24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow AKILLA KADER EKSENİNDE...
AKILLA KADER EKSENİNDE... PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 56
KötüÇok iyi 
Yazar Halit Özdüzen*   
07-05-2009
                                 AKILLA KADER EKSENİNDEKİ
                                                İNSAN
                                                                                         Halit Özdüzen*
                                                                                       Araştırmacı-Yazar
        İslam düşünce tarihi boyunca, Kader, Ruh, Nefis, Akıl(cüzi irade) ve Levh-i Mahfuz kavramları, birçok düşünürün kafa patlatarak, üzerinde çalıştığı  önemli konular olmuş; binlerce cilt kitap yazılıp, yorumlar yapılarak, çeşitli ekol  ve “ İtikat Mezhepleri” oluşturulmuştur!      
          Yükümlülüklerden kaçmak isteyen aklı yönlendiren nefse , bazen bilinçli-bilinçsiz şöyle sorular takılmaktadır: “Bizim kaderimiz önceden belirlenmiş olarak, Levh-i Mahfuz’da yazılı olduğuna göre, öyleyse biz  senaryoya sadık aktör veya  yazılımı  uygulayan robotlar mıyız; verilen rolü veya yüklenen programı her halükârda yapmak zorundaysak, neden fiillerimizden sorumluyuz ? Madem “Alın Yazımız” böyle,  o kötü eylemleri yerine getirmemiz mukadderse, Kıyamette neyle suçlanacağız? Cehennemliksem niye boşuna  çabalayayım! Cennete gideceğim yazılıysa, niçin endişe taşıyacağım? Bazılarına sağlanan  imtiyaz ve üstünlük  nedir? Külli iradenin yazgısı karşısında, cüz-i irade sahibi aklın, nasıl bir fonksiyonu bulunmaktadır ? 
        Levh: Arapça kelime olarak, üzerine yazı yazılan  levha demektir. Levh-i Mahfuz, hıfzedilip korunan yazılı levhaları anlamınadır. Hikmet açısından : Evrendeki Ruh, Melek,Cin, hasılı bütün canlı-cansız, ulvi-sufli nesne, varlık ve insanların, yaratılış öncesi evrelerinden  başlayarak sonlarına kadar, bütün safhalarının yazıldığı İlahi Ana Kitap(kaynak)tır. “Toprağın karanlıklarındaki bir dane, yaş-kuru her şey apaçık bir kitabın içindedir.” (En’am 6/59)  Yaş-kuru, Arapça deyim olarak, “her şeyi” kapsamaktadır.
       İlk algılamada, bu kadar ayrıntılı ve geniş kapsamlı kitabın mahiyeti ile, bulunduğu mekânın büyüklüğünü kavramada akıl zorlanmaktadır! Kitaplar topluluğunun nur bir mekânda, nurdan levhalar üzerine, yine nurdan bir kalemle yazıldığı - arif zatlardan- gelen rivayetler arasındadır! (Günümüzdeki dijital teknolojisindeki gelişmeler göz önüne alındığında, levhaları anlamak biraz daha kolaylaşmaktadır.)  Kur’an-ı Kerim, o makamdan inzal olmuştur. İnkârcılar Resulullah Efendimize yönelttikleri iftirayla, “Okudukları kendi uydurmasıdır!” dediklerinde, Allah, “İş onların iddialarının aksinedir! O, Yüce bir Kur’an’dır.  Korunmuş bir Levhada/ Levh-i Mahfûz’dadır.(Bürûc 85/21,22) ayetlerini indirerek  onları yalanlamıştır!
     
