağına kalbimizin bütün samimiyetiyle iman etmeksek; eğer bütün kuvvetimizle düşmanlarımızdan daha kuvvetli olmaya çalışmazsak; eğer memleketimize Batı’nın rezaleti yerine fennini, sanatını sokmazsak ne olacağız bilir misiniz? Allah korusun milletlerin maskarası, Müslüman’lığın yüz karası!”
            Hz.Ali (r.a.) “Hakkı hakikatı bir takım adamlarla kaim bilme. Evvela hakkın ne olduğunu öğren ki ehlini de tanıyabilesin” buyuruyor. Biz Müslümanlar hak ile batılı birbirinden ayırmak için söyleyene değil, söylenene baktığımız, şahsı değil, sözü tattığımız devirlerde cihanın en yüksek milletiymişiz. Sonraları ortaya sürülen fikirlerdeki istikamete, yahut sakamete (yanlışlığa) kendi mücahedemizle, kendi ictihadımızla, hükmedebilmeyi uzun bir iş görmüşüz de onun için bütün kanaatlerimiz, bütün hareketlerimiz mukallitlikten (taklitçilikten) ibaret kalmış... Kimi yoklasanız; mutlak ehli hak tanıdığı mahdud (basit) iki adamın fikrine mümaşaat eder (ayak uydurur) bulursunuz... TAKLİDİN bu derecesi size demin (yukarıdan beri) söylediğimiz( çok kötü) vaziyetin devamına en büyük bir sebep oluyor ki, biz bu sebebi kaldıramazsak kıyamete kadar yüzyüze gelip de milletin memleketin hayrı için hasbihal (gönüllülük) edemeyeceğiz!..” Hep cehaletimiz yüzünden, şimdiye kadar birbirimizi anlamadık, hala da anlamıyoruz. İşte bu hal, şu menhus (uğursuz) felaketi başımıza getirdi... Şikayet etsek cevap hazır: Namazımı kılıyorum, istiğfar (tövbe) bol bol. Zekat onu da işte hiyle-i şer’iye ile filan yoluna koyduk Hacca daha gidemedim, fakat hizmetçiyi bedel gönderdim. Gitti geldi, Allah kabul etsin. Evin kapısını geçende en koyu yeşile boyattım. Vaktim oldukça Müslümanların haline acıyorum. İşte bizim sofular böyle söylüyor. Ey Müslüman! Artık Allah için olsun uyanınız, duracak zaman değil...”

            İşte bu espri ile cari olaylar içinde -aktüel ve ulaşılması en kolay- ışık tutucumuz bize elbetteki İstiklal şairimiz Mehmet Akif merhum gözüküyor.

            Ama hazreti Mevlana’yı da farklı bir espri içinde görmemiz için illa ki  bir zaruret mi var? O ise aslında, net bir şekilde, belki de Şeb-i  Arus vesilesiyle kendine ihanet edenlerden duyduğu ızdırabı dile getiriyor. O’nun olarak yagın şu enfes dörtlüğünü size sayın  Bülent Ecevit ‘in kelimeleriyle sunacağım. Diyor ki sayın Ecevitin ifade tarzı içinde Hz. Mevlana:
            “Canım tende oldukça Kur’an’ın kölesiyim,
              O seçkin Muhammed’in  yolunda ölesiyim.
              Her kim, bu sözden başka bir söz söylerse benden,
              Hem ondan üzülürüm, hem o sözü diyenden(**)

Yorum
Yazar Afra açık 2010-12-21 19:53:52
Selami amca elinize, yüreğinize sağlık.Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 31-12-2014 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
109150980 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net