         Kur’an-ı Kerim’de o makam için, Kitab-ı Hafiz(Korunan Kitap), Kitab-ı Malum( Bilinen Kitap), Ümm‘ül Kitap(Kitapların Anası) ve Kitab-ı Meknun
(Saklı/Gizli Kitap) deyimleri de kullanılmıştır. Levh-i Mahfuz, sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Rebb’ül Alemin’in yapacaklarının planı olduğu gibi,  âlemlere deklare ettiği bir nevi de “İlahi Anayasa” konumundadır!  Yüce Rabbimiz,  o kitapta yazılı olanlara harfiyen uymayı kendisine şiar edinmiştir; zalimlerin rızkını göndermesi ve suçluları   en kötü filleri karşısında bile hemen cezalandırmamasının hikmeti bundandır !...
       Allah’u Teala, Ana Kitapta insan için bazıları kesin, bazıları da yaşam iradesine bağlı olarak, genel ve özel yazgılar belirlemiştir. (Bkz. Kur’an, Ra’d 13/22) Bunlardan kesin olanlarına alın yazısı denilmektedir ki,bunlar asla değiş-memektedir! Allah bizim için hiçbir kötülüğü takdir etmemiş, fakat dünyevi zorunluluklar gereği, kötülüklerin kaynağı Nefs-i Emmareyi yüklemiştir; onunla mücadele ederek kontrol altına alanları, temiz akıl (Akl-ı selim)  sahibi olarak nitelemektedir. (Bkz. Bakara 2/197) Doğru ve yanlışı ayırma yeteneğini yüklediği akıl sahibi İnsanı, son nefesine kadar özgür bırakıp, daha sonra da yargılayacağını bildirmektedir.(Bkz. Ra’d 13/21)
       İnsan, aklının yanında sezgi, duygu ve nefsani arzularıyla yaşayan varlıktır. Eşref-i Mahlukat ( şerefli varlık ) olmanın en önemli özelliği, Allah’u Teala’nın yazdığı nurani akla  erişip, nefsani arzulara gem vurmaktan geçmektedir. Bellek, şuur, hafıza ve zekâ olarak tanımlanan akıl, geniş anlamıyla, “Bilip, tanıma, araştırma ve yargılamaya yarayan yetidir.” Beynin  fonksiyonu  olarak akıl, doğuştan itibaren  oluşmaya başlayıp, gençlik yıllarında şekillenip olgunluğa erişip , 30’ lu yaşlara kadar gelişme göstermekteyse de  ondan sonra yavaşlamakta; orta yaş döneminin sonunda -hücre ölümlerine bağlı olarak- durgunluk ve gerileme başlamaktadır. Zihinsel gelişmeleri, kişinin karakterini belirlediği gibi, karakteri de bir bakıma kaderini belirlemektedir. Aklın gelişimi için, sağlıklı beyine ihtiyacı olduğundan, çocuğun ana rahminden itibaren,  toksinlerden uzak gıdalara ihtiyacı olduğu gibi, yetişme döneminde de nefsani toksinden arınmış, fikri gıdalara ihtiyacı bulunmaktadır…
     Akil-Baliğ (olgunluk)’den itibaren her insana boş bir defter( Amel Defteri) verilmekte; iyi veya kötü fiilleri bu deftere yazılmaktadır! ( Bkz. En’am 6 /61-62) Cenab-ı Hak bilgi anlamında, doğumdan vefata kadar hangi eylemleri yapacağımızı “Alim” sıfatıyla bilmektedir; bu  gerçek İlah olmasının gereğidir. Fakat hiç kimsenin insanlık vasfını kaybederek, Nefsi Emmaresinin kölesi olarak insan-ı hayvana dönüşmesini arzu etmemektedir. (Bkz. A’raf 7/17) Aksi takdirde, yeryüzüne kitap, peygamber ve veliler göndererek, insanlara rehberler kılmazdı! Buna bağlı olarak Rahman, Rahim ve   Adil-i mutlak olan Rabb, kulunun kötülükler yaparak, cehenneme gitmesini de arzu etmemektedir. (Bkz. Nisa 4/110)  Bununla  beraber zaruret sonucu, Cehennem, insan ve cinlere takdir edilmiştir. Bir başka ifadeyle, insan, kendi ayaklarıyla Cennet ya da Cehenneme  yönelmektedir. Cehennem, yeryüzünde nefis kirinden temizlenerek, ıslah olamayan Müslümanlar için rehabilitasyon merkezi olurken, inançsız ve zalimler için    tecrit edilmiş mekan olarak, zindan veya varlığın “çöplük alanı” olarak nitelenebilir!  Yargıya gelince: Rebbü’l Aleminin, mazlumların huzurunda zalimlerden haklarını alarak, onlara teslim etmesi ve herkesin hakkına razı olması sonucunda, İlahi Adaletin en küçük bir kuşkuya mahal kalmadan tescilidir. (Bkz. Nisa 4/168) 

      KADER     
      Kader, Hadis kaynaklarında Cibril Hadisinde geçen “İmanın altı hükmünden biri olarak, İslami literatüre girmiş bulunan inanç ilkesi olup,  inanmak zorun-ludur. Şartlar Arapça orijiniyle,  “Amentü billahi ve Melaketihi ve Kütübihi ve Resulıhi ve Yövmil ahiri ve Kaderi”dir. ( Allah’ın Birliğine, Meleklere, Kitap-lara, Resullere, Ahirete ve Kadere imandır.) Bundan sonraki  kısmı şerh ve yorum alanına girmektedir. Müslümanlar arasında ilk beş ilkede görüş birliği sağlandığı halde, kader’in yorumunda İslam Tarihinin ilk yüzyılın sonlarından itibaren  ihtilaflar bulunduğundan, çeşitli itikat mezhepleri oluşturulmuştur.
    Allah Kadir-i Mutlak olarak, varlıktaki bütün güç kuvvet ve iktidarı elinde bulundurmaktadır; Kadir, “ KDR” kökünden gelmektedir. Aynı kök, Rebbü’l Alemin’in el- Kadir isminin de mazharıdır. Kudret, takdir ve muktedir gibi türevleri Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarıyla, tercihini belirlemek için kullanılmış olup,  Kur’an’da on yedi ayette geçmektedir. Varlıkta başka bir yaratıcı olmayıp, her şeyi yaratıcısı olarak, ne varsa onu ve fiillerini de yaratan Allah’tır. “Allahu Hâliki külli şeyin “Allah her şeyin yaratıcısıdır.” (Zümer 39/62) Hâlik olarak, insanın bütün fiillerini yaratmakta olup; yukarıda da değinildiği gibi o’na, kötülüğe yönlendiren nefsi, iyiliğe yönelten ruhu, doğru-yanlışı fark eden akıl ve şuuru, eylemleri için ise hür iradeyi vermiştir. İyi ve kötüyü takdir etmiş,  içlerinden birini tercih edip seçerek, uygulamamıza izin vermiştir. Yüce Allah yeryüzünde, insana sunduğu seçeneklerden en iyisini tercih etmesini istemektedir; gönderdiği peygamberler, kitaplar ve nebiler vasıtasıyla, iyiyi tercihinde mükâfat, kötüyü tercihinde ise ceza alacağını bildirmiştir. Yanlış tercihi, kendi bünyesine zararlı olduğu gibi, sonuçlarıyla topluma, diğer varlıklara ve doğaya da zarar verdiğinden, sorumluluğu bundandır!...
      Dini ve akli sorumluluk taşıyan insanın yaşamının her safhasında, çoktan seçimle yaratılmış seçenekler bulunmaktadır, kişi hür iradesiyle bunlardan birini tercih ederek uygulamaktadır. Böylece karşılaştığı her olayda, akli ve bedeni imkânlarıyla oluşturabileceği birkaç eylemden, birini tercih etmektedir. Bazen de istisnai olarak, önüne tek seçenek de çıkabilmektedir; bu konum, yaşam safhasında Rabbin özel sınavı olarak, genellikle kişinin hayatının da dönüm noktasını oluşturabilmektedir! O durumda da fiildeki niyet ve işleme şekli önemlidir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır. “ Ameller(fiiller) niyete göredir”
    
     Yeryüzüne göndermeden önce, İnsandan “Şeytanın ve nefsinin arkasından gitmeyeceğine dair” Rabbimiz bütün insanlardan söz almıştır. (Elestü biatı , Bkz. A/raf 7/172)  Fakat binlerce zulmani perde arkasındaki bu aleme gelen insan, Rabbine verdiği sözü unutmuştur. Kitap ve peygamberler gönderil-mesinin en önemli amaçlarından biri, o sözleşmeyi hatırlatmak içindir!...
      
      Yüce Allah, yarattığı her insana  ana rahminde  kendi ruhundan  ileterek, yeryüzüne Halife olarak gönderirken, ona hiç bir varlığa vermediği üstün erkler vermiştir; diğer varlıklara göre bu kadar yetkiler verilince, sorumluluk da yüklemiştir. Çünkü lutfedilen her yetkinin bir sorumluluğu bulunmaktadır; sorumluluk, akil baliğ ve idrakle başlamaktadır. İnsana anne ve babasını seçme imkânı verilmemiş, ancak arkadaşını seçme özgürlüğü verilmiştir. İyi ya da kötü arkadaş-eş seçiminden, yetiştirdiği çocuklarının eğitiminden, yönettiklerinden, kendini, ikinci şahısları, toplumu ve çevreyi ilgilendiren tercihlerinden, hasılı kullandığı tüm yetkilerden Allah ve yarattıklarına karşı sorumludur.
       İlk bakışta Peygamberlere ve onların yakın çevresinde bulunan insanlara ve daha sonra gelen velilere imtiyaz tanıdığı zannedilmektedir; ancak bu insanların yaşam hikâyesi yakından incelendiğinde, ne çileler çekip, hangi imbiklerden geçtikten sonra, o sıfatlara liyakat sağladıkları görülecektir. Çok aykırı bir çevrede doğduğu halde, hidayete eren tarihte birçok insan görüldüğü gibi, Peygamberlerin evlerinde yaşadığı, hatta onların kanını taşıdığı halde, hür iradesiyle batılı, hakka tercih etmiş -maalesef- sayısız insanlar bulunmaktadır. Hz. Adem’in oğlu Kabil , Hz. Lut’un eşi ve Hz Nuh’un oğlu     somut örnekler-den  birkaçı olarak gösterilebilir. Tersi olarak, hakkı batıla tercih edenlere de putperest Azer’in oğlu Hz. İbrahim, Firavunun hanımı, Hz. Ömer ve binlerce değerli Sahabe örnek gösterilebilir.
      İyi ya da kötü fiili seçimde Allah’u Teala’nın veya görevli meleklerin herhangi bir zorlaması yoktur. Ancak düzgün veya bozuk bir çevre, aklı kullanmada etkili olmaktadır. Bundan dolayı fertle beraber toplumun düzel-tilmesi de önemlidir. Bunda: Elinde imkânlar bulunan Müslüman zenginler, ebeveynler, eğitimciler, sosyal bilimciler, kamu görevlileri ve siyasal erk sa-hiplerinin sorumlulukları bulunmaktadır. Bu nedenle adil yönetici, “Fırat kenarında bir kurt kapsa bir koyunu, gelir de adli ilahi, Ömer’den sorar onu” demiştir!..
     Mümin, Rabbinin kendine tevdi ettiği maddi ve manevi zenginlik ve  varlıklardan bir bölümünü çeşitli nedenlerle kendisine ulaşmamış olanlarla paylaşmak konumundadır. Bu husus İnsan ve Müslüman olmanın şartı olduğu gibi, Rebbü’l Âlemine şükrün de gereğidir.
  
         ALIN YAZISI VE KAZA          
      Çoğu zaman Alın Yazısı, kaza ve kaderle karıştırılmaktadır. Alın Yazısı, kişinin tercihi ve sorumluluğu bulunmayan konumlardır. Bunlar: Doğum yeri ve yılı (ay, gün, saat, dakika), milliyet, cinsiyet anne ve babasının kimliği, öleceği yer, ölüm tarihi ve anı v.b. tamamen Allah’ın takdirindedir.
       Kaza ise, bireyin yaşamında oluşan bazen mani olunamayan olgulardır. Toplum ve sosyo-ekonomik çevre çeşitli tehlikelerle doludur. Allah Kur’an’da “Elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” buyurmaktadır. Sosyal tehlikelerin yanında zelzele, hortum, fırtına, yıldırım, heyelan gibi doğal felaketleri yaratan Allah’tır. Ancak bunlara karşı bilim ve aklın önerdiği tedbirler bulunmakta olup, aslında bunların yaratıcısı da Allah’tır, “Tedbir kuldan, takdir Allah’tandır.” Gerekli tedbirleri uygulamayan birey ve gereken düzenlemeleri yapmayan yöneticilerin cezai ve mahşeri sorumluluğu bulunmaktadır. Örnek olarak, aracında hayati tedbirleri almadan yola çıkan ve yolda ağır kusur işleyen sürücü, eliyle kendini ve başkalarını tehlikeye atmaktadır ki, bu cinayete teşebbüs olup kazayla ilgisi yoktur. Fakat olaylarda alınan tedbirlere rağmen, ilahi hikmet gereği bir fiil gerçekleşirse, o kazadır. Kazalarda bireylerin sorumluluğu, kusurları oranındadır; ortada kusur yoksa sorumluluk da oluşmamaktadır. Zel-zele ve heyelan bölgesini iskâna açıp, orada depreme dayanıklı evler yapılmasını sağlamayan yöneticiler de, insanların katlinden sorumludur.
                                         ****
      Sonuç olarak, yaratma konusunda her şeyin takdiri Allah’a aittir;  iyiyi de kötüyü de yaratan O’dur. Yaratılan fillerden birini tercih edip, uygulamak insanın kendi iradesindedir. Bazı insanlar sorumluluktan kurtulmak için, kendi suçlarını hep birilerine yüklemeyi yeğlemiş, bulamayınca da suçlu olarak kaderi göstermiştir! Ne hikmettense,  iyi işlerde kader devre dışı bırakılıp “ben yaptım, ben başardım“ denilip, nefse övgüler yağdırılırken; kötü fiillerin sorumluluğu, sürekli  kadere  yüklenmiştir!
   
      Altı çizilerek, belirtmek gerekirse  hayrı ve şerri yaratan Allah’tır; hayır fiili Allah’tan, şer ise nefislerimizdendir; “Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır. Kötülüklerden de sana ne gelirse o da kendi nefsindendir.” (Nisa 4/79 )
 
       Somut anlatım bakımından Kadere şöyle örnek verilmektedir: “Çok katlı devasa  bir gökdelenin, her katında iyi ve kötü işleri yapan insanların  bölüm ve reyonları bulunduğunu; bizim de binanın asansöründe olduğumuzu düşünelim. İstediğimiz katta inme ve istediğimiz kata çıkma özgürlüğümüz elimizde ve irademizdedir.”  Çeşitli amaçlarla kötüler ve kötülükler katlarında inip, oralarda eğlendiğimiz taktirde, acaba suçlu biz mi, yoksa kader mi olmaktadır?  Nefsini ıslah etmek isteyenler iyilerin,  başını boş bırakanlar da kötülükler katında ineceğini söylemek için, ermiş olmak ya da  gaybi bilmeye ihtiyaç  yoktur!… Buna rağmen nefis: ”O kata çıkmaya niyetim olmadığı halde, iradem dışında beni bazı şeyler zorlayarak, istemediğim yere yönlendirdi” diyerek, mazeret üretmeye çalıştığı da görülmektedir! Bazen sınav,  bazen de zayıf irade sonucu nefisten gelen dürtülerle -bilhassa yetişme döneminde -böyle olgularla karşılaşa- bilmektedir. O zaman yapılması gereken, bir an önce o ortamdan ve ortama sürükleyen faktörlerden uzaklaşarak, tövbe etmek ve Rabbimizden doğru yola yöneltmesini istemektir. Rabbü’l Âlemin kendisine uzanan hiçbir eli geri çevirmeyeceğine ve günahları affedeceğine dair söz vermiştir…
 
       Tarihte Hz. Yusuf (A.S.) örneğinde olduğu gibi, ilerde çok büyük mükâfat ve göreve hazırlananların, iradeleri dışında, geçici olarak hak etmedikleri yerde bulunarak, çileler çektikleri de görülmüştür. O zor imtihandan geçiş için  aklı kullanma  yanında, sabretmek ve Cenabı Allah’ın mağfiretine sığınmaktan başka yapılacak bir şey yoktur. Böyle bir sınavı yaşayanların akıbetleri, sabır sonucu maddi ve manevi aydınlık olmuştur!
        Rabbim bizleri Hakkı hak olarak bilerek ona uyan, batılı batıl olarak bilip, ondan uzaklaşan akıl, şuur ve irade sahiplerinin mertebesine yükseltsin. O ye-gane kuvvet, kudret ve eşsiz merhamet sahibidir.

Yorum
Haşiye...
Yazar admin açık 2009-05-07 09:15:43
Bu konuda bir başka yazı: 
 
KADER 
M. Selami ÇEKMEGİL 
 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=381&Itemid=52 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 15-05-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554652 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